< İşlevsel Araştırma Merkezleri

Bilindiği gibi G-20[1] toplantıları dünyanın GSYİH ları itibarı ile en büyük ülkelerinin her yıl bir araya gelip, diz dize, biz bize küresel sorunları değerlendirdiği, çözüm önerileri geliştirme çabası içinde girdiği (veya öyle göründüğü) platformlar.

Mike Pompeo’nun 17 Kasım’da İstanbul’a gelerek yaptığı Patrikhane ziyareti Türkiye açışından resmi mahiyetli bir ziyaret değildi. Bilinen Helen kaynaklarında da ziyaret ile ilgili olarak resmi bir yüklem yok sadece haber olarak verildi.

Geçtiğimiz hafta içinde başta AB ve ABD olmak üzere uluslararası toplumdaki çekincelere rağmen, savaştan zarar gören milyonlarca Suriyeli sığınmacının ülkeye geri dönüşünü kolaylaştırmak üzere, 11–12 Kasım 2020 tarihlerinde Şam'daki Emevi Konferanslar Sarayı'nda, 27 ülkenin katılımı ile Rusya destekli iki günlük  “Mültecilerin Geri Dönüşü Uluslararası Konferansı” yapıldı.[1]

1800 yıllarda dünyada kişi başı 40.000 m3 civarında olan su miktarının 1990’lı yıllardan itibaren 6840 m3’e düştüğünü ve de 2025 yılında da 4692 m3’e düşeceğini biliyor musunuz?

Bu ülkede Sevgililer Günü, Dünya Kadınlar Günü, Dünya Hemşireler Günü, Kardeşlik Haftası, Yazarlar Günü, Avukatlar Günü, Gazeteciler Günü, Dans Festivali, Film Festivalleri, Enginar Festivali, Kiraz Festivali, Portakal Çiçeği Festivali vb. gibi birçok etkinlik coşku ile kutlanırken 22 MART SU GÜNÜ pek hatırlanmaz. Sebebi nedir?

Yüz milyonlarca yıldır insan, hayvan ve bitkilerin yaşama kaynağı olan suya ihanet eden mahlûkatın her şeyde olduğu gibi insan olması, insanın kendi sonunu hazırlama yolunda hızlı ve kararlı adımlar attığını göstermektedir. Su konusunda yakınlarınızdaki insanlar ne bilmektedir? Ülke yönetiminde bulunanların bu konudaki bilgileri nedir? Daha ilerisi, dünyada söz sahibi olan ülkelerin ileri gelenleri suyun bir müddet sonra dünyanın en önemli meselesi haline geleceğini bildikleri halde eğer bazı tedbirler almışlarsa niçin gündeme getirmemektedirler? Su konusunu kiminle görüşseniz size, suyun insanlık için bir nimet ve hak olduğu, medeniyetlerin gelişmesinde önemli rol oynadığı gibi içi boş ifadelerle fikirlerini beyan ederler. Hatta daha ileri gidip su sıkıntısı çeken insanlara yardım etmenin bir insanlık borcu olduğunu dile getirirler. Ama gelin görün ki, BM’in 2017 yılında hazırlamış olduğu raporda, dünya genelinde 2,1 milyar kişinin temiz suya ulaşamadığı ve 4,5 milyar kişinin ise sıhhi temizlik hizmetlerine erişim imkânı olmadığını, ayrıca WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından açıklanan Yaşayan Gezegen Endeksi’ne göre, 1970 yılından bu yana tatlı su kaynaklarına bağlı yaşayan canlı türlerinin %37’sinin yok olduğunun bilinmemesi mümkün müdür? Dünyayı rahatsız eden, insanları fakirleştiren her konuda olduğu gibi su meselesi de, her ne hikmetse insanların görüş alanlarının dışında tutulmaktadır. Su ve savaş kelimeleri yan yana geldiğinde vakit çok geç olacaktır. Günümüzde dünyada yıllık su tüketimi kişi başına 800 m3 olup, toplam tüketilen su miktarı 5.000 milyar metreküptür. Bu rakam 2050 yılında 9 milyarı geçecek dünya nüfusu için 7.000 milyar metreküpü geçecektir.

Su hakkında bazı teknik bilgiler vererek hikâyesini anlatmaya çalışalım. Yerkürenin 3/4’ünün kaplayan su dünyada nasıl oluşmuştur? Bilim insanları, dünyadaki suların iki şekilde meydana geldiğini ileri sürmektedir. 

1.Yanardağlardan fışkıran gazlarla birlikte su buharının çıkması sonrası, önce bulutlar meydan geldi, sonra da yağmurlar yağdı. 3-3,5 milyar yıl önce dünya volkanik patlamaların yoğun olduğu bir ortama sahipti. Magmatik, volkanik kayaçlar dünyayı kaplıyor, kayalar yavaş yavaş katılaşıyor ve yeryüzünde de bazı oluşumlar şekilleniyordu. Yukarı çıkan gazlar soğumaya başlıyor ve yeryüzündeki kayalarla temas ettiklerinde su damlacıkları meydana geliyordu.

2.Buzullardan ibaret kuyruklu yıldızların ve donmuş asteroitlerin dünyaya çarpması neticesinde, içlerinde bulunan sular açığa çıktı ve dünya sularla örtüldü.

Yüzyıllardır dünyada kullanılan ve akan milyonlarca metreküp su miktarında çok önemli değişiklikler meydana gelmemiştir. Ancak zaman içinde insanoğlunun tabiata verdiği zararlar neticesinde kuraklıklar olmuş ve halen de kuraklık belirli bölgelerde devam etmektedir. Dünya üzerindeki suların buharlaşması neticesinde bulutlar meydana gelir, yağış olur ve sular toprağa düşer göl, nehir, yeraltına, deniz ve okyanuslara ulaşır. Bu döngü böylece devam eder.

 

      (Şekil-1)  

Dünya’nın yüzölçümü 510 milyon km2’dir. Bunun 361 milyon km2’sini (%70,8) sular, 149 milyon km2’sini de (%29,2) karalar teşkil etmektedir. Mevcut suların %97,5’i deniz ve okyanuslarda bulunan tuzlu sular, %2,5 ise kullanılabilir olan tatlı sulardır. Dünyadaki toplam su miktarının yaklaşık 1,4 milyar km3 olduğu kabul edilirse, bu suyun 1,3 milyar km3’ü tuzlu su (%97,5), 35 milyon km3’ü ise (%2,5) tatlı sudur. Dünya yüzeyine düşen yıllık ortalama yağış miktarı 120.000 km3civarındadır. Bu su miktarının da yaklaşık 43.000 km3’ü nehirler vasıtası ile deniz, okyanus ve göllere ulaşmaktadır. Kullanılabilen su miktarı ise ancak 9.000 km3’tür. Görüldüğü gibi dünya tatlı su kaynakları oldukça sınırlıdır. Dünyada kullanılabilir tatlı su varlığının % 36’sı Asya, % 25’i Güney Amerika, % 15’i Kuzey Amerika, % 11’i Afrika, % 8’i Avrupa ve % 5’i Okyanusya kıtalarında bulunmaktadır. Brezilya 8 trilyon 233 m3, Rusya 4 trilyon 507 m3, ABD 3 trilyon m3, Çin 2 trilyon 830 m3, Peru ve Hindistan 2 trilyon m3, Venezuela 1 trilyon m3, İngiltere 147 milyar m3, Almanya 154 milyar m3,  İspanya 112 milyar m3, Türkiye 214 milyar m3 tatlı su potansiyeline sahip ülkelerdir. Tatlı su kaynakları bakımından Türkiye 180 ülke arasında 42. sırada yer almaktadır. Şekil-2’de ülkelerin su kaynakları gösterilmektedir./Kaynak/Journal. İst/2018)