“Şu Yemen Elleri Ne de yamandır!”

Yazan  16 Ocak 2024

Yeni bir uluslararası koalisyon geçen hafta 11 Ocak Perşembe akşamı Yemen’deki Huti’lerin Kızıldeniz’de ticari gemilerinin seyrini engelleyen saldırılarına karşı ortak hava saldırıları düzenlendi.

ABD savaş uçağı, gemisi ve denizaltılarına İngiltere, Avustralya, Kanada Hollanda ve Bahreyn’de kendi güçleri ile destek verdi. ABD CENTCOM, saldırılarda 16 sı İran destekli 60 Huti askeri hedefin vurulduğunu ve bu hedefler arasında emir-komuta merkezlerinin, mühimmat depolarının, üretim merkezlerinin, füze bataryalarının ve radar sistemlerinin bulunduğunu açıkladı. Ama işte yeterince başarılı olamadıkları belli ki 15 Ocak’ta Huti’ler Kızıldeniz’de bir ABD gemisini daha vurdu.

Kızıldeniz trafiğinin aksaması birçok sektörde kısa dönemde arz zincirlerini etkiliyor. Uzun dönemde ise artan ulaştırma maliyetleri, dünyada yeni bir maliyet enflasyonu fırtınası estireceğe benzer. Hava ve denizden yapılan müdahalelerin Huti’leri durduramaması halinde bir kara harekât başlatılacağı ihtimali ortaya çıkınca aklıma tarihten arta kalan, ama sanki hakkıyla anılmayan Yemen kayıplarımız geldi.

Türkü ve Şiirlerde Kalan Yemen Acısı

Her gün Suriye ve Irak’tan sayıları azımsanmayacak şehit haberi geliyor. Evlat, eş veya kardeş acısı yüreklere saplanıyor. Bunlara yanarken, Sarıkamış şehitlerini de anıyor ve 90 bin askeri kıran koşulların tekrarlanmamasını diliyoruz. Ama Yemen acısı, sadece türkü ve şiirlerde kalmış. Şimdi Yemen ordusunun genelkurmay yerleşkesi olan Osmanlı artığı binaların yanında zaman zaman Huti’lerin saldırdığı bir Türk şehitliği olsa bile, aslında Yemen’in her karış toprağı Anadolu çocuklarına mezar olmuş. Özellikle Şehare (Saravat) dağlarının dik bayır Huş geçidinde şehit düşen yüzbinlerce Anadolu çocuğunun geride ne “bir çift kundurası ve fesi”, ne de onları hatırlayanı kalmış. Değerli bir incelemesine rastladığım Sayın Mustafa Atalar[1], yüzbinlerce canın özellikle 1915 ve sonrasında kimi zaman İngilizlerin desteklediği yerli aşiretlerin saldırılarında şehit düştüğünü not etmiş. Ama çoğunun doğal koşulların acımasızlığı ile Devlet- i Aliye’nin orduyu ihmalinin kurbanı olduğunu yazmış. Erata giyecek, yiyecek, hatta kızgın çölde veya sarp yamaçlarda ayaklarına geçirebilecekleri kundura bile verilememesinden dolayı telef olduğunu anlatmış[2]. Metinde yer alan bir manzum er mektubu bugün bile insanın burnunun direğini sızlatıyor.

“Demeyin ki, bana Devlet bakıyor! Başımı gün, ayağımı gön yakıyor!

Aç acına aşmadayız dağlardan. Otu toprağı yeriz bağlardan.

Yemen’in dağlığı, çoktur, uludur. Hele kumsalı, cehennem yoludur.

Ulu Mevla’m, attı bizi Yemen’e, Hasret kaldık güle, bülbül çimene

Dağlığında ne ağaç var, ne meşe; Tek varan yolcuya maymunlar üşe”.

Mısralarının yazarı isimsiz kahraman, mektubun ilerleyen satırlarında neden çöllerde ve yalçın kayalıklarda olduklarını da çaresizlik içinde sorgulamış.

“Yemen’in açıktır kanlı yarası; Sormak ister size, bizden burası

Bilmeyiz ki neden biz harp ederiz? Arap’ın derdi ne, biz ne diyoruz?

Sen atınca durakoysun mu sana? O da candır, atar elbette sana!

Damını yık, kuyusunu taş doldur. Gül gibi yavrusunu, yak soldur.

Bir iş etmiş gibi gel çık doruğa, Kelleler sapla çakılmış kazığa, sonra gel de itaat bekle” diye sitem ederken Osmanlı’nın hatalarını da kelamı yettiğince anlatmış.

Yüzbinlerce Mazlumun Ahı Aheste Aheste mi çıkıyor?

Kızıldeniz’i Hint okyanusuna bağlayan Bab-ül Mendep (Gözyaşı Boğazı) dünyanın en önemli suyollarından biri. Amacı bu önemli boğazı tutmak olan İngilizler, yüz küsur yıl önce işte bu zafiyetlerden yararlanarak Yemen’in de Osmanlı’ya karşı isyanını desteklemiş. Tarih ders almayıp yine tekerrür ediyor. Ama bazen tekrar ediş şekli değişiyor. Şimdi ABD ve İngiltere’nin önderlik ettiği koalisyon, yine Kızıldeniz, Bab-ül Mendep ve Aden körfezinin deniz trafiğine açık tutulması için müdahale ediyor. Ama bu defa onların karşısındaki Yemen’de İran destekli Huti güçleri var. Vaktiyle İngiliz çıkarına hizmet eden Huti’ler, bu defa İran çıkarlarının savunucusu. Şimdi kadim müttefiki İngiliz’i ve onun da müttefiki ABD ni İran adına vekâleten vuruyor. Bu durumda koalisyon güçlerinin bir kara harekâtı başlatması, bugünkü donanım ve üstün teknolojiye rağmen ABD ve İngiltere’yi çöllerde, dağlarda büyük zarara ve ağır kayıplara uğratabilir. Ama bu Yemen’in gücünü göstermiyor, çünkü savundukları “vatan” değil.

Yemen hala kendi öz çıkarının ayırdında olmayan, bir dış tehdit olmadığı zaman Kuzeyi ile Güneyi, Şii’si ile Sünni’si savaşan fakir bir ülke. Halen doğru dürüst bir hükumetleri bile yok. Geçici hükumet günü gün ediyor. 28 milyon nüfusu ile fakirlik çemberini bir türlü kıramayan Yemen, en az gelişmiş Arap ülkelerinden biri. Daima başkalarının maşası olması, gücü ellerinde tutanların cebini doldururken, elini ateşe sokmaktan çekinmeyen gözü pek, fakir Yemenli, aç bi- ilaç, kâh kat çiğneyerek uyuşmayı, kâh savaşarak kan dökmeyi, üretken ve uygar olmaya tercih ediyor. 2015 yılından bu yana en büyük insani krizini yaşamaktan kurtulamayan Yemen’in zaten iç savaş dolayısı ile tüm fiziki alt yapısı tamamen çökmüş. Üstelik nüfusunu besleyecek gıda güvenliğinden de yoksun bir durumunda. Şimdi koalisyon güçlerine ne kadar dayanır? Ama mutlaka Orta Doğudaki savaşın yayılmasına bir atlama taşı olur.

Tarihin bu gaddar dönemecinde olaylar, insana Yemen’in, yüzyıl öncesinden bugüne aheste aheste çıkan nice ahın pençesinde olduğunu düşündürüyor.

 

[1] Mustafa, Atalar (31 Ağustos 2020) “Yemen Maceramızdan Öğrenemediklerimiz”, Geyikli, Ağasar Kültürü. Yazar bu incelemesinde “Tarihimizin 1517-1919 yılları arasındaki dönemi, yine pek fazla bir şey öğrenemeden nisyan bataklıklarında unutup gittiğimiz bir dönemi de bizim Yemen hâkimiyetimiz dönemidir.” Derken özellikle 1. Dünya Savaşında Yemen Cephesinde yaşanan felaketlere de ışık tutmuş.

[2] Atalar, İsmet İnönü’nün anılarından alıntı yaparak ‘Yemen’in taşının, toprağının, kumunun her karışında bir Türk askeri gömülüdür. Bu yüzbinlerce şehidin, meçhul askerlerin çoğunun mezarı bile yoktur. Bütün Yemen kıtası, Türk şehitliğidir” diye yazmış.

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Ergun Mengi   - 07-04-2024

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Anatomisi

2. Mahmut, Balkan isyanları, Rus baskısı ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla uğraşırken yeniçeriler, her fırsatta ayaklanmaktaydı. 15-18 Kasım 1808’de Babıali’yi basan yeniçerilerle mücadele eden Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa mahzendeki barutları ateşleyerek içeri giren 600 yeniçeriyle beraber kendini h...

Error: No articles to display