Türkün Öksüz Yurdu Kerkük

Yazan  11 Ocak 2024

Duhan Alptürk İNCE

Geçtiğimiz aylarda sosyal medyaya bizim için yeni olmayan, uzun zamandır konuşulan ancak her seferinde bizi endişeye sevk eden bir haber düştü. Habere göre Türk yurdu Kerkük, Irak Hükümeti tarafından Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimine bağlanacak ve kontrol tamamen Mesut Barzani’ye bırakılacak şekilde düzenlenecekmiş. Bu durumun yaratacağı toplumsal felaketin ve insani zararın boyutunu bir kenara bırakırsak, olası bir bağlanmanın Türk dünyası ve Türklük üzerindeki yıkıcı etkisi hiçte hafife alınacak gibi değildir.

Bu haber her daim yalnız kalan Kerkük Türkleri tarafından kararlı bir duruş ile engellendi ve bu bağlanma planı gerçekleşmedi. Ne yazık ki başsız kalan Türk dünyasının kanayan yarası olan Kerkük gene dünya kamuoyunda sahipsiz kalmıştır. Ne yazık ki hem ülkemizde hem dünyada akan Türk kanı olunca, herkes sessiz kalmıştır.

Tüm bunların gölgesinde Kerkük için heyecanlı günler yaşanıyor. 18 yıl aradan sonra ilk defa bölgede bir seçim heyecanı yaşanıyor. Verilere göre seçime katılım yüzde 41 seviyesinde ve şu anki sonuçlara göre Türkmen cephesi 16 sandalyeli mecliste 2 sandalyeyi garantiledi.

Ne yazık ki onlarca yıldır sahipsiz kalan bölgede Türklere karşı yaşanan etnik temizlik sonucunda bölgede söz hakkı farklı grupların eline geçmektedir. Türkmen cephesi uzun yıllardır bölgede Türk varlığının devam etmesi için canla başla çalışmaktadır. Türklük davası için mukaddes bir değer olan Kerkük, hiçbir zaman yalnız kalmayacaktır. Bize atamızdan yadigâr olan Kerkük davası her zaman bizim için şahsi bir mesele olacaktır.

Konuya kısaca girersek, Kerkük tarihi…

Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden olan ve insanlığın ilk çağlarından beri birçok medeniyete ev sahipliği yapan Kerkük, Asur hükümdarı Sartnabal tarafından milattan önce 800’lü yıllarda Medyalılara karşı korunmak amacıyla inşa edilen bir kale şehridir. Daha sonralarda şehir Perslerin ve Büyük İskender’in kontrolüne girmiştir. Hristiyanlığın yayılmasının ardından şehir Hristiyanlar için önemli bir merkez haline gelmiştir. Bu dönemlerde şehir eski isimlerinden “al Kahr” ismi ile anılmış ve kayıtlara böyle geçmiştir. Bugünkü ismi Şerefüddin Ali Yezdî’nin Timur Tarihi’nde geçmekte ve günümüze kadar kullanılmıştır.

Kerkük şehri İslam Devleti’nin fetihlerine kadar Sasanilerin egemenliğinde kaldı ve Hz. Ömer döneminde Kerkük bölgesi İyâz b. Ganm komutasındaki Müslümanlar tarafından fethedildi. Daha sonralarda Emeviler ve Abbasiler döneminde bölgeye önemli sayıda Türk yerleşti ve bölge Türkleşmeye başladı. İslam Devleti döneminde bölgeye yerleştirilen Türkler o dönem bölgenin dışarıdan gelen tehlikelere karşı koruma görevini üstlenmiş ve bir nevi sınır koruma birliği olarak görev almıştır. Bölgede Türk nüfusu hızlı şekilde artmış ve zamanla Türkler; Basra, Vasit, Bağdat, Samarra, Tıkrit, Musul, Telefer, Erbil, Kerkük, Halep, Bendencin (Mendeli) ve Diyala bölgelerine yerleşmiştir. Sonralarda artan Türk nüfusu ve zayıflayan İslam Devlet’i hakimiyeti ile bölge istikrarsız kalmış ve 12.yy’da bölgede Oğuz Türkleri tarafından beylikler kurulmuştur. Bunlar içinde en uzun süre hakimiyet kuranı Kıpçak Türkleri olmuştur. 13. Yy’da bölge Moğol istilasına uğramış ve yeni bir Müslüman grup şehre yerleşmiştir. İlerleyen dönemde bölgedeki Türkler, Hristiyan ve Müslüman topluluklarla kaynaşmıştır. Bölgede oluşan Türk-Müslüman ve Türk-Hristiyan gruplar günümüze kadar varlığını korumayı başarmıştır. 14. yy’da Bağdat bölgesi Timur’un istilasına uğramış ve iki defa tamamen yağmalanmıştır. Bu yağma sırasında halkın büyük bir kısmı öldürülmüş ve şehir önemli ölçüde yıkılmıştır. Aynı dönemde Timur’un gazabından çevre şehirlerde nasibini aldı ve büyük bir yıkıma uğradı. Bunun sonucunda Kerkük bölge için önemli bir şehir haline geldi ve popüler bir merkez halini aldı. 15. yy’da Kerkük, Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf tarafından İskender Mirza’nın hakimiyetine bırakıldı. Bu dönemde Kara Yusuf, Akkoyunlulara karşı giriştiği mücadelede Kerkük Türklerinden önemli bir destek gördü ve bu destek sonucunda Kerkük Türkleri Irak’ın kuzey bölgesinde önemli bir hakimiyet kazandı. Ancak ilerleyen dönemlerde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın, Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ı mağlup etmesi ile bölge Akkoyunlu kontrolüne geçti. Daha sonra Şah İsmail’in Bağdat’ı fethetmesi ile Akkoyunlular bölgeden çekildi ve Kerkük Safevilerin hakimiyetine girdi. 1508 yılında Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’i mağlup etmesi ile Kerkük yeniden Türk Devleti’nin hakimiyetine girdi. Uzun yıllar boyunca iki devletin çekişmesine tanık olan ve sıklıkla el değiştiren şehir daha sonralarda Osmanlı Devleti’nin onuncu padişahı olan Yavuz Sultan Selim’in oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın Irak seferi ile 1534 yılında tam olarak Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Bu yıldan sonra uzun yıllar Türk hakimiyetinde kalan şehir 17. yy’da Osmanlı Devlet’nin güç kaybetmesi ile tekrardan Safevi hakimiyetine girmiş ve 17. Osmanlı padişahı ve Bağdat Fatihi olarak anılan IV. Murat (dördüncü Murat) döneminde Bağdat Seferi ile tekrardan Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Dünya için kırılma noktası olan Birinci Dünya Savaşı’nın 1914 yılında başlaması ile bölgede hareketlilik artmış ve 1918 yılında İngilizlerin Kerkük bölgesine girmesiyle çatışmalar şiddetlenmiş ve İngilizlerin geri püskürtülmesi ile sonuçlanmıştır. Ancak savaşın sonucunda Osmanlı büyük bir mağlubiyet yaşamış ve bölge hakimiyeti kaybedilmiştir. Kurtuluş Savaşı öncesinde büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından bölgenin önemi ve Türklüğü bilindiği için Mısak-ı Milli sınırları içerisine alınan Kerkük ve Musul bölgeleri ne yazık ki dönemin imkansız şartları sebebiyle sınırlarımız dışında kalmış ve Lozan görüşmeleri ile de çözülememiştir. 1926 yılında ise Türkiye, Irak ve İngiltere’nin taraf olduğu Ankara Antlaşması ile ne yazık ki yüzyıllardır Türk yurdu olan Kerkük, Irak Devleti’ne devredildi.  

Kerkük tarihi boyunca Türkler bölgede uzun yıllar yaşamıştır. Birçok devlet döneminde bölgedeki varlığını sürdüren Türkler, bölgede yaşamış ve farklı dönemlerde farklı görevlerde yer almıştır. Özellikle birçok devlet döneminde sınırların korunması için Türkler kullanılmış ve birçok savaşta en önde yer almışlardır. Zaten tarihte sıkça karşılaştığımız bir durum bu biz Türkler tarih boyunca savaşçılığımız ile öne çıkmış ve her zaman askeri üstünlüğümüz ile birçok milletin dikkatini çekmişizdir. Bu bölgede de üstlendiğimiz koruma görevi sebebiyle Kerkük topraklarına yüzyıllardır kanımızı akıtmış ve canımız pahasına bu toprakları koruyarak yurt yapmışızdır. Daha sonralarda bu bölgede uzun yıllar yaşamış ve bölgenin ve bölge halkının güvenliği için can vermişizdir. Bölgenin iskan ve imar işleri ile de uğraşan Türkler için Kerkük ve Musul her zaman bir Türk yurdu olmuştur. Çokça bilinen ama son yıllarda hızlıca unutulan bir sözü bu konuda hatırlatmayı doğru buluyorum; Cumhuriyet şairlerinden olan Mithat Cemal Kuntay’ın On Beş Yılı Karşılarken adlı şiirinde geçtiği gibi, “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Türkler için Kerkük ve Musul bölgesi her zaman bu önemde ve hassasiyette olmuş ve Türklerin kanı ile vatan yaptığı topraklara hasreti yüz yıldır dinmemiştir.

Bölgede hep olan ve hep olacak olan Türkler…

Kerkük yüzyıllar boyunca Türklerin yaşadığı ve Türkler tarafından var edilmiş bir şehir olmuştur. Ancak bölge 19. yy.’da petrolün keşfi ile emperyalist ülkelerin dikkatini çekmiş ve sahip olduğu zengin petrol yatakları yüzünden her zaman gündemlerinde olmuştur. Bölge üzerindeki planlar asla bitmemiş ve uzun yıllar kanlı hesaplaşmalara sahne olmuştur. Yüzyıl önce başlayan kanlı hesaplaşmalar halen devam etmekte, bölgede huzursuzluk ve kan hiç eksik olmamaktadır. Günümüzde bölge ile ilgili değişik spekülasyonlar yapılmakta ve hayali rakamlarla bölgenin Türk nüfusunun yanında başka milletlerin ismi anılmaktadır. Yıllardır süregelen asimilasyon, göçe zorlama ve baskı politikaları bölge Türklerden arındırılmaya çalışılmaktadır. Avrupa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi küresel güçler tarafından bölgenin bir Türk bölgesi olmadığı daha kozmopolit bir yapı olduğu söylemi popüler hale getirilmiştir. Bölgeye yerleştirilen Kürt ve Arap nüfusları ile bölgenin demografik yapısı bozularak, yüzyıllardır Türk yurdu olan Kerkük, Kürt Bölgesel Yönetimi’ne devredilmek istenmektedir.

Tarihi kayıtlara göre bölge nüfusu…

Kısaca geçmişe bakarsak bölge Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) kayıtlara yani 111 Numaralı Kerkük Livâsı Mufassal Tahrir Defterine göre Kerkük nüfusu tamamına yakını Türk olarak geçmektedir. Defterde bölgede yaşayan Arap nüfusun göçebe olduğu kaydedilmiş ve yerleşik nüfus olarak sadece Türkler belirtilmiştir.

Tahrir defteri Osmanlı döneminde, maliyenin vergi toplanması için bölgelerde yaşayan halkların kaydını tutan, vergiye esas olan insan ve mal varlığını tespit etmek için yapılan sayımların kaydedildiği defterlerin adıdır. Peki bu defterler neden önemli bir kaynaktır çünkü Osmanlı Devleti’nin hiçbir döneminde imparatorluk içerisinde yaşayan milletlere veya hüküm sürdüğü bölgelere karşı bir iç huzursuzluk kaygısı ve beklentisi olmamıştır. Bu sebeple Osmanlı Devleti hiçbir zaman imparatorluk bünyesinde ırklara dayalı bir kayıt veya çalışma yapmamıştır. Bu defterlerde bu sebeple sadece maliyenin vergi toplaması amacıyla tutulmuş ve ırksal bir kayıt olarak hazırlanmamıştır. Ancak bölgede yaşayan milletler ve isimler hakkında bilgi içermektedir. Osmanlı Devleti’nin bu politikası ile ne kadar yanlış bir yol izlediğini günümüzde görmekte ve ne yazık ki etkilerini halen yaşamaktayız. Bu konuyu başka bir yazımızda inceleriz.

Bölge hakkında 19. yy’da hazırlanan ve Osmanlı-İran antlaşma şartlarının kontrolü için kurulan uluslararası bir heyetin raporunda ise bölge hakkında halkın tamamına yakınının Türkçe konuştuğu belirtilmiştir.  

Dönemimiz için en önemli kaynak olarak ise 19. yy’da Osmanlı’nın ekonomisini ele geçiren batılı güçler tarafından kurulan Duyun-u Umumiye kayıtlarına göre Fransız müfettiş Vital Cuinnet, bölgelerden vergi toplanması için bir rapor hazırlamış ve kurula sunmuştur. La Turquie d’Asie isimli raporunda müfettiş Kerkük bölgesi için nüfusu 30 bin civarında vermiş ve bu nüfusun yüzde 95’ini oluşturan 29 binlik kesimini Türklerin oluşturduğunu belirtmiştir. Bu rakamlar birçok batılı eserde yer almış ve teyit edilmiştir.

Bunun yanında döneminde; Osmanlı Devleti'nde resmî ve özel kurumlar tarafından bir sene boyunca gerçekleşen olayları topluca göstermek üzere hazırlanan yapıtlar olan Salnameleri incelediğimizde ise bu eserlerde bölge dili olarak ilk sıra Türkçeye verilmiştir. Bu durum bölgede yaşayan halkın büyük çoğunluğunun Türk olmasından ileri gelmektedir. Bu eserde de bölge nüfusu Fransız müfettişe benzer rakamlarda gösterilmiş ve bölge dilinin Türkçe olduğu vurgulanmıştır.   

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından önce yazılan 1910 tarihli Salname’de Kerkük nüfusu 60 bine yakın olarak belirtilmiş ve şehirde 3 bin civarında gayrimüslim olduğu gerisinin Türk olduğu yazılmıştır. Ayrıca bölgede bir hükümet konağı, bir telgrafhane, bir kale, 16 karakol, 34 cami, 5 kilise, 2 sinagog, 9 medrese, 18 han, 2 kapalıçarşı, 11 hamam, 1374 dükkan ve 5000’den fazla ev olduğu kayıtlarda yer almaktadır.

Ayrıca aynı dönemlerde bölgeye geziler yapan, dilbilimci olan ancak İngiliz istihbaratı için casusuluk faaliyetlerinde yer alan Ely Bannister Soane’nın bölge hakkındaki raporunda bölge Türklerin yaşadığı ve Türkçe konuşulduğu bir bölge olarak geçmektedir. İlginçtir ki Soane birçok eserinde Türkler hakkında olumsuz yargılarda bulunmuş ve hayatı boyunca Osmanlıya karşı casusluk faaliyetlerde bulunmuştur. Birçok eserinde Türkler ve İstanbul hakkında olumsuz yargılarda bulunmuş ve aşağılayıcı bir dil kullanmıştır. Bu denli Türk düşmanı bir casusun bile kayıtlarında bölge Türklerin yaşadığı bir bölge olarak geçmektedir.

Türk milleti; Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yaşadığı büyük mağlubiyet sonrasında büyük bir işgale uğramıştır. Topraklarında büyük zülüm gören ve işgale uğrayan Türkler bu zor yılları türlü acılar içinde geçirmiştir. Bağımsızlığına düşkün olan Türkler; ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde büyük bir kurtuluş mücadelesi vermiş ve yeni bir ülke kurmuştur. Bu zorlu günler devam ederken kurucu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk 1 Mayıs 1920 tarihinde mecliste tarihe geçen bir konuşma yapmıştır. Paşa bu konuşmasında “Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-ı millîmiz İskenderun cenubundan geçer, Şark’a doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi ve Kerkük’ü ihtiva eder. İşte hudud-ı millîmiz budur dedik” diyerek Kerkük konusunun milletimiz için ne denli hayati bir konu olduğunu belirtmiştir. Bu bölgeler savaşın bittiği dönemde imzalanan Mondros ateşkes antlaşması döneminde Türklerin elinde bulunan ve son Osmanlı Meclis-i Mebusan kararlarında Mısak-ı Milli sınırlarımız içerisinde sayılan bölgelerdir.

Bu bölgelerin kaderinin tayin edildiği görüşmelerde bile İngiltere’nin hazırladığı haritalarda bu bölgeler yani Kerkük, Musul, Erbil ve Telafer Türk nüfusu olarak gösterilmiştir. Ancak bölge Osmanlı’nın yıkılmasının ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisine alınamamasının ardından İngilizlerin yoğun şekilde baskı politikasına maruz kalmıştır. İngiliz mandası bölgede 1932 yılına kadar kalmış daha sonralarda ise kurulan Irak Krallığı’nda kukla krallar ile bölgeyi yönetmiştir. Irak ancak 1958 yılında General Abdülkerim Kasım tarafından gerçekleştirilen devrimden sonra cumhuriyeti kurarak bir devlet haline gelmiştir. Ancak uzun yıllar batılı güçlerin baskısı ve etkisi devam etmiş ve nihayetinde 2003 yılında ABD işgali ile karşı karşıya kalmıştır. Bölge halen iç çekişmelerle ve çatışmalarla uğraşmakta ve siyasi istikrar sağlanamamaktadır. İngilizler hakimiyet kurdukları dönemlerde bölgedeki Türklere yoğun baskı yaparak göçe zorlarken, bölge dışında bulunan ve Irak’ın güneydoğusunda yaşayan Kürtleri bölgeye göç ettirmiştir. Yapılan bu yoğun göç hareketlerine ve baskı politikalarına rağmen Iraklı Albay Taha El Haşimi tarafından yazılan ve döneminde kurulan liselerde " Liseler İçin Irak Coğrafyası” adlı eserde bile bölge halkının büyük çoğunluğunun Türklerden oluştuğu vurgulanmaktadır. Ayrıca bölgede hüküm süren İngiliz komiserinin bölge halkı ile ilgili yayınladığı emirlerde dağıttığı broşürlerde Türkçe kullanması da bölgedeki Türk kimliği için önemli bir kanıttır. Bir diğer önemli belge ve bölgedeki Türkler için önemli bir dayanak belgesi olan “Mahallî Lisanlar Yasası’dır.” Bu yasa ile bölgede yaşayan Türklerin yaşadıkları bölgelerde eğitim faaliyetlerinin Türkçe gerçekleştirilmesi ve buralarda mahkemelerin Türkçe görülmesi karara bağlanmıştır. Ayrıca Irak Devleti, Birleşmiş Milletlere (BM) üye olduktan sonra 30 Mayıs 1932’de Irak Hükümeti tarafından hazırlanan ve BM’ye gönderilen deklarasyon metninde Kerkük vilayetinin Türk, Arap ve Kürtlerden oluştuğu ancak hâkim nüfusun Türk olduğu belirtilmiştir.

Irak Devleti ve Kerkük Türklerinin karanlık günleri…

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile sınırlarımız dışında kalan Irak hem İngiliz mandası döneminde hem de bağımsız Irak Devleti döneminde birçok nüfus sayımı gerçekleştirmiştir. Yapılan bu sayımlar etnik kimlikler belirtilmeden farklı zamanlarda yapılmıştır. Irak genelinde 1927, 1934, 1947, 1957, 1965, 1977, 1987 ve 1997 yıllarında sekiz farklı nüfus sayımı gerçekleştirmiştir. Ancak bu nüfus sayımlarının sonuçları ve demografik dağılımları gizli tutulmuştur. Yapılan bu sayımlar her dönemde bölgede siyasi amaçlarla kullanılmış ve bilinen Türk nüfusu devamlı azaltılmaya çalışılmıştır.

Irak’ta Baas Rejimi’nin 1963 yılında ve 1968 yılında başa geçmesine kadar geçen sürede Kerkük şehrinin yüzde 95 gibi bir yoğunluğunun Türk olduğu bilinmektedir. Bölge ilk başlarda planlı şekilde yerleşen Kürtler ile bir göç hareketine tanık olmuştur. Daha sonraki dönemlerde Baas Rejimi bölgenin demografik dağılımını değiştirmeye çalışmış ve bölgeyi Araplaştırma politikası ile şekillendirmek istemiştir. Bu politikaya uygun olarak 1970’li yıllara geldiğimizde Baas Rejimi, Filistin ve Kudüs’te yaşayan 50 bin Arap aileyi Kerkük nüfusuna kaydetmiş ve bölgede yaşatmaya başlamıştır. Daha sonralarda Kerkük’ün Araplaştırılması politikası için ismi değiştirilmiş ve yüzyıllardır var olan Türk adı Kerkük, “Al Tamim” olarak değiştirilmiştir. Sadece isim değişikliği ile yetinmeyen rejim ayrıca Kerkük’ün idari alanını küçültmüş ve bu sayede nüfus yoğunluğunu değiştirmeye çalışmıştır. 1980’li yıllara geldiğimizde bölgedeki Türk nüfus yoğunluğu yüzde 95’lerden yüzde 80 seviyelerine kadar düşmüştür. İlerleyen dönemlerde Irak Devrim Konseyi kararı ile bölgedeki Türkmenlerin güneye zorunlu göçe tabi tutulması ve boşalan bölgelere güneydeki Arapların yerleştirilmesi kararı alınmıştır.

1980 yılında Saddam Hüseyin’in başa gelmesi ile Araplaştırma politikası hızlanmış ve yoğun zorunlu göçler yaşanmıştır. O dönem için denebilecek en doğru söz; Saddam Hüseyin Kerkük’ün bir Arap, Kürtler de bir Kürt şehri olduğunu iddia ediyorlardı. Aslında bu şehir ne Arap ne de bir Kürt şehridir. O şüphe götürmez bir Türkmen şehridir ve öyle kalacaktır.

Kerkük için sonun başlangıcı ABD işgali…

Kerkük için en önemli değişim ise 2003 yılında başlayan ABD işgali oldu. İşgalin ardından Kürt peşmergeleri şehre girmiş ve yaşanan bu olay ile Kerkük için zor günler başlamıştır. Kürt peşmergeleri şehre girdikleri gibi nüfus ve tapu dairelerini yağmalamış ve Türklerin kayıtlarını silerek şehirde yaşanacak katliamların yolunu açmışlardır. Bunu yaparak şehirden Türk izini tamamen silmeye çalışmışlardır. Kerkük’te bulunan Osmanlı kışlaları, Irak ordusuna ait askeri binalar ve Türk eserleri, peşmergeler tarafından işgal edilmiş ve Kürdistan bayrakları bu şehirdeki her Türk yapısına asılarak adeta bir misilleme yapılmıştır. Yapılan bu göç hareketleri ile bölgeye gelen Kürtler bölge halkı olduklarını ve Kerküklü olduklarını iddia etmişlerdir. Göçler öyle yoğun yaşanmıştır ki 2003 yılında 900 bin civarında olan Kerkük nüfusu 2006 yılında 1 milyon 500 bin seviyesine çıkmıştır.

Ne yazık ki bütün dünyanın gözleri önünde üstelik Türkiye’nin yanı başında peşmergeler yüzyıllardır Türk yurdu olan Kerkük’ü resmen işgal etmiş, yağmalamış, orada yaşayan Türklere büyük zulümler ederek katliama maruz bırakmış ve bölgenin nüfusunu değiştirerek demografisini bozmuştur. Ülkemiz bu olanlara sessiz kalmış ve orada yaşayan ırkdaşlarımızı kendi kaderlerine terk etmişlerdir.

Yaşanan bu olaylar sonucunda ABD işgalinde hazırlanan geçici idari yasa ile bölge için yeni bir dönem başlamıştır. Yasanın 58. maddesinde Kerkük’ten zorla çıkartılan halkın yerlerine geri döndürülmesi ve taşınmaz mallarının iade edilerek gerekli tazminat taleplerinin yerine getirilmesi kararı alınmıştır. Daha sonra kurulan yeni Irak Hükümeti’nin hazırladığı tasarı ile ise 2007 yılında bir referandum öngörülmüştür. Referandumda oy hakkı olan Kürtlerin, referandumda güçlü olması için bölgede Araplara ve Türklere karşı bir zulüm politikası işletilmiş ve göçe zorlanmıştır. Resmi kayıtlara göre Saddam Hüseyin döneminde Kerkük bölgesinden zorla göç etmek zorunda kalan Kürt nüfusu 20 bin civarındadır. Ancak yeni kurulan Irak Hükümeti döneminde ise bölgeye dönen nüfus 500 bin üzerinde olmuştur. Bu sayede aslında o bölgede yaşayamayan Kürtler bölgeye taşınmış ve nüfusun demografik dağılımı kökten etkilenmiştir. Ayrıca yok edilen nüfus ve tapu kayıtları sebebiyle bölgede yaşayan Türklerin nüfusu komik rakamlarla ifade edilmektedir. Bu sayede Türklerin bölgedeki varlığı hakkında spekülasyonlar yaratılmış ve tartışmaya açılmıştır. Bölgede Türk varlığının aslında azınlık olduğunu ve hakim nüfusun Kürtlerden oluştuğunu uluslararası kamuoyunda reklam etmektedirler. Bu sayede o bölgede kurulan uydu Kürt Devleti’ne Kerkük ve Musul gibi Türkmen şehirlerini katarak, bölgenin zenginliklerinin sömürülmesi istenmektedir.

Kerkük bölgesi yüzyıllardır Türkün kanıyla sulanmış ve atalarımız tarafından yurt yapılmış topraklardır. Bölge sahip olduğu zengin doğal kaynaklar sebebiyle birçok batılı gücün hedefi haline getirilerek, kullanışlı şekilde dizayn edilmek istenmektedir. Bu durum hem orada yaşayan ırkdaşlarımızı tehlikeye sokmakta ve onların zulüm içinde yaşamalarına sebep olmaktadır. Bize yüzyıllardır yurt olan Kerkük ve Kerkük’te yaşayan Türkler sahipsiz ve yalnız bırakılmamalı ve korunmalıdır. Ülkemiz hem bölgesel güç olma yolunda hem de kendi milli çıkarlarını korumak adına bölgede söz sahibi olmalı ve bölgeyi kendi milletimizi koruyarak şekillendirmelidir.

Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi “Musul ve Kerkük bizim için petrol değil memleket meselesidir, buralar Türk’tür ve bu hakikat değişmezdir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Ergun Mengi   - 07-04-2024

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Anatomisi

2. Mahmut, Balkan isyanları, Rus baskısı ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla uğraşırken yeniçeriler, her fırsatta ayaklanmaktaydı. 15-18 Kasım 1808’de Babıali’yi basan yeniçerilerle mücadele eden Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa mahzendeki barutları ateşleyerek içeri giren 600 yeniçeriyle beraber kendini h...

Error: No articles to display