UKRAYNA’DAN ÇİN’E: AMERİKAN DIŞ POLİTİKASI İÇİN SİYASİ TARİHTEN DERSLER

Yazan  29 Ağustos 2022

Rusya’nın Ukrayna'yı işgale başladığı 24 Şubat’tan bu yana altı aydan fazla bir zaman geride kaldı. Savaşın başlamasından önce Rusya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa ülkeleri arasında söylemin tonunun giderek arttığı bir uzun bir gerginlik dönemine tanıklık ettik.

Ancak ABD Başkanı Joe Biden’ın savaşın başlamasından birgün önce ‘Hiçbir ABD askeri Ukrayna'da savaşmayacak’ söylemi adeta Rusya’ya Ukrayna’ya askeri müdahale bulunması için bir yeşil ısık yakmaktan farksızdı. Tüm dünyanın diken üstünde olduğu ve bir üçüncü dünya savaşı çıkar mı endişesi yaşadığı süreçte buna tanıklık etmedik. Çünkü ABD'nin önceliği ve geleceği Avrupa’da ve Atlantik’te değil, Asya-Pasifik'te veya son yıllarda vurguladıkları tabirle Hint-Pasifik'tedir.

Ukrayna'da görünen o ki kriz bir sonuca ulaşmaktan ziyade sürüncemde kalmaya devam edecek. Ukrayna’daki kriz savaş öncesi pek çok yorumun aksine bir üçüncü dünya savaşına neden olmadı, ama bir ön cephesi, bir sinyali olarak rol oynayabilir. Mesela siyasi tarihe bakacak olursak, sırasıyla 1905 ve 1911’de gerçekleşen birinci Fas bunalımı, 1908’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna-Hersek 'i ilhaki 1. Dünya Savaşı'nın ayak sesleriydi. Japonya'nın Mancurya'yi işgali, İtalya'nın Habeşistan'i işgali, Hitler'in Ren bölgesini silahlandirmasi, Almanya'nın Çekoslavkya’nın Sudetler bölgesini ve ardından Çekoslovakya'nın tamamını işgali gibi krizler 2. Dünya Savaşı'nın ayak sesleriydi. Bugünde Ukrayna'da olan en fazla 3. Dünya Savaşı'nın bir ayak sesidir.

Batı Ukrayna'da Rusya ile bir dünya savaşını göze almaz. Batı dediğimiz de ilk algılamak gereken ABD'dir. ABD'nin geleceği de Avrupa/Atlantik'te değil, Asya/Pasifik'tedir. Ukrayna'da askeri bir çatışmada oyalanacak bir ABD uluslararası sistemdeki en güçlü rakibi Çin'e Asya Pasifik bölgesinde hedeflerini gerceklestirme fırsatı sunar ki, bu ABD hegemonyasının bitişi anlamına gelebilir. Yine siyasi tarihten örnek verecek olursak 1. Dünya Savaşı'nda dünya güçleri Atlantik'te mücadele halindeyken durumdan yararlanan Japonya 1915'te meşhur 21 talep olarak bilinen isteklerini Çin'e dayatabilmiş ve bölgedeki Alman kolonilerini ele gecirebilmisti. Yine 2. Dünya Savaşı'nda dünya güçleri temel olarak Atlantik'te, Afrika'nın kuzeyinde ve Avrasya'nın batısında birbirleriyle mücadele ederken durumdan yararlanan Japonya bütün Asya'yı egemenliği altına almaya çalışıp bir Doğu Asya Ortak Refah Alanı kurmaya calışmıştı. Dolayısıyla Ukrayna'da Rusya ile ABD karşı karşıya gelirse iki dünya savaşı sırasında Japonya 'nin oynadığı rolü bu kez Çin oynayabilir. Tayvan konusu da bu rolün bir parçasını ve hatta en önemli parçasını oluşturabilir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası bugünkü uluslararası düzenin kurulmasında baş mimar ABD olmuştur. Ancak Rusya'nın 2008'de Gürcistan'da, 2014'te Kırım'da ve bugün Ukrayna'da yaptığı düzene meydan okuma, düzenin normlarını sarsma eylemleridir. Bu eylemler, düzenin mimari olarak ABD'nin bu meydan okumalara daha ne kadar tepkisiz kalabilecegi ve bu Rusya'nın meydan okumalarının başka güçleri de meydan okumaya sevk edip etmeyeceği, ve ederse ABD'nin tavrının ne olacağı gibi soruları akla getirmektedir. Buna yine siyasi tarih üzerinden basit bir örnek vermek istiyorum. 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna-Hersek 'i ilhak ettiği durumda Sırbistan'ın sistemdeki baş destekçisi ve müttefiki Rusya henüz 1904-05 Rus-Japon Savaşı'nın yenilgisini unutamamış ve Balkanlar'daki ana rakibi Avusturya-Macaristan ve müttefiki Almanya ile savaşı göze alamadığı için müttefik Sırbistan'ı yalnız bırakmıştı. Bu dönemde Rusya ve Fransa'nın da bir ittifakı söz konusuydu. Yani Sırbistan'a Rus desteği Fransız desteğini de zorunlu kılacaktı. Ancak bu olmadı ve bu iki büyük güç uluslararası sistemde ana rakileri Almanya ve Avusturya-Macaristan karşısında prestij kaybına uğrarken, bir daha her ne pahasına olursa olsun benzer bir duruma düşmemek gerektiğini anladıkları için 1914'te çok basit bir krizin bir dünya savaşına neden olmasına engel olamadılar.

Bu örneği vermenin nedeni şudur, ABD kendi kurduğu düzenin normlarına meydan okunurken sessiz kaldıkça sistem aşınmaya devam eder. Büyük güçlerin bu tarz konularda prestij kaybını ne kadar göze alabilecekleri muamma. Benzer bir örneği İkinci Dünya Savaşı yılları için de verebilirim. Mesela İngiliz Başbakanı Neville Chamberlain’in Almanya'ya karşı uyguladığı yatıştırma politikası, ki o zaman da düzenin mimari İngiltere’ydi ve Almanya bir meydan okuma yapıyordu, Ren bölgesinde, Sudetler'de, Çekoslovakya 'da ise yaramamış ve Hitler'i durdurmamıştı. İngiltere mimari olduğu düzene meydan okumayı çok fazla tolere edecek durumda değildi. Hitler'in Polonya'nın Danzing bölgesini işgal ettiğinde, kendisine İngiltere ve Fransa'nın savaş ilan ettiği haberi verildiğinde "Bu kadar önemsiz bir bölge için Almanya'yayla savaşı nasıl göze alabilirler ki" demişti. Mesele Danzing in önemi değildi. Mesele düzenin mirmarlanın düzenin ayakta kalması için daha fazla meydan okumaları tolere edebilecek sabrının kalmamasıydı. Yoksa Danzing gibi bir yer ne İngiltere'nin ne de Fransa'nın jeopolitiğine dokunmuyordu.

Günümüzde ise hem 2008’de Gürcistan’ın hem de 2014 ve 2022’de Ukrayna'nın şunu gerçekten anlaması ve bilmesi gerekiyordu, biz ABD'nin jeopolitiğine dokunuyor muyuz? Bu sorunun cevabı çok basititi:hayır dokunmuyorusnuz. Ama Rusya'nın jeopolitiğine dokunuyordunuz. Bunu anlamak için Rusya'nın dış politikasında yakın çevre doktrinine bakmak yeterliydi. Hata bu doktrin olmasa bile sadece coğrafyaya bakmak bile yeterliydi. Mesela Ukrayna'ya bakalım. Rusya Ukrayna sınırı Moskova'ya birkaç yüz km mesefade. Rusya neden Ukrayna'yı NATO’da istesin. Üstelik coğrafya Paris'ten Moskova'ya düz bir coğrafya. Yani sınırlar askeri operasyon yürütmek icin uygun ve geçirgen. 1812'de Napolyon ve 1941'de Hitler'in ordularının Moskova'ya kadar ilerlemesinin önemli nedenlerinden birisi de buydu.

Şimdi tekrar günümüze dönecek olursak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin uluslararası arenada yarattığı, özellikle Japonya’da sıkça dillendirilen ve en son 2022 yılı Yıllık Savunma İncelemesi Raporu’unda da yer alan işgalin başka ülkelere de benzer bir amaç için zemin oluşturabileceği endişesi kuvvetlenmiştir. Burada esas merak konusu Çin’in kendi parçası olarak gördüğü Tayvan’a benzer şekilde askeri bir müdahalede bulunup bulunmayacağı kaygısıdır. Ancak Ukrayna ve Rusya’nın aksine, ABD Asya-Pasfik’te Çin’in karşısına çıkmaktan çekinmiyor. Çünkü ABD açısından bakıldığında Çin daha önce hiç karşılaşılmadığı kadar büyük ve güçlü bir ülke. Dahası, ABD'nin dünya hegemonyasını sürdürebilmesi için hakimiyetini koruması gerektiği coğraflayalarda Çin ABD’ye meydan okuyacak potansiyele sahip olmaktadır.Eğer bu olmasydı belki o zaman ABD Ukrayna’da savaşmayı göze alabilirdi, ama bugün alamaz ve alamıyor. Eğer bugün Asya Pasifik bölgesinde Hindistan, Japonya ve birkaç ülkeyle askeri bir ittifak veya daha geniş ölçüde bir NATO benzeri kolektif güvenlik örgütüne sahip olsaydı belki yine göze alabilirdi. Ama bugün ki koşularda ABD bunu yapmaz, yapamaz. Yaparsa İngiltere gibi dünya hakimiyetinden çekilme sürecini göze almalı.

Özetle ABD bugün Atlantik'te bir savaşla oyalanarak Asya-Pasifik'te Çin'e odaklanamamaktan çekiniyor. Avrupa'nın kendi içinde dış ve savunma konusunda politikalarinda birlik yok. Kendi savunma örgütü yok. İngiltere, Almanya ve Fransa’yı kenara koyarsanız çoğu ülke çok küçük ülke. Dolayısıyla Atlantik'te bir savaş olsa bunun yükünü ABD'nin çekmesi gerekecek. ABD son yıllarda bütçe sıkıntıları da yaşıyor. Yani Çin gibi bir yükselen gücün ve Asya-Pasifik ve hatta daha geniş dünyada hırsları olan ve bunların ne olduğu henüz net bir şekilde tanımlanmamış olduğu bir durumda, ABD'nin Atlantik'te ciddi bir savaşla oyalanıp, Çin'e Asya Pasifik'te yayılmasına ve kendi jeopolitik çıkarılana dokunmasına müsaade etmesinin mantığı yoktur.Daha küresel bir perspektiften bakıldığında, ABD mevcut düzenin mimari ve en büyük gücü. Ancak sistemde yükselen güçler var. Hem de bu güçler dünyanın her coğrafyasında. Sayalım bunları, Rusya, Çin, Hindistan, Güney Kore, Endonezya, Güney Afrika, Brezilya. Her coğrafyada ABD'nin bu kadar güçle aynı anda mücadele etmesi imkansız. O yüzden küresel rolünü sürdürebilmesi için en tehditkar olana odaklanmalı ve diğerleriyle ya uzlaşmalı, ki bu açık da olabilir, örtük de olabilir, ya da diğerlerinin bazı eylemlerine sessiz kalmalı. Şimdi bu noktadan yine siyasi tarih üzerinden bir örnek vermek istiyorum. İngiltere 19. Yy da en güçlü devletti. Ancak yüzyılın sonunda yükselen Almanya, ABD ve Japonya vardı. İngiltere aynı anda üçüyle karşılaşacak durumda değildi. Bu yüzden stratejik önceliklerini belirledi. İlk olarak ABD ile 1871’de bir tür yatıştırma politikasının sonucunda uzlaşmaya gitti ve batı yarım küreden Kanada ve Bahamalar hariç çekildi ve ABD'nin egemenliğini bu bölgede kabul ettti. Daha sonra ise 1901-02'de Japonya ile bir ittifak kurup, birbirlerinin Asyadaki ve Çin'deki çıkarlarını kabul ettiler. Böylece İngiltere jeopolitiğine en çok dokunan ve ona en yakın olan tehdide, yani Almanya'ya yönebildi. Eğer ABD bugün küresel liderlik konumunu sürdürmek istiyorsa İngiltere'nin yaptığından farklı bir seçeneği pek yok.

Oktay Küçükdeğirmenci

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışman

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 29-11-2022

“Mezarlıkta Piknik”

Birkaç gündür Cumhuriyet gazetesinde Mehmet S. Aman tarafından yazılan “Mezarlıkta Piknik” adlı kitabın ilanını görüyorum. Kitabı okumadım ve içeriğini bilmiyorum. Ama bakın başlığı bana neler, neler hatırlattı!