< < Kaçınılmaz İklim Krizi Ekonomiyi Nasıl Tehdit Ediyor?


Kaçınılmaz İklim Krizi Ekonomiyi Nasıl Tehdit Ediyor?

Yazan  02 Aralık 2021

Yazan: Duhan Alptürk İNCE

Dünyamız yaklaşık 5 milyar yıldır var olmakta ve sahip olduğu kaynaklarla da insanlar ve diğer canlılara binlerce yıldır ev sahipliği yapmaktadır. Ancak bu kaynaklar sınırlıdır ve ne yazık ki biz insanlar dünyamızın bize sunduğu kaynakları sorumsuzca harcamakta ve kendi elimizle kendi yaşam alanımızı tahrip etmekteyiz. Bu davranışımızın olumsuz sonuçlarından biri de iklim değişikliğidir. Gün geçtikçe etkisi daha da artmaktadır. Bu etkiler arttıkça iklim değişikliği göz ardı edilemeyen bir gerçek olmakta ve küresel olarak endişe duyulan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gezegenimizi çevreleyen atmosfer aynı bir sera gibi çalışmaktadır. Atmosfer, içerisinde bulundurduğu karbondioksit, ozon gazı, metan gibi sera gazları sayesinde içerisindeki ısıyı muhafaza eder. Bahsettiğimiz bu sera etkisi atmosferimizde bulunan karbondioksit, su buharı, ozon vb. gazlarla oluşmaktadır. Buna sera etkisi denir. Sera etkisi, dünyanın ısısını ayarlar ve canlılığın devamı için gereken sıcaklığı oluşturur. Bilimsel araştırmalara göre eğer sera etkisi olmasaydı dünyamızın ortalama sıcaklığı canlı yaşamına izin vermeyecek düzeyde olurdu. Bu sıcaklık yaklaşık olarak -18°C civarındadır.

Küresel ısınma olarak adlandırdığımız ve her geçen gün güçlenen iklim krizi sera etkisini oluşturan gazların atmosferimizdeki oranlarının artması ile oluşmaktadır. Özellikle artan karbondioksit miktarı büyük bir etkendir. Gezegenimizin ısısının kontrolsüz şekilde artması, aynen ısısı kontrolsüz artan bir seradaki ürünün telef olması gibi, dünyamızın kaynaklarına ve üzerindeki yaşama zarar vermektedir.

Bu durum özellikle 18.yy’ın ortalarında çıkan Sanayi Devrimi ile başlayan, yüksek miktarda karbondioksit salınımının bir sonucudur. Hızla artan sanayileşmeye paralel olarak fosil yakıt kullanımı ve toplumsal refah da artmıştır. Bununla beraber insan nüfusu kontrolsüz şekilde yükselmeye başlamıştır. Sonuç olarak doğal kaynaklar hızlı ve sorumsuz şekilde tüketilmiştir. Araştırmalara göre atmosfere karbondioksit salınımı 2020 yılında %43’lük bir artışa ulaşmıştır. Fosil yakıt ile beraber bir diğer önemli sebep ise ormanların yok olmasıdır. Ülkemizde geçen yaz yaşadığımız onlarca orman yangınları hala hatıramızda canlılığını korurken her gün yeni bir orman kaynağımız yok olmaktadır. 28 Temmuz 2021 yılında Antalya Manavgat’ta başlayan orman yangını devamında maalesef ki Türkiye’nin birçok bölgesinde de yangınlar yaşanmıştır. Akdeniz, Ege, Marmara, Batı Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde toplam 49 ilde 229 orman yangını görülmüştür. Toplam olarak 175.773 hektar ormanlık alan tamamen yok olmuştur. Yaşanan bu felaketler ülkemiz için geri dönüşü zor olacak olumsuz sonuçlar yaratmıştır. Kaybolan ormanlarımızın en kısa sürede yeniden yeşertilmesi için çalışılmaya başlanması gerekmektedir. Ormanlar iklim krizine karşı insanlığın sahip olduğu en önemli araçlardır. Dünya çapında ormanların azalması, iklim krizinin güçlenmesine ve atmosferimizdeki gazların yoğunluğunun değişmesine neden olmaktadır.

İklim değişikliğine sebep olan tüketim kalemleri nelerdir?

Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) verilerine göre insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının %60’ı fosil yakıtlardan, %22’si ise ormanların tahribatından kaynaklanmaktadır.

Fosil yakıtlar içinde en çok kullanılan yakıt türü ülkemizde de önemli bir yeri olan kömürdür. Dünya çapında enerji ihtiyacının %27’si kömürden sağlanmaktadır. Aynı şekilde atmosfere salınan CO2 gazının da en büyük sorumlusu %43 oranı ile yine kömürdür. Özellikle son yıllarda yaşanan enerji krizi ve artan enerji maliyetleri ile beraber kömür tüketimi yeniden artmaya başlamıştır.

Bu konuda dünyada nasıl gelişmeler gerçekleşiyor?

İklim değişikliği ile mücadele konusunda en etkili uluslararası hareket Paris İklim Anlaşmasıdır. Bu anlaşma 197 ülkenin ortak hareket ettiği uluslararası bir anlaşmadır. İklim krizi ile mücadelede en net araç olan bu anlaşmanın temel amacı, ortalama küresel ısı artışının 2°C ile sınırlandırılmasıdır. Anlaşma ayrıca, bu artışın 1,5°C olması konusunda çaba gösterileceğini taahhüt eder.

Türkiye bu anlaşmayı onaylamış ve anlaşma çerçevesinde iklim krizi ile mücadele etmeyi kabul etmiştir. Ancak ülkemiz ne yazık ki CO2 emisyonunun azaltılması hakkında herhangi bir taahhütte bulunmamıştır. Bunun tersine, hiç önlem alınmadığı takdirde emisyonlarının 2030 yılında 1 milyar 175 milyon tona çıkacağını belirtmektedir. Ülkemiz gelecek yıllarda beklenen bu artışı 929 milyonda ton seviyesinde tutacağını açıklayarak; CO2 emisyonunu beklenen artıştan %21 oranında azaltma taahhüdünde bulunmuştur. Ancak küresel çapta ülkemizin vermiş olduğu bu taahhüt yeterli değildir. Bütün ülkeler bireysel hedeflerini bu oranlarda tutarsa küresel çapta ısı artışı araştırmalara göre 4°C’yi bulacaktır. İklim krizinin önlenebilmesi için ise bizim bu ısı artışını en fazla 2°C seviyesinde tutmamız gerekmektedir.

Kaynak: Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA)

Yaşanan bu krizde her ülke kendi payını ve suçunu kabullenmelidir. Yapılan araştırmalara göre küresel çaptaki CO2 emisyonundan %50 oranında Çin, ABD, AB ve Hindistan sorumludur. Ülkemiz ise dünyadaki en çok emisyona sahip 20 ülkeden birisidir. Özellikle küresel sanayileşme yarışına son yıllarda katılan Çin emisyon azaltmaya sıcak bakmamaktadır. Ekonomik büyüme kaygısı çevresel önlemlerin önüne geçmektedir.

Kaçınılmaz iklim krizinin yaratacağı ekonomik yıkımın boyutu nedir?

İngiltere temelli uluslararası yardım kuruluşu olan Oxfam’ın yaptığı bir araştırmaya göre eğer sera gazları yeterli oranda düşürülmez ve iklim krizi önlenmezse küresel çapta yaşanacak ekonomik küçülme Covid-19 krizinin yarattığı ekonomik bunalımın iki katı kadar olabilecektir. Yapılan araştırmalar küresel çapta artan ısının yarattığı çevre felaketlerinin küresel ekonomiye ciddi oranda zarar verdiğini ortaya koymuştur. Isının yükselişi ile beraber küresel büyümenin %3,6’dan %2,5’e gerilemesi beklenmektedir. Bu ekonomik küçülmenin temel sebebi küresel çapta yaşanması beklenen su kıtlığı, tarım ürünlerinin azalması, yeni ortaya çıkan bakteri türleri ve yayılan yeni tür hastalıklardır.

Özellikle yaşamın temeli olan su konusunda yaşanabilecek bir krizin, dünya çapında yaratacağı etkinin hem insan yaşamı için hem de ekonomi için ciddi sonuçları olacaktır. Dünyadaki su kaynakların sadece %2’sinin içilebilir su olması küresel ısınmanın etkilerini daha tehlikeli hale getirmektedir. Küresel ısının artması dünya çapında önemli oranda su stresi ve kuraklık yaratacaktır. Bu konu içilebilir suyun kısıtlı olduğu ülkemiz için hayati bir sorun olmaktadır. Yapılan araştırmalara göre ülkemiz gelecek yıllarda dünya çapında en çok su sorunu yaşayacak ülkelerden biri konumundadır.

Bunun yanında yaşanacak ısı artışı ile tarımsal üretimin önemli oranda azalması beklenmektedir. Özellikle Afrika’nın güney bölgesi gibi ısı artışının yoğun etki ettiği bölgelerde tarımsal üretimin durma noktasına gelmesi öngörülmektedir. Yaşanan ısı artışı, başta o bölgelerde bulunan ülkelerin ülke ekonomisine; daha sonra makro boyutta küresel ekonomiye etki etmektedir. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) raporuna göre 2100 yılına kadar küresel ısı artışı 1,5°C olursa beklenen ortalama mahsul düşüşü küresel çapta %5 oranında olacaktır, eğer küresel ısı artışı 2°C olursa beklenen ortalama mahsul düşüşü küresel çapta %11 oranında olacaktır. Yaşanacak bu durum önemli ölçüde ekonomik kayıp yaratmaktadır. Bir diğer önemli besin ve ekonomik gelir kaynağı olan balıkçılık sektöründe yaşanan etki iklim krizinin bir diğer önemli sonucudur. Artan küresel ısı okyanusların ısı seviyesini arttırmakta ve balık verimini düşürmektedir. Bahsedilen bu sorunlar dünya çapında, tarım ve balıkçılık alanında 1 milyara yakın insanı etkileyebilecek bir durumdur.

Tarıma ve balıkçılığa olan etkilerinin yanında küresel ısı artışının etkilediği bir diğer önemli sektör turizm sektörüdür. Özellikle ada ekonomisine sahip olan bölgeler yükselen su miktarı tarafından tehdit altında bulunmaktadır. Ayrıca küresel ısınma ile azalan yağış miktarı kış turizmini de olumsuz etkileyen bir durumdur. Bunun yanında artan salgın hastalıklar küresel hareketliliği etkilemekte ve turizm faaliyetlerini durdurmaktadır.

Tarım ve turizm sektörlerinde yaşanan kayıplar ülkemiz ekonomisi için hayati sonuçlara sahiptir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’nin turizm geliri 2021 yılının üçüncü çeyreğinde yaklaşık 11,4 milyar dolar seviyesinde oldu. Ortalama olarak bir turistin bir gecelik harcaması ise 61 dolardan 74 dolar seviyesine yükseldi. Yine TÜİK verilerine göre Türkiye’nin tarım gelirleri ise 2021 yılının üçüncü çeyreğinde 20,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Turizm ve tarım sektöründe elde edilen bu gelirler iklim krizi ile ciddi oranda azalabilir. Bu iki sektörde meydana gelecek olası bir azalma ülke ekonomimiz için ciddi sorunlar yaratabilecek potansiyele sahiptir. Turizm ve tarım sektörü GSYH’deki yeri sebebiyle ülke ekonomimiz için hayati gelir kalemleridir.

Ayrıca küresel ısı artışı önemli ölçüde iklim değişikliklerine sebep olmaktadır. Bu durum da bazı bölgelerde aşırı sıcaklık artışlarına sebep olmaktadır. Bu durum bazı şehirlerde insan yaşamına uygun olmayan koşullar oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalara göre ısı artış hızı bu şekilde devam ederse 2050 yılına gelindiğinde Maldivler’in yaklaşık %80’i yaşanmaz hale gelecektir. Buna en güzel örnek 2021 yazında insan hayatı için elverişsiz koşulların oluştuğu Pakistan’ın Sindh eyaletindeki Jacobabad ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Şarika kentleridir. Bu kentlerde artan sıcaklık insan yaşamını tehdit edecek boyuta ulaşmıştır. Kentlerde yıl içinde 50 dereceyi aşan sıcaklıklar insan yaşamını tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Yapılan analizler bu durumun devamı halinde bu şehirlerden yaklaşık 2 milyon insanın göç edeceğini göstermektedir. Yani artan sıcaklık bazı bölgeleri insan yaşamı için uygunsuz hale getirmektedir. Bu durum kitlesel göçlere sebep olacak ve ciddi ekonomik kayıplar yaratacaktır. Yaşanacak göç dalgaları ise ülkelerde ve göçün yaşandığı büyük şehirlerde yoğun bir stres, ciddi oranda artan bir istihdam sorunu, güvenlik ve asayiş alanında önemli olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bu göç dalgaları olası sonuçları ile göç dalgası yaşanan ülkeler için ciddi ekonomik yükler yaratacaktır. Göç kavramı günümüzde de gelecekte de hem toplumsal hem ekonomik sonuçları olan uzun vadeli bir sorundur. İklim krizi kaynaklı yaşanacak göç dalgalarına yönelik şimdiden gerekli tedbirler planlanmalı ve olası senaryolara karşı gerekli çözümler düşünülmelidir.

Olası çözümler nelerdir?

Ülkemizin ve dünyanın beklenen küresel ısı artışının kaçınılmaz etkisinden korunması yapısal değişimlere ve radikal kararlara bağlıdır. Bu kapsamda alınması gereken tedbirler;

  • Yenilenebilir enerjiye yönelmek (güneş, rüzgar vb.)
  • Fosil yakıt tüketimi azaltılmalı (kömür, petrol, doğalgaz vb.)
  • Orman miktarı arttırılmalı,
  • Enerjiyi verimli kullanmak için tedbirler geliştirilmeli
  • Karbon emisyonunu azaltacak genel önlemler alınmalıdır

İklim krizine karşı alınması gereken bu önlemler ülkemiz için milli gelire olumlu etki edecektir. Türkiye ekonomisi enerji ihtiyacını %70 oranında dış kaynaklardan sağlayan enerji konusunda dışa bağımlı bir ülkedir. Petrol, kömür ve doğalgaz gibi temel enerji ihtiyaçlarının yüzde 70’ini dışardan sağlayan ülkemiz için yenilenebilir enerji kaynakları önemli bir çözüm olacaktır. Güneş, rüzgar gibi sınırsız ve sürekli kaynakları enerjiye dönüştürmek ülke ekonomimize olumlu katkı sağlayacak ve enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak bir alternatiftir.

Çin’in 2060 yılında, ABD’nin 2050 yılında ve Avrupa Birliği’nin 2030 yılında hedeflediği karbon nötr ülke olma hedefleri, Japonya, Güney Kore, Güney Afrika ve Kanada’nın ise sıfır emisyon hedefleri günümüzde var olan küresel ekonomi yarışında ne kadar gerçekçi hedefler olmasa da dünyamız için gerçekleştirilmesi gereken hedeflerdir. Küresel iklim krizi hem insan yaşamına hem de küresel ekonomiye önemli zararlar verecektir.

Rakamlar iklim krizinin küresel ekonomiye olan etkisini en net şekilde gösteriyor. Eğer küresel ısı artışı bu hızda devam ederse dünya çapında beklenen ekonomik küçülme Covid-19 pandemisinin yarattığı %4,2’lik küçülmenin en az iki katı olacaktır. Bu küresel küçülmenin %18’e ulaşması beklenmektedir. Bu küresel küçülüşten ülkemizin en az %10 oranında etkilenmesi beklenmektedir.

İklim krizi yaşamımızın devamlılığı ve ekonomik sürdürülebilirliğimiz için acilen çözüm getirilmesi gereken bir konudur.

Kaynakça

  • IPCC Climate change widespread, rapid, and intensifying
  • IPCC Sources of CO2
  • TÜSİAD 2021 Tükiye Ekonomisi Raporu
  • WWF Türkiye 10 Soruda Paris Anlaşması Raporu

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Umut Badakoğlu   - 04-07-2022

MACARLAR, SEKELLER VE DOĞU AVRUPA TÜRKLÜĞÜNÜN TARİHİ JEOPOLİTİĞİ

Çok geniş bir tarihe sahip olmanın birçok iyi yanı olmakla birlikte, zor yanları da bulunmaktadır. Bunlardan bazıları bu kadar geniş, derin tarihin her bir bölümünü anımsayabilmek, halka aktarabilmek ve strateji yapımında bu etki çarpanlarını kullanabilmektir.