JAPONYA GÜVENLİK PARADİGMASINDA DEĞİŞİM ŞART


JAPONYA GÜVENLİK PARADİGMASINDA DEĞİŞİM ŞART

Yazan  08 Ağustos 2022

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaret etmesinin ardından Çin’in Japonya’dan 160 kilometreden daha yakın sulara füze fırlatması, muhtemelen Japon halkınının ülkenin savunma amaçlı askeri yığınak yapması için desteğini artıracak.

Pelosi’nin 2 Ağustos’da 25 yıl içinde Tayvan’ı ziyaret eden en yüksek rütbeli ABD yetkilisi olmasının hemen ardından Çin ordusu 4 Ağustos’da askeri tatbikatların bir parcası olarak Japonya’nın Okinawa Ada zincirinin batı ucunda denize beş balistik füze fırlattı. Çin’in Japonya’nın münhasır ekonomik bölgesine füze fırlatması, Japon Başbakanı Fumio Kishida hükümetinin bu ay savunma harcamalarında önemli bir artış için bir savunma bütçesi talebi yayınlamaya hazırlandıgı bir sırada geldi.[1]

Savunma bütçesi harcama planının, 2019’da Japonya’nın birincil ulusal güvenlik tehdidi olarak Kuzey Kore’nin yerini alan Çin’i savuşturmak için daha uzun menzilli mühimmat satın alma çağrısını içermesi beklenen bir yıl sonu savunma politikası revizyonu izleyecek. Çin’in Tayvan ve Japonya çevresindeki denizlerdeki ve göklerdeki askeri faailyetleriyle ilgili endişeler, Rusya’nın Şubat ayında Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana yoğunlaştı. Çünkü Japonya, bunun Çin’in Tayvan’a karşı bir güç kullanımı için emsal sağladığından ve ABD’nin durdurmak için doğrudan müdahale edemeyeceğinden endişe ediyor. Eski Japon Öz Savunma Kuvvetleri Müşterek Kurmay Başkanı emekli amiral Katsutoshi Kawano “Tayvan çevresindeki askeri denge büyük ölçüde değişti. Umarım savunma bütçesi tartışmaları ciddileşir” dedi.[2]

Diğer taraftan, Japonya 22 Temmuz’da yayınladığı yıllık savunma raporunda Tokyo hükmeti askeri harcamalarını Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeleri tarafından belirlenen minimum taahhüt olan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) % 2’lik düzeyine çıkarmayı planlamaktadır. Japonya’nın mevcut ekonomik büyüklüğü dikkate alındığında bu onu ABD ve Çin’den sonra en fazla askeri harcama yapan üçüncü ülke konumuna yükseltecek. Rapora göre Japonya şu anda GSYH’nın sadece % 0,95’ini savunma harcamalarına ayırmaktadır.[3] Çin’in füzelerinin Kishida hükümetine savunma harcamları konusundaki pozisyonunu güçlendirme noktasına önemli bir koz vermektedir.

1996’daki Tayvan krizi döneminde, Çin adayı korkutmak için bir dizi füze tatbikatları gerçekleştirmis, fakat ordusu zayıf olduğu içinABD’ye ait bir uçak gemisi görev grubunun bölgeye gönderilmesini caydırmaya yetmemişti. Fakat bugün için koşullar oldukça farklı. Çünkü Çin o zamandan beri savunma harcamalarını yaklaşık 20 kat arttırdı ve yüzlerce yeni gemiyle donanmasını güçlendirdi ve binlerce kilometre uzaktaki hedefleri çok daha isabetli bir sekilde vurabilecek balistik füzelere sahip oldu. Yani kısacası şunu hatırlamak gerekiyor ki, Çin Halk Cumhuriyeti bugün askeri açıdan tarihindeki en güçlü pozisyonda olduğu dönemdedir ve kesinlikle 1996 Tayvan krizi dönemindeki gibi bir Çin yoktur. Zira Çin bugün aynı zayıflıkta olsaydı, tıpkı 1996’daki krizinde olduğu gibi Tayvan üzerine bugünlerde yaşanan gelişmelerde Amerika kendisini duruma son verebilecek konumda hissedebilirdi.

Bu arada başbakan Kishida 10 Temmuz’daki parlamento üst kanadı seçimlerinin ardından seçim sonrasında yaptığı bir konuşmada anayasayı değiştirme planları ile ilerleyeceklerini, anayasal revizyon konusundaki parlamento tartışmalarını derinleştireceklerini ve böylece somut bir değişiklik önerisinin derlenebileceğini söylemişti.[4] Yapılması planlanan anayasal değişiklik anayasanın 9. maddesini değiştirilmesi üzerinedir. Anayasasının 9. Maddesi: “Nizam ve adalete müstenit milletlerarası bir sulhu gönülden dileyen Japon milleti, halkın hükümranlık hakkı olarak harpden ve milletlerarası anlaşmazlıkları hal işinde tehdit ve kuvvet kullanmaktan, daimi şekilde feragat eder” demektedir.[5] Kishida liderliğindeki LDP ayrıca ülkenin savunma harcamalarını gari safi yurtiçi hasıla (GSYH) oranın % 2’si düzeyine yükseltme sözü verdi. Bunda etkili olan en önemli faktörler olarak Ukrayna’da devam eden savaş, iddialı bir Çin ve Kuzey Kore’nin devam etmekte olan füze ve nükleer silah testlerinin olduğu göze çarpmaktadır. Kishida, Japonya’nın yeni güvenlik stratejisini derlerken, insanların yaşamlarını korumak ve Japonya’nın savunmasını bes yıl içinde “büyük ölçüde desteklemek” için gerekli adımları derinleştirmeye calıştığını ifade etti. Dahası, önceki başbakan Abe’nin mirasını geliştirme sözü vermişti.[6]

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde yapılan 1947 anayasasına göre mevcut anayasada bir değişiklik yapabilmek için parlamentonun her iki kanadında da üçte iki çoğunluk sağlanması ve bunu takiben ülke genelinde gerçekleştirilecek bir referandumda çoğunluğun sağlanması gerekmektedir. Mevcut koşullar altında anayasada revizyon yapılması gerektiğini savunan kuvvetler şu anda Temsilciler Meclisi’nde üçte iki çoğunluğa sahiptir. Her ne kadar parlamentonun alt ve üst kanadında anayasal revizyon için gerekli olan değişikliğin yapılabilmesi için çoğunluk sağlanmış olsa da, değişikliği savunan partiler arasında değişikliğin nasıl yapılacağı konusunda henüz bir uzlaşma yoktur. Değişiklik yanlısı kuvvetler arasında görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Ancak mevcut bölgesel ve uluslararası konjonktürel gelişmeler değerlendirildiğinde, anayasal revizyon yanlısı kuvvetlerin ortak bir paydada buluşması ve değişiklik konusunda anlaşmaları muhtemel gözükmektedir. Burada karşılaşılabilecek esas sorun halk referandumunda çoğunluğun sağlanıp sağlanamayacağıdır. Zira Japon halkı İkinci Dünya Savaşı öncesi ve savaş sırasındaki acı hatıraları iyi hatırlamakta ve militarist bir Japonya’dan ziyade, barış anayasası olarak nitelendirilen 1947 anayasasının devamı ve pasifist bir Japonya’yı tercih etmektedir. Ancak Abe suikastı sonrası durumunda bir değişklik olup olmayacağı merak konusuyken, Çin’e ait füzelerin Japon münhasır ekonomik bölgesine düşmesi Japon halkında muhtemel bir referandumda değişiklik yönünde bir etki yartabilir. Dahası bu tarz basşka gelişmelerin de önümüzdeki süreçte yasanması halinde, Japon halkının da Japonya’nın orduyu meşrulaştırma ve savunma harcamalarını arttırma çabalarına destek verebileceği kuvvetle muhtemel görünmektedir.

Anayasa yapıldığında ve ABD ile güvenlik işbirliği antlaşması imzalandığında uluslararası konjonktür bugünden çok farklıydı. O zaman bu anayasa ve güvenlik antlaşması Sovyet tehdidi için tasarlanmıştı ve Yoshida Doktrini Soğuk Savaş dönemi boyunca Japonya'nın güvenlik politikası için yeterliydi. Burada tasarlanan güvenlik ilişkisinde de Japonya'nın sahip olmaması gereken silahlar belirlenmişti. Ancak Soğuk Savaş sona erdiğinde ve Sovyet tehdidi ortadan kalktığında doğal olarak Asya Pasifik güç dengesinde ve uluslararası konjonktürde değişiklikler meydana geldi. Japonya için bu dönemdenden sonra beliren güvenlik tehditleri Çin'in yükselişi ve Kuzey Kore'nin füze ve nükleer tehditleri ile ilgili olsa da, sadece bunlarla sınırlı değildir. Çünkü genel olarak Doğu Asya ülkelerinin ekonomik yükselişinin olduğu bir dönemden geçilmekte, ABD'nin ve Japonya'nın nispi güç kaybettiği bir dönem yaşanmakta ve dahası Japonya’nın nüfusunun azalması gelecek için de bir sorun olmaya başladığı görülmektedir. Çünkü Japonya’nın sadece Endonezya ve Çin ile arasındaki nüfus farkı açılmıyor, aynı zamanda 2025 civarında Filipinler'in, 2030 civarında da Vietnam'ın nüfusu Japonya'nın nüfusunu geçeceği öngürülmektedir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında Japonya Soğuk Savaş sonrası dönemde Yoshida Doktrini paradigmasına yeni bir paradigma eklemeye çalıştı. Buna da “çok katmanlı güvenlik”(multi-tiered security) dediler. Çok katmanlının bir ayağını da Japonya'nın yeninden silahlanması oluşturdu. Bu minvalde anayasanın sınırlayıcı 9. maddesinin yeninden yorumlanması ihtiyacı hasıl oldu.  Madde Japonya'nın meşru müdafaa halleri dışında ve Japonya ve Japon adaları dışında savaşmasını yasaklıyor. Ordu kurmasını yasaklamıyor. Bu önemli bir nüans. Bu minvalde Japonya Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Operasyonu misyonları ile Somali, Suriye, Ruanda, Haiti, Mozambik başta olmak üzere dünyanın birçok çatışma bölgesine asker gönderdi. Ancak anayasanın bu 9. maddesinin sınırlayıcı etkisi nedeniyle asker gönderilirken de, Birleşmiş Milletler kararlarında Japon askerlerine bil saldırı veya yakın saldırı tehdidi olmadıkça çatışmaya girmeme durumu yasal olarak sağlandı. Yani mevzu burada ordu kurmak değil, anayasanın Japonya'yı Japon adaları dışında savaşma durumunu kısıtlama yolunu ortadan kaldırmak.

Çok-katmanlı güvenlik politikası’nın en önemli katmanı olan ABD ile ittifak Soğuk Savaş dönemi boyunca Japonya'nın güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya yetti, ama artık koşullar farklı. Bugün için yeterli olmuyor. Ayrıca ittifak vesilesiyle Japonya'nın bir “tuzağa düşme” (entrapment) ihtimali Soğuk Savaş dönemine nazaran çok daha fazla, özellikle 1997'deki ABD ile yeni savunma işbirliği yönergelerinin sonuçlandırılmasından beri. Çünkü yeni yönergeler, kavramın coğrafi değil, durumsal olarak tanımlandıgı ve her iki ülkenin de “diplomatik çabalar da dahil olmak üzere her türlü çabayı göstereceğine” işaret ettiği “Japonya’yı çevreleyen bölgelerdeki durumlarda” Japonya-ABD askeri işbirliğinin yolunu açtı. Dahası, ABD ve Japonya arasında 1952-60-78 anlaşmalarının aksine Uzak Doğu kavramının yerini Asya-Pasifik kavramı aldı. Yönergeler kriz ve çatışma durumlarında Japonya’nın ulusal savunma hazırlıkları için yasal çerçevenin gözden geçirilmesini teşvik etti. Yeni yönergelerle, Japonya’nın bir çatışma durumunda nasıl tepki vermesi gerektiği konusundaki tartışmalar netleşti. Başka bir ifadeyle, Japonya bölgedeki istikrarın doğrudan Japonya’nın güvenliğine bağlı olduğunu ve yenı uluslararası koşullar altında ABD kuvvetlerine aktif lojistik destek sağlayarak Japonya’nın ABD’nin Japonya’daki askeri üsleri kullanmasına izin vermenin ötesine geçeceğini kabul etti.[7]Yani Japonya’nın çok daha geniş bir coğrafi alanda artık tuzağa düşme ihtimali var. Son yıllarda Tayvan 'a yönelik politikası bu ihtimali daha da arttırıyor.

Bu yönergedeki "coğrafi" yerine "durumsal" kelimesi ve "Uzak Doğu" yerine "Asya-Pasifik" terimi bugün için sıkıntı yaratıyor. Çünkü her iki terim Tayvan'da bir kriz olduğunda Japonya'yı bir tuzağa çekebilir. Keza Filipinler'de bir kriz olduğunda yine öyle. Yani Doğu ve Güney Cin Denizi’nde herhangi bir krizde Japonya'yı tuzağa düşürebilir. Buradaki her olası krizde karşısındaki ülke Çin olacaktır.

Japonya'nın sıkıntısı 1990'lı yıllarda bugünleri öngörememesinden kaynaklanıyor. Çünkü 1990'larda ABD Uzak Doğu’dan Soğuk Savaş sonrası ilk yıllarda birlik azaltmaya giderken Japonya bölgenin en büyük askeri ve ekonomik gücüydü. Bölgesel güvenlik düzeninin yeniden inşasında daha aktif olmaya çalışıyordu. O zamanki çok-katmanlı güvenlik yaklaşımı aynı anda hem ABD ile ikili güvenliği hem bölge ülkeleri ile çok taraflı(multilateral) güvenlik, özellikle de ASEAN Bölgesel Forumu üzerinden hem de alt bölgesel (sub-regional) düzenlemelerini içeriyordu. Bunların hiç birinde Çin’e bölgesel güvenlik düzeni inşasında bir rol biçilmiş değildi. Oysa bugün durum çok farklı. Çin bölgesel güvenlik düzeninin oyun kurucusu. Bilhassa Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferası bu minvalde çok önemli.

Bu çok-katmanlı güvenlik yaklaşımının çok taraflı ve alt-bölgesel katmanları yeni paradigmalar değildir. Yoshida doktrini temelinde ABD ile ikili ittifaka dayanan paradigmaya ek, tamamlayıcı paradigmalardır.Yukarıda bahsedilenler ışığında bugünkü koşullar değerlendirildiğinde Japonya’nın Yoshida doktrini temelli ve daha sonra buna ek çok-katmanlı güvenlik paradigmaları güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir. Ülkenin bugünkü bölgesel gerçekleri dikkate alan yeni bir bir dış politikası kavramsallaştırmasına ve paradigmasına geçmesi gerekmektedir. Bu minvalde Japonya çok-katmanlı güvenlik yaklaşımı paradigmasını terketmeyi düşünmelidir. Çünkü ne olası bir anayasa değişiklği ile orduyu meşrulaştırması ve silahlanması Japonya’nın güvenliğini sağlamayacaktır ki, bu durumda bölgesel bir güvenlik açmazını daha da tetikleyecektir, ne ABD ile ittifakından tuzağa düşme tehlikesinden kurtulabilir, ne de Çin’e bölgesel düzen inşasında rol biçmeyen çok taraflı veya alt-bölgesel düzenlemelerle güvenlik ihtiyaçlarını karşılayabilir.

Japonya anayasanın revizyonu, ordunun meşrulaştırılması ve yeniden silahlanma konularında oldukça geç kalmıştır. Zira Soğuk Savas sonrası ilk yıllarda Japonya’nın askeri bütçesi Çin’den fazlayken, bugün Çin’in askeri harcamaları Japonya’nın askeri harcamalarının neredeyse beş katı kadardır. Şu an için Japonya’nın mevcut durumunu "kaybeden" (looser) olarak değerlendirmekteyim. Önünde iki seçenek var; ya mümkün olan en kısa sürede nükleer bir güç olacak ya da Yoshida doktrine dayanan dış politika paradigması değişecek. Japonya’nın nükleer güç olmayı tercih etmesi durumunda çok kısa bir sürede nükleer güç olabilecek konumda olduğu bilinmektedir. Bu seçenek Japonya’yı kaybeden ülke rolünden çıkarır ama “kazanan” (winner) rolü de vermez. Fakat nükleer caydırıcılık vasıtasıyla güvenliğini garanti altına almış olur. Fakat bunun da hem ülke içi hem de uluslararası yansımları ve tepkileri nedeniyle ciddi bir sorun yaratabileceği aşikardır. Zira militarizmden çok çekmiş ve geçmişte atom bombası ile vurulmuş olan bir halkın, nükleer güç olmaya ne kadar destek vereceği çok büyük bir merak konusudur. Dahası uluslararası açıdan da her şeyden önce Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’ndan Japonya’nın çekilmesi ve doğacak uluslararası tepkilere göğüs germesi ve olası yaptırımlarla karşı karşıya kalması söz konusudur. Hepsinden de öte bölgesel bir Japon militarizmin yeniden canlanışı algısını tetikleyebileceğinden bölgesel silahlanmayı ve belkide başka ülkelerin de nükleer güç olma hevesini arttıracaktır.

Japonya’nın yeni dış politika paradigması “çok taraflı-uzlaşma” (multilateral-accommodation) olmalıdır. Bu paradigma Yoshida Doktrini paradigmasını terk etmeyi esas alır. Çünkü mevcut çok-katmanlı güvenlik politikasının hiç bir katmanında Çin'in bölgesel güvenlik düzeninde tanımlanmış bir rolü yoktu ve biz bugün 1990'lar dünyasında değiliz. Çin'in rolünün olmadığı bir dış ve güvenlik politikası paradigması Japonya için söz konusu olamaz. O yüzden paradigmanın artık değişmesi gerekiyor. Japonya, tıpkı Birinci Dünya Savaşı sonrası 1925 yılında Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Belçika arasında imzalanan ve savaşı taraflar arasında yasak sayan Ren Misakı veya 1928 yılında imzalanan ve dönemin önemli güçlerinin de içinde yer aldığıBirand-Kellog Paktı benzeri bir anlaşma ile Çin ile uzlaşmanın yolunu aramalıdır. Ancak denilebilir ki, ne Ren Misakı ne de Briand-Kellog Paktı taraflar arasında bir savaşın çıkmasına engel olamamıştır. Işte tam da bu nedenle iki ülke arasında bir uzlaşmanın yeterli olmayacağından çok taraflı-uzlaşma öneriyorum. Önce iki ülke arasında iki taraflı bir uzlaşma sağlanmalı ve çok taraflı-iki taraflıyaklaşımda olduğu gibi, iki ülke arasındaki iki taraflı işbirliği çok taraflılığın inşasında bir kilometre taşı, bir inşa edici rol oynayabileceğinden, bu iki taraflı uzlaşma çok taraflı bir zemine taşınmalı ve çok taraflı bir bölgesel güvenlik düzenlemesinde Çin ve Japonya liderliği birlikte üstlenmelidir. İşte o zaman Japonya'nın güvenlik sorunu önemli ölçüde çözülür. Zaten ülkenin iki temel güvenlik sorunu var; yükselen Çin ve Kuzey Kore'nin nükleer ve füze krizi. Birinci tehdit bu şekilde aşılabileceği gibi, ikinci tehdit de Çin ile bu zeminde kurulmuş ilişki vasıtasıyla yumuşatılabilir. Zira Çin'in Kuzey Kore üzerindeki etkisini Japonya tatafindan bu minvalde kullanılabilir bir opsiyon halini alması beklenmelidir.

 

 

[1]“Japanese backing for military build-up likely to rise after China's missiles,” The Straits Times, https://www.straitstimes.com/asia/east-asia/japanese-backing-for-military-build-up-likely-to-rise-after-chinas-missiles,(Erişim Tarihi: 06.08.2022).

[2]Aynı Yer.

[3]Tim Kelly, “Japan warns of rising security threats in annual defense report,” Japantoday, https://japantoday.com/category/politics/japan-warns-of-rising-security-threats-in-annual-defense-report, (Erişim Tarihi: 06.08.2022).

[4]Aynı yer.

[5]Mustafa Kibaroğlu, “Japon Dış Politikasında Güvenlik Boyutu,” Japon Dış Politikası: Sistemik ve Bölgesel Aktörlerle İlişkiler, içinde, ed. A Mete Tuncoku, (İstanbul: Nobel Yayınevi, 2013), 79.

[6] “Kishida vows to push for constitution reform, build on Abe’s legacy,” Japantoday, https://japantoday.com/category/politics/urgent-japan-pm-kishida-vows-to-build-on-abe's-legacy-after-election-win, (Erişim Tarihi: 15.07.2022).

[7]“The Guidelines for Japan-U.S. Defense Cooperation,” Japan Ministry of Defense, https://www.mod.go.jp/en/j-us-alliance/guidelines/index.htmlö, (Erişim Tarihi: 15.07.2022).

Oktay Küçükdeğirmenci

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışman

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 02-10-2022

Zamanın Ruhu ve Mısır ile Yeni bir Başlangıç

İmparatorluğun eyaleti olduğu dönemde (1517 – 1867) Mısır ile ticaret önemli olduğu için eskiden “ Mısır’dan bir gemi gelmiş. Ne getirmiş?” diye bir tekerleme varmış. Hatta yelpaze gibi fantezi mallar bile geldiği için tekerlemenin devamı yelpaze saymakla devam edermiş. ...