Körfez’deki Yeni Barış Rüzgârı Doğu Akdeniz’de Nasıl Eser?

Yazan  14 Ocak 2021

Abraham Anlaşmalarının ılıman rüzgârı sonunda Katar’ın da yelkenlerini şişirmeye başlamak üzere. Aslında zaten Katar ile İsrail’in el sıkışması için çok büyük bir çaba gerekmiyordu.

Ortak projelerin her iki ülkeye de vaadi,  uzlaşma için yeterli bir zemindi. Gelin görün ki akıllı Körfez Araplarını bile birbiri ile kanlı bıçaklı hale getiren sorunlar, birlikte kurdukları iyi örnek Körfez İşbirliği Konseyi’ni(GCC) bile 20 yıldır çalışamaz hale getirmişti. İşte şimdi bu sorunların Körfez’i kaplayan gölgesini aralayıp Katar’ı komşuları ile barıştıran çabada,önce Kuveyt Şeyhi Cabir el Sabah’ın rolünü takdir etmek ve babasının vasiyetini yerine getirdiği için onu kutlamak gerek.  Katar’ı komşuları ile barıştıran gelişmeler, bu ülkeyi artık Abraham anlaşması ile Körfez’deki dalgın sudan alıp, Akdeniz’in derin maviliklerine taşıyacaktır.

Geçimsiz bir Coğrafyanın İncisiydi

Katar geçimsiz bir coğrafyada, ideolojiden uzak bir rasyonalite sürdürürken, dünya üzerindeki itibarı daha fazlaydı. Ama yakın komşuları ile sorunları hiçbir zaman tamamen çözülmemişti. 1981 yılında el sıkışıp ortak olduğu GCC, gıpta edilecek bölgesel bir ekonomik işbirliği örneği olsa bile, komşular arasındaki rekabet ateşini söndürmemiş,  sadece küllendirmişti. Sınır çatışmaları Bahreyn ve Suudi Arabistan ile hiç bitmedi. Hatta zaman zaman Birleşmiş Milletler Adalet Divanına bile intikal etti. Birlikte dünyanın en büyük serbest limanlarını kurup çalıştıran avuç içi kadar ülkeler, nasılsa sürtüşmeye konu olan adaları birlikte turizm cennetine dönüştüremedi. Ne Arap, ne de Müslüman olmak, Körfez’e düşen ateşi söndürebildi. Sonra yılları hep karşılıklı restleşmeyle tükettiler. Katar’ı dışlamak en çok kime yaradı belli değil. Türkiye’ye mi? Rusya’ya mı? Emin değilim. Bunu ayrıca incelemek gerek. Ama 4 yıldır kendisine karşı uygulanan yaptırımlar, Katar’ı görünürde pek dize getirmemiş olsa bile, şimdi yeni bir barış döneminin, bu ülke için başka bir anlam ve önemi var. Öyle ki bazı dostlukları bile kolaylıkla gözden geçirebilir, hatta gözden çıkarabilir.

Bir Başka Geçimsiz Bölgede Göze Çöp Oldu

Anlaşmazlıkların Akdeniz’e sarkan boyutunun doğal gaz projeleri ile ilgili olduğunu hatırlamakta yarar var.  Türkiye’nin de Katar yanında ağırlığını koyduğu bu projeler, Katar’ın, hem yakın, hem de o kadar da yakın olmayan Suriye gibi komşuları ile arasını iyice açan bahanelerdi. Suudi Arabistan önce söz verip, sonra sırasıyla,   Kuveyt’ten, Birleşik Arap Emirlikleri(BAE), Umman ve Bahreyn’den geçecek alternatif boru projelere izin vermezken, Esat da Suriye üzerinden Akdeniz’e uzanacak boruları muhtemelen Rusya’nın da baskısı ile engelledi. Türkiye’nin de ince hesaplarını bozdu.Arap Baharı fırtınası Körfez’de sadece Bahreyn’i etkiledi. Ama Suriye’de kasırgaya dönüştüğünde, 2010 yılına kadar Esat ile dost olan Türkiye, muhtemelen Katar’a verdiği boru sözünü tutamadığı için de Esat yönetiminin baş düşmanı oldu çıktı. Ne büyük bir hata!Sonra İsrail ve Mısır mebzul doğal gaz rezervleri bulup bunları ekonomik olarak kullanmanın yollarını aramaya başlayınca, Katar’dan Akdeniz’e Suriye üzerinden doğal gaz aktarma planı, anlaşmazlığa taraf olan her ülkenin gündeminden düşse bile sanırım Ankara bunu hiç unutmadı. Oysa fevkalade pragmatik Katar, Katar Gas Company ile Akdeniz’de boy göstermeye, kurduğu ortaklıklarla Güney Kıbrıs kuyularında bile gaz çıkarmaya başlamıştı bile.

Bulunduğu bölgede dışlanan Katar, bir süre bir başka yöne savrulmaya, tercihlerini ideolojik bir kisveye büründürmeye başladı. BAE ve Suudi Arabistan, Katar’ın Müslüman Kardeşlere destek verdiğini ve aralarındaki 2013 tarihli güvenlik anlaşmasını ihlal ettiğini iddia ederken Mısır ve Bahreyn onları yalnız bırakmadı. Katar, terörü desteklemekle suçlanıyordu. Tabii ona yakın mesafede duran İran ve Türkiye de. Konunun boyutları ve vahameti Libya’ya sirayet ettiğinde Katar artık iyice Körfez’deki köşesinden Doğu Akdeniz’in batı ucuna siyasi emellerle uzanmıştı. Bu kaybettiği uluslararası itibarı kazanmanın bir yolu olabilir miydi? Elbette hayır.Ama gelişmelerde, Katar’ın ideolojik tercihlerinden öte, ekonomik çıkar çatışmalarının olduğunun bilinmesi gerekir. 2017 yılının ortasından itibaren Suudi Arabistan ve müttefikleri,çeşitli dayatmalar ile Katar’a yaptırımlar uygulamaya başladığında, kara listeye alınan Katar vatandaşları ve şirketleri olduğu gibi, kara, hava ve deniz ablukası uygulamaları da gündeme girmişti.

Şimdi Akdeniz Katar için, Katar Akdeniz için Değerli

İşin ilginç yanı, yerine getirilmesi istenen koşullar arasında Katar’ın Türkiye’ye verdiği askeri üssü kapatması da var. Açıkçası, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE, Katar ile el sıkışmak için Türkiye’nin Körfez’den çıkmasını istemekte. Katar’ın Türkiye ile Suriye ve Libya’daki işbirliğini ise müttefikler hiç içlerine sindirmedi. Şimdi önce GCC komşuları ile yeniden arasını düzelten ve İsrail’in Abraham katarına katıla Katar’ın Akdeniz’de Türkiye’ye destek vermesine iyi gözle bakılır mı?

Katar Suriye ve Libya’da muhalifleri destekledi. Libya Temas Grubu toplantılarına ev sahipliği yaptı. Ama verdiği her kuruş karşılığında siyasi etkinlik istedi. Bunu da Müslüman Kardeşler ile güvence altına almaya çabaladı. Şimdi başta Mısır olmak üzere, Doğu Akdeniz’in başrol oyuncularını bundan vazgeçtiğine ikna etmesi gerekiyorsa, aynı rolü oynamakla itham edilen Türkiye ile arasına mesafe koyması gerekebilir. Dolayısı ile şimdi belki Katar’ın açık veya zımni bir tercih yapması kaçınılmaz. Aslında bu tercih,Katar’ın İsrail ve Mısır gaz alanlarında daha aktif bir rol almasına yardımcı olacağı gibi, Halife Haftar ile yakınlaşması ve Libya’nın geleceği için de önemli. Akdeniz’deki Katar, şimdi Körfez’deki rolünden daha büyük bir rol oynayabilir.

Libya’nın yeniden inşası, İsrail ve Mısır gazının boru hattı ile Avrupa’ya taşınması, Libya denizinde Yunanistan ile uzlaşma konularında atacağı her adım, Libya ve Doğu Akdeniz için olumlu, Türkiye için olumsuz sonuçlara gebe olacaktır.Katar bir Akdeniz filosu kurar mı? Neden olmasın!İsviçre’nin MSC(Mediterranean Shipping Company)  si var da neden onun QMSC si olmasın!Açıkçası Körfez’den kopan yeni barış rüzgârı, önce Katar’ın susuz topraklarına, sonra Doğu Akdeniz’in başka kıyılarına yağmur olarak düşeceğe benzer. Barışının nimetleri ise (bir de QMSC kurulursa), önce başka Akdeniz limanlarına demir atabilir.Bu işin kabul etmesi zor ama gerçek yönü.

Pişmanlıklar? Epeyce Olmalı

Keşke Türkiye bölgesinde bu kadar yalnız, bu kadar tecrit edilmiş olmasaydı. Keşke ilişkiler kişisel düzeyde ve kişisel çıkarlarla değil, ülke çıkarları gözetilerek sürdürülseydi. Keşke uygulanan politikalara karşı bu kadar derin bir güvensizlik yaratılmasaydı. Milli menfaatlerin gözetilmediği, kaynakların çarçur edildiği izlenimi verilmeseydi. Keşke bazı anlaşmalar, daha 2000 li yılların başında yapılıp, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ali menfaatleri güvence altına alınabilseydi. Esat ile kol kola gezmek yerine Suriye ile Kaddafi ile çekişmek yerine Libya ile deniz yetki alanları üzerinde anlaşılmış olsaydı. Şimdi Mısır’la İsrail ile Suudi Arabistan ve hatta Libya’nın Doğu yarısı ile uzlaşma girişimlerinde bulunsa bile Türkiye’nin vermesi gereken taviz, kazanım beklentilerini aşabilir.

 

 

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR