İran-İngiltere ilişkilerini ve bu ilişkilerin sonucunda ülkede baş vermiş olan izmihlal ve inhilali düzgün derk etmek için bu raporun giriş bölümündeki bilgilerin bilinmesi şarttır, çünkü 1921’e kadarki İran hakkında gerçek bir tasavvurumuz olmaz ise bu ilişkinin derinliğini, mahiyetini anlamamız mümkün değildir. İngiltere Krallığı, Kıta Avrupa’sının kuzeybatısında esasen Anglosakson ağırlıklı bir ada topluluğu olarak, 12 Temmuz 927’de yedi krallıktan oluşmuş bir devlettir. Galler, Kuzey İrlanda ve 1 Mayıs 1707 tarihinde İskoçya ile birleşerek Büyük Britanya Krallığı'nı oluşturmuştur.

2011 yılında “Yasemin Devrimi” olarak başlayan ve “Arap Baharı" adını alan bu süreç Suriye’de devam eden iç savaş sebebi ile günümüzde de halen ciddi bir sorun olarak devam etmektedir.

Bir Kuşak Bir Yol Girişiminin bir kuşak ayağı, “Çin’den Avrupa’ya uzanan tarihi İpek Yolunun yeniden canlandırılması” iken, projenin bir diğer yol ayağı ise Çin’den başlayarak Süveyş Kanalı ve Akdeniz'i Geçerek Yunanistan'da Pire Limanına ulaşan deniz yolunu içeren bir ticaret rotasını kurmayı hedeflemektedir. 

Tarım gıda üretiminde, doğal kaynaklarımızı muhafaza, geliştirme ve etkili kullanmada; istihdam yaratma ve ihracat gelirlerini artırmada potansiyeli olan önemli sektörlerimizdendir. İnsanımızın refah seviyesini yükseltmede ve Ülkemizi gelişmiş
milletler ailesinin saygın bir üyesi yapmada önemli bir araçtır.

Çin’de başlayan salgın kısa zamanda bütün dünyaya yayılarak küresel hâle geldi. Salgının yayılmasıyla küresel çapta ülkeler tecrit tedbirleri aldılar. Sosyal alanda uygulanan tecrit siyasetinin uluslararası alana da sirayet ettiği söylenebilir. Bu anlamda uluslararası ticaretin daralması, ülke ekonomilerinin durgunlaşması ve ülkelerin kendi kaynaklarına yönelmesi gibi olgulara tanıklık ettik. Bu olgular, küreselleşme ve ulus devlet tartışmalarında yeni bir canlanmaya sebep oldu. Bu yazıda, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu yaygınlaşan küreselleşme söylemine Çin tarafından yaklaşımlar incelenecektir.

Yeryüzünün en güçlü, en korkunç canlı türleri insandan önce var olmuştu ya da insan var olduktan sonra yaşamdan silinmişti. Bilimsel araştırmalar, en erken ön – insan kabul edilen Human Erectus’un geçerli tahminlere göre günümüzden 1 Milyon 890 Bin yıl önce yaşamaya başladığını söylemektedir. Human Erectus fosillerine Afrika, Endonezya ve Çin’de rastlanmıştır. Buna karşın dinozorların ilk kez yaşadığımız zamandan 220 – 230 Milyon yıl kadar önce görüldükleri varsayılıyor ve yaklaşık günümüzden 66 milyon 38 bin yıl önce dinozor neslinin tükendiği kabul ediliyor. Yani dinozorlar insanoğlundan çok önce gezegenimizde hüküm sürmüştü. Devasa bir başka tür olarak mamutların varlığıysa uzun süre insanoğluyla hem zamanlı olarak yaşamalarına karşın bugünün tarihinden 5 bin 600 yıl kadar önce son bulmuştu.

2016’daki referandumda Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması istikametinde karar çıkması ve Trump’ın ABD başkanlığına seçilmesi; küreselleşmenin iki ana ideolojik eksenini hayata geçiren Thatcher ile Reagan’ın ve sonrasının politikalarına İngiliz ve Amerikan halklarının verdiği tepki olarak okunabilir. Bir anlamda neoliberalizmküreselleşme ikilisi ortaya çıktığı ülkelerde ideolojik-politik anlamda çökmüştür. Bu iki gelişmeyi neoliberalizme dayanan uluslararası sistemin “popülistler tarafından tacizi” olarak okuyanlar da vardır.

Bütün bu süreçler, iki kutuplu dünya düzeninin çökmesinden sonra oluşan tek kutuplu dünya düzeninden, tekrar iki kutuplu bir dünya sistemine dönüşle paralel olarak gelişmekteydi. SSCB’nin çökmesi ve parçalanmasından sonra tek kutup haline gelen ABD’ye karşı, küreselleşmeye tek parti yönetimindeki devlet kapitalizmi ile cevap veren Çin, büyük bir hızla ikinci bir kutup olarak küresel sistemde yükselmekteydi. Korona salgını ile birlikte Çin’in küresel sistem içindeki ikinci kutup olduğu hususu tescil olmuştur.

Türkiye 2011 yılı sonrasında çok kısa bir süre içerisinde ülkemizin demografik yapısını değiştirecek bazı kentlerimiz ve ilçelerimizde Türkleri azınlığa düşürecek büyüklükte bir göç yaşayarak dünyanın en fazla sığınmacı barındıran ülkesi haline gelmiştir. Orta Doğu ve Asya’nın değişik ülkelerinden gelen yabancı sayısı 7 Milyona yaklaşmış, Türkiye nüfusunun %8.5’ini oluşturmuştur. Bu rakam 16 Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazladır. Türkiye, Roma İmparatorluğu gibi bir kavimler göçü ile karşı karşıyadır. Hiçbir ülke bu kadar kısa bir süre içerisinde gelen büyük bir nüfusu kontrol ve entegre edemez; olumsuz siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve jeopolitik sonuçlarını engelleyemez. Türkiye’ye yönelik gerçekleşen bir kavimler göçü, ülkemize yönelik sürdürülen bir stratejik göç mühendisliğidir. Diğer bir ifadeyle Suriyeliler ülkemize bombalandıkları için gelmiyorlar. Suriyeliler Türkiye’ye gelmeleri için bombalanıyorlar.

Gıda tedarik zinciri tarımsal girdiler, üreticiler, nakliye zincirleri, gıda işleyicileri, dağıtım sistemleri ile birlikte kompleks bir bütündür.

Ülkelerarası gıda ticaretinin yaygın oluşu; küresel ekonomik krizlerde düşen gelirler nedeniyle, insanların daha az harcama yaptıklarını, talebin azalmasıyla satışların buna bağlı olarak üretimin azaldığını göstermiştir. 

Son günlerde Kanal İstanbul Projesinin yine gündeme gelmesi, tartışmaları da beraberinde getirdi. Kanal İstanbul projesinin bu kadar tartışılmasının asıl sebebi, net bir şekilde neden gerekli olduğunun açıklanmasında zorlanılmasından kaynaklanmaktadır. Aslında projenin gerekliliği, gerekçeleri ile birlikte ortaya konmuş olsa tartışmalar biraz daha doğru bir şekilde gerçekleştirilecektir. 

Geçici korunan Suriyelilerin Türk ekonomisi üzerinde şuan hesaplanabilen ve hesaplanamayan tahmini parasal maliyetleri bulunmaktadır. Hesaplanabilen parasal maliyetler; Cumhurbaşkanının ve Sağlık Bakanının resmi açıklamaları, AB fonlarından gelen yardımlar, Birleşmiş milletler fonları, Dünya Sağlık Örgütü(WHO) fonları, Dünya Gıda Örgütü(FAO) fonlarından oluşmaktadır.