JAPONYA’NIN AZALAN NÜFUSU VE ETKİLERİ


JAPONYA’NIN AZALAN NÜFUSU VE ETKİLERİ

Yazan  20 Haziran 2022

Bu ayın başında açıklanan hükümet verilerine göre, Japonya 2021 yılında rekor düzeyde bir düşük doğum oranı kaydetti ve bu şimdiye kadar kaydedilen nüfustaki en büyük doğal düşüşe işaret ediyor.

1899 yılına kadar geriye götürülen Japonya Sağlık Bakanlığı verilerine göre, geçen yıl gerçekleşen 811.604 doğuma karşılık, 1.439.809 vefat ile nüfusta toplam 628.205 kişilik bir azalmaya neden olarak bir yüzyıl içindeki en büyük doğal nüfüz azalmasına neden oldu. Genel doğurganlık hızı (bir kadının yaşamı boyunca doğurduğu ortalama çocuk sayısı) da üst üste altıncı yılda da 1,3 olarak gerçekleşti.

Böylece Japonya’da nüfus üst üste on bir yıl azalma eğilimi göstermiş oldu. Doğumların ölümlerden çıkarılmasıyla hesaplanan doğal nüfus düşüşü her yıl 100 binden fazla kişi artarak devam etmektedir. Ancak son yıllarda bu durum ülkeye göç edenlerin sayısındaki artışla dengelenmekteydi. Ancak Japonya’ya 2021 yılında gelenlerin sıyası ülkeden ayrılanların sayısından 35 bin daha az olunca net bir düşüş yaşanmış oldu. Bunda Kovıd-19 salgını nedeniyle ülkenin dış dünyadan gelenlere sınırlarını kapatmasın da önemli bir payı oldu.

Yaş gruplarına göre, 15-64 yaş arasındaki çalışma çağındaki nüfüs bir önceki yıla nazaran 584.000 kişi azalarak 74.504.00 kişi oldu. Bu rakam toplam nüfüs içinde çalışma çağındaki nüfüsun oranının % 59,4 ile 1950li yıllardan beri en düşek oranı temsil etmektedir. Düğer taraftan 65 yaş üstü nüfus ise bir önceki yıla nazaran 188.000 kişi artarak 36.214.000’e ulaşmıştır. Bu da toplam nüfüs içindeki yaşlı nufusun oranının % 28,9 düzeyiyle en yüksek seviyesine ulaştığını göstermektedir. Ayrıca bu nüfüs içinde 75 yaş ve üstü insanların sayısı da 72.000 kişi artarak 18.674.000’e ulaşmıştır. Yani bu grup yaşlı addedilen 65 yaş üstü grubun yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyanın en fazla yaşlı nüfusuna sahip ikinci ülkesi İtalya (% 23,6) ve üçüncü ülkesi Portekiz (% 23,1) ile karşılaştırıldığındaö Japonya’nın yaşlı nüfusunun büyüklüğü dikkat çekmektedir. Ülkenin Ulusal Nüfus ve Sosyal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü Japonya’nın yaşlı nüfus oranının 2025 yılına gelindiğinde % 30’u ve 2040 yılına gelindiğinde ise % 35,5’i bulacağını tahmin etmektedir.

2005 yılında 128 milyonun biraz altında zirveye ulaşan ülke nüfusu, o zamandan beri sürükli olarak azalmaktadır. 2021 verilerine göre toplam nüfus 125,5 milyondur. Hükümet demografları nüfüsun 2050 yılına geliniğinde 87 milyon düzeyde olabileceğini tahmin etmektedir. Ülkedeki çocuk sayıs art arda ve çocuklar (15 yaş altı nüfus) toplam nüfusun % 12,3’ünü oluşturmaktadır. Nüfusun yaklaşık % 14’ü 75 yaş ve üzerindedir. Bu oran Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) ortalaması ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek görünmektedir. ABD’de bu oran % 6.17 iken, AB’nde % 8.55’tir. Hükümet demograflarına göre, Japonya’da yaşlıların oranı 2020’de çocukların oranını 3:1 oranında geçmiş ve bu oranın 2040 yılına gelindiğinde yaklaşık 4:1 oranına ulaşması beklenmektedir. 

Japonya’da nüfusun azalmasının ekonomik büyüme, vergi gelirleri, demografik yapıda değişiklikler, askeri harcamalar, sağlık ve sağlık bakım masrafları gibi geniş bir yelpazede etkileri olacaktır. Her ne kadar Japonlar zengin olmaya devam edecek olsa da, hane halkı servetinin büyümesinin durması ve 2024 yılına kadar da hane halı servetinin 1997 yılı düzeyine inmesi öngörülmektedir. Vergi gelirleri ve tasarrufların azalmasıyla, zaman içinde Japonya önceliklerin belirlenmesi ve hizmetlerin sağlanması konusunda giderek daha fazla sorunla karşı karşıya kalması kaçınılmaz olacaktır. Örnegin ülke nüfusunun hızla yaşlanması sonucunda işgücü eksiklikleri nedeniyle çalışan nüfusun vergi gelirleri azalırken, yaşlı nüfusun sağlık harcamaları üzerinde önemli bir artışa neden olması kacınılmaz olacaktır. Ülkenin savunma harcamaları baskı altında kalacak ve askere alım şartları da zorluklarla karlılaşacaktır. Japonların ağırlıklı olarak homojen ve muhafazakar bir toplum yapısına sahip olması ve göçe karşı halkın isteksiz tutumu da göz önüne alındığında bu durumun tersine çevrilmesi kolay görünmemektedir.

Dünyada nüfusu en hızlı yaşlanan ülkelerin başında gelen Japonya”da Kovıd-19 salgını nedeniyle sınırların kapatılmasının ardından işgücünün küçülmesi hızlandı. Tokyo merkezli bir düşünce kuruluşu olan Japonya Uluslarrası İşbirliği Ajansı tarafındna yapılan bir araştırma sonucuna göre, Japon hükümetinin ekonomik tahmininde ana hatlarıyla belirttiği büyümeye ulaşabilmesi için 2040 yılına kadar yaklaşık dört kat daha fazla yabancı işçiye ihtiyacı olduğuna dikkat çekilmiştir. Japonya, hükümetin uzun vadeli projeksiyonunda ortaya koyduğu yüksek büyüme senaryosuna dayanarak, yıllık ortalama % 1,24’lük ekonomik büyümeyi sürdürmek için yabancı işçi sayısının 2040 yılına kadar 6,74 milyona çıkarması gerekmektedir. Bu rakam mevcutta işgücünün yaklaşık % 2,5’inı oluşturan 1,72 milyon yabancı işçi sayısında yaklaşık % 300 gibi bir artış anlamına gelmektedir. Bu durum muhfazakar toplum yapısına sahip Japonya’da ciddi sosyal ve toplumsal sorunların doğmasına neden olabilir ve böylece yabancı işçileirn Japon toplumuna entegrasyon süreçlerinin de uzamasına yol açabilir.

Ancak, gelecek yirmi yıl içinde Japonya’nın yerel işgücünün % 10’dan fazlasını kaybedeceğine işaret eden araştıma sonuçları göz önüne alındığında, Japonya’nın yabancı işçiler için ülkeyi daha cazip bir ülke haline gitrmesi için çalışması gerekmektedir. Dahası gelecek yıllarda Çin gibi ülkelere karşı işgücü rekabetinin artacağı düşünüldüğünde ülkenin yabancı işçileri kabul etme konusundaki çalışmalara mümkün olan en kısa zamanda yönelmesi bir zorunluluk olarak ülkenin önünde durmaktadır. Fakat, ülkenin homojen demografik yapısı göç meselesini ülkenin önünde adeta bir tabu olarak sunmaktadır. Bununla birlikte sınırları açmak için baskılar her geçen gün artmakta ve mavi yakalı iş sıkıntısı hükümeti yeni vize kategorileri oluşturmaya sevk etmektedir. Hali hazırda Japonya’daki göçmne işçilerin büyük çoğunluğunu Çinli ve Vietnamlı göçmen işçiler oluşturmaktadır. Ancak rapor önümüzdeki yirmi yıl içinde özellikle Myanmar ve Kamboçya gibi düşük gelirli ülkelerden de göçmenlerin sayısının artmasını tahmin etmektedir.

Oktay Küçükdeğirmenci

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışman

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 15-08-2022

“Eset” den Esat’a Savrulmanın Siyasi ve İktisadi Karşılığı

1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı veya daha iyi bilinen adıyla Seyhan Karakol Anlaşmasına kadar Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler başlıca üç nedenle sürekli olarak yüksek gerilim hatları üzerindeydi.