Yeni Yardım Koridoru, Yeni bir Umut mu?

Yazan  11 Mart 2024

Hava koridoru, tahıl koridoru ve nice “insani yardım koridoru” na şimdi bir başkası eklenmek üzere. ABD önderliğinde planlanan Gazze’ye insani yardım koridoru veya yüzer iskele. 7 Ekim’den sonra başlayan Israil Savunma Kuvvetleri(IDF) müdahalesi Gazze’de taş üstünde taş bırakmazken, rehineleri evlerine geri göndermemeye kararlı HAMAS yönetimi, kendi halkını gözünü kırpmadan açlık ve sefalete mahkûm ediyor. 

Netanyahu da Gazze’yi yerle bir etmekten geri adım atmıyor. Başta ABD olmak üzere, dünyanın belli başlı ülkelerinden gelen uyarılara kulak tıkıyor ve amacının Gazze’yi HAMAS’tan temizlemek olduğunu tekrarlıyor. Bu mümkün mü? Hayır. Ama denemenin maliyeti hem Gazze’nin masum sivillerine, hem de İsrail’e ağır. Bu arada orada burada ateş kes görüşmeleri yapılıyor. Başrolde Mısır ve Katar. Fayda etmiyor. Yardım konvoyları güvenlik endişesi ile ya durduruluyor veya uzun beklemelerle ihtiyaç sahiplerine gıda ve ilaç ulaştırabiliyor. Zaten ateş altında kalma riski, BM veya münferit ülke yardımlarının karadan Refah, Karni veya Karem Şalom kapılarından girmesine başlı başına engel. Gökyüzünden atılan yardım kolileri de ölümlere yol açmaya başlayınca işte şimdi yeni bir seçenek gündeme girdi. Denizden denetimli yardım nasıl yapılacak? İsrail’in geçmişte koyduğu abluka tamamen veya kısmen kalkacak mı?

Deniz Ablukası Sona Erdi mi?

Hatırlarsanız HAMAS’ın 2007 yılında Gazze’de iktidarı ele geçirmesiyle İsrail,  tüm mal, hizmet ve insan hareketlerini kapsayacak şekilde Gazze’ye deniz ablukası uygulamaya başlamıştı[1]. Üstelik bu uygulamayı Mısır da desteklemiş ve 2009 yılından itibaren yer altından Mısır-Gazze sınırı boyunca tünellerden yapılan kaçakçılığa karşı duvarlar örmüştü. Tabii bu destekli ablukanın asıl amacı, HAMAS’a yapılan silah ve mühimmat desteğinin engellenmesi ve kaçakçılığın sonlandırılmasıydı. Pek başarılı olduğu söylenemez ki HAMAS roket saldırıları sonraki yıllarda da devam etti. Ama insan hakları örgütleri, Gazze’nin bir açık hava hapishanesine döndüğünü iddia ederek İsrail’i kınamayı sürdürdü. Bunun üzerine İsrail 2009 Gazze savaşı sırasında BM ve çok sayıda gönüllü kuruluşun, Gazze’ye yardım aktarabilmek için yaptıkları çağrılara cevap olarak gerekli izinleri denetimli olarak vermeye başladı. Ancak HAMAS’ın yardım kolilerine el koyması sonucu, uygulama durduruldu. İsrail, San Remo protokolüne[2] imza koymuş bir ülke olarak, protokolün yüksek güvenlik riski halinde ülkesine verdiği yetkiyi kullandığını tekrarlayarak deniz ablukasından vazgeçmeyeceğini açıkladı.

Bundan sonra gelişen olaylarda sırasıyla deniz yolu ile İsrail deniz ablukasını yarmaya çalışan 3 ayrı Flotilla girişimi olduğu da hatırlanmalı. Bunlardan birinci olan 31 Mayıs 2010 Mavi Marmara olayı olup, yardımın Ashdod limanına boşaltılması ihtarına cevap verilmemesi üzerine ölümlere neden olmuş ve Türkiye-İsrail ilişkilerine onarılması zor zarar vermişti.

Aynı yılın Temmuz ve Kasım aylarında tekrarlanan ikinci ve üçüncü abluka yarma girişimleri İsrail tarafından durdurulmuştu. Daha sonra İsrail, Gazze ablukasını gevşetti ve yeni bir denetim sistemi uygulamaya başladı. 2011 ve 2013 arasında ise abluka hem denizde hem de Mısır-Gazze sınırında gevşetildi. Ancak 2023 bunun sonunu getirdi. Şimdi yeniden ve en sert biçimde uygulanan abluka ABD öncülüğündeki girişim ile nasıl gevşetilecek? San Remo Protokolünün Deniz Ablukası ile ilgili mevzuatı, her ne kadar 2010 Flotilla olayından sonra yeniden gözden geçirilmiş olsa bile hala savaş halinde İsrail’e Gazze’ye deniz yolu ile gelebilecek silah yardımını engellemek için abluka hakkını kullanma yetkisi veriyor. Bununla birlikte 2017 den itibaren ablukaya muhatap olan bölge halkının, açlıkla ölmesinin engellenmesi için protokolde önemli pencereler aralanmış durumda.

 Bölgedeki ABD Algısı ve Riskler

İşte geçtiğimiz hafta Perşembe günü Başkan Biden State of the Union konuşmasında Gazze’nin Akdeniz sahiline bir köprü oluşturarak gemilerden gıda, su ve ilaç yardımın yapılmasını öngördüğünü ve bunun için gerekli askeri hazırlıkların başladığını duyurdu. Nitekim 11 Mart’ta ABD askeri gemileri geçici bir iskele inşa etmek üzere taşıdıkları malzeme ile Gazze şeridine doğru yola çıktı. Şimdi ABD, İsrail’e vereceği güvence ile Gazze’ye yeni bir liman da inşa ederek, masum halkın açlıktan ölmesinin önüne geçecek yardım sevkiyatına hızla başlayacaksa bu ABD askerinin Orta Doğu’ya bir de Gazze’den girişi demek olacak. Şunu da kabul edelim ki istihkâm askerlerini ve mühendisleri korumak için de koruma güçlerine ihtiyaç var.  Özellikle İran, İran destekli HAMAS, Hizbullah ve civardaki benzer radikal grupların ABD askerleri için yaratacağı tehdit, bu yardım programının da işleyişine engel olursa, geriye ne gibi bir çözüm seçeneği kalır?

Aslında acaba bu iş bir BM projesi olarak ve yine BM kararı ile yapılsaydı daha iyi olmaz mıydı? Biden bu girişime, AB komisyonunun, BAE nin, Kıbrıs ve Birleşik Krallığın da destek vereceğini açıkladı. Ancak bu bir koordinasyon konusu. Umarım yapılabilir. Ayrıca bölgede öyle bir ABD algısı var ki, Biden ağzıyla kuş tutsa, bu Ramazan yapmaya çalıştığı iyiliğe rağmen ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranabilir. Muhammed’e ise zaten yaranması söz konusu değil. ABD İsrail’in hamisi; zor ve yalnız günlerinin, yıllarının vefakâr dostu. Giderek radikalleşen İsrail siyasetine pek söz geçiremediği anlaşılsa bile, zaten radikalleşen ABD,  önce kendi ulusal istikrarı, dünya ve Orta Doğu için bir sorun.

Pentagon’dan General Patrick Ryder, 8 Mart’ta yaptığı açıklamada[3], gönderilecek 1000 askerin inşaatı 2 ayda tamamlayacağını açıklamış[4]. Ancak yardım kolilerinin halka ulaştırılmasında ABD taraf olmayacak. Muhtemelen Katar, Mısır ve BAE askeri güçleri bölge aktörleri olarak hizmet görecek. İki bayram arasında yüzer iskele inşaatı bitecek ve Ramazan yardımı gecikmeli olarak Gazze şeridine ulaşacak.  İki uzun ay süresince “dayan Gazze’lim dayan, yardım gelecek” mi demek gerek?  

Ve Dışarıda Kalan Türkiye

Türkiye’nin konu ile ilgili durumuna gelince, Türkiye, vaktiyle Gazze’ye havaalanı, liman ve Erez’ de bir Nitelikli Sanayi Bölgesi(QIZ) kurup 5000 kişiye istihdam sağlanacağı sözü vermişti. Bu sözleri pek yerine getirmesi mümkün olamadı. Erez QIZ planını ise 2013 de Batı Şeria’da Cenin’e kaydırma ve orada doğrudan 5000, dolaylı olarak da 15.000 iş olanağı yaratmayı öngördü. Mutabakat Muhtırası aynı yıl imzalansa bile, hala bir gelişme olduğu söylenemez. Mavi Marmara ile ilişkileri ve tarafsız tutumunu bozan, ama hala yüksek perdeden konuşmayı sürdüren Türkiye’nin bu yeni insani yardım köprüsü projesinde yer almamasına ne diyeceğimi bilemiyorum. Herhalde kritik zamanlarda ve kritik işlerde Türkiye sadece İsrail için değil, ABD, şerikleri ve bazı bölge ülkeleri için de hala  “istenmeyen ülke” listesinde. Hani Orta Doğu’nun “Yumuşak Gücü” olmuştuk? Nereden nereye!

 

 

[1] Aslında İsrail’in Gazze’ye uyguladığı kısmi veya tam deniz ablukasının geçmişi 1991 yılına kadar uzanır.

[2] “San Remo Manual on International Law Applicable to Armed Conflicts at Sea”, 1992 de Kabul edilip, Haziran 1994 de uygulamaya girdi.

[3] US could take 2 months and 1,000 troops to construct floating pier to deliver aid to Gaza, Pentagon says(8 March 2024), bknz. Cnn business news

[4] “Joint Logistics Over the Shore” ekibinin raft biçimindeki iskeleyi inşa edeceği açıklandı.

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Sabahattin İsmail   - 14-05-2024

Kıbrıs Yeni Bir Müzakereye Zorlanıyor

Milli çıkarları savunurken 2 konu hata kaldırmaz:

Error: No articles to display