Kendimi tekrar etme pahasına yazmaya ve uyarmaya devam edeceğim. Çünkü geri dönülemez bir noktaya çok yaklaştık.

Nedir bu? Türkiye’nin dört bir tarafının farklı düzlemlerde değişik mekanizmalarla kuşatılması.

 

Yurtta ve dünyada barış ilkesi 20 Nisan 1931’den beri Türk Devleti’nin vazgeçilmez politikası olarak 87 yıldır süregelmektedir. Ne var ki, ülke içinde Türk’lüğe, Cumhuriyet’e karşı olanların çıkardıkları kargaşa, terör ve isyan hareketleri ve de emperyalist devletlerin bitip tükenmeyen sömürü arzuları karşısında bu ilkeyi savunmamız pek kolay olmamıştır.

Türkiye PKK terör örgütüyle müzakere sürecini çok ağır bedeller ödeyerek geride bıraktı diyeceğim ama son haftalarda yeniden çözüm-müzakere süreci arayışlarının arttığına tanık oluyoruz.

2008’lerde başlayan açılım politikaları 2013 başında çözüm sürecine dönüştü ve PKK terör örgütüyle müzakereler başladı. O dönemde terör örgütünün ne kadar barışçı olduğu masalı anlatıldı, terörist başına methiyeler düzülerek Türkiye’ye ve hatta bölgeye barışı huzuru getirecek kişi olarak pazarlandı. Sonuç Temmuz 2015’te başlayan terör sarmalında binlerce şehit ve yaralı.

Ülkemiz büyük bir milli birlik krizi yaşıyor. Bu kriz Türk milletini ayrıştırmak, düşman  kamplara ayırmak için uygulanan iktidar politikaları sonunda bugün gelmiş olduğumuz hassas toplumsal gerilimden kaynaklanmaktadır.

Türkiye'nin çevresindeki kriz noktalarında gelişmeler görüntüde Türkiye lehineymiş algısı verse de biraz dikkatli bakıldığında Türkiye'nin nihai hedefini bilmediği senaryolara sürüklendiği görülmektedir. Gelin çevremizde şöyle bir tur atalım.

El Kaide'nin 11 Eylül saldırıları terörle mücadele algısını değiştirdi. ABD ve Batı terörle mücadeleyi en önemli dış politika manivelası haline getirdi. Terör örgütleri de yeni bir terör doktriniyle saldırılarını küresel boyuta taşıdırlar.

Türkiye'nin içinde ve çevresinde olup bitenlere bakıldığında tam bir kuşatılmış ülke resmi görülüyor. İçeride devletin kurumlarının tüm yetkileri tek bir kişiye bağlandı, karar mekanizmaları, süreçleri Türk devletinin yönetim mekanizmasından kaldırıldı, kurumlar dışlandı.

08 Ekim 1997 tarihinde DHKP-C terör örgütü ile birlikte PKK terör örgütünü “Belirlenmiş Yabancı Terör Örgütleri Listesine”[1] alan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), bu tarihten yaklaşık 21 yıl sonra, 06 Kasım 2018’de, terör örgütü PKK’nın üç elebaşısı; Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın yer tespitini mümkün kılacak bilgiler karşılığında para ödülü verileceğini açıkladı.[2]

2016 yılı Kasım ayında Trump’ın yeni ABD Başkanı seçildiğinde AKP yönetimi ve onlara bağlı gazeteciler ile uzmanlarda müthiş bir sevinç yaşanmıştı.

Türkiye kendisine katma değer yaratmayan aksine enerjisinin boşa harcanmasına neden olan, ana tehdit ve sorunlara odaklanmasını engelleyen, kendi kontrolünde olmayan gündemle meşgul ediliyor.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 14-12-2018

Türkiye’yi Yönetenler Bunlara Niye Sessiz?

Kendimi tekrar etme pahasına yazmaya ve uyarmaya devam edeceğim. Çünkü geri dönülemez bir noktaya çok yaklaştık. Nedir bu? Türkiye’nin dört bir tarafının farklı düzlemlerde değişik mekanizmalarla kuşatılması. ...