Öncelikle Türkiye ekonomisinde herkesin kabul edeceği bazı tespitleri net bir şekilde ortaya koymak gerekmektedir. Türkiye ekonomisinin makro ekonomik göstergeleri 2014 yılından beri istikrarsız bir seyir gösterdiği herkes tarafından kabul edilmektedir.

Ekonomik büyüme tahminlerinin gerçek verilere dayanması, koşullara göre revize edilmesi, ne içeriye, ne de dışarıya asla gerçek dışı bilgi verilmemesi önemli. Bu bağlamda, elimdeki son rakamların ışığında kısa bir değerlendirme yapmak isterim.

2020 yılına Covid-19 salgını tüm dünyayı etkiledi. Sağlık krizi şeklinde başlayan etkilenme süreci dönüşerek insanlık ve ekonomik kriz olma yoluna girdi.

Gelişmiş ekonomiler kriz öncesindeki temel stratejilerinden tamamen çark etti.  Aslında daha önceki krizlerde de kısmen bu tip örnekleri mevcuttu. Ancak yaşadığımız “sağlık krizi”nin boyutu yani ortaya çıkardığı “talep ve arz şokları” ve yakın zamanda özellikle gelişmiş olmayan ülkelerde yaşanması muhtemel  “finansal şoklar” ile birlikte, 2020 yılında küresel ekonominin işleyişinde pek çok şeyi değiştirecek gibi görünmektedir.

Bilimsel bulgulara göre Sanayi Devrimi sonrasında insanlık tarafından kurulan yeni düzen, küresel iklimi önceki dönemlerde eşine rastlanmadığı kadar radikal bir biçimde değiştirdi. Karbon ve metan dahil olmak üzere atmosferdeki sera gazları geçtiğimiz iki yüzyıl içerisinde son 800.000 yılın en yüksek seviyelerine geldi.

Ekonomik Beklentiler Tüm Dünyada Çöktü. Bu Yüzyılın En Büyük Krizine Doğru İlerliyoruz.

Aşağıdaki tablo "Dünya Bankası"nın Kalkınma Göstergelerinden hesaplanan verilere dayalı olarak, en son 2003 yılı milli gelir rakamları esas alınarak 2007 yılında yayınlanmış bir çalışmadan alınmıştır...

* Yıl 2002 Türkiye'nin toplam servetinin % 40'ı nüfusun % 1'ine ait iken, bu oranı 2018'de % 60'a çıkarmış, ancak 2019'da servetlerin değer kayıpları ile paylarının %54'e ďüşmesini ihmal etsek bile, artık zenginler daha zengin olmuş, daha fakir olanlar da derdine yansın demişiz.

Dış borçlar; ülkeleri, siyasi ve ekonomik olarak çok derinden etkileyen en önemli değişkenlerinden biridir. Yeterli sermaye birikimi ve yüksek tasarruf oranına sahip olmayan ülkelerin, istisnalar hariç olmak üzere dış borç alması, neredeyse kader gibidir...

Son günlerde Kanal İstanbul projesi yine gündeme gelmesi, tartışmaları da beraberinde getirdi. Bizde bu tartışmaya ekonomik boyutunu değerlendirerek katılalım istedik.

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Aziz Ergen   - 11-07-2020

Avrupa Birliği Ortaklık mı, Tehdit mi ?

Mustafa Kemal Atatürk, özdeğerlerden ödün vermeden kalkınıp güçlenmek ve ileri bir uygarlık düzeyine ulaşmak ile “ Avrupa’yı taklit etmek “ , “Avrupalılaşmak “ ya da “ Avrupalı olmak “ gibi teslimiyetçi davranışlar arasına, net ve ayırıcı bir çizgi çizmiştir. ...