Batın Durmaz

Batın Durmaz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışman

Bu çalışmanın temel amacı 2035 yılı çerçevesinde çeşitli ülkelerde beklenen nüfus değişimlerinin istatistiği üzerinden ekonomik ve siyasi değerlendirmelerde bulunmaktır. Dünyada yapılan çeşitli nüfus projeksiyonlarından yola çıkarak Türkiye merkezli bir değerlendirme yapılması hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda Türkiye’nin kara sınırı olarak komşusu olan ülkeler, deniz komşusu olan ülkeler (Karadeniz ve Akdeniz) ve Türkiye’nin gelecekte muhtemel siyasi ve ekonomik açılım sergileyeceği Orta Asya coğrafyasının 2035 yılı tahmini nüfus durumları incelenmiştir. Çalışmada detaylarını vereceğimiz nüfus sayıları üzerinden geleceğe yönelik dış politika hedefleri çizilmesi amaçlanmıştır.

2035 yılı genel anlamda dünya ülkelerinde nüfus artışının devam ettiği bir devreyi kapsamaktadır. Özellikle de belli başlı ülkeler haricinde Türkiye’nin komşularında nüfus artışı önemli bir yükseliş ivmesi ile devam edeceği öngörülmektedir. Çalışmada Birleşmiş Milletler nüfus tahminleri esas alınarak hazırlanmış olan nüfus sayıları ve nüfus piramitlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada Yunanistan, Bulgaristan, Suriye, Irak, İran, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Rusya, Ukrayna, Romanya, Moldova (Karadeniz’e sınırı olmasa da Karadeniz İş Birliği Teşkilatı’nda yer alması sebebiyle incelemeye eklenmiştir), Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan ele alınmıştır.

İlk aşamada Türkiye’nin kara sınırı olan komşularının nüfus projeksiyonları ve buna dair siyasi ve ekonomik analizleri yapılacaktır. Yunanistan’ın 2035 nüfus tahminlerinde nüfusun yaşlanma oranında artışın devam edeceği beklenmektedir. Öte yandan da nüfusun 9,8 milyona gerileyerek hızlı bir azalma eğrisi göstermesi beklenmektedir.

 

Türkiye’nin bir diğer AB üyesi komşusu Bulgaristan’ın ise durumu Yunanistan’a göre daha karamsardır. Yapılan tahminlerde Bulgaristan’ın nüfusunun 6 milyona gerilemesi beklenmektedir. Nüfusu yaşlandığı gibi diğer AB ülkelerine de yoğun genç nüfus göçü vermeye devam edeceğine yönelik beklentiler bulunmaktadır. Bulgaristan’ın bir yandan nüfusu çok hızlı bir şekilde yaşlanırken bir yandan da azalma eğilimi göstermesi ülke ekonomisi için problemler teşkil etmektedir. Türkiye’nin batı komşusu iki ülkenin de iş gücü kaybının gelecekte hızla artacağı bir konjonktürde Türkiye dinamik nüfusu ile önemli bir üretim gücü konumuna erişebilir. Ayrıca bu ülkelerin daha da fazla tüketici konuma geçmelerinden ötürü kurulacak siyasi ve ekonomik ilişkiler Türkiye lehine ihracat gelirlerinin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Irak, yaşlı nüfusu az ve ölüm oranları yüksek bir ülke olarak uzun yıllar durumunu korumayı sürdürmesi beklenen ülkelerden birisidir. Çok yüksek doğum oranları gözlenen Irak, halihazırda süren nüfus artışının 2035 ve sonrası dönemlerde daha da hızlanarak devam etmesi dolayısıyla siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklara gebe bir ülkedir. Ekonomik kalkınması, nüfus artışı ile orantılı artmayan ve işsiz genç nüfusa sahip bir ülke olarak iç istikrarsızlıkların ve beyin göçünün devam ettiği bir ülke hüviyetini korumaktadır. 2035 yılında 58 milyon olması beklenen ülkenin yaklaşık %38’ini 40 yaş altı nüfus oluşturacaktır. Irak, dışarıdan gelecek ekonomik yatırımlara muhtaç bir ülke konumundadır. İşsiz nüfusun istihdamının artışında Türkiye’nin yapacağı yatırımların önemli bir etkisi olacaktır. Önemli bir bölge ülkesi olarak Irak’ta yaşanması muhtemel yeni iç istikrarsızlıklar Türkiye’nin ekonomik, siyasi, demografik ve askeri açıdan destabilizasyona uğramasına yol açabilir. Bu açıdan Türkiye’nin güvenlikçi politikalara yönelmesi kritik bir önem taşımaktadır. Muhtemel demografik göç ve terör olaylarının önüne geçmek için çeşitli adımların atılmaya başlanması elzemdir.

Suriye hakkında hazırlanan nüfus tahminleri, ülkenin istikrarsızlığı, Suriye dışında yaşayan Suriyelilerin varlığı ve geri dönüşüne dair yaşanan belirsizlikler sebebiyle gerçekçi bir analiz ve değerlendirme sunmamaktadır. Bu durum halihazırda Türkiye’nin ekonomik ve güvenlik sorunlarının merkezinde yer almaktadır.

Türkiye’nin komşuları içerisinde kalabalık nüfusu, ekonomisi ve askeri gücü ile bölgenin başat aktörlerinden olan İran’ın 2035 yılı çerçevesinde tasarlanan nüfus projeksiyonunda nüfusunun artmaya devam ederek yaklaşık 95 milyona gelmesi beklenmektedir. Nüfus artışı gelecek yıllarda da artmaya devam etse de doğum oranlarında gerilemenin beklendiği gözlenmektedir. 2050-2055 arasında nüfusunun yaklaşık 100 milyona gelip zirveyi görmesi hızı artan bir eğri ile nüfusun miktarının azalmaya başlaması beklenmektedir.

2100 yılı projeksiyonlarında İran nüfusunun 80 milyonlara kadar gerilemesi beklenmektedir. Ancak kısa ve orta vadede nüfusunun artması beklenen İran, bölge ülkeleri arasında Türkiye için önemli potansiyelleri barındıran ülkelerden birisi konumundadır. Artan nüfusla orantısal ilerlemesi pek de olası gözükmeyen istihdam konusunda İran, dış yatırımların ilgisini üstüne çekmesi muhtemel bir ülkedir. Özellikle yakın dönemde Çin’in İran ile yaptığı yatırım anlaşmaları ve Çin’in aracılığında gerçekleştirilen İran ve Suudi Arabistan görüşmeleri Ortadoğu nazarında gelecekte yeni ekonomik ve siyasi oluşumlara gebe görünmektedir. Türkiye’nin burada alacağı konum Ortadoğu’daki ekonomik ve siyasi konumunu gelecek özelinde etkileyecektir.

Azerbaycan, Türkiye’nin kara komşuları içerisinde kültürel, askeri ve siyasi olarak önemli bir konuma sahiptir. Türkiye’nin Hazar ötesine açılmasında Azerbaycan bir atlama tahtası durumundadır. 2045 yılına kadarki süreçte Azerbaycan’ın nüfus artışının devam etmesi beklenmektedir. Bahse konu tarihte ülke nüfusunun yaklaşık 11 milyona ulaşması öngörülmektedir. Nüfus artışı devam etse de doğum oranlarında gözle görülür bir azalmanın yaşanması hesaplamalarda öne çıkmaktadır. 2100 yılı projeksiyonlarında ülke nüfusunun 8 milyona doğru gerilemesi beklenmektedir.

 

Nüfusunun artışı dengeli bir şekilde artsa da nüfus miktarının İran ve Rusya karşısında çok önemsiz kalmasından dolayı Azerbaycan, bölgedeki konumunu güçlendirmekte Türkiye gibi kalabalık, askerî açıdan güçlü ve ekonomik olarak büyük bir ülkenin desteğine muhtaçtır. Yakın geçmişte iki ülke arasında tesis edilen iş birliğinin 2035’e doğru giden süreçte daha da yoğunlaşacağı beklentisi mevcuttur. Azerbaycan’dan Türkiye’ye, Türkiye’den ise Azerbaycan’a çeşitli yatırımların artarak ticaret hacminin büyümesi öngörülmektedir. Özellikle de Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde iki ülkenin birbirine olan bağımlılıkları ve iş birliği artarak devam edecektir.

Güney Kafkasya ülkelerinden birisi olan Ermenistan’ın 2035 yılı nüfus beklentilerinde gerilemenin devam ettiği görülmektedir. Nüfusun 2035’te 2,7 milyona gerileyeceği tahminleri yapılmaktadır. Ancak bu verilerin ne kadar doğru olduğu, Ermenistan içerisindeki gerçek nüfusun ne olduğu muğlaklığını korumaktadır. Askeri gerekçelerle sayıların daha yüksek gösterildiğine dair şüpheler mevcuttur. Ermeni nüfusunun önemli bir kısmının Rusya’da çifte vatandaş olarak veya çalışma vizesi alarak yaşadığı bilinmektedir. Erivan yönetimindeki Ermenistan’da gerçekte ne kadar Ermeni’nin ikamet ettiği belirsizdir.

Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında süren siyasi ve askeri problemlerden ötürü, Ermeni ekonomisi büyük bir ambargo altındadır. Halihazırda Ermenistan’ın dünyaya açılabileceği dört nokta vardır. Türkiye ve Azerbaycan, Ermenistan’ı kendi toprakları üzerinden sınırlandırdığı için Ermenistan ticaretini Gürcistan ve İran üstünden sürdürmektedir. İran’ın ABD ambargosuna tabi olmasından dolayı buradan yapılan ticaretin daha çok el altından ve kaçak yapıldığı bilinmektedir. Ermenistan’ın dış dünya ile legal bağlantı noktasını Gürcistan limanları oluşturmaktadır. Ancak Ermenistan’ın Rusya’ya olan ekonomik, askeri ve siyasi bağımlılığı ve Gürcistan içerisinde yer alan Ermeni azınlığın bağımsızlık faaliyetleri Gürcistan-Ermenistan ilişkilerini sınırlamaktadır. Bu sebeplerden ötürü dünya ile çok fazla ticaret yapamayan ve ekonomik zorluklarla boğuşan bir ülke olarak bölgede varlığını sürdürmektedir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ana kara bağlantısını sağlayan ve Güney Kafkasya’nın üç ülkesinden birisi olan Gürcistan’ın 2035 ve 2100 nüfus projeksiyon çalışmaları, ülke potansiyelinin kullanılamayacağı bir perspektife doğru sürüklenmeyi işaret etmektedir. 2035’te ülke nüfusunun 3,5 milyona doğru gerileyeceği öngörülmektedir. 2100 nüfus projeksiyonunda ise Gürcistan nüfusunun 2,5 milyonun altına inmesi beklenmektedir. Bu durumun iki sebebi birden bulunmaktadır. Birincisi doğum oranlarında yaşanan hızlı düşüşlerdir. İkincisi ise ekonomik istikrarsızlık, istihdam artışındaki dalgalanma ve beyin göçüdür. Genç nüfusun istihdamındaki sorunlar ülkenin yoğun bir genç nüfus göçü vermesine sebep olmaktadır. Bu açıdan Gürcistan taşıdığı potansiyellerin gerisinde kalan bir ülke durumundadır.

Gürcistan’ın yaşadığı zorluklar, Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin arttırılmasında bir koz olarak kullanılabilir. Türkiye’nin Hazar ötesi ile daha yoğun bir ticari ilişki kurmasında Gürcistan doğal bir köprü durumundadır. Hem İran’ın bölgesel gücünü sınırlandırmak için hem de Azerbaycan ve Hazar ötesine karayolu ve denizyolu ile ulaşmakta Gürcistan bir geçiş üssü durumundadır. Özellikle Türk Dünyası turizm faaliyetlerinde Kars-Tiflis-Bakü demiryolu taşımacılığı ve Hazar Denizi gemi taşımacılığı önemli bir rota oluşturacaktır. Türk Dünyası ülkelerine yapılan havayolu seyahatlerinin pahalılığına dair eleştiriler ve Türk Dünyasının bütüncül bir şekilde gezilmesini sağlamak amaçlar çerçevesinde Gürcistan geçişli Azerbaycan-Kazakistan, Azerbaycan-Türkmenistan deniz ulaşımı önemli bir konumdadır.

Türkiye’nin gelecek yıllarda en önemli pazarlarından birisini Türk dünyasının oluşturmasına dair birçok öngörü bulunmaktadır. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde imzalanan çeşitli anlaşmalar bu görüşü destekler niteliktedir[1]. Tartışma konumuzu kapsayacak şekilde yakın zamanda Türk Yatırım Fonu’nun kurulmasına dair çalışmalar da başlamış bulunmaktadır[2]. Türk Dünyası ve genel anlamda da Orta Asya’nın Türkiye’nin pazar arayışlarında yeni bir açılım alanı olması oldukça muhtemeldir. Aynı zamanda bölge ülkelerinin üretiminin Türkiye’ye ve dünyaya açılmasında Türkiye doğal bir liman vazifesi görmektedir. Bir diğer husus ise enerji kaynaklarıdır. Bölge ülkelerinin doğalgaz ve petrol kaynaklarının dünyaya açılmasında Türkiye bir köprü konumundadır. Keza Türkiye’nin enerji ithalatının çeşitlendirilmesinde ve sürdürülebilirliğinde Türk dünyası ülkelerinin gelecekte önemli bir rol üstlenmesi beklenmektedir.

Orta Asya’nın geneline dair yapılan 2035 nüfus piramidi projeksiyonlarında bölgenin yaklaşık 90 milyon civarında bir kalabalıklığa ulaşması beklenmektedir. Bu hızlı nüfus artışının bu ölçekle kalmayıp 2100 yılına kadar istikrarlı bir artışla 120 milyon civarına ulaşması ihtimali üzerinde durulmaktadır. Türkiye’nin hedeflediği genç nüfusa dayalı yeni pazar arayışlarında geleceğin yükselen yıldızı olarak Orta Asya coğrafyasını işaret etmek mümkündür. Bu açıdan Çin’in ortaya koyduğu Bir Kuşak Bir Yol projesinin Orta Kuşak denilen kısmının Orta Asya ülkelerini içermesi pek de şaşırtıcı durmamaktadır. Orta Asya ülkeleri içerisinde Türk soylu olmayarak ayrılan tek ülke Tacikistan’dır.

Tacikistan’a dair 2035 yılı projeksiyonlarında nüfusunun 12 milyonun biraz üzerine çıkacağı öngörülmektedir. Ancak halihazırda ekonomik ve demografik sorunlarından dolayı Tacikistan sürekli dışarıya nüfus veren bir ülkedir. Özellikle Tacik gençlerin Rusya’ya çalışan olarak göç ettiği bilinmektedir. Ancak yakın zamanda başlayan Çin yatırımlarının ülkedeki istihdamı arttırması umulmaktadır. Ayrıca Tacikistan ile Kırgızistan arasında halihazırda askeri ve siyasi sorunlar mevcuttur. Ülkede Rus siyasi etkisinin gücü ülke üzerinde varlığını sürdürmektedir.

 

Türkmenistan bölgenin nüfusu en az olan ülkelerinden birisi durumundadır. 2035 yılı nüfus projeksiyonlarında nüfusunun 7 milyonun biraz üzerine çıkması beklenmektedir. Türkmenistan da çalışan genç nüfus konusunda dışarı göç verme sorunundan mustariptir. Türkiye ve Rusya gibi ülkelere genç nüfusun çalışmak için gittiği bilinmektedir. Siyasi olarak da dışa kapalı bir ülke olan Türkmenistan gelecek açısından potansiyeli olan bir ülkedir. Özellikle Türkmen gazının Türkiye ekonomisi için önemli olduğunu bilinen bir durumdur.

Kırgızistan bölgenin bir diğer az nüfuslu ülkesidir. 2035 yılı nüfusunun yaklaşık 8 milyon olacağı varsayılmaktadır. Kırgızistan da bölgenin potansiyel olarak gerisinde kalan ülkelerinden birisi konumundadır. Halihazırda Türkiye’nin eğitim politikaları çerçevesinde Kırgızistan’a önemli yatırımları mevcuttur. Türk Devletleri Teşkilatı ile Tacikistan arasında yapılacak olası ticari anlaşmalar Kırgızistan-Tacikistan çatışmalarının da sonlanmasında faydalı olacaktır.

Bölgenin ekonomik olarak atılım yapan iki büyük nüfuslu ülkesinden birisi Kazakistan’dır. Genç ve dinamik nüfusu ve büyük toprakları ile Kazakistan Orta Asya’nın en ilginç ülkelerinden birisini oluşturmaktadır. Finans, inşaat, demir sanayi ve petro-kimya konularında öne çıkan ülkelerden birisidir. 2035 yılına dair nüfus beklentilerinde ülkenin 22 milyonu biraz geçmiş bir kalabalığa sahip olacağı öngörülmektedir. Kazakistan yukarıda saydığımız ekonomik alanlar dışında turizm konusunda da büyük bir potansiyele sahiptir. Gerek coğrafi gerekse kültürel turizm açısından çok çeşitli bir ülkedir. Özellikle de eski Türk tarihine dair arkeolojik eserler açısından zengin bir ülkedir.

Özbekistan bölgenin en kalabalık ülkesi konumundadır. Bu konumunu 2035 yılı projeksiyonlarında da devam ettirmesi beklenmektedir. 2035 yılında 40 milyona ulaşması beklenen ülke nüfusunun 2075 yılında 50 milyonu aşması öngörülmektedir. Genç nüfusu ve tarımsal ekonomisi ile bölge ülkelerin besin ithalatında önemli bir yere sahiptir. Yakın zamanda yaşanan siyasi değişimler ile ülke kendisini uluslararası camiaya açmış bulunmaktadır. Kültür turizmi açısından dünya geneline hitap eden bir potansiyele sahiptir. Birçok ekonomi dalında Türk yatırımcıların ilgisini çekmeye başlayan bir ülkedir. Gelecekte önemli bir pazara dönüşmesi muhtemeldir.

Türkiye’nin deniz komşuları da önemli rakiplerin ve pazarların yer aldığı bir alan durumundadır. Özellikle 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Karadeniz bölgesinde siyasi tansiyonun ve ilginin arttığı görülmektedir. 2008 yılında Rusya’nın Gürcistan’ı işgali ve halihazırda varlığını sürdüren Rus-Ukrayna Savaşı, bölgeye olan ilgiyi arttırmıştır. Konunun muhataplarından birisinin Rusya olması dünya ekonomisini de derinden ilgilendirmektedir. Rusya ile komşu olması, büyük bir ticari ilişkinin varlığı, Rusya’nın önemli bir siyasi güç olması gibi birçok etmenden dolayı Türkiye de Karadeniz bölgesindeki gerilimlerden olumlu ve olumsuz etkilenen ülkelerin başında yer almaktadır.

Rusya-Ukrayna Savaşı özelinde birçok iktisat ve uluslararası ilişkiler konulu çalışma kaleme alındığı ve bu incelemenin konusunun bahse konu çatışmayı ihtiva etmemesinden ötürü Rus-Ukrayna Savaşından ziyade tek tek bu ülkelerle Türkiye’nin ekonomik ilişkilerini, savaşın politik konjonktürü gözetilerek 2035 perspektifinden ele alınması amaçlanmıştır. Türkiye’nin Karadeniz sahilinde komşuları olan Gürcistan ve Bulgaristan’ın yukarıda ele alınmasından ötürü bu kısımda Rusya, Ukrayna, Romanya ve Moldova incelenecektir. Moldova’nın Karadeniz’e kıyısı olmamasına rağmen listeye dahil edilme sebebi Karadeniz İş Birliği Teşkilatı’na üye olması sebebiyle yer verilmiştir.

Bölge ülkeleri içerisinde nüfusu en kalabalık, coğrafi sınırları en büyük ve askeri güç olarak öne çıkan ülkesi Rusya Federasyonu’dur. Sovyetler Birliğinin yıkılmasından bir süre sonra Rusya’nın yaşadığı ekonomik sorunlarla birlikte nüfusunda düşüş yaşanmaya başlamıştır. 1990’lı yıllardaki ekonomik sorunlarla Rusya dışarıya yoğun göç veren ülkelerden birisi olmuştur. Ancak 2008 sonrası dönemde Rusya nüfusunun artmaya başladığı gözlemlenmiştir. Bunda birden çok etken yer almaktadır. En göze çarpanı Rusya dışındaki Rus nüfusun Rusya Federasyonu’na geri göç etmesidir. İkincisi ise ülke içindeki azınlıkların nüfus artışıdır. Ancak buna rağmen 2020 yılından itibaren tekrardan nüfus düşme eğilimine girmiştir.

Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla birlikte birçok Rusya vatandaşının başta eski SSCB ülkeleri olmak üzere komşu ülkelere göç ettiği gözlemlenmektedir. Rus göçü alan ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Yakın geçmişte Suriye konusunda iki ülke savaş noktasına kadar gelmiş, ilişkiler kesilmiş iken Ukrayna savaşından önce başlayan normalleşme, Ukrayna-Rusya savaşında Türkiye’nin önemini arttırmıştır. En azından bu savaş boyunca Türkiye’nin tarafsız kalması bile Rusya için hayati bir noktaya gelmiştir. Bu durum, Türkiye ile Rusya arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesinde etkili olmuştur.

2035 yılına dair Rusya için yapılan nüfus projeksiyonlarında nüfus düşüşünün devam etmesi beklenmektedir. Ancak buna rağmen Rusya’nın nüfusunun 139 milyon civarında olması öngörülmektedir. Bu nüfusla bile bölgenin en kalabalık ülkesi olma özelliğini sürdürecektir. 2100 yılı beklentilerinde ise nüfusun 112 milyon civarına gerileyeceği belirtilmektedir. Yaşlanan ve siyasi-ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan bir Rusya, gelecekte Türkiye için önemli bir pazar alanına dönüşebilir. Özellikle ülke içerisindeki yabancı genç çalışanların Rusya’yı terk etmeye başlaması da Rus ekonomisi için bir sorun teşkil edecektir. Bu açıdan hem ticaret olarak hem de artan Türkiye nüfusuna istihdam alanı olarak Rusya öne çıkması muhtemel ülkelerden birisidir.

Karadeniz’in kuzeyindeki önemli ülkelerden birisi de Ukrayna’dır. Halihazırda Batı dünyası ile Rusya arasında sıkışan ve kendisini Rusya ile savaş içerisinde bulan Ukrayna, ekonomik açıdan büyük hasarlar almış durumdadır. Ülkenin uzun vadede kalkınmasında dış yatırımların rolü öne çıkacaktır. Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında sürdürdüğü denge politikasından Türk sanayisinin kazançlı çıkma ihtimali yüksektir. 2035 yılı Ukrayna nüfus projeksiyonu savaş öncesi dönemde hazırlandığı için bir miktar yanılgı içermektedir. Ancak savaş durumu olmasaydı bile ortaya konan projeksiyonda 90’lı yılların başından beri süren nüfusun azalma trendi devam edecekti. 1993 yılında ülke nüfusunun 51 milyona ulaştığı görülmektedir. 2035 yılı beklentisinde ise nüfusun yaklaşık 37 milyon olmasına dair hesaplamalar yapılmaktadır.

Mevcut Rusya-Ukrayna Savaşından dolayı önemli bir Ukraynalının ülkesini terk ettiği bilinmektedir. Bunun dışında fiiliyatta Kırım’ın ve savaşın sürdüğü bölgelerin kaybından dolayı nüfusun daha da azalmış olması muhtemeldir. Savaştan dolayı da yaşanan genç nüfus kaybı ile Ukrayna oransal olarak yaşlılığın arttığı bir ülke durumuna gelmiştir. Bu da 2100 yılına yönelik yapılan 20 milyonluk nüfus tahminlerinin bile altına düşme tehlikesi doğurmaktadır. İş gücü açısında Türkiye’nin gelecekte Rusya özelinde sahip olacağı potansiyelden daha büyüğünün Ukrayna’da ortaya çıkacağını öngörmek mümkündür. Türkiye’nin artan nüfusunun çalışan ve yatırım olarak Ukrayna’ya ve Rusya’ya ihraç etmesi muhtemeldir.

Bu durum hem olumlu hem de olumsuz etkiler barındırmaktadır. Olumlu noktası, Türkiye’nin istihdam fazlasını nüfusuna işgücü yaratması iken olumsuz kısmı ise bahse konu ülkelere beyin göçü yaşanması ihtimalidir. Vasıflı işgücü kaybı Türkiye’nin ekonomisine zarar verecektir. Türkiye’nin bu konulara çok boyutlu bakışla hazırlık yapması elzemdir.

Karadeniz bölgesinin önemli ülkelerinden birisi de Romanya’dır. Karadeniz bölgesinde yer alan Avrupa Birliği üyesi iki ülkeden birisidir. Petrolü ve genç nüfusu ile öne çıkmaktadır. Ancak ülke, diğer AB ülkelerine büyük oranda beyin göçü vermektedir. Türkiye’nin Karadeniz ticaretinde Romanya önemli bir potansiyele sahiptir. Özellikle de komşusu Moldova ile Türkiye arasındaki ticarette geçiş noktasıdır. 2035 yılı nüfus projeksiyonunda Romanya’nın 1990’lı yılların başından beri sürdürdüğü nüfus azalışının devam etmesi beklenmektedir. Nüfusun 2035’te 18 milyon civarına gerileyeceği tahmin edilmektedir.

2100 yılında ise nüfusunun 13 milyona kadar düşmesi beklenmektedir. Yaşlı ve sürekli göç veren bir ülke olması açısından Türk istihdamı için potansiyel taşıyan bir ülkedir. Bölgenin küçük ülkelerinden birisi olan Moldova’nın 2035 yılında nüfusunun gerileyeceği tahmin edilmektedir. 3 milyon civarında nüfusu ile genç ve yaşlı nüfus arasında bir dengeye ulaşacağı beklenmektedir. Ancak 2100 yılı beklentilerinde ülkenin 2 milyona kadar düşeceği ve çok yaşlı bir halka sahip olacağı beklenmektedir.

Bu çalışmada Türkiye’nin Akdeniz özelindeki deniz komşuları ele alınmamıştır. Ancak bir sonraki çalışmada Akdeniz komşuları incelenecektir. Akdeniz bölgesindeki ekonomik ve siyasi rakipler, dostlar, iş birlikleri, fırsatlar ve riskler ele alınacaktır. Akdeniz’e kıyısı olmasa da Balkan ülkeleri de bu alana dahil edilecektir. Ülkelerin fazlalığı ve konunun genişliği açısından müstakil bir incelemeye konu olmasının daha uygun olduğu görülmüştür.

Çalışma boyunca Türkiye’nin sınır komşuları, Karadeniz sahili komşuları ve Orta Asya bölgesi ile olan ekonomik potansiyeli üzerinde durulmuştur. 2035 yılı hedefi olarak ülkelerin demografik beklentileri ele alınmıştır. Bunun Türkiye’nin ekonomisine olumlu ve olumsuz etkileri ortaya konulmuştur. Ukrayna-Rusya savaşının Karadeniz ticaretini olumsuz etkilediği görülmektedir. Artan nüfusu ve TDT çerçevesinde gelişen ilişkiler nazarında Orta Asya, Türkiye ekonomisi için tıpkı 1990’larda olduğu gibi bir cazibe merkezi durumundadır. 1990’lı yıllardaki siyasi ve ekonomik hataların iyi irdelenip 2035 yılına dönük doğru hamlelerin yapılması elzemdir. Türkiye 90’lı yıllarda kaçırdığı fırsatları 2020-2035 arasında tekrar ve daha güçlü bir şekilde yakalayabilir.

Bunun için Türk dünyası arasındaki ilişkiler kritik bir konumdadır. 2022 Semerkand Bildirisi, hem Türk Birliği için hem de Türkiye’nin ekonomik geleceği için yeni bir ufuk çizmektedir. Türkiye, AB ile ilişkilerinden vazgeçmeden çok yönlü bir dış politika izleyerek Türk dünyasında yerini almalıdır. 90’lı yıllarda Türkiye’nin bölge dinamiklerine olan yabancılığı, iktisadi sorunları ve toplumun Avrupa Birliği’ne girme arzusu gibi etmenler önemli bir fırsatın tepilmesine yol açmıştır. Şimdi ise bölgeyi bilen, bölgeye ilgi duyan ve iktisadi sorunlarını yeni pazar alanlarıyla aşmayı hedefleyen bir Türkiye ve kadroları mevcuttur. Özellikle Türkoloji ve tarih akademisinin bölgeye olan ilgisinin ve bilgisinin artması ve uluslararası ilişkiler konularına ilgi duymaları, Türk Dışişlerinin bölgede elini rahatlatmakta ve önünü görmesini sağlamaktadır.

Türkiye’de Türk dünyasına artan bir ilgiye karşılık Türk dünyasından da Türkiye’ye yönelik büyük bir ilgi artışı mevcuttur. Bu tarihi fırsatı İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” söylemi ile taçlandırmalıyız.

 

 

[1] Bu konu hakkında daha detaylı bir bilgi için 2022 Semerkand Bildirgesine bakabilirsiniz. Bu bildirge hakkındaki detaylı yazı için; Batın Durmaz, Geçmişten Geleceğe Türk Dünyasına Bakış: Türk Devletleri Teşkilatı Semerkant Bildirisinin Önemi, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Erişim Tarihi: 5.6.2023. https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/politik-sosyal-kulturel-arastirmalar-merkezi/gecmi-sten-gelecege-turk-dunyasina-bakis-turk-devletleri-teski-lati-semerkant-bi-ldi-ri-si-ni-n-onemi.

[2] https://turkicstates.org/tr/haberler/turk-yatirim-fonunun-kurulusuna-iliskin-calisma-toplantisi_2530 Erişim Tarihi: 5.6.2023.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın 11 Kasım 2022 tarihli Semerkant zirvesi Türk Dünyasının geleceği açısından önemli bir dönemi başlatmıştır. Ancak bildirinin önemli bir ifade yer almaktadır.

Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping, 21. yüzyılın projesi olarak ortaya çıkan “一带一路 - Bir Kuşak Bir Yol” (Bazı kaynaklarda sadece Kuşak-Yol olarak geçmektedir) girişimini 2013 yılında Kazakistan’ın başkenti Astana’da dünyaya ilan etmiştir[1].

Çin Devlet Başkanı XiJinping, 7 Eylül 2013’te Kazakistan’da Nazarbayev Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı”nıninşa edilmesini teklif etmiştir[1]. Ekim 2013’te ise Endonezya’da Deniz İpek Yolu hakkında açıklamalarda bulunmuştur[2].

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 12-02-2024

Kahire Ziyareti Sisi’nin Ocağına Düşmek mi?

Türkiye 2022 yılından beri Mısır ile bozulan ilişkilerini düzeltme çabası içinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır gezisinin hala bu kapsamda düşünülmesi ve bugüne kadar gibi sonuçlar alındığının değerlendirilmesi gerekir.

Error: No articles to display