Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Ekseninde Nevşehir/Mustafapaşa Köyü’ndeki Mübadillere Bakış

Yazan  26 Haziran 2023

       Salih Ünlüer, Eren Gökgöz, Metin Çınar

Özet

Osmanlı İmparatorluğu 18. Yüzyılın sonlarından itibaren ülkesi içine göç almaya başlamıştır. Göç almasının temelinde toprak kayıpları ve Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı ulusçuluktu. Göç dalgaları 19. Yüzyıl boyunca devam etmiş ve sonrasında yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti zamanında da devam etmiştir. Yeni kurulan Türk devletinin tapusu olan Lozan’ da Yunanistan ile mübadele antlaşması imzalanmış ve Balkanlardan yüzbinlerce

Müslüman Anadolu’ ya yerleşmeye gelmiştir. Çalışmamızda bu antlaşma sonucu Nevşehir’ in Mustafapaşa Köyü’ ne yerleştirilen mübadiller ele alınmıştır. Giriş başlığı altında Göç, Mübadil ve Mübadele kavramlarına bakılmıştır. Sonrasında 20.yüzyılı kapsayacak şekilde Türk-Yunan siyasi ilişkileri, Lozan Konferansı ile Mübadele Protokol Maddesi, Türkiye Cumhuriyeti’ nin yaptığı hazırlıklar ele alınmıştır. Çalışmamızda asıl konumuz Bulgular başlığı altında işlenmiştir. Mübadil halkın Yunan topraklarındaki yeri, Anadolu’ da iskân edileceği Mustafapaşa Köyü incelenmiş, göç sırasında mübadil halkın yaşadığı sıkıntılar ve iskândan sonra yaşanılanlar birinci nesil mübadillerin anlatımlarıyla çalışmamızda yer almıştır. Çalışmamız açısından önemli olan birinci nesil mübadiller ne yazık ki hayatta değillerdir. Buna bağlı olarak onlardan kalan yazılı-sözlü kaynaklar ve birinci kuşak mübadillerin torunları çalışmamıza ışık tutmuştur. Bununla birlikte mübadelenin 100.yılı olmasına ithafen, bu çalışmayı tüm mübadele halklarına armağan ederiz.

Anahtar kelimeler: Lozan, Mübadele, Mübadil, Göç, Muhacir

Amaç

Makalenin amacı dramatik bir göç ve iskân meselesini ele almak olacaktır. Ancak salt olarak göç ve iskânı değil, yaşanılan dramatik göçün toplumsal sonuçlarını ele almak istiyoruz. Çalışmamız 1923 Lozan Antlaşması’ndaki Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ile alakalı olup Yunanistan’ın Kastoria (Kesriye) şehrindeki Jerveni köyünde yer alan Müslüman Türklerin,

Nevşehir’ in Ürgüp İlçesine bağlı Mustafapaşa Köyü (Sinasos/Sineson)’ ne yapılan zorunlu göçü ve iskân sürecini içermektedir. Çalışmamız salt olarak sadece göç olgusunu değil, “siyasi rekabet”, “zorlama ve siyasi baskı” ve “sosyal iktisadi gelişim” dâhilinde bulunan karmaşık ve iç içe geçmiş konular bütünü bir araştırma olacaktır.

1923 Lozan Nüfus Mübadelesi maddesi akademik anlamda pek çok kez ele alınmış olsa da Mustafapaşa Köyü’ ne yerleşen mübadiller ile akademik anlamda fazlaca ilgilenilmemiştir. Göç hareketinin nedenlerini, devletler nazarında etkilerini, yaşanılan göç hikâyelerini, iskândan sonra mübadillerin çektikleri sıkıntılar birinci kuşak mübadiller ve sonraki kuşak mübadillerin anlatımıyla bilimsel metot çerçevesinde incelenerek gelecek nesillere aktarılmak istenmişt1. 

    Giriş

1.1.  Göç, Mübadele ve Mübadil Kavramlarına Genel Bakış

İnsanlık tarihi kadar eski olan göç olgusu, insanlığın şafağından itibaren görülmekte ve toplumların nüfus yapılarını, sosyal, kültürel, ekonomik yaşantılarını etkilemekteydi. “Asıl yerinden, ulaşılmak istenilen yere hareket” göçün en kısa tanımıydı (Karpat, 2013, s. 71) ki, bu tanım göçün sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel boyutlarını dikkate almamaktaydı. Uluslararası Göç Örgütü’ nün tanımında ise, “Uluslararası bir sınırı geçerek veya bir devlet içinde yer değiştirmek. Süresi, yapısı ve nedeni ne olursa olsun insanların yer değiştirdiği nüfus hareketleridir. Buna, mülteciler, yerinden edilmiş kişiler, yerinden çıkarılmış kişiler ve ekonomik göçmenler dâhildir” şeklinde tanımlanmıştı (Çiçekli, 2009, s. 22).

Çalışmamızın temel kavramları olan “mübadele” ve “mübadil” kavramlarını açıklama zorunluluğunu hissettik. Mübadele kavramı sözlüklerde birinci anlamlarında “değişme; değiş tokuş” anlamını ihtiva ederken, mübadil kavramı ise “başkasının yerine geçirilmiş; değiş tokuş edilmiş” anlamına geldiğini görmekteyiz (Türkçe Sözlük, 1998, s. 1600; Çağbayır, 2007, s. 3336). Tarafımızca ele alınan mübadele konusu ise zorunlu bir göç hareketi olduğu pek çok açıdan aşikârdır (Tekeli, 2007, s. 453-454).

Osmanlı tarihinde mübadele kavramını klasik dönemlerde hukuki ve siyasi terim olarak savaş esirlerinin ve elçilerinin değişimi anlamında görmekteyiz (Ortaylı, 2020, s. 422). Çalışmamızdaki nüfus değişme meselesi açısından mübadele kavramını ilk defa 1878 Berlin Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu’ nun Tuna eyaletinde kurulan Bulgar Prensliği dâhilindeki Türkler için kullandığı görülmektedir. Berlin Antlaşması’ndan ay olarak önce imzalanan Ayastefanos Antlaşması müzakereleri sırasında, Türk delegeler Ruslara mübadele için bir teklifte bulunmuştu (Şimşir, 1986, s. 10-11). Delegeler Bulgarlar ile Müslümanların yer değiştirmesini, mal ve mülklerinin anlaşarak tasfiyesini istemişti (Tepealtı, 2019, s. 91).

1.2.  Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine Giden Siyasi Süreç 

“Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine Giden Süreç” i iki temel nedene bağlamak mümkündür. 1683 II. Viyana Kuşatması’ na kadar sınırlarını genişleten Osmanlı, Balkanlar ve Avrupa’ da hâkimiyetine aldıkları topraklardaki farklı dini ve etnik grupları “millet sistemi” içeresinde hiçbir baskı ve zulüm yapmadan huzur içinde yönetmeyi başarmıştı. 1683 yılından sonra ise Osmanlı’ nın, önce Orta Avrupa ve sonra Balkanlar’ daki topraklarını kaybetmeye başlaması ve bu bölgelerde farklı idarelerin kurulmasını ilk neden olarak yorumlayabiliriz. Göç çalışmaları alanında çalışmalar yapan Nedim İpek, bu durumu “Türk askeri nereden çekilmişse,

Müslüman-Türk ahali de oradan çekilmek zorunda bırakılmıştır” şeklinde özetlemektedir (İpek,

2000, s. 3). Osmanlı’ nın 1683’ den beri gerilemesinin ilk büyük göç bedellerini ise Karadeniz’ in Kuzeyi’ nde yaşamaktaydı. Ruslar, Osmanlı’ nın Kırım ve Kafkasya arazilerini bir bir ele geçirirken, bu bölgedeki Müslüman- Türk ahaliyi de bilinçli olarak sürgüne tabi tutmuşlardı.

İkinci neden olarak, uzun yıllar barış ve huzur ortamına zemin hazırlayan “Osmanlı Millet Sistemi”, 19. yüzyılda artık yerini 1789 Fransız İhtilali’ nin ortaya çıkardığı “milliyetçilik akımı”na bırakmasıydı. Osmanlı İmparatorluğu’ nun o dönem rakiplerinin de kışkırtmasıyla Osmanlı himayesinde yaşayan etnik ve dini unsurların “milli” duygular çerçevesinde ayaklandığını görüyoruz. Bu ayaklanmaların sonuçları günümüze kadar gelen gelişmeler doğurmakla birlikte, Osmanlı’ nın hızlıca parçalanmasına da zemin hazırlamıştı.

Bu iki olgu çerçevesinde Osmanlı hâkimiyeti altında yaşayan bilhassa Yunanistan ve Ege

Bölgesi’nde yoğunlaşan Rumlar, Ruslar ve İngilizlerin de desteği ile kanlı bir isyan başlatmışlar, sonrasında Osmanlı’dan koparak bağımsız bir siyasi güç olmuşlardı. Yunanlılar bağımsız olmakla kalmamışlar Balkan Savaşları (1912-1913) ve I. Dünya Savaşı(19141918)’nda sınırlarını Osmanlı’ ya doğru genişletmişlerdi. Bu genişlemenin de bir sonucu olarak, bölgede önceden Osmanlı himayesindeki Türk-Müslüman guruplar, artık azınlık konumuna düştüler ve yeni idarecilerden sürekli baskı ve zulüm görmeye başlamışlardı.

  1. Dünya Savaşı’ nın hemen ardından Yunanlılar, Osmanlıların mağlup olmasını fırsat bilerek, İtilaf Devletleri’ nin de desteği ile Anadolu’ yu istilaya giriştiler. Ancak, bu hareketleri onlar için “Küçük Asya Felaketi” olarak tarihi kayıtlara geçtiğini görmekteyiz. Anadolu’da Türk milletinin azim ve kararı sonucunda Yunanlılar, anavatandan kovulmuştur. Gazi Mustafa Kemal önderliğinde Türkler, yeni Türk devletini ilan etmişlerdir. Sonrasında ise Lozan Konferansına gidilmiş ve mübadele kararı alınmıştır.

1.3.  Lozan Konferansı’nda Mübadele Meselesi

1923 Lozan Konferansı, Yeni Türkiye ile Batılı devletlerarasında savaş ortamına son vermek için toplanmıştı. Sınırların yanında siyasal, hukuksal, ekonomik nedenler ile birlikte çalışmamızın temeli olan “nüfus mübadelesi”  kararı da bu konferansta görüşülen en önemli meselelerden biri olmuştur.

Milli Mücadele devam ederken Türk tarafı mübadele konusunda kararını çok önceden vermişti. Büyük Taarruz’ dan altı ay önce kadar Avrupa seyahati düzenleyen Yusuf Kemal Bey’ in Fransa Başvekili ve ardından İngiltere Hariciye Vekili Lord Curzon ile görüşmeleri mübadele konusunda Türk tarafının niyetini açıkça göstermekteydi. Yusuf Kemal Bey, Avrupa seyahati sonrasında 4 Nisan 1922’ de TBMM’ nin gizli oturumunda milletvekillerine bu durumu izah etmiştir (Aktar, 2005, s. 42-43). Yine aynı şekilde Büyük Taarruz’ un son günlerinde Yunan cephesinin çökmesiyle yurt dışında diplomatik ilişkiler kuran Fethi Bey’ in Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafta şöyle demektedir: 

‘İngiltere acele mütareke istiyor. Fransa ve İtalya Yunanlılara yardım etmeyecektir. Trakya’ nın alınması, azınlıkların değiştirilmesi, harp tazminatı ve ülkede yapılan tahribatın tamiri istenmelidir’ (Aktar, 2005, s. 46).

Fethi Bey’ in bu telgrafı çok önceden Türk tarafının “azınlık” konusunda düşüncelerinin olduğunu ve mübadelenin yapılması fikrinin ağır bastığını göstermektedir. Sürecin devamında da mübadele isteğinin devam etmekte olduğunu görmekteyiz. Lozan için oluşturulan Türk heyetinin başında bulunan İsmet Paşa’ ya 14 maddelik talimat verilmiş ve bu talimatın 9. Maddesinde “Ekalliyetler(azınlık): esas mübadeledir” ile Türk tarafının kesin tavrını görmekteyiz (Atatürk'ün Milli Dış Politikası, 1981, s. 497).

Mübadele konusunda Türk tarafının tavrının kesin olmasıyla birlikte Avrupa ve Protestan misyoner cemiyetlerin faaliyetleri ABD kamuoyunun da dikkatini bu konuya çekmiştir. Hemen sonrasında Milletler Cemiyeti’ nin aldığı karar doğrultusunda Lozan Konferansı’ndan kısa bir süre önce Norveçli tıp uzmanı –aynı zamanda kâşif- Fridtjof Nansen Nüfus Mübadelesi için görevlendirilmiştir (Macar, 2015, s. 175; İpek, 2000, s. 27). Bununla birlikte TBMM’ de daha sonra konuşacak olan Hasan Saka, mübadele isteğinin daha Lozan toplanmadan karşı taraftan geldiğini de belirtmiştir (Macar, 2003, s. 97).

1 Aralık 1922 tarihinde Lozan Konferansı başladıktan sonra “mübadele” konusu birinci komisyonun beş toplanmasında ve alt komisyonun altı toplanmasında görüşülmüştür (Bilsel, 1998, s. 271-272). Norveçli Doktor Nansen, biran önce mübadeleden yana olduğunu belirtmekle birlikte, mübadelenin hem ilgili memleketlere hem de Avrupa barışına faydalı olacağını söylemekteydi (Lozan Barış Konferansı Tutanaklar- Belgeler, 2001, s. 119) ve kaçınılmaz olduğunu vurgulamaktaydı (Kara, 2005, s. 189). Bununla beraber Nansen’ in izlenimlerinden sonra ilk önerisi Yunanistan topraklarındaki Müslümanlar ile Anadolu’ daki Ortodoksların isteğe bağlı olarak mübadele edilmesi ve İstanbul’ daki Rumların değişim dışı tutulmasıydı. Türkiye ise İstanbul değil de Batı Trakya’ nın mübadele dışı tutulmasını, Batı Trakya’ da Müslümanların azınlık değil çoğunluk olduğunu düşünüyordu (Arı, 2014, s. 16). Hülasa, birinci komisyonda alınan kararlar neticesinde, mübadele meselesi savaş tutsakları meselesi ile birlikte bir alt komisyona devredilmiştir. Doktor Nansen’ in de bu alt komisyonda dinlenmesinin faydalı olacağı kararı da komisyonda alınmıştır. (Lozan Barış Konferansı Tutanaklar- Belgeler, 2001, s. 128-129).

Mübadele meselesi Lozan Konferansı’nda oldukça tartışmalı geçmekle birlikte nasıl yapılacağı hususu ise 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanmıştır. Konferansta “Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol” başlığı altında tarihi kayıtlara geçen bu sözleşme 19 maddeden oluşmakta ve bir protokol içermektedir (Soysal, 2000, s. 184-191).

  1. İsmet, Dr. Rıza Nur, Hasan, E.K. Venizelos, D. Caclamanos’ un imzalarını (Arı, 2014, s.

18) taşıyan Lozan’ daki bu sözleşmenin birinci maddesi gereğince:  

“Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyrukları ile Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren zorunlu mübadelesine girişilecek; bu kimselerden hiçbiri, Türk Hükümeti’ nin izni olmadıkça Türkiye’ye; ya da Yunan Hükümeti’ nin izni olmadıkça Yunanistan’ a dönerek orada yerleşemeyecektir” (Soysal, 2000, s. 185).

Mübadele işinin denetlemesinde, taşınır taşınmaz malların tasfiyesinde veya değer biçilmesinde karar verecek “Karma Komisyon(Muhtelit Mübadele Komisyonu)” kurulmuştur. Karma Komisyon içinde dört Yunan, dört Türk ve üç tane de I. Dünya Harbi’ ne katılmamış ülke temsilcilerinden 11 üyeli olacaktı (Macar, 2015, s. 176-177)

1.4.  “Mübadele İmar ve İskân Vekâleti” nin Kuruluşu 

Lozan Barış Antlaşması TBMM’ nin onayına sunulur ve 23 Ağustos 1923 günü kabul edilmiştir. Böylece “nüfus mübadelesi” de gerçekleşecektir. Yeni Türk Devleti, Osmanlı Devleti döneminden kalma göçmen kurumlarıyla devam etmek yerine, bu konuda yeni kurumlar oluşturarak daha organize bir şekilde göçmen problemiyle ilgilenmek istemiştir. Bu bağlamda hükümet nezdinde ilk raporu Fethi (Okyar) Bey başkanlığındaki İcra Vekilleri Heyeti hazırlamıştır (Çapa, 1990, s. 50-51). Yeni Türk devletinin yöneticileri söz konusu ihtiyacı karşılayabilecek “Mübadele İmar ve İskân Vekâleti” ismiyle bir bakanlık kurmuştur (Arı, 2014, s. 22). Bu bakanlığın başına TBMM tarafından ilk defa Necati Bey, daha sonra sırasıyla Celal Bayar ve Refet Bey geçecekti (Çapa, 1990, s. 51).

Yeni kurulan bu bakanlığın devletin tüm imkânlarından faydalanması için diğer bütün bakanlıklardan birer üye alması kararlaştırıldı. Yeni vekâletin yapacağı işler ayrıntılı bir şekilde belirlenmiştir (İskan Tarihçesi, 1932, s. 13). Ayrıca Mübadele İmar ve İskân Vekâleti bünyesinde “Mübadele ve İskân Müdürlüğü” ile “İmar Genel Müdürlüğü” kuruldu. İskân Genel Müdürlüğü kendi içinde yedi şubeden oluşmakta birlikte gelen mübadillerin sevk ve nakilleri ile ilgilenecekti. İmar Müdürlüğü’ nün görevi ise mübadele ile gelenler için harap vaziyette olan ve göç veren bölgelerin imar ve inşaat işlerini yürütmekti (İpek, 2000, s. 36-38).

13 Ekim 1923 tarihinde kurulan Mübadele İmar ve İskân Vekâleti, Anadolu’ dan kaçıp giden Rumların mallarını ifade eden “Emval-i Metruke” sorunuyla da ilgilenmek zorundaydı (Arı, 1989, s. 695).  Emvali-i Metruke sorunu mübadele meselesinin en büyük problemlerinden biri olmuştu. Çünkü gelen mübadillerin bu terk edilmiş mülkler üzerine yerleştirilmesi planlanmıştı. Karadeniz Rum yerleşim yerleri Pontus isyanları sırasında yakılıp yıkılmıştı ve oturacak tek bir ev bile bulmak imkânsızdı. Aynı şekilde Marmara kıyıları, Batı Anadolu taraflarında sadece köy yerleşim yerleri değil şehirler bile Yunanlıların geri çekilmesi sırasında yakılıp yıkılmıştı. Sadece Orta Anadolu’ da Niğde ve Kayseri yöresinde Rum köyleri sağlam ayakta kalmış bulunmaktaydı (Çapa, 1990, s. 52-53).

1.5.  Mübadele Süreci

Yunan tarafından Müslüman Türk ahaliye baskıların artması mübadelenin biran evvel yapılmasını gerekli kılmıştır ki, daha Milli Mücadele devam ederken bile Anadolu’yu terk eden Rumlar, Yunanistan’ daki Türklerin evlerine yerleştirilmekteydi (Çapa, 1990, s. 51). Buna bağlı olarak Mustafa Necati Bey beş aylık süre zarfında merkez-taşra alt yapı faaliyetlerini yürüterek, bürokratik düzenlemeleri de hazırlamıştır (Kavaf, 2015, s. 22). Buna bağlı olarak Muhtelit

Mübadele Komisyonu üyesi olan Tevfik Rüştü Aras’ ın isteği üzerine de 10 Kasım 1923 tarihinde mübadele resmen başlamıştır (Ağanoğlu, 2001, s. 290).

Mübadillerin göç hareketi başlamadan önce Türk tarafının yapması gereken ilk iş Anadolu’ ya gelecek binlerce mübadilin yeni yerlerini tespit etmek ve imar etmek olacaktı (İpek, 2000, s. 42-43). Buna bağlı olarak vekâletin çizdiği on alan ve yerleşim bölgeleri şöyleydi:

 

Birinci Alan

: Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane,    Amasya, Tokat, Çorum.

İkinci Alan      

: Edirne, Tekfurdağı, Gelibolu, Kırkkilise, Çanakkale.

Üçüncü Alan 

: Balıkesir.

Dördüncü Alan

: İzmir, Manisa, Aydın, Menteşe, Afyon.

Beşinci Alan 

: Bursa.

Altıncı Alan 

: İstanbul, Çatalca, Zonguldak.

Yedinci Alan 

: İzmit, Bolu, Bilecik, Eskişehir, Kütahya.

Sekizinci Alan

: Antalya, Isparta, Burdur.

Dokuzuncu Alan

: Konya, Niğde, Kayseri, Aksaray, Kırşehir.

Onuncu Alan 

: Adana, Mersin, Silifke, Kozan, Ayıntab, Maraş (Arı, 2014, s. 52-53;

Ağanoğlu, 2001, s. 287)

 

Mübadele İmar ve İskân Vekâleti’ nin böyle bir dağılım ve yerleşim planı uygulamasının en önemli nedeni Rumlardan boşalan yerlerle alakalı olup, Rumlardan kalan taşınmazlar, tarla, bağ ve bahçelerin gelen mübadillere devredilecekti. Ancak terk edilen taşınmazlar pek çok yörede ilgisiz kişiler tarafından fuzuli olarak işgal edilmişti ve bu durum mübadele sürecini zor sokmaydı (Arı, 2014, s. 54).

Mübadillerin Anadolu topraklarına gelişi de belirli bir plan doğrultusunda olmuştu. Mübadele için kurulan vekâlet, mübadillerin nasıl geleceğini belirlemekle birlikte Anadolu’ da hangi kıyılara çıkacağı konusunda da planlama yapmıştı. Bu konuya binaen, Yunan sınırına gelen mübadillerin vapurla Anadolu’ ya getirilmesi kararı alınmıştır. Bundan dolayı Sevkiyat Müdüriyeti tarafından ihale açılmıştır. Göç edecek gruplara da nasıl bir yol izleneceği konusunda duyuruda yapılmıştır ki, duyuruya göre: 

“Yunanistan’ dan getirilecek olan Müslüman göçmenler, Selanik’ ten Tekfurdağı’ na; Kalikratya’ dan İstanbul ve Mudanya’ ya; Kavala’ dan İstanbul, Zonguldak, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, İzmit, Tekfurdağı, Gelibolu, Bandırma, Burhaniye’ ye; Girit ve Kandiye’den Mersin, Silifke, Marmaris, Bodrum, Gökabad, Göllük, Ayvalık, Çanakkale ve Erdek iskelelerine boşaltılacaktı.” (Kavaf, 2015, s. 24).

Yapılan ihaleye Ermeni, Türk, İtalyan ve Yunan vapur birlikleri katılmış, bunların içinden İtalyan Vapur kumpanyası kazanmıştır. Ancak bu durum yeni kurulmuş olan ulus devlet anlayışını zedeleyeceğinden ötürü çeşitli tepkileri önlemek için ihale iptal edilip, Seyr-i Sefain idaresi ile Türk Vapurcular Birliği’ ne verilmiştir (Kavaf, 2015). Şubat 1924’ te Mustafa Necati İzmir gazetesine verdiği bilgilerde: 

“Mübadele hitamına kadar Akdeniz’ de sevgili sancağımızı taşıyan elliyi mütecaviz bir ticaret filosu meydana gelmiş bulunacaktır. Vekâlet, gerek Seyrisefain ve gerek onun etrafından toplanan diğer yedi Türk şirketine elinden gelen her türlü nakdi muaveneti yapmış ve yapmakta bulunmuştur.” (Arı, 1991, s. 26-27).

Mustafa Necati’ nin yine sıkı bir çalışma ile gelen göçmen sorununu en hafif haliyle atlatmak için yaptığı önemli girişimlerden biri de Hilal-i Ahmer Cemiyeti ile ortak çalışma yapmasıdır. 24 Kasım 1923 tarihli Hilal-i Ahmer’ çektiği telgrafında: 

“Muhacirlerimiz gelmeye başladı. Bu aziz ve aynı zamanda mazlum misafirlerimizi hiçbir sıkıntı çektirmeden hatta izaz ve ikram suretiyle memleketimizin harim-i şefkatinde yerleştirmek ve beslemek vecibe-i milliye ve şiar-ı insaniyettir. O muazzam, mukaddes işi başarabilmek için Hilaliahmer heyetlerinin azami faaliyete girmeleri lazımdır” diyerek yardım talebinde bulunmuştur (Çapa, 1988, s. 242).

Hilal-i Ahmer ile yapılan protokol gereği Selanik, Kavala, Drama, Kandiye gibi mübadillerin toplandığı iskelelerde sağlık hizmetleri için İmdad-ı Sıhhi Heyetleri oluşturuldu (İpek, 2000, s. 45). Ayrıca mübadilleri taşıyan vapurlarda hastalık teşhisi ve tedavileri için doktorların olmasını sağlamışlardır (Erdal, 2006, s. 205).

Vapurların Anadolu kıyı iskelelerine indirdiği mübadillerden “Muhtelit Mübadele Komisyonu” tarafından verilen “hüviyet vesikası” istenmiştir ki, bunu Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti’ nin 9 Aralık 1923 tarihli genelgesinde görmekteyiz. Bu kontroldeki amaç gelen göçmenlerin içerisindeki sorunlu – anarşist, casus, cani- olanları tespit etmektir (Kavaf, 2015, s. 33). Bununla birlikte bir mübadil aileden istenen belgeler:  

“1. Aile Kimlik Belgesi: Ailenin Yunanistan’ dan ayrılacağı limanın adı, aile reisinin adı ve aile nüfusu; 

  1. Aşı Belgesi: Mübadil aileye hangi aşıların uygulandığı;
  2. Tasfiye Talepnamesi; Mübadil ailenin Yunanistan’ daki mal varlığını gösterir belge;
  3. Mübadil ailenin Yunan makamlarınca el konulan mallarına karşılık verilmiş makbuzlar ve resmi tutanak.” (Arı, 2014, s. 89-90).

Her indirme iskelesinde Hilal-i Ahmer Cemiyeti tarafından sağlık kontrolü yapılmakta, biraz dinlendikten sonra karınları doyurulmakta ve birkaç gün misafirhanelerde bekletildikten sonra, gelmeden önce iskânları planlanan bölgeye gönderilmekteydi (Arı, 2014, s. 90). Bununla birlikte mübadele işi Kasım 1923’ ten 1924’ ün sonlarına doğru tamamlanmış ve bu süre zarfında Türkiye topraklarına gelen göçmen sayısı 500.000’ i aşmıştır (Arı, 2014, s. 91-92). Gelen mübadillerin %58’i Marmara Bölgesi, %13’ü Ege Bölgesi, %11’i Karadeniz Bölgesi, %10’ u İç Anadolu Bölgesi, %2,5’ i Doğu Anadolu Bölgesi, %0,5’ i Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne iskân edilmiştir (Tepealtı, 2019, s. 96).

2.     Yöntem

2.1.Alan Çalışması

Çalışmamızın yönteminin temelini alan çalışması oluşturmaktadır. Öyle ki, Mustafapaşa Köy’ ü tarihi ve coğrafi yapısı incelenmiş, mübadele sonucu ile Mustafapaşa’ ya gelen insanlar ile iletişime geçilmiştir. Çalışmamızın temeli olan birinci nesil mübadiller ile hayatta olmadıklarından dolayı iletişime geçilememiştir. Ancak birinci nesil mübadillerin yıllar önce verdikleri demeçler bazı araştırmacılar tarafından kayıt altına alınması çalışmamıza ışık tutmuştur. Özellikle yolculuk sırasında yaşanılan süreç ve iskândan sonraki yaşam hakkındaki anlatımları çalışmamıza yardımcı olmuştur. Yine çalışmamızı ışık tutması açısından fayda sağlayan ikinci ve üçüncü nesil mübadiller ile de doğrudan iletişime geçilmiştir. Böylece saha çalışmasının her imkânından fayda sağlanmaya çalışılmıştır. Mübadillerin dışında saha çalışması bitirilmemiş ve Mustafapaşa Köyü’ nden olup bu konu üzerinde duran yerel araştırmacılar ile de bizzat iletişime geçilmiş ve bu yerel araştırmacılardan fikir alınmıştır. 

2.2.  Literatür Taraması

Çalışmamızın saha çalışması dışındaki yöntemleri ise literatürde 1924 Lozan Mübadelesi ve sonrası ile ilgili araştırma eserler olmuştur. Özellikle “dergipark” adlı internet sitesinin arama motoruna “mübadele” kelimesi yazılarak çıkan akademik makaleler tek tek incelenip hem içerik hem de metodik olarak faydalanılmaya çalışılmıştır. İşimize yarayan çalışmalar ise kaynakça da kullanılmıştır. Bunun dışında ise Lozan' ın mübadele ilgili maddesi ve mübadele süreci ile ilgili araştırma eserler, dönemin siyasi ve tarihi konularını ele alan pek çok eser incelenmiş ve çalışmamızda kullanılmıştır.

 İş-Zaman Çizelgesi

 

 

 

 

AYLAR

 

 

 

 

 

İşin Tanımı

Nisan

Mayıs

Haziran

Temmuz

Ağustos

Eylül

Ekim

Kasım

Aralık

Ocak

Literatür

Taraması

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alan

Çalışması

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Verilerin Toplanması ve

Analizi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rapor

Yazımı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3.     Bulgular

3.1.  Rumeli’nin Müslüman Mübadil Köyü “Jerveni”

 Çalışmamızın amacı gereği mübadele çerçevesi içinde yer alan mübadillerin nereden hareket etmesi gerektiğini bilmemiz gerekir. Buna bağlı olarak mübadillerimizin çıkış noktası günümüz Yunanistan’ ın Kesriye kazasında bulunan Jerveni Köyü’ dür. Elimizdeki Tasfiye

Talepnameleri’ nden idari olarak şöyle sıralanmaktadır: “Manastır Vilayeti Florina Livası Kesriye Kazası Jerveni Karyesi” yazmaktadır (Aytaş, 2018, s. 204-218;Kaplan, 2018, s. 100).

 Ulaşılan Osmanlı Tapu Tahrir kayıtlarında Jerveni Köyü, 16.yüzyılda Hristiyan, 18.yüzyılın sonlarına doğru kayıtlarında ise Müslüman ahali olarak görülmektedir. Ayrıca yabancı kayıtlarda Jerveni Köyü’ nün zorla müslümanlaştırılan bir Pomak köyü olduğu da iddia edilmektedir (Aytaş, 2018, s. 27). Ancak Leyla Kaplan tarafından yapılan araştırmalar sonucunda bu tez çürütülmüş ve 1530’a ait tapu tahrir defterlerinde Müslüman ahalinin de yaşadığı görülmüştür (Kaplan, 2018, s. 19).

 Jerveni dağlık ve ormanlık olduğundan dolayı burada insanların temel geçim kaynağı tarım olmamış, ancak az da olsa mısır ve fasulye tarımı yapılmıştır. Asıl geçim kaynakları ormanların geniş yer kaplamasından dolayı odunculuk olmuştur. Kesilen odunlar Kastorya pazarında satılırmış. Odunculuk yanında meracılık da yaygın olup küçükbaş hayvan sürüleri varmış (Aytaş, 2018, s. 30).

3.2.  Kapadokya’ nın Mübadil Köyü Sinasos (Sineson) /Mustafapaşa

 Dünya Turizm Örgütü tarafından geçtiğimiz yıllarda “En İyi Turizm Köyü” olarak seçilen Mustafapaşa Köyü, Kapadokya’ nın tam kalbinde Ürgüp’ e bağlı tarihi çok eskilere dayanan bir yerleşim yeridir. Eski adı Sinasos(Sineson) olan bu toprakların üzerindeki demografik yapısı Lozan Mübadele’ sinden önce %15’i Müslüman, %85’i Ortodoks Rum ahaliden oluşmaktaydı. Mustafapaşa’ nın tarıma uygun olmayan arazi yapısından dolayı Rum ahali yüzyıllardır İstanbul’ da havyar ticareti ile uğraşmakta ve hatta İstanbul’ un havyar ticareti Sinasoslu Rumların tekelindeydi. Sinasos’ daki Müslüman halkın çoğunluğu da Rumların ev hizmetleri ve diğer işlerinde çalıştıklarını bilinmektedir (Aytaş & Turgut, 2022, s. 19). 

Havyar ticareti ile zenginleşen Rumlar, bölgede ekonomik ve sosyal çalışmalara önem vermekle beraber, bu ekonomik artılarını eğitime harcadıklarını görmekteyiz. Buna bağlı olarak da Sinasos, “ Doğu’ nun Atina’sı” (Balta, 2007, s. 10), “çöldeki vaha, ummandaki ada, karanlıktaki yıldız, Küçük Asya’daki Atina” şeklinde isimlendirilmiştir (Benlisoy, 2007, s. 86). Bu isimlendirmelerden bazıları coğrafi yapısını bize göstermektedir ki, Mustafapaşa Jerveni’ ye nazaran daha sıcak, ormanı ve yeşilliği az, kurak bir bozkır yerleşim yeriydi.

 Nevşehir il merkezine 20 km, Ürgüp’ e 5 km uzaklıkta olan Mustafapaşa, etrafındaki Rum yerleşim yerlerine nazaran daha eşsiz bir mimari yapısı vardı. Gerek Rum konaklarında gerekse Ortodoks kilise ve dini yapılarında zengin bir anlayış söz konusuydu. Buradaki yapılar,

Ürgüp’ teki Ermeni, Süryani, Rum, Laz ve Müslüman taş ustalarının elinden çıkmıştı (Aytaş & Turgut, 2022, s. 21).

3.3.  Mübadele Süreci ve Anadolu’ ya Selam

 Her göç hareketinde olduğu gibi bu göç hareketi de sancılı ve sıkıntılı geçmiştir. Jerveni Müslüman ahalisi mübadele haberlerini Yunan ordusunun mağlubiyeti üzerine Jerveni’ ye yerleştirilen Pontuscu Rumlardan öğrenmişlerdir. “Buradan gideceksiniz, gitmezseniz sizi kezeceğiz” diye tehdit savuranlar olmuştur (Kaplan, 2018, s. 36). Bu gelenler mübadeleden altı ay önce Anadolu’ nun Sinop Ayvancık bölgesinden gelmişlerdi. Jerveni’ ye yerleştirilen

Rumlar, Türk ailelerin evlerine yerleştirilmeye başlanmıştı ki, birinci nesil mübadil olan Kasım Aytaş bu vahim durumun canlı şahidi idi.  Kasım Aytaş o dönemi şöyle anlatır: “ Dilimiz başkaydı, huyumuz, suyumuz başka delirmemek elde değil, gâvurlar geldiler, evimize sahip çıktılar. Biz onlara mı bırakacağız bu evi, çok zoruma gidiyor” diye anlatmıştı (Aytaş, 2018, s. 32).

 Jerveni’ nin 1908 doğumlu bir başka mübadil şahidi olan Rukiye Korkmaz’ da mübadeleden önce çeteciler Jerveni’ ye gelince genç kızların saklandıklarını, Sinop’ tan gelen Pontuscu Rumlara da yemek yaptıklarını acı bir şekilde anlatmıştı (Aytaş, 2018, s. 35-36). Rumların erkenden gelişi haliyle Jerveni’ nin Müslüman ahaliyle aralarında münakaşa ve kavgalarında yaşanmasını ortaya çıkarmıştı ki, birinci nesil mübadil Cevdet Gümüşsoy: “Rumlarla beraber altı ay oturduk. Bu altı ay içinde aramızda çok münakaşalar çıktı, kavgalar oldu” diye anlatmaktaydı (Aytaş, 2018, s. 48).

 Anlaşılıyor ki, Jerveni’ de ki Müslüman ahaliye altı aylık süre zehir olmuşken nihayetinde mübadele haberi gelmiştir. Buna bağlı olarak herkes sahip olduğu mal mülk sayımını yaptırmaya koyulmuş, Jerveni muhtarı Bayram Himmet hoca ve azalar köy halkını bilgilendirmeye başlamıştır (Kaplan, 2018, s. 37). Hemen sonrasında Jervenili Müslüman ahali taşınmaz mallarını yok parasına satmaya mecbur kalmakla birlikte, Muhtelit Mübadele Komisyonu ekipleri gelmiş ve günler sürecek mal kayıtları başlamıştır. Birinci nesil mübadil Mürvet Dizbay’ ın anlattıklarına göre komisyondakiler halka acil ihtiyaçlarınız dışında hiçbir şey götürmeyin demiş olsa da Jerveni halkı kendi aralarında toplanmış ve kendilerine has birkaç parça eşyalarını da yanlarına almışlardır (Aytaş, 2018, s. 67).

 Jerveni mübadilleri için yeni bir çile başlamıştı ki, artık bu insanları başka sorunlar bekliyordu. Yola çıkılmadan önce birinci nesil mübadil Rukiye Korkmaz’ ın anlattıklarına göre son görev olarak mezar ziyareti yapılmıştı (Aytaş, 2018, s. 36).  1924 yılının Temmuz ayında yola çıkmıştır Jerveni mübadilleri. Yaya bir vaziyette 480 kişi Florina (Soroviç) tren istasyonuna doğru yola çıkarlar ve burada birkaç köy mübadil halkı da katılarak trene bindirilirler (Kaplan, 2018, s. 38). Trenle yola çıkan mübadiller, 16 Temmuz’ da Selanik’ e ulaşmışlardır. Kasım Aytaş’ ın anlatımıyla burada liman çevresinde 13 gün boyunca taşlar üzerinde yatarak gemi beklemişlerdir (Aytaş, 2018, s. 33). Birinci nesil İkbal Can’ ın anlattıklarına göre Selanik’ te beklerken mübadilleri bir gün hamama götürmüşler ve mübadillere hastalıktan korunmaları için aşılar yapılmıştı (Aytaş, 2018, s. 59). 

Nihayetinde pek çok mübadilin zihninden çıkmayan “Gülcemal” adlı büyük bir gemi mübadilleri İzmir/Urla’ ya taşımak için gelmiştir. Tellallar, Jerveni, Zabordin, Drenove, Çorvenisa köyünden gelen gemiye diye bağırmaya başladılar (Aytaş, 2018, s. 59). Rukiye Korkmaz’ ın anlattıklarına göre bazı mübadiller erkek çocuklarının adını gemiye ithafen Cemal adını vermişti (Aytaş, 2018, s. 37). Gemideki yolculuğun da eziyetli geçtiğini belirten Selime Pişkin, hastalıktan ölenlerin olduğunu ve bu ölenleri çocuk yaşlı demeden denize attıklarını belirtir (Kaplan, 2018, s. 39). Urla’ ya indikten sonra mübadiller, birinci nesil mübadil Ömer Özbakır’ ın anlattığına göre “Anadolu’ ya ayak bastık” diye bütün gece eğlenmişlerdir (Aytaş, 2018, s. 66). 

Mübadiller Urla’da yine bir hamama götürülmüş ve birkaç gün sonra yeniden gemilere bindirilerek bu seferde Mersin’ e yolculuk başlamıştır. Herkesin umutsuz, perişan ve hasta olduğunu belirten Rukiye Korkmaz, bu seferde çok büyük zorluklar çekerek Mersin’ e ulaşıldığını belirtmiştir (Aytaş, 2018, s. 37). Jervenililerin Mersin’ de beklerken Lara’ ya yerleşmeleri teklif edilmiş, ancak sıcak, bataklık gibi nedenlerden ötürü teklifi geri çevirmişlerdir (Kaplan, 2018, s. 39). İki hafta Mersin’ de bekleyen Jerveni mübadilleri, tekrar trene bindirilerek, Niğde/Ulukışla’ ya gelmişlerdir. Yolda aynı kendileri gibi mübadil Rumlarla karşılaştıklarında “Ürgüp/Sinasos’ a gidin, orası güzel” dediklerini hatıralarında kaydeden Kasım Aytaş, Niğde’ den sonra Nevşehir’ e oradan Ürgüp’e ve nihayetinde yeni yurtları olacak olan Sinasos’ a gelmişlerdir (Aytaş, 2018, s. 34).

3.4.  Jerveni Mübadillerin Sinasos’ a Uyum Süreci ve Yaşanılan Sıkıntılar

 Çalışmamızın bu başlığı altında da birinci kuşak mübadillerin ağzından dinleyerek devam edeceğiz. Jerveni’ den uzun ve meşakkatli bir şekilde yerleşecekleri Sinasos’ a gelen mübadiller, gelir gelmez sorunlar yaşamaya başlamıştır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, yerli halkın önemli bir kısmı mübadil Jervenililere fazlasıyla yardımcı olmuştur.

 Mustafapaşa’ ya ayak basan birinci nesil mübadil Kasım Aytaş, Ürgüp’ ten yola çıktıktan sonra “bir saat daha yürüdük, Sinasos’ a geldik. İkindi ezanı okunuyordu. Çeşmenin yanında, çarşıda topladılar bizi. Nasıl perişandık. Türkçe bilmiyorduk. Sadece üç kişi, imamlar Türkçe biliyordu. Neden sonra buranın yerlileri bizlere yemek getirdi. Tepsilerle domates, karpuz falan. Teşekkür ettik, keşke etmez olaydık. Başladılar bağırmaya: “Bunlar gâvur! Bunlar gâvur! Ne olduğunu anlayamadık. Dilimizi bilmedikleri için bizi gâvur zannettiler ve o gün kavga çıktı” (Aytaş, 2018, s. 34-35) diye ilk günkü durumu izah etmiştir. Çok acı olan bu durumu diğer mübadillerin hatıratlarından da dinlemek mümkündü.

 Sonraki aşamada Jervenililere “emval-i metruke” dağılımı yapılmıştır. Rum ahaliden özellikle giriş kısmında bahsettiğimiz üzere kalan evler, diğer bölgelerdeki Rum evlerine nazaran sağlam halde kalmıştı. Ancak mübadiller zengin Rum ahalinin bıraktığı evleri teslim alınca şaşırmışlardı. Çünkü evler Jerveni’ deki gibi değildi ve evler aslında görkemli birer konaklardı. Bu durumu anlatan 1911 Jerveni doğumlu Aliye Özbay, evlerin taştan yapıldığına ve kayadan odaların olmasına çok şaşırmıştı (Aytaş, 2018, s. 42). Aliye Özbay gibi diğer birinci nesil mübadillerde evlerin kocaman olduğundan hayıflanmışlardı. Bu büyük evlerin bomboş olması da bu insanları ürkütmekteydi. Aliye Özbay, hatıralarının devamında da babaannesinin de isteği üzerinde kış gelmeden küçük bir eve geçmişlerdi (Aytaş, 2018, s. 43). Emval-i Metruke konusunda şunu da belirtmekte fayda var ki, büyük evlerin dağılımında Jerveni’ den gelenlere adaletsizlikler yaşanmış, mübadiller gelmeden pek çok önemli ev ve arazi yerli halka dağıtılmıştı (Kaplan, 2018, s. 42).

 Gelen mübadillere evler veya konaklar dağıtıldıktan sonra arazi dağıtımı da yapılmıştı. Mesela Kasım Aytaş’ a Jerveni’ deki arazi kayıtlarına göre on dönüm baltalık orman yerine bu bölge de on dönüm taşlık ve kayalık içinde tarla; orman ve ağaçlara karşılık dört kayısı ağacı ile bir armut ağacı verilmişti (Aytaş, 2018, s. 35). 

 Jervenililerin yaşadıkları sorunlar arasında “macır” (muhacir) şeklinde adlandırılmaları ve “gâvur” olduklarının düşünülmesiydi. Bu olayın en acısını Kesriye’ den 7 yaşında ayrılan Kemal Aytaş eğitim gördüğü okulda yaşamıştı: “Türkiye’ ye geldikten üç sene sonra okula başladım. Okulda bize “gavur tohumları” diyorlardı. Biz de onlara “sizsiniz gavur” diyorduk. “Biz gâvur olamayız, biz Atatürk ile aynı yerden geldik, Selanik’ ten; onun için en çok biz Türk’ üz…” deyince kafaları karışıyor bir şey diyemiyorlardı.” (Aytaş, 2018, s. 51). 

Macir olarak adlandırılan mübadiller bu durumdan da oldukça rahatsızdı. Cevdet Gümüşsoy o dönemde yerli halkın tepkisini hatıralarında dile getirmişti ve “Macirlere yüz vermeyin onlar defolup gidecek nasıl olsa” (Aytaş, 2018, s. 49) şeklinde yerli halkın bakışını dile getirmişti. 1908 Jerveni doğumlu Mestan Özbay, kırk yıllık aşurelerinin yerli halk tarafından “muhacir aşuresi” olarak adlandırılmasını hatırlarında sitemle belirtmekteydi (Aytaş, 2018, s. 46).

4.     Sonuç ve Tartışma

“Türk- Yunan Nüfus Mübadelesi Ekseninde Nevşehir/Mustafapaşa Köyü Mübadillerine Bakış” adlı çalışmamızı “siyasi rekabet”, “zorlama ve siyasi baskı” ve “sosyal iktisadi gelişim” çerçevesinde ele almaya çalıştık. Lozan Antlaşması ile ortaya çıkan bu göç hareketi Osmanlı Devleti’ nin toprak kaybetmesi ve aynı zamanda “millet sistemi” anlayışının yerini Fransız İhtilali’ nin ortaya çıkardığı “ulusçuluk veya milliyetçilik” akımlarına bırakması sonucu gelişmiştir. 

Milliyetçilik akımının ortaya çıkardığı “ulus devlet” anlayışı 20. yüzyılda imparatorlukların sonunu getirmiş ve Osmanlı’ nın Balkan topraklarında da pek çok ulus devlet ortaya çıkmıştır. Birkaç yüzyıl Osmanlı himayesinde yaşayan farklı toplumlar, kendi topraklarında TürkMüslüman toplulukları istememiş ve Lozan Antlaşması’ nda tarafların aldığı karar doğrultusunda mübadele kararı ortaya çıkmıştır.

Her ne kadar antlaşma sonucu olsa da mübadele kararı, tüm göç hareketinde olduğu gibi bu göç hareketi de sancılı ve sıkıntılı geçmiştir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, göç hareketinin olumsuz durumunu hafifletmek için yeni kurumlar oluşturmuş, büyük oranda da başarılı olmuş, ancak bazı hususlarda yetersiz kalmıştır. Anadolu’ dan 1.2 milyon Rum ayrılıp Yunanistan’ a yerleşirken, Yunanistan’ dan 500 bini aşkın Müslüman Anadolu topraklarına göç etmiştir.

Göç ve iskân sırasında yaşanılan her türlü aşama çalışmamızda yer verilmeye çalışılmıştır.

Belirtilen her aşamada da göçe tabi tutulan insanlar büyük sıkıntılar yaşamıştır. Mübadiller, iskân edilecekleri yerlere gelene kadar çok sıkıntılar çektikleri gibi iskân oldukları yerlerde uyum aşamasında hayli canları yanmıştır. Gerek bölgenin coğrafi yapısı, iklimi, havası, suyu gerekse yerli halk tarafından dışlanmaları gibi sorunlar yeni gelen mübadil halk için olumsuz sonuçlar doğurmuştur.

Olumsuz sonuçlar arasında ilk önce gelen mübadillerin yerli halk tarafından kabul edilişi oldukça zor olmuştur. Mübadil halkın yaşadığı sıkıntılar yetmez gibi “Müslüman değilsiniz” deyip camilere kabul etmemişlerdir. Sonrasında kahvehaneler ve camileri ayırmak zorunda kalmışlardır. Bununla birlikte yerli halktan art niyetliler gelen mübadillerle ticaret yaparken fiyatları artırmışlardır ki, mübadil halkın zaten durumu bellidir. Mübadiller Sinasos’ a gelene kadar ellerindeki nakitler bitmiş veya çok az kalmıştır. Bu tür sorunların yaşanmasında gelen mübadil halkın Türkçe bilmemesi önemli etkenlerden biridir.

Mübadillerin uyum sorunlarından biri de, geldikleri coğrafyanın iklimi olmuştur. Jervenililer orman topluluğu iken geldikleri Mustafapaşa kayalık arazi yapısı ve bozkır iklimine sahiptir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti gelen mübadillerin kendi ayaklarında durabilmesi için toprak ve zirai üretim araçları konusunda yardımda bulunmuştur. Ancak gelen göçmenlerin üretim aşamasına geçmeleri farklı toprak ve iklim yapısından dolayı oldukça zor olmuştur. 

Mübadiller biran evvel üretim aşamasına geçmek için farklı yöntemler denemişlerdir. Özellikle et ve süt ihtiyaçları için büyükbaş ve küçükbaş hayvanları mübadiller ortak para biriktirerek satın almışlardır. Başlarda yüzleri gülmese de zaman içinde sorunları da aşmayı başarmışlardır. Yine aynı şekilde geçimlerini sağlamak ve para kazanmak için bazı mübadiller başka şehirlere göç ederek çeşitli işler yapmışlardır. Özellikle inşaat işlerinde mübadilleri görmekteyiz.

Mübadiller yeni yurtlarına gelmeden önce bir takım kendilerine has araç gereçleri

yanlarında getirmişlerdir. Bunu yaparken de her aile bir alet taşıyacak, iskân edildikleri yerlerde bu aletleri çoğaltacaklardı. Planladıkları gibi olmuş ve yanlarında kendilerine has üretim ve diğer araçlarını Mustafapaşa’ ya getirmişler ve burada çoğaltmışlardır. Yine Jerveni halkı için çok önemli olan ekmek mayalarını getirmişler ve bu ekmeğin unutulmasını engellemişlerdir.

Günümüzde hala bu ekmek mübadil halk tarafından üretilmekte ve tüketilmektedir.

Jervenili mübadillerin yeni geldikleri yurtlarında önceki yurtlarından daha rahat olacakları aşikârdı. Ancak bunun için zamana ihtiyaç vardı. Yaşadıkları süre zarfında birinci nesil mübadil halk doğdukları toprakların özlemini sürekli yaşamış olsalar da ancak zaman içinde bulundukları bölgeye alışmışlardır. 1950’ li yıllara kadar mübadiller ile yerli halk arasında hiç evlilik olmamıştır. Mevzubahis tarihte mübadil ve yerli halk arasında ilk nikâhı dönemin muhtarı İbrahim Boz kıymıştır. Bu evlilik toplum içinde kaynaşmayı artırmış, böylece mübadiller içinde pek çok sorun halledilmiştir. Jervenili mübadillerin bölgeye uyumu günümüz mozaik Mustafapaşa kültürünü oluşturmuştur. Eski Rum kültürü, yerli halk kültürü ve Balkanlardan gelen Jerveni kültürü bölgede hala yaşamakta ve yaşatılmaktadır.

5.     Öneriler

Osmanlı İmparatorluğu’ nun son yüzyılı içerisinde olduğu gibi yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ de büyük göç dalgalarıyla karşı karşıya kalmıştı. Anadolu toprakları etrafından sürekli zorunlu göç almıştır. Balkanlar’ dan, Kırım’ dan Kafkaslar’ dan göç dalgalarıyla gelen insanlar kendi öz kültürlerini Anadolu topraklarına getirmişlerdir. Elbette her göç süreci kolay olmamıştır. Her göç kendi içinde farklı sorunları getirmiştir. Ancak Mustafapaşa/Sinasos’ da sorunlar zaman içinde aşılmıştır. Kendinden önceki Rum kültürünün bölgede devam etmesi ve göçle gelen yeni kültürün buraya yerleşmesiyle benzersiz bir kültürel mozaik ortaya çıkmıştır. Bu göç dalgaları sonucu ortaya çıkan kültürel mozaikler Anadolu topraklarının hemen her yerinde görülmekte ve araştırmacılar tarafından araştırılmayı beklemektedir. Öte yandan mübadelenin 100.yılına geldiğimiz şu günlerde mübadele ve mübadiller konusunda daha fazla çalışma yapılması en büyük temennimizdir.

6.     Kaynakça

Ağanoğlu, H. Y. (2001). Osmanlı'dan Cumhuriyete Balkanların Makus Tarihi Göç. İstanbul:

Kum Saati Yayınları.

Aktar, A. (2005). Türk-Yunan Nüfus Mübaelesi' nin İlk Yılı Eylül 1922-Eylül 1923. M. Pekin,  (Ed)., Yeniden Kurulan Yaşamlar 1923 Türk-Yunan Zorunlı Nüfus Mübadelesi (s. 4174). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Arı, K. (1989). Yunan İşgalinden Sonra İzmir'de "Emval-i Metruke" ve "Fuzuli İşgal" Sorunu.

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 5(15), 691-706.

Arı, K. (1991). Mübadele Göçmenlerini Türkiye' ye Taşıma Sorunu Ve İzmir Göçmenleri (1923-1924). Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, I(1), 13-46.

Arı, K. (2014). Büyük Mübadele Türkiye' ye zorunlu Göç (1923-1925). İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Atatürk'ün Milli Dış Politikası (Cilt I). (1981). Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Aytaş, S. (2018). Mübadelenin Hüzünlü Mirası. İstanbul: Lozan Mübadilleri Vakfı Yayınları.

Aytaş, S., & Turgut, N. (2022). Sinasos' tan Mustafapaşa'ya. Kayseri: Tezmer Kitap Yayınları.

Balta, E. (2007). Sinasos Mübadeleden Önce Bir Kapadokya Kasabası. (A. Çokona, Çev.) İstanbul: Birzamanlar Yayıncılık.

Benlisoy, S. (2007). Okur-Gezginin Sinasos Serüveni. Toplumsal Tarih(164), 85-89.

Bilsel, M. C. (1998). Lozan (Cilt II). İstanbul: Sosyal Yayınları.

Çağbayır, Y. (2007). Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı Ötüken Türkçe Sözlük (Cilt III). İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Çapa, M. (1988). Lozan' da Öngörülen Türk Ahali Mübadelesinin Uygulanmasında Türkiye Kızılay (Hilal-i Ahmer) Cemiyetinin Katkıları. Atatürk Yolu, I(2), 241-256.

Çapa, M. (1990). Yunanistan'dan Gelen Göçmenlerin İskanı. Atatürk Yolu, II(05), 49-69.

Çiçekli, B. (2009). Göç Terimleri Sözlüğü. Cenevre: Uluslararası Göç Örgütü.

Erdal, İ. (2006). Türk Yunan Nüfus Değişiminde Türk Mübadillere Yapılan Yardım Faaliyetleri. Tarih Araştırmaları Dergisi, 25(40), 203-214.

İpek, N. (2000). Mübadele ve Samsun. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

İskan Tarihçesi. (1932). İstanbul: Hamit Matbaası.

Kaplan, L. (2018). Rumeliden Anadolu' ya Mübadil Köyüm Jerveni. Karadeniz Rumeli Stratejik

Araştırma        Merkezi.         Erişim Adresi :             http://www.karadenizrumeli.com/akademikyayinlar/yayin-8-rumeliden-anadoluya-mubadil-koyum-jerveni/638/

Kara, B. (2005). Dramatik Bir Huzur Mücadelesi: Mübadele. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, V(1), 187-98.

Karpat, K. (2013). Osmanlı'dan Günümüze Etnik Yapılanma Ve Göçler. (B. Tırnakçı, Çev.) İstanbul: Timaş Yayınları.

Kavaf, S. A. (2015). Sosyal ve Kültürel Değişimler Açısından Doğurduğu Sonuçlar İtibariyle Lozan Mübadelesi: Nevşehir Örneği. Ankara: Hacettepe Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Lozan Barış Konferansı Tutanaklar- Belgeler (Cilt I/I). (2001). (S. L. Meray, Çev.) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Macar, E. (2003). Cumhuriyet Döneminde İstanbul Rum Patrikhanesi. İstanbul: İletişim Yayınları.

Macar, E. (2015). Yunanistan'dan Anadolu'ya Göç: Nüfus Mübadelesi. M. M. Erdoğan, & A. Kaya içinde, Türkiye' nin Göç Tarihi (14. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Türkiye' ye Göçler (s.

171-190). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniveritesi Yayınları.

Ortaylı, İ. (2020). Mübadele. TDV İslam Ansiklopedisi (Cilt XXXI, s. 422-423). içinde Ankara:

Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.

Soysal, İ. (2000). Tarihçeler ve Açıklamaları ile Birlikte Türkiye' nin Siyasal Antlaşmaları (1920-1945) (Cilt I). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Şimşir, B. N. (1986). Bulgaristan Türkleri (1878-1985). Ankara: Bilgi Yayınevi.

Tekeli, İ. (2007). Türkiye' nin Göç Tarihindeki Değişik Kategoriler. A. Kaya, & B. Şahin içinde, Kökler ve Yollar Türkiye'de Göç Süreçleri (s. 447-473). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Tepealtı, F. (2019). Lozan Nüfus Mübadelesi Göçleri ve Türk Mübadillerin İskanı. Coğrafya Dergisi, 89-98.

Türkçe Sözlük (Cilt II). (1998). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Ergun Mengi   - 07-04-2024

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Anatomisi

2. Mahmut, Balkan isyanları, Rus baskısı ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla uğraşırken yeniçeriler, her fırsatta ayaklanmaktaydı. 15-18 Kasım 1808’de Babıali’yi basan yeniçerilerle mücadele eden Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa mahzendeki barutları ateşleyerek içeri giren 600 yeniçeriyle beraber kendini h...