Doğu Akdeniz’de Dengeler, Çıkarlar ve Çıkar Çatışmaları

Yazan  25 Haziran 2020

Son yıllarda, özellikle Güney Kıbrıs, Mısır ve İsrail karasularında önemli doğal gaz yatakları bulundu.

Hem açık deniz(ve ulusal karasuları), hem de karadaki doğal gaz rezervlerinin başlangıçta sadece iç tüketimde dışa bağımlılığın azaltılması açısından önemli olduğu düşünülse bile, özellikle bölgesel işbirliği ve başta AB olmak üzere bölge dışı ülkelere ihracat umudu giderek önem kazandı. İşte bu nedenlerle,uzlaşmaktan ve paylaşmaktan çok çatışmaya yatkın olan Doğu Akdeniz kıyıdaşları, 2000 li yılların başından beri deniz yetki alanı (delimitation)  ve münhasır ekonomik alan (EEZ) yanı sıra gizlilik (mahremiyet/confidentiality) anlaşmaları imzalamaya başladılar. Bu suretle muhtemel çatışmaların önünü almayı ve açık denizdeki pahalı faaliyetleri, bölgesel bakış açısı geliştirmenin sayısız faydası olduğunu fark ettiler. Yeni doğal gaz alanlarının geliştirilmesi işi büyük ölçüde özel şirketlere havale edildi. Ama devletlerin altyapıyı oluşturması, konu ile ilgili teknoloji transferlerin yapılması, dağıtım, ulusal tahsis ve ihracat gibi konuların kararlaştırılması, yeni çevrim santrallerinin kurulması, bunların kapasitesi ve ortak kullanım ile daha pazarlanabilir hale getirilmesi yeni tartışma alanları yarattı.Daha da önemlisi, süreç ilerlerken bulunup çıkarılacak gazın, ne yolla ve hangi boru hatları ile kullanım merkezlerine aktarılacağı konuları gündeme geldi. Ayrıca çevirim santrallerin yerel güvenlik ve çevreyle ilgili standartlara uyması üzerinde ortak tavır geliştirilmesi ayrıntıları ön plana çıktı. Bu arada yapılan hesaplar, doğal gaz kuyularının, aktarım sistemlerinin ve çevrim santrallerinin terörist saldırılara karşı korunması yükümlülüğü, piyasa fiyatının yeterince ucuz olamayacağını, bir terör veya güvenlik priminin mutlaka maliyet hesaplarında yer alması gerektiğini ortaya koydu.Başlayınca kesintisiz üretimin yine bir jeo stratejik ve jeopolitik gerçek olduğunu hatırlattı. EEZ larda sondaj, çıkarım, depolama, çevrim ve özellikle boru hattı taşımacılığı konuları henüz tam olarak çözülmüş değil. Amayine de İsrail,Güney Kıbrıs ve Mısır arasındaki işbirliği ve dayanışma ruhu Yunanistan’ı, İtalya’yı, hatta Katar, ABD, Kore ve hatta başka ülkeleri de kendine çekti. Buna karşılık, Türkiye ile Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır arasındaki anlaşmazlıklara yeni bir boyut eklendi. Şimdi bu netameli bölgeye ülkelerin her biri ve aralarındaki ilişkiler açısından bakalım.

Güney Kıbrıs Nasıl“Oyun Kurucu”Oldu?

Doğu Akdeniz’de ideolojik yaklaşımlar ve tarihi hesaplar hala ortak çıkarların önünde, günlük siyaset hala geleceği ambargo altında tutmaya devam ediyor. Tabii tüm bu fiili durumun değiştiremeyeceği bir gerçek var. O da Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz için bir oyun kurucu rolü üstlenmiş olması,  bu izlenimi vermesi ve anlaşmalara öncülük etmesi. Üstelik Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de bir anlaşma şampiyonu olduğunu söylemek hata olmaz. Artık bu durum bir AB üyesi olarak, işi AB standartları ile yapmaya alışmış olmasından mı kaynaklanmaktadır? Yoksa çok küçük bir ülke olarak işi sağlama bağlamak istemesinden mi bilinmez. Ama Mısır ile önce 2003 de imzaladığı ve 2004 de yürürlüğe giren anlaşmayı takiben iki ülke 2006 da bir de aralarında bir Gizlilik anlaşması imzalayarak sismik veri bilgilerini paylaşma kararı almışlardır.  Deniz Yetki Alanı anlaşmalarına ilaveten Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de öncülük ettiği anlaşmalardan bir diğeri, Birimleştirme anlaşmalarıdır (unitisation agreements)[1]. Bu, gaz kuyularının özellikle deniz sınırlarını aştığı veya deniz sınırlarında örtüştüğü durumlarda sürtüşmeleri önlemek için yapılan anlaşmalar olup, Kıbrıs bunu da Mısır ile tamamlamış durumda ve İsrail ile tamamlamak üzeredir. Birimleştirme anlaşmaları,  mali sistemleri, ithalat ve ihracat rejimleri farklı olan ülkelere yüksek düzeyde ticari işbirliği imkânı vermektedir. İmzalanan anlaşmanın sınır aşan kaynak alanları için tek bir birim üzerinden işlem yapmayı sağlaması, bir ortak kar ve azami ortak kar mantığı ile paylaşım zemini oluşturması açısından önemli olmaktadır.Uluslararası hukukun bu açıdan yetersizliği Kıbrıs-Mısır ve Güney Kıbrıs-İsrail arasındaki ortak birimleştirme anlaşmalarını önemli ve değerli hale getirmiştir. Açıkçası Kıbrıs ve İsrail’in bölgede, deniz sınırlarını ve işbirliği koşullarını tereddüde yer vermeyecek biçimde belirlemekten doğan ortak çıkarları vardır. Bunu da anlaşmalarla güvence altına almışlardır. Bu açıdan açık veya gizli olarak AB nin ve ABD nin desteğinin arkalarında olduğu da, bilinmesi ve kabul edilmesi gereken bir gerçektir.

Güney KıbrısDoğal Gaz AramalarındaTanrıların Gölgesi

Güney Kıbrıs Akdeniz’in mavi sularında, doğu ve güney komşuları ile deniz sınırlarını belirleme sürecini 2003 yılından itibaren ilk olarak Mısır ile başlattı. Denizden gelen doğal gaz kokusunu 2007 yılında duyduğunda hemen aynı anlaşmayı Lübnan’a teşmil etti. Aslında araştırma lisanslarını satışa çıkarttığında ne kadar başarı umudu vardı bilmiyorum. Ama 2010 yılında İsrail ile imzaladığı EEZ anlaşmasından sonra 2011 sonunda, İsrail’e ait Leviathan kuyusunun batısında 13 alanda birden aynı anda sondaj yapmaya başladı[2].  Kendi Münhasır Ekonomik Alanı’nda sismik seslerin geldiği bazı blokları kimi mitolojik tanrılara adamaya başladı. İlk sondaj kuyusunun bulunduğu onikinci parsele, 2011 yılında, adanın koruyucusu, aşk, güzellik ve bereket tanrıçası Afrodit dendi. Onikinci parsel, İsrail’in verimli Tamar ve Leviathan kuyularına bitişik olduğu için umut büyüktü. Ama Güney Kıbrıs herhalde savaş tanrısı Ares’in sevgilisi Afrodit’in, kısır bir tanrıça olduğunu unutmuştu. Nitekim parselindeki kuyu da pek verimkâr çıkmadı.İlk sondaj matkabını 2015 de vuran Noble Enerji(%35 hisse), Delek(%30 hisse ) ve British gas(%35 hisse ki 2016 yılında Shell’e devredildi) bu parselde kuyunun bağıl bağıl gaz veremeyeceği anladılar.  Denizin derinliklerindeki rezerv, sadece Güney Kıbrıs’ın ihtiyacını karşılayacak kadardı. Ama bu sondaj ile savaş tanrısı Ares’in gazabı yeniden uyandı. Ares,sanki bu defa kuzey Kıbrıs halkının hakkını savunan Türkiye’nin sesiydi. Deniz kuvvetlerine bağlı savaş ve arama gemileri, bir anda ada civarında belirince, 

Güney Kıbrıs, çıkarılacak gazdan, kuzeye hakça bir oranla pay verilebileceğini açıkladı. Ancak bu hiç bir zaman resmiyete dökülmedi. Resmen tanımadığı bir ülkeden Türkiye zaten böyle bir belgeyi niyet mektubu bile olarak alamazdı. Ama KKTC alabilir miydi? Sanmıyorum. Zaten Güney Kıbrıs’ın da buna hiç niyeti olmadı. Ama kendisine sunulan sismik olanakları kullanarak, adanın güneyinde, dünyanın önde gelen şirketleri ile gaz aramaya tam gaz devam etti. Güney Kıbrıs mitolojik gölgeler ve dini atıflarla Avrupa’ya ve dünyaya da hoş görünmeyi de başardı. Bu açıdan hem AB ayrıcalığını, hem de bir Aziz’in adını kullanmaktan bile çekinmedi.Burada yapılan araştırmaların parçası olmak ve nemasından faydalanmak da AB nin, mitolojik Avrupa mirasının ayrıcalığıydı. Bu hevesle Ada’nın güney batısında yeralan altıncı parsele ENI ve Total talip oldu. Bu parsel, Odysseus’a âşık olup, onu yıllarca esir tutan Titan Atlas’ın kızı tanrıça Calypso’ya adandı.  Ne var ki Kalipsoda,  Afrodit(129 milyar metreküp rezerv) gibi adeta Mısır’ın Zohr kuyularının( 30 veya 50 trilyon metreküp rezerv) zayıf bir koluydu. Açıkçası esir tutulup, paylaşılmayacak büyük bir kaynak orada da yoktu.

Total ve ENI, daha sonra Onesiphorus adı verilen onbirinci parselde de arama lisanslarını alınca, Mısır’ın Zohr kuyularına bitişik bu alanda da, Eylül 2019 dan itibaren arama faaliyetleri başladı. Galiba artık biraz da Hristiyan mirasına dönmeleri gerektiğini düşündüler. Yeni Ahit’te, Aziz Pavlos tarafından, Efes rahibine yazıldığı düşünülen ikinci mektupta adı geçen ve muhtemelen o tarihte Roma’da hapiste olan Aziz Pavlos’u aradığı için adı  “faydalı”(karlı) olarak kabul edilen, Onesiphorus’un adı işe bu on birinci parseldeki kuyuya verildi. Onesiphorus ile Aziz Paul’un himmetine sığınan Total ve ENI, bu parsel ile birlikte, Güney Kıbrıs’taon üç parsel ’in yedisinde hak sahibi oldu. Bu arada, Kore’nin Kongas şirketine de üç yerde hisse verdiler. Adanın doğal gaz aramalarında, Onesiphorus Kıbrıs’ın mitolojik ve Hristiyan mirasının kesişme noktası oldu. Ama Güney Kıbrıs, ne yazık ki, adanın kuzeyinde yaşayan halkın hakkını gözetmenin erdemini Aziz Onesiphoros’un gölgesinde de göremedi. Hırs ve tamah, adeta gözünü kamaştırmıştı.

Güney Kıbrıs’ta sondaj faaliyetleri hız kesmeden devam ederken, onuncu parselde, 2018 yılında Delfi adına bir kuyu açıldı.  Ama Ocak 2019 da, bu kuyuda da ticari değerde bir rezerv bulunamadı.  Bu arada,  Exxon Mobil ve Qatar Gas Company[3]  ortaklaşa,  yine aynı parselde yeni bir sondaja başladı. Şubat 2019 dan itibaren çok bereketli bir kaynak buldular. Kuyuya  “parıldayan deniz tanrısı Glaucus” (Glafkos) un adı verildi.  Denizcilerin ve balıkçıların koruyucu tanrısı Glaucus bu defa, deniz araştırmacılarını kollamış olmalı ki Glaucus 1 kuyusunun,  141.58423 ila 226.53477 milyar metreküp bir rezerv ve bugünkü değer ile asgari 450, azami 660 milyon dolarlık bir piyasa değerine sahip olduğu bildirilmekte.  Dolayısı ile şimdi Glaucus1, Güney Kıbrıs için olduğu kadar,  kazmayı bu parseldeki ikinci kuyuya vuran iki şirket ve Avrupa için de önemli.  Fransa ve İtalya hemen hem keşif, hem çıkarım, hem de lojistik açıdan “kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyecek” gibi gözüküyor.  Öte yandan Exxon ve Katar Gas Company’in için içine girmesi, işin boyutlarını Avrupa’nın da dışına taşırmış oldu ve bölgesel işbirliği ruhu, uluslararası işbirliğine döndü. Doğu Akdeniz ittifakı şimdi eskisinden daha güçlü.  Ancak adanın kuzeyi için hala hakça bir paylaşım düşünülmezse, çıkar çatışmaları kaçınılmaz olmayı sürdürecektir. Ama Türkiye ve Kuzey Kıbrıs şimdi yapayalnız. Çünkü Doğu Akdeniz ittifakı güçlendikçe güçlenirken Türkiye maksadını aşan adımlar atıp, daha da yalnızlaşıyor. Haklı davasında haksız hükmüne düşüyor.

İsrail’in Doğu AkdenizÇıkarları Kiminle? 

İsrail’de 1950'li yıllardan beri, özellikle Güney Judea çölünde,  küçük doğal gaz alanlarının bulunduğu bilinen bir gerçektir. Karasularında doğal gaz aramanın geçmişi ise İsrail için 1969 a kadar gider. Ama 30 yıl boyunca açılan 17 kuyunun kuru çıkması, sadece 1999-2000 arasında Ashkelon açıklarında ilk önemli doğal gaz kaynağının bulunması, enerji dış bağımlılığı yüksek İsrail’in hemen heyecana kapılmasını engellemiştir. İsrail’in bulduğu ilk alan Noa ve en büyük alan Mary B dir[4]. 1999 da Gazze kıyılarında Gaza-Marine bulunmuştur. Mary B'nin uluslararası açıdan olmasa bile İsrail için önemi büyük olmuştur. Çünkü onca yılın çabasından sonra karasularında bol doğal gaz bulabileceği konusunda beslediği ümit gerçeğe dönüşmüş, nitekim izleyen 6 sondaj ile 2009 da Tamar(o yıl dünyadaki en büyük kapasiteli buluş), 2010 da Leviathan ve Tamar kuyularında gaz bulunmuş, sondaj 2012 de tamamlanmış ve üretim 2013 de başlamıştır.İsrail aslında 2009 ile 2012 arasında daha ufak ölçekli birçok küçük kuyu daha bulmuştur. Bunlardan biri Dalit (Hadera’nın Batısında), Tanin (Leviathan’ın Kuzeybatısında), Dolphin (Leviathan’ın Güney Doğusunda) ve Shimson(Ashkelon’un batısında) dır.Anlaşılacağı gibi İsrail zaten yıllardır derin deliyor, arıyor ve sonunda mebzul doğal gazı havi bir kaç kuyu bulduğunu açıklıyordu. Sadece uzun bir süre yine jeostratejik nedenlerle bunu büyük bir gündem başlığı haline getirmedi. Ama önümüzdeki yıllarda, İsrail için doğal gazın kaynağı, yerli üretim, Gazze’den satınalma ve Mısır’dan yapılacak ithalattan oluşacağa benzemektedir.

İsrail gibi zengin doğal kaynaklara sahip olmayan bir ülke için yaklaşık 1.8 trilyon metre küplük bir doğal gaz rezervi önemli bir fırsat olmakla birlikte, tarihi bir askeri risk de yaratmıştır. Bu nedenle İsrail, bu fırsatı, hemen kendisine mavi boncuk sunan Yunanistan ve Kıbrıs ile işbirliği zeminlerine oturtmaya çalışmıştır. Doğu Akdeniz’de ikili üçlü işbirliği denemelerinin sürdürülme şansı pek yüksek olmasa bile, Yunanistan’ın da taraf olduğu İsrail- Güney Kıbrıs işbirliği tasarımı,  2012 ve 2013 de gündemi ciddi bir biçimde girdi. Congressional Hellenic-Israel Alliance,  İsrail-Yunanistan ve Güney ıbrıs üçgenini, Doğu Akdeniz’in “ilk ve tek demokratik işbirliği örneği” ilan etti[5]. Üçgenin verdiği en önemli mesaj, Batı Avrupa ve özellikle AB yi Rus gazının tekelinden kurtaracağı mesajıdır. Ancak çözüm bulunamayan sorunlar ve yeterli kapazitenin olmayışı, büyücek bir potansiyeli fiili imkâna dönüştürmeyi halen engellemektedir.İsrail’de hâlihazırda, arama ve çıkarma faaliyetlerinde 2 firma faal olduğu görülmektedir. Bunlardan biri Kıbrıs’ta da adı duyulan, küçük Amerikan devi Nobel Energy, diğeri ise bir ulusal firma olan Delek’tir. İsrail, çağın geçerli zihniyeti olan özel sektör ruhu ilepotansiyel fırsatları,gerçek imkâna dönüştürmeye çalışmaktadır.Bu bağlamda, İsrail devletinin arama-tarama ve çıkarmada taraf olmaması, müdahalelere de muhatap olmamasına yardımcı oluyor. Nitekim 2011 yılında Başbakan Erdoğan’ın, “İsrail Doğu Akdeniz’de istediği her şeyi yapamaz”[6] açıklamasında bulunmasını takiben, bölgeye Türk savaş gemileri gittiğinde, İsrail bundan bir alınganlık payı çıkarmamıştır. Yine de çıkarılan gazın ne kadarının ihraç edileceğine İsrail Devletinin müdahalesi söz konusu olmaktadır. Çünküİsrail kendi münhasır ekonomik bölgesinden çıkarılacak doğal gazın, öncelikle münhasıran İsrail için kullanılmasını istemektedir. İsrail, bununla ısınacak ve bununla enerji üretecek. İhtiyaç fazlası ise satılabilir. Önce müşteri, Mısır oldu. Aradaki boruların akış yönünü değiştirdiler ve petrol yerine doğal gaz akıttılar. Dostlukları perçinlendi. Sonra Mısır mebzul doğal gaz buldu. Dostluğa devam.

Kendi İç Çatışmalarında Lübnanve Suriye

Lübnan ve Suriye lisanslama takvimini açıklamakla birlikte, arama, işbirliği, anlaşmaları yaşama geçirme konusunda pek bir şey yapamadı denilebilir. Gelecekle ilgili hesaplar, bölgedeki askeri ve siyasi çatışmalar nedeni ile akim kalmaya mahkûm gözükmektedir. Lübnan’da 2013 yılında ilk lisans verme işlemine başlanacağı beklentileri,  hükumetin kurulmasına bağlı olarak Şubat 2014 e ertelenmiştir.Sonrasında ise kulağa gelen kayda değer bir gelişme olduğu söylenemez. Lübnan’ın imkânı yok. Suriye ise yokla bir.Ama Lübnan, 2010 yılında, İsrail’in gaz bulduğu iki kuyunun, kendi karasularında olduğunu iddia edince[7] işler biraz sarpa sardı.Tahminlere göre, Güney Batı Lübnan’da 708 milyar metreküp kapasitede bir doğal gaz alanı mevcuttur. Halen İsrail ve Güney Kıbrıs’ın faaliyetlerini pasif bir statüde izleyen Lübnan, hala yasal düzenlemeleri yapma çabasında. Ancak İsrail-Gazze ve Güney Kıbrıs EEZ anlaşmasına, çok taraflı veya ikili olarak taraf olmadığı sürece, Levant havzasındaki paydaşlardan biri olarak, hemen yanı başındaki sularda bulunan servete erişmesi veya bundan yeterince yararlanması pek kolay değil. Buna rağmen 2007 yılı başında Lübnan’ın Güney Kıbrıs ile yaptığı EEZ anlaşması Güney Kıbrıs tarafından hemen onanarak, Güney Kıbrıs’ın doğal gaz arama faaliyetlerinin dayanaklarından biri olmuştur.Lübnan ise, Türkiye’nin baskısı ile onamayı süresiz ertelemiştir.Buna karşılık Lübnan kendisinin olarak kabul ettiği EEZ yi ulusal parlamento onamasından sonra Birleşmiş Milletlere sunmuş, ancak bu konuda da bir yanıt almamıştır. Bu nedenle Lübnan ve İsrail ilişkilerinde fazla bir yol alınmış gibi gözükmüyor. Sadece bir de İsrail ile 2000 yılındaki Mavi Çizgi(Blue Line)[8]ye benzer geçici bir deniz sınırı oluşturulması için Birleşmiş Milletlere yaptığı bir başvuru var, o kadar.

Suriye de Lübnan gibi 2007 yılında bazı girişimlerde bulundu. Güney Kıbrıs ile uzlaşarak birlikte arama faaliyetlerine başlayacaklarını bile açıkladılar. Ama 2011 sonrasında Suriye yok hükmüne düşünce, gelişmeler imzaladığı anlaşmaların onanmasına imkân vermedi. Suriye halen Doğu Akdeniz’in fırsatlarına uzak, risklerine ise sadece ve sadece katkıda bulunan bir konumda. Suriye,  yaklaşık 240 milyar metreküp) kanıtlanmış doğal gaz rezervine rağmen, bu tarihten beri doğal gaz ithalatçısı durumuna girmiş durumdadır.2010 yılında yaklaşık 10 milyar metreküp üretimi olan Suriye, 2014 yılına kadar tüm enerji santrallerini doğal gazla çalışır hale getirme planlarını gerçekleştirememiştir. 2009 yılında Rusya’nın inşa ettiği Stroytransgaz tesisleri üretimin artışına katkıda bulunmakla birlikte, ne 2009 yılında devreye giren ve 2010 yılında faaliyete geçmesi planlanan Al Hayân (Petrofac tarafından), ne de yine 2010 yılında kurulan Ebla gaz alanındaki Suncor Enerji(Petro-Canada) ülkenin artan ihtiyacını karşılamaya yetmemiştir. Suriye 2008 den itibaren Mısır, Irak, İran ve Azerbaycan’dan doğal gaz ithal etmektedir. Bu şekilde Arap Boru Hatları Sistemi(AGP) ne de eklemlenen Suriye[9], 2011 yılından bu yana, umduğu gibi bir doğal gaz transit ülkesi haline gelmek şöyle dursun, içine düştüğü karmaşa ve iç savaş nedeni ile tüm tesislerini yitirme konumuna gelmiştir. Suriye aslında, bölgedeki yeni doğal gaz sahibi komşularına göre mütevazı miktarlarda doğal gaz ve petrol kaynağı olan bir ülkedir. Olayların da etkisi ile halen ciddi bir doğal gaz ve dizel kıtlığı yaşamaktadır. Ancak, bulunduğu konum, bölgesel işbirliği ve enerji hatları birleşmesi açısından çok önemli. Bu nedenle bir parçası olduğu Arap Gaz Boru Hatları(Arab Gas Pipeline) sistemi, sadece Türkiye de dâhil olacak şekilde Akdeniz komşularını değil, aynı zamanda İran ve Irak’ı bir enerji ağının potansiyel parçaları haline getirme vaadi taşımaktadır. Tabii tüm bu ülkelerde gün olur da siyaset normal mecrasına oturursa. Bu şansı yakalaması için ise önce iç barışı, sonra ise komşuları ile dış barışı sağlaması gerekmektedir. Ancak halen off-shore kaynaklarını değerlendirme şansı Doğu Akdeniz anlaşmalarına paydaş olmadığı için mümkün olmayıp, Türkiye sınırındaki Kesep’ten başlayarak Tartus’un güneyine kadar uzanan deniz alanında doğal gaz arama, çıkarma işi bir miktar Gasprom’un konuya yaklaşımına kalmış gibi gözükmekte.

Dimyat’ta Artık Doğal Gaz Var

Mısır’a gelince,petrol rezervleri 3.9 milyar varil olarak tahmin edilirken birden bire, Nil deltasında 8.9 trilyon varil (50 trilyon kübik feet) doğal gaz rezervi bulan Mısır’ın elbette bölgesel siyasi, mali, jeopolitik ama en önemlisi pazarlık gücü birden bire arttı. Güney Doğu Akdeniz’de Kıbrıs ve Mısır Münhasır Ekonomik Alanının Levant havzasından daha fazla bir doğal gaz rezervine sahip olduğu, jeolojik araştırmalardan öte fiilen ispatlandı. (Levant’ın 3450 milyar metreküp doğal gaz ve 1.7 milyar varil petrole karşılık 6315 metreküp ve 1.8 milyar varil petrol).Toplam kanıtlanmış rezervleri 2.2 trilyon metreküp(tcm) olarak açıklanmış olan Mısır’ın doğal gaz kaynaklarının %81 Akdeniz’de, %6 sı Süveyş Kanalında, %1i Batı çölü ve %2 si Nil Deltasında bulunmaktadır. Ayrıca Akdeniz’de 2.55 trilyon metreküp ilave bir rezerv tahmin edilmektedir. Yıllık üretim ve satışlar 2000 ile 2010 arasında artmış ve 2010 da 61.3 milyar metreküp’e ulaşmıştır. Artışın 2020 yılına kadar yıllık %4 olması tahmin edilirken[10],  Arap Baharı, Mısır’ın da bölgedeki faaliyetler açısından bir başka pasif izleyici haline gelmesini sonuçlandırmıştır. Açıkçası bugüne kadar Mısır, sahip olduğu imkânları kullanamamış ve dünyanın LNG ye duyduğu doyurulmaz ihtiyacı karşılama konusunda kapasitesine uygun bir katkıda bulunamamıştır.

Ayrıca Sina yarımadası ve Nil deltasında Dimyat’ta bulunan LNG terminalleri, hem bölgenin tümü, hem Kıbrıs ve özellikle İsrail için depolama ve çevirim imkânı olabileceği halde, terörist saldırılar, özellikle İsrail ile deniz sınırı belirsizliği ve siyasi sorunlar nedeni ile bu imkân da kullanılamamaktadır. LNG çevrim terminalleri, azalan Mısır doğal gaz üretimi nedeni ile kapasite altı çalışmaktadır.Terör ve siyasi belirsizlik, Mısır’da halen bulunan yabancı sermaye ve doğal gaz ve LNG alanına gelebilecek yabancı sermayeyi de olumsuz etkilemekte, zaman zaman yasal çıkmazlara sokmaktadır(İspanyol Gas Fenosa ile Mart 2014 den beri, bu firmanın LNG üretiminin askıya alınması nedeni ile tahkim süreci başlamış durumda[11]). Ayrıca, yüksek fiyat desteklerine rağmen ödenmeyen doğal gaz faturaları nedeni ile ihracat taahhütlerine uymayan Mısır hükumeti de, yabancı şirketlerle olan sorunları körüklemekte olup, özellikle Dimyat LNG tesislerinin işleticisi durumunda olan UNO Fenolse (GaspFenolse ve ENI ortaklığı) ile ilişkiler, Mısır doğal gazına gelecek yabancı yatırımı caydırmaktadır.Bu arada Mısır için son zamanlarda ortaya çıkan en önemli gelişme, Union Fenosa’nın İsrail ile bir anlaşma yaparak, Tamar’dan çıkan İsrail gazını Dimyat’ta işleme konusunda bir niyet mektubu imzalamış olmasıdır[12]. Anlaşmalar özel şirketler arasında yapılsa bile, siyasetin iki ülke arasında karşılıklıçıkar sağlayacak bir fırsata gölge düşürme olasılığı her zaman var. Ama eğer ideolojik faktörler bir kenara bırakılabilir, hem LNG çevirim santrallerine hem de doğal gaz boru hatlarına olan terörist saldırılar engellenebilirse, Mısır, İsrail ve Kıbrıs’ın bundan büyük ekonomik çıkarlar elde edeceği gün gibi açıktır.Bölgede gergin bekleyiş sürerken, Mısır’ın hala önümüzdeki yıllarda İsrail için net bir doğal gaz arz kaynağı olarak tebarüz etmesi, iki ülke arasındaki en doğal ve fakat bir o kadar da adı konulmamış ittifakın varlığına işaret etmektedir. Bu bağlamda,  Bu arada Mısır hükumetinin 20 yıl boyunca İsrail’e her yıl 7milyar metreküp’ e kadar gaz satma konusunda 45 “Doğu Akdeniz Gaz İşbirliği(EMG) anlaşması” imzalamış olması[13]bölge için ne büyük bir umut olmuşsa, anlaşmanın 2012 yılında iptali de bir potansiyelin ziyanı anlamına gelmektedir. Mısır yeni siyasi döneme, bunu da hesaplayarak girmeli ki “bulgurdan olmasın”.

Gazze’de Gaz veÇıkar Çatışmasının bir başkaBoyutu

Filistin günün birinde gerçek anlamada bağımsız bir ülke olacaksa, kendi bayrağı, para birimi,  kurumları ve politikaları yanı sıra kendi kaynaklarına da sahip olmalı. Bu iki parçalı yapısını birleştiremese bile, bir arada varlık sürdürmesine yardımcı olabilir. Bu bağlamda 2000 yılında Gazze-Marine’de[14] bulunan 35milyar metreküp kapasiteli ispatlanmış doğal gaz rezervi, Filistin’in bugünü ve geleceği için önemli. Gazze-Marine’in, halen Gazze şeridinin 36 km açığında British Gas ve ortakları olan Yunan/Lübnan altyapı şirketi tarafından kullanıma açılmasına çalışılmaktadır[15]. Gazze’nin tek şansı, bu fırsatı yerel ihtiyaç için kullanmak ve İsrail’e pazarlamaktır. Uzun müzakerelerden sonra 2006 yılında British Gas, tek muhatap olarak, çıkarılan gazın 2 milyar metreküp’üne kadar olan kısmının İsrail’e (Ashkelon terminaline) deniz altından boru hattı ile satılması kararlaştırıldı ve alıcının bir İsrail kamu firması veya yetkilisi olması kabul edildi.  Ancak coğrafi bölünmüşlüğü içinde Filistin birçok şeyi olduğu gibi doğal gaz kaynakları üzerindeki tasarrufunu da kısmen İsrail[16] ile paylaşmak durumunda kalmış durumda. Buna karşılık Batı Şeria için doğal gaz Nihalin, petrol arıtma ise Kadiz terminallerinde yapılmakta olup, her iki tesisin de Filistin’liler tarafından işletiliyor olması önemlidir.Ayrıca, Gazze ve Batı Şeria için, mevcut enerji santrallerinin bulunan doğal gaz ile çalıştırılacak şekilde dönüştürülmesi ve bunun için gerekli yatırımın finansmanı önemli olmaktadır. Gazze-Marine’deki gazın çıkarılması, değerlendirilmesi,uygun piyasa fiyatlarından İsrail ve Mısır’a satılması veya en uygun şekilde, El-Arish-Ashkelon boru sistemine aktarılması da öyle. Ayrıca Gazze’den çıkarılan gazın(ve/veya gaz ile üretilen elektriğin), Batı Şeria’ya da aktarılması önemlidir. İsrail’le zaman zaman sürtüşme yaşanmaktadır.

Bu konuda eğer, Filistin eğer Ürdün ve Mısır’ın tam desteğini alabilse için tabii durum çok farklı olurdu. Bu bağlamda Ürdün’ün bir Doğu Akdeniz’e kıyısı olan bir ülke olmamakla birlikte coğrafi, tarihi ve demografik nedenler ile denklemde yerini almış olması önemlidir.  Ürdün Doğu Akdeniz’de açık ve adı konulmamış birçok bölgesel işbirliğinde katkısı olan bir ülke. Bu nedenle Doğu Akdeniz’in yeni fırsatlarının Ürdünile birlikte düşünülmesi de denizde bulunan doğal gaz kadar doğaldır. Gazze’nin, İsrail, Batı Şeria ve Mısır ile eklemlenmesi ne kadar önemli ise, Batı Şeria, İsrail ve Ürdün arasında da, doğal gaz ve enerji köprülerinin inşa edilmesi bölgesel işbirliği ve kalkınma için o kadar önemlidir. Ancak bu konu bir o kadar da bölgesel siyasi dalgalanmaların tekelinde bulunmaktadır.Bununla birlikte, İsrail ve Gazze için, depolama ve LNG çevrim santralleri kapasitesi sorunları için düşünülen çözümlerden bir tanesi de gazın Ürdün’e aktarılması ve Ürdün’e gaz satılmasıdır. Açıkçası Ürdün, Doğu Akdeniz gazı için hem kolaylık, hem de bir pazardır. İşte bu nedenledir ki, 2014 yılı başında Noble Energy, Ürdün özel şirketleri ile çeşitli gaz anlaşmaları imzalayarak, Tamar kuyularından, Ölü Deniz’deki Arap Potash ve Ürdün Bromin tesislerine gaz aktarılması kararı almıştır[17]. Satışın inşa edilecek boru sistemi ile 2016 da başlaması beklenmekteydi. O tarihte, satılacak gazın fiyatının bile belirlenmiş olması(Brent ayarlı), tarafların konu ile ilgili hiçbir belirsizliğe meydan vermeme çabalarının işaretiydi[18]. Halen Ürdün hem Tamar, hem Leviathan kuyularından doğal gaz ithal etmeye yılbaşından beri başlamış durumdadır[19].

Arap Boru Hatları(AGP)Destek mi? Köstek mi? Hayal mi? Gerçek mi?

İşbirliği fırsatlarının genellikle iyi değerlendirilemediği Arap coğrafyasında, geçmiş yıllarda belki de en önemli adım, doğal gaz boru hatlarının inşası ve birbirine eklemlemesi girişimleri olmuştur. Bu boru hatlarının, Güney Kıbrıs ve İsrail Gazı ile de dolması olasılığı bölgeyi yeni boyutu ile bir enerji merkezi haline getirme potansiyelindedir. AGP 2009 yılı itibarı ile Mısır’ı Ürdün, Suriye ve Lübnan’a bağlamıştı. 1200 km uzunluğundaki hattın, 56 km'lik bir ek ile Halep’ten Kilis’e bağlanması ve 2011 de devreye girerek, 2011'i izleyen 5 yıl süre ile 525 milyon metreküp veya 1.50 milyar metreküp( toplam tahmini 17.5 milyar metreküp ve 35 milyar metreküp) miktarında gazı Suriye’ye pompalaması beklenmekteydi. Ancak evdeki hesap malum gelişmeler nedeni ile çarşıya uymadı. Bu arada boru hattını işlevsiz hale getiren başka gelişmeler de oldu. 2012 yılının Mart ayında İsrail-Ürdün boru hattı, El-Arish’e yapılan 13 saldırı nedeni ile çalışamaz hale geldi. Şu anda İsrail, Akdeniz’den çıkardığı gazı işte bu boru hattına aktarmayı planlamakta, bu şekilde, hem depolama, hem de ek işleme imkânına kavuşmayı hedeflemektedir. Çünkü terör saldırıları olmasa bile, Mısır’ın azalan doğal gaz üretimi yanı sıra artan gaz ihtiyacı, artık AGP in Mısır’a bağımlılığının azaltılması zorunluluğunu yaratmaktadır.

AGP ye yapılması planlanan eklemelerden en önemlisi, Suriye-Irak hattıydı.2004 yılının Eylül ayında Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan, Irak gazını mevcut AGP a bağlayarak, Avrupa pazarına ulaştırılması için karar aldılar.Bu Anbar’daki Akkas Gaz alanlarından[20] Suriye’yi geçerek,Irak gazının Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşması ve AGP için kullanım kapasitesi artışı demekti.Hayaller orada da kalmadı. 2006 yılında şebekenin Romanya’ya kadar uzanmasına karar verildi. Siyasetinhayal dünyası geniş, vereceği sözlerin maliyeti ise çok değil. Tutulmasa ne olur? Koşullara faturalanır o kadar.Nitekim yılda 4 milyar metreküp gaz taşıyacağı hesaplanan projenin Suriye-Türkiye ayağı olan 63 kmlik boru hattının inşasına 2008 de karar verilmesine ve bunun 71 milyon dolarlık bir bedelle Stroytrans şirketine ihale edilmesine rağmen, 2009 da proje iptal edildi[21].O tarihte henüz Suriye’de karışıklıklar başlamamış, ama Irak’ta sular durulmamıştı. Tüm iptal edilen projeler yanısıra, Irak üzerinden Türkiye’ye ulaşacak Suriye-İran eklemi de bölgede ne kadar büyük bir işbirliği fırsatı olduğunu gösterse de terör ve çatışmayı işbirliğine ikna edemedi.

İsrail’in Arap Ülkeleri ile Yakınlaşmasının Önemi

AGP ın başlangıcında El-Arish ve Akabe hattı var. Bu hat, AGP için, El-Arish-Ashkelon ile birlikte çeşme başı gibi. Mısır-Ürdün hattı, 3 parçalı: El-Arish-Taba, denizaltı boru hattı ve Taba-Akabe. Entegre bir sistem olarak donanımı, siyaset suları bulandırmazsa, bölgeye önemli bir katkıda bulunacak kapasiteye sahip. Ama burada sadece siyasetin karanlık koridorları değil, Sina terörünün kanlı eli egemen. Onun için yararlanması çok kolay olmayan bir zenginlik. Elbette bir fırsat. Ama riski fırsatından büyük. 2003 yılında tamamlandığından beri 360 milyar metreküp bir kapasiteyi dönüştürüp, aktarma fırsatı orada atıl duruyor. Bu sistem iyi çalışmaz ve terörle kesintiye uğrarsa, Akabe-El Rehab hattı da çalışmıyor. Oysa bu hattın Deir Ammar santralını beslemesi ve enerji üretmesi, şebekenin, hem Güneyi hem de Kuzeyi için fevkalade önemliydi. Üstelik şebekenin Banyas’tan Güney Kıbrıs’a uzanması tasavvurları da 2009 sonrasında önem kazanmaya başlamıştı[22] ki umutlar sadece hayalde kaldı. Ancak, doğu Akdeniz’de peş peşe imzalanan anlaşmalar, özellikle çevirim santralları ile ilgili bazı gelişmelere de kapalı değil. Özellikle her fırsat ile Akdeniz’e uzanmak isteyen Çin, hala Lübnan’a Deir Ammar ile ilgili cazip tekliflerde bulunmakta[23].

AGP in en ilginç yaklaşımı, fiilen varolan El-Arish- Askelon ( veya Ashdod)  bağlantısına yokmuş muamelesi yapması ve uzun bir süre İsrail’i yok kabul eden ideolojik bir bakış açısı ile şebekenin bir parçası olarak kabul etmemesiydi. Oysa 2008 yılında devreye giren hat, başlangıçta örtülü olan anlaşma ile 2028 e kadar geçerli kabul edilmiştir. Halen İsrail, Akdeniz’de bulduğu ve kendi topraklarında ve/veya yüzen depolarda saklayamadığı doğal gazı, işte bu anlaşmaya göre Mısır’a terör riskine rağmen aktarmaktadır.Siyasi sürtüşmelerin gölgesi, İsrail’e El-Arish deki LNG tesislerini kullanmasını engellememektedir.Aslında böyle bir boru hattı varken LNG nin tankerler ile taşınmasının parasal ve çevresel maliyetine katlanılması anlamsızdır. Sanırım bu konu zaten son yakınlaşma girişimleri sonucu Arap ülkeleri ve İsrail arasında çözümlenmiştir.

Türkiye’nin Tutumuve Yalnızlığın Bedeli

Şimdi öncelik, ya doğal gazı İsrail, Mısır ve Kıbrıs’tan alıp, Yunanistan ve İtalya üzerinden yekpare bir boru hattı(East Med) ile Avrupa’ya ulaştırmak; ya bölgesel bir LNG çevirim santralında sıvılaştırarak AB nin tüketimine sunmak veya her ikisini birden gerçekleştirmek.  Tabii boruyu Akdeniz’in tehlikeli derinliklerinden ve Türkiye kara sularına değmeden geçirmek kolay değil.  Bu arada eğer Güney Kıbrıs çevresinde, hem Zhor, hem de Leviathan kuyularına yakın bölgelerde doğal gaz varsa, neden Rodos ve/veya Girit çevresinde olmasın aç gözlülüğü, gaz ittifakına özellikle Yunanistan tarafından verilen bir gaz. Durum böyle olunca, hem kendisinin, hem Kuzey Kıbrıs’ın,  hem de bir iç savaşın pençesinde kendi menfaatini gözetmekten aciz Libya’nın çıkarlarını korumak görevi, Doğu Akdeniz’de yapayalnız kalmış Türkiye’nin kucağına kaldı.“Sert güce mi başvuracak? Sakın ha! Artık böyle bir kaynak israfına zaten takat kalmadı. Bunun için Libya’da gerilimi tırmandırmanın da âlemi yok” derken Türkiye bunların tam tersini yaptı. Evet,  Libya ile yapılan Deniz Yetki Alanı Anlaşması önemli ve değerlidir. Ama zamanlaması ve yeri kadar, anlaşmanın kiminle imzalanmış olmasının sonuçları düşünülmelidir. Bir de keşke bu gecikmiş girişimi hayata geçirirken İsrail ve Mısır’ı arkasına alabileceği koşullar olabilseydi, çok daha iyi olurdu. Bir de tabii Suriye ve Lübnan ile 2010 öncesinde EEZ imzalasaydı, şimdi başka bir düzlemde bu konuları değerlendiriyor olurduk.

Ama Türkiye ile Güney Kıbrıs arasındaki anlaşmazlık çok karmaşık olduğu için, Güney Kıbrıs attığı her adımda, karşısında yüksek perdeden konuşan, münhasır alanları ve bu konudaki ikili-üçlü anlaşmaları reddeden, işbirliğinden çok çatışma çıkarmaya yatkın bir Türkiye buldu. Oysa konu Kuzey Kıbrıs haklarının savunulması ve “menfaatlerinin gözetilmesi” olunca akan sular duruyor, söylenecek pek bir söz kalmıyordu. Kuzey Kıbrıs Türk Federe Devleti(KKTC) ise, Kıbrıs’ın kendi başına sondaj yapma düşüncesini başından beri reddettiği için, Türkiye’nin itirazlarını söylemden öteye taşıyarak, Doğu Akdeniz’de tehditkâr askeri manevralar yapmasından da pek hoşlandı.

Doğu Akdeniz siyasi açıdan her zaman adeta bir yüksek gerilim hattı gibi.Ulusal sınırlar içinde ve ötesindeki gerilim, şimdi deniz altında bulunan veya bulunması umulan servete yansımış durumda. Deniz sınırı anlaşmaları ikili olarak bölge için bir umut olsa bile, bu anlaşmalara taraf olamayan Türkiye, Kuzey Kıbrıs, şimdi de Libya için sorun olmuş durumda. İsrail ve Lübnan 850 kmkarelik bir üçgen için, teknik anlamda savaş halinde. Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs, tüm bölünmüşlüklerinin gerisinde yatan tarihi düşmanlıkları, şimdi Tanrıça ve Azizlerin sırtına yüklemiş bulunuyor. “Mavi Marmara” 2010 dan bu yana, İsrail ile araya giren uçurum. İsrail 2013 de Türkiye’den gönülsüz de olsa özür dilemiş olsa bile, ilişkilerdeki hafif kıpırdanmalar yeni yeni başlıyor. Yeni başlangıçların enerji kaynakları ile ilgili ortak bir adım atılmasına yetip yetmeyeceğini zaman içinde göreceğiz. Ama henüz fiiliyata intikal eden somut bir adım yok. Bu uzlaşmazlık durumu ise akla izleyen soruları getiriyor.Bunlar cevaplaması kolay olmayan sorular.

  • Uzlaşmazlıklara ideolojik yaklaşımın devam ettiği Doğu Akdeniz, pragmatisme bile aman vermiyor. Oysa yarı özerk Kürdistan bölgesi petrollerini, Irak Merkezi Hükumetinin onayı olmaksızın “ekonomik çıkar” nedeni ile doğrudan Akdeniz’e akıtmayı kabul eden ve bunun için Irak ile bile çatışmayı göze alan Türkiye, Doğu Akdeniz doğal gaz alanlarındaki muhtemel çıkarlarının neden ve nasıl işbirliğinden geçtiğini neden görmezden gelebildi?
  • Türkiye’nin büyüme hedeflerine odaklı projeleri enerji kaynaklarının çeşitlendirmesini gerektirirken neden sadece kendini Rusya doğal gazı, Azeri ve Kuzey Irak petrolü ve ABD den yaptığı LNG ithalatı ile sınırladı?
  • AGP, TANAP ve Katar-Türkiye boru hattına, İsrail boru hattının eklemlenmesine ne engel oldu?
  • İsrail’in bulduğu yeni zenginlik bu ülkeyi, biraz da Türkiye’den aldığı tepkiler nedeni ile Güney Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan ile stratejik ortaklığa ittiği zaman, Türkiye ne yaptı? Şimdi Mısır ile arası bu kadar açıldıktan sonra ne yapabilir?
  • Güney Kıbrıs karasularında bulunan doğal gaz, miktarı beklenenden az olunca, Adada umulan çözüm sürecine nasıl katkıda bulunabilir?
  • Türkiye’nin kuzey Suriye’deki varlığı ve iddiası, Suriye deniz yetki alanlarında bulunması muhtemel doğal gaz ile ilgili bir işbirliği fırsatı olabilir miydi? Böyle bir ikili yetki belirleme anlaşmasını Türkiye 2010 den önce Suriye ve Lübnan ile neden imzalamadı?
  • Türkiye’nin Libya ile yaptığı anlaşma ve Libya’daki askeri varlığı, Mısır ile arasını daha da açmaktan öte, Türkiye’ye ne gibi bir fayda sağlayacak? Bunun alınan lisanslar, lisansların korunması, on-shore ve off-shore arama ve çıkarma faaliyetleri ile Türkiye’nin kullanımına amade ne gibi bir katkı yaratma eğiliminde?

Bütün bu soruların cevabı, Türkiye’nin bir enerji güç odağı haline gelmek, enerji piyasalarını dengeleyici işlev görmek iddialarına gölge düşürmekle kalmadı, ideolojik yaklaşımların, rasyonel düşünceyi ambargo altına aldığına işaret etti. Türkiye’nin Güney Kıbrıs ilgili tutumunda müzakere kanallarını açık tutması, elbette Güney Kıbrıs’ı Kuzey ile çözüm sürecine yaklaştırmakta yeterli olamayabilir.Tabii doğal gazın paylaşılmasına da.Ama Filistin ve Kuzey Irak için takındığı yapıcı tutumu, tüm bölgenin enerji kaynaklarının dağıtım ve aktarımı için yapılacak, lojistik işbirliği için kullanması Türkiye içinönemliydi. Bunu kullanamaması ise Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de paydaş olmasını bugüne kadar engelledi.

Sonuç:Oyun Bozanlığın Faydasından çok Maliyeti

Türkiye, Kıbrıs ve İsrail’in doğal gaz bulması ve çıkarmasına tepki olarak ilk iş, 2011 yılında bölgeye Piri Reis araştırma gemisini gönderdi. Bu sismik araştırma gemisinin teknik donanımı itibarı ile yapacağı pek bir şey olmamakla birlikte, Türkiye'nin bu hamlesi Yunanistan da o tarihte bir tepki yarattı. Ayrıca, Piri Reis’in eskiliği düşünülerek, Türkiye’nin İtalyan bandıralı EXPLORA adlı bir araştırma gemisini kiralayarak, Meis ile doğusundaki Kara Ada Adası açıklarına göndererek petrol arayacağını öğrenince, “eli hiç te armut toplamayan”Yunanistan bu defa İtalya nezdinde girişimde bulunma kararı aldı[24]. Türkiye de konuyu, AB ve NATO’ya taşımıştı. Ama ne için? Bunca yıllık birikimine rağmen, kendi başına üretemediği sismik araştırma gemisini, bir AB üyesinden kiralayarak, bir başka AB üyesine nispet yapmak için kullanarak. Buna çatışma ruhu denmez de ne denir? Bilemem ama işbirliği girişimi denemez.Türkiye bundan sonra, biri Kıbrıs adasının güneyinde, diğeri kuzeyinde iki askeri tatbikat yapacağını açıklayarak bölgede gerginliği arttırmaya kararlı olduğunu gösterdi. Üstelik bunu milyarlarca dolarlık bir savunma bütçesi ile firkateyn, iki korvet ve 6 füze gemisi satın alarak deniz gücünü arttıracağı gerekçesi ile yaptı.Aralık 2013 tarihinde ise 27.500 tonluk çok sayıda tank, helikopter ve binlerce askeri birlik taşıma kapasitesine sahip bir çıkartma gemisi satın alacağını açıklayarak, Doğu Akdeniz’de bir kez daha işbirliğine değil, sadece ve sadece Askeri güç kullanarak çatışmaya fırsat vereceğini gözler önüne serdi[25]. Türkiye, Fatih ve Yavuz sondaj gemilerine ilaveten Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi ile 2019 yaz aylarından itibaren yine Doğu Akdeniz’de boy gösterince, belki Doğu Akdeniz ittifakının bazı öngörülebilir işbirliği hamleleri ile özellikle Girit açıklarında doğal gaz arama girişimlerini yavaşlattı veya geçici olarak engelledi. Ama bazı tepkiler de gelmekte gecikmedi[26].

Türkiye bunları Güney Kıbrıs’ın çıkaracağı doğal gazın ihracatından doğacak olan kazançtan Kuzey Kıbrıs’ın da pay almak hakkı olduğunu duyurmak ve İsrail-Yunanistan-Kıbrıs işbirliğine gözdağı vermek için yaptı. Ama çatışmacı tutumu, sadecemevcut Doğu Akdeniz ittifakını dünyanın gözünde daha değerli hale getirmeye hizmet etti.Bu arada Doğu Akdeniz müttefikleri de kaynaklarını ortak deniz tatbikatları ile israf etmeye başladı. Oysa daha olumlu bir yaklaşımla Türkiye belki Lübnan-İsrail karasuyu anlaşmazlığına bile çözüm önerisi geliştirilebilir, yaratılan fırsatları faydalı işlere dönüştürebilirdi.

Doğu Akdeniz gaz alanlarının keşfi için işbirliği bu fırsatın başında gelebilirdi.Buna rağmen Güney Kıbrıs, buldu, deldi ve çıkardı. Böylece eşik atladı. Hem kendisi, hem de AB için yeni bir sörf dalgası yakaladı. Bölgede oyun kurup, dayanışma zemini yaratmayı başardı. Ama Kuzey Kıbrıs ile paylaşmayı yasal ve ahlaki bir zorunluk kabul etmediği servet, onun da risklerini arttırdı. Doğu Akdeniz’e servet yanı sıra sağlanamayan uzlaşı nedeni ile fırsatlar, ne yazık ki hala kaçırılan fırsatlar durumunda.Doğal gaz,İsrail için bir olanak, enerji dış bağımlılığından kurtulma,sürdürülebilir büyüme ve işbirliği fırsatı.  Ama bölgede artan çatışma önemli bir risk. Bu nedenle eğer şimdi boru hattı projesi için İsrail’den bir müzakere teklifi gelirse, Türkiye tarafında bunun bir fırsat olarak görülmesi önemli.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de mutlaka işbirliğine ihtiyacı var. Çatışmaya değil. Oysa Türkiye Doğu Akdeniz’de sesi yüksek, iddiası ve gövde gösterisi fazla ama işgüzarlığı az bir halde. Hemen güç kullanmayı tercih ediyor. Elindeki kozları teknoloji ve jeostrateji’nin kendisine sunduğu imkânlarla birleştirip çözüm arayışlarına girmeyi denemiyor. Bu güne kadar, taraf olduğu çatışmalar nedeni ile de verdiği sözlere güven duyulamıyor. Artık Türkiye’nin adımlarını güvenilir ve adil oyuncu olarak atması ve özellikle şimdi Libya’da Fransa ve Rusya’nın beklentileri ile kendi beklentilerini terazinin aynı değil, iki kefesinde tartması iyi olur. Ayrıca, kendi ulusal çıkarını mı, Doğu Akdeniz’in doğusundaki işbirliği çıkarını mı, yoksa Katar, Suudi Arabistan veya Rusya ile olan çıkarını mı tercih ettiğine karar vermeli. Kendi çıkarının bu tercihlerden en fazla hangisi ile örtüştüğünü ise iyi hesaplamalı.

 

 

 

 

 

 

[1]Bu anlaşmaların amacı içinde bir doğal kaynak bulunan bir alanda iki veya daha fazla lisans tesisi yapabilmek için bir birim oluşturmak ve işlem, geliştirme ve lisans devirlerinde bu birimi kullanmaktır. Bknz: Hunton Andrews Kurth LLP ( August 29 2014 )“Unitisation – the oil and gas industry’s solution to one of geology’s many conundrums”

[2]  Bu anlaşmalar bilindiği gibi kendi alanlarında doğal gaz araştırma ve keşfi, güvenlik alanı oluşturulması, deniz altı boru hatları ve kablo döşenmesi ve bilimsel deniz araştırmaları yapma yetki ve imkânı sağlıyor.

[3] % 60 hissesi Exxon,  %40 ı Katar Petroleum Company

[4] “Natural Gas in the Eastern Mediterranean Casus Belli or Chance for Regional Cooperation?”(  November 2012), Friedrich Ebert Stiftung, Tel-Aviv, http://library.fes.de/pdf-files/bueros/israel/09591.pdf

[5]David, Kashi(Sept. 2013), “Huge Natural Gas Fields In The Eastern Mediterranean are Set To Transform Cyprus Into European Energy Hub”, The U.S. Energy Information Agencyhttp://www.ibtimes.com/huge-natural-gas-fields-eastern-mediterranean-are-set-transform-cyprus-european-energy-hub-1404582

[6] Yagm.

[7] Nizar, Abdel-Kader(April 2011)” Potential Conflict between Lebanon and Israel over Oil and Gas Resources-A Lebanese Persepective”, Amman, Jordan

[8] Mavi hat, Lübnan ile İsrail arasında sınır belirleme olup(border demarcation) Birleşmiş Milletler tarafından 7 Haziran 2000 de Israil’in Lübnan’dan tamamen çekildiğini tescil etmek amacı ile çizilmiştir.  Ayrıca bknz https://logi-lebanon.org/KeyIssue/questions-and-answers-oil-and-gas-lebanon#:~:text=Israel's%20parliament%20ratified%20the%20Israel,ratified%20its%20own%20E

[9] “ Syria”, U.S. Energy Information Administration, https://www.eia.gov/international/analysis/country/SYR

[10] Regional Gas Trade Projects in Arab Countries, Report No. 76114-MEN ( February 2013), Sustainable Development Department (MNSSD) Middle East and North Africa Region (MNA), http://www.ppiaf.org/sites/ppiaf.org/files/publication/Regional-gas-trade-projects-in-arab-countries.pdf

[11] The Economist(May 24, 2014), “Energy in Egypt, Fuelling Unhappiness”,  59-60

[12] The Economist(May 24, 2014) agm

[13] West Bank and Gaza Energy Sector Review,  Report No. 39695-GZ.(May 2007)

http://unispal.un.org/pdfs/WBReportNo39695-GZ.pdf

[14] Gaza Marine 2000 yılında bulunmuş olup, yasal olarak Filistin Ulusal Otoritesinin denetimi altındadır. Gazze’nin 36 km açığında ve 610 metre derinliktedir.

[15] yagm

[16] “Energean ready to take Gaza Marine Gas Field Stake if Israel and Palestinians Agree” (July 2018), Reuters, https://www.reuters.com/article/us-gaza-gas-energean-israel/energean-ready-to-take-gaza-marine-gas-field-stake-if-israel-palestinians-agree-idUSKBN1JW1D8

[17] Israel: Regional Deals Amid Shaky Politics(25 February 2014)  http://www.naturalgaseurope.com/israel-regional-deals-geopolitcs

[18] “Tamar Partners Sign Deal for Gas Export to Jordan”(February 19, 2014) http://www.naturalgaseurope.com/tamar-partners-deal-gas-export-jordan

 

[19]“Experimental supply of Israeli natural gas reaches Jordan” (January 2, 2020 ) Jerusalem Post,  Israel News

[20] Bağdad’ın 460 kilometre kuzeybatısındaki Anbar vilayetinde, Suriye sınırına yakın, Akkas ilk bağlantısız( non-associated) gaz alanı olup, Irak Federal hükumeti tarafından yabancı firmalara verilen lisanslar ile geliştirilmektedir. İşletmecinin Kogas adlı Kore firmasına dikkatinizi çekmek isterim. Bknz: “Oil and Gas Fields: Akkas” (Iraq Business News), https://www.iraq-businessnews.com/list-of-oil-and-gas-fields-in-iraq/oil-and-gas-fields-akkas/

[21]http://en.wikipedia.org/wiki/Arab_Gas_Pipeline#Syria.E2.80.93Turkey_connection 

[22] “Arab Gas Pipeline”http://en.wikipedia.org/wiki/Arab_Gas_Pipeline

[23] Chinese investors offer hope to power-starved Lebanon( 11/11/2018), The Arab Weekly

[24] "Türkiye İtalya'dan gemi kiraladı"(1.10.2011) Sabah,  http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/10/01/turkiye-italyadan-gemi-kiraladi

 

[25] Nicholas Saidel and Julian Kasdin (|January 17, 2014) “With Natural Gas Fields in the Eastern Mediterranean, Israel Now Has a New Front: theSea”, http://www.tabletmag.com/jewish-news-and-politics/159738/israels-new-front

[26]Fatih sondaj gemisinin Mayıs 2019 dan itibaren Kıbrıs’ın 75 kilometre batısında sondaja başlaması üzerine Avrupa Konseyi, Türkiye ile Hava Ulaştırma Müzakerelerini durduracağını açıkladı. Bknz  “Turkey to continue exploration in E.Med with 4th ships” (19 July 2019), AA https://www.aa.com.tr/en/energy/energy-diplomacy/turkey-to-continue-exploration-in-e-med-with-4th-ship/

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR