Doç. Dr. Dilek Yiğit

Doç. Dr. Dilek Yiğit

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

Birleşik Krallık tahtının varisi Prens William’ın tahta çıktığında, Anglikan Kilisesi’nin başı olmayı reddedeceği, böylelikle monarşi ile Anglikan Kilisesi arasındaki bağı sonlandıracağı iddiaları basında yer aldı.

1603 yılında İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’in varis bırakmaksızın vefat etmesi üzerine İskoçya Kralı VI. James, İngiltere Kralı VII. Henry’nin torunu, dolayısıyla tahtın varisi olarak İngiltere tahtına I. James olarak çıkmıştır. Böylelikle her iki devletin taçları birleşmiştir ama İngiltere ve İskoçya tek monark altında bağımsız devletler olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

İskoçya’nın başkenti Edinburg’da İskoç Parlamentosu, Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’ta Kuzey İrlanda Meclisi, Galler’in başkenti Cardiff’te Galler Parlamentosu vardır ama İngiltere’nin başkenti ve Birleşik Krallık Parlamentosu’na ev sahipliği yapan Londra’da İngiltere Parlamentosu yoktur.

30 Kasım-12 Aralık tarihleri arasında  Birleşik Arap Emirlikleri’nde gerçekleştirilen İklim Zirvesi’nde İskoçya Birinci Bakanı Hamza Yusuf’un Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi Birleşik Krallık iç siyasetini karıştırdı ve İskoçya’nın ikinci kez bağımsızlık referandumu yapılması talebi sebebiyle zaten gergin olan Londra-Edinburg hattında gerilim iyice arttı.

Birleşik Krallık Başbakanı Sunak ile Yunanistan Başbakanı Miçotakis arasındaki gerginlik, Kral III. Charles mavi beyaz kravat takmamış olsaydı, belki de küresel kamuoyunun bu kadar ilgisini çekmeyecekti.  Kral III. Charles’ın kravatını görenler  doğal olarak Londra ve Atina arasında neler oluyor diye sormaktan kendisini alamamış olmalı.

Dört ulustan oluşan -İngilizler, İskoçlar, Galliler ve Kuzey İrlandalılar- Birleşik Krallık’ta milliyetçilik denildiğinde akla başlıca iki siyasi parti gelmektedir.

Macaristan Başbakanı Victor Orban  ismi ile Avrupa Birliği (AB) kavramı yan yana geldi mi adeta atmosferi bir gerginlik kaplar; bir tarafta supranasyonel, üye devletlerin egemenlik haklarını törpüleyen ve dolayısıyla da üye devletlerin içişlerine karışmakta bir sakınca görmeyen AB, diğer tarafta AB’nin bu özelliklerini bile bile AB’ye katılım sağlamış Macaristan’ın AB’ye direnen başbakanı olunca, AB ve Orban gerilimi “AB’nin iç gerilimi”  sıfatıyla ilginç bir konuya dönüşür.

Birleşik Krallık genel seçim sürecine girmiş iken ve anketler iktidardaki Muhafazakar Parti’nin kuvvetle muhtemel genel seçimleri kaybedeceğine ve Britanya’nın İşçi Partisi’nin iktidarına geçeceğine işaret ederken Başbakan Rishi Sunak kabinede revizyona gitti ve eski Başbakan David Cameron’a Dışişleri Bakanlığını önerdi, Cameron bakanlık teklifini kabul etti.

22 Eylül 2023 tarihinde Papa Francis Fransa’ya ziyaret gerçekleştirecek. Papa, Fransa Başbakanı Borne tarafından resmi bir törenle karşılanacak ve ziyaretinin sonunda Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile görüşecek olsa da, Vatikan tarafından açıklanan programın içeriği ziyaretin büyük ölçüde “dini” nitelikli olduğunu göstermekte.

Uluslararası bir örgüt niteliğinde olmayan, üye devletlerin bir takım egemenlik haklarını devretmeleri nedeniyle supranasyonel nitelik taşıyan Avrupa Birliği’nin (AB) kurumsal yapısı yasama, yürütme ve yargı organları ile “devlet modeli” üzerinde şekillenmiştir; AB’nin “devlet modeli” temelindeki bu kurumsal yapılanmasında “üye hükümetlerin” temsili ile “üye ulusların” temsili arasında denge gözetilmeye çalışılınca karar alma süreçleri karmaşık hale gelmiştir. 

AB’de yasama yetkisi “üye ulusların” temsil edildiği Parlamento ile “üye hükümetlerin” temsil edildiği Konsey (TheCouncil of the EU)[1] tarafından ortaklaşa kullanılır.Üye hükümetlerin bakan düzeyindeki temsilcilerinden oluşan Konsey’in çeşitli oluşumları vardır ve Dışişleri Konseyi dışındaki Konsey oluşumlarına eşit rotasyon temelinde hükümet temsilcileri altı ay süre için başkanlık yapar. Konsey başkanlığı önemli bir pozisyondur zira yasama organının bir kanadının yöneticisi sıfatıyla başkan yasama gündemini ve önceliklerini belirlemekle, Konsey görüşmelerini organize etmekle, müzakere süreçlerinde uzlaşmayı sağlamakla görevlidir.

Konsey, 26 Temmuz 2016 tarihinde hem Hırvatistan’ın 2013 yılında Birliğe katılmış olması hem de Birleşik Krallık referandumundan AB’den çekilme kararı çıkması nedeniyle Konsey başkanlığı için yeni sıralamayı tespit etmiştir. Bu sıralama uyarınca 2024 yılının ilk altı ayında başkanlık Belçika’da olacak ve 2024 yılının ikinci yarısında Macaristan’a geçecektir.

Macaristan Avrupa Birliği’ne üye olduğuna göre rotasyon usulünde sırası geldiğinde Konsey başkanlığını üstlenmesi gayet normaldir ancak Macaristan’ın Konsey başkanlığı AB içinde krize varabilecek ciddi tartışmaları ateşlemiştir.

Entegrasyon süreci boyunca AB’nin “itici gücü” olarak tanımlanan Almanya hükümetinden AB’nin temel değerlerine uyum hususunda sorunlar yaşadığı ve Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna’ya destek hususunda “samimiyetsiz” olduğu gerekçeleriyle Macaristan'ın başkanlık görevini gereğince yerine getiremeyeceğine yönelik şüpheleri ifade eden açıklamalar gelmeye başlamıştır. Hollanda Dışişleri Bakanlığı Macaristan’ın başkanlığı üstlenecek olmasından duyduğu rahatsızlığı açıkça ifade etmiştir. AB yasama organının bir diğer kanadı Avrupa Parlamentosu Macaristan'ın, AB’nin temel değerlerini baltalamaya yönelik "kasıtlı ve sistematik çabaları" nedeniyle Avrupa Birliği Konseyi'nin dönüşümlü başkanlığıyla ilgili görevleri "güvenilir bir şekilde yerine getiremeyebileceğini" açıklamıştır.

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında Avrupa Parlamentosu bağlayıcı olmasa da sembolik önemi olan bir karar alarak “Macaristan’ın tam anlamıyla işleyen bir demokrasi” olmadığını açıklamıştı; bu karar AB için alışılageldik bir şey değildi. Üstelik Avrupa Parlamentosu diğer AB kurumlarını da üye ülkelerde demokrasinin gerilemesine izin vermekle eleştirmişti.  

Avrupa Parlamentosu’nun bir AB üyesini “demokratik olmamakla” itham etmesi ve diğer AB kurumlarını da “demokrasiyi korumamakla” eleştirmesi aslında bir “davet” idi. Avrupa Birliği Antlaşması’nın 7. maddesi uyarınca “harekete geçme daveti”.Zira Antlaşma’nın 7. maddesi uyarınca Konsey, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu’nun önerisi ve Parlamento’nun muvafakatini aldıktan sonra Antlaşma’nın 2. maddesinde sıralanan AB’nin temel değerlerinin bir üye devlet tarafından ihlaline yönelik açık bir risk olduğunu tespit edebilir; Zirve üye devletlerin ve Komisyon’un önerisi üzerine Parlamento’nun muvafakatini aldıktan sonra AB’nin temel değerlerinin bir üye devlet tarafından ciddi ve sürekli biçimde ihlal edildiğini tespit edebilir.  Zirve böyle bir ihlal tespit ederse, Konsey ilgili üye devletin Konsey’deki oy hakları da dahil Antlaşmalar’dan kaynaklanan haklarından bazılarını askıya alabilir. Kısaca 7. madde AB’nin temel değerlerini ihlal eden üye devletin haklarının askıya alınmasına imkân tanımak suretiyle bir “cezalandırma” maddesidir. Avrupa basınında yer alan haberler uyarınca Avrupa Parlamentosu, Konsey başkanlığının Macaristan'a geçmesini engellemek için 7. maddenin uygulanmasını istemektedir; zira 7. maddeye konu olan üye devletin hakları askıya alınabildiğinden Konsey başkanlığını yürütme hakkı da askıya alınabilecektir.

Ancak mesele şudur; Zirve’nin AB değerlerinin bir üye devlet tarafından ihlal edildiğini tespit etmesi için oybirliği gerekir.

Bu koşullarda Zirve 7. madde hükmü bağlamında Macaristan’ın Konsey başkanlığını engellemek amacıyla bir süreç başlattığında sonuç alamaz ise bu, hem AB kurumları adına hem de AB değerlerinin korunması ve gözetilmesi kapasitesi adına Birlik için büyük bir itibar kaybı olacaktır. AB kendisine şu soruyu sormalıdır: Macaristan’ın dönem başkanlığını önlemek adına böylesine bir risk almaya değer mi?

AB böylesine bir risk almak istemeyebilir ancak Macaristan’ın Konsey başkanlığını önlemek istiyor ise başka ne gibi alternatifleri olabilir?

Akademik çevrelerde ifade edilen bir yol, başkanlıkta rotasyonu belirleyen yeni bir karar alınmasıdır.Yani Temmuz 2016 tarihli Konsey kararının yerine geçecek bir başka Konsey kararı ile rotasyon sırası değiştirebilir; böylelikle Macaristan’ın başkanlığı çok ileri bir tarihe ötelenebilir.

Diğer taraftan Konsey başkanlığının Macaristan’a geçmesine engel olunmaması gerektiği yönündeki görüşler de dikkat çekicidir; bu yöndeki görüşlerde Macaristan’ın başkanlığı üstlenmesinin AB içinde kendisini izole ettiği sürece son vereceğine ve özellikle de Konsey başkanı sıfatıyla da AB’ye ters düşen dış politika izlemekten kaçınabileceğine vurgu yapılmaktadır.

Bu süreç Macaristan’ın Konsey başkanlığı engellense de engellenmese de AB için hiç de kolay geçmeyecek bir süreçtir; bu süreçte AB’nin kendi değerlerini ne ölçüde koruyabildiği ya da koruma iradesi gösterdiği tartışılırken, diğer taraftan Macaristan’ın Konsey başkanlığı rotasyon sisteminden memnun olmayan ve kurumsal yapılanmada değişiklik isteyenler için de bir fırsata dönüşecektir.

 

  

 

 

[1]Avrupa Birliği Konseyi (TheCouncil of theEU)  Zirve ( EuropeanCouncil) ile karıştırılmamalıdır. Avrupa Birliği Konseyi başkanlığı rotasyon temelinde üye devletler arasında el değiştirir; Zirve Başkanı üye devlet ve hükümet başkanları tarafından 2,5 yıl için seçimle belirlenir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Sabahattin İsmail   - 14-05-2024

Kıbrıs Yeni Bir Müzakereye Zorlanıyor

Milli çıkarları savunurken 2 konu hata kaldırmaz:

Error: No articles to display