Türkiye’nin, Irak’ın Kuzeyindeki Askeri Varlığının Uluslararası Açıdan Hukuki Zemini

Yazan  28 Mayıs 2021

Yazan Şule Abbak

Terörle mücadelede en büyük sorun terör ve terörizmin net bir tanımının bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bir devletin “terörist” olarak kabul ettiği bir grup, başka bir devlet tarafından “özgürlük savaşçısı” olarak nitelendirilebilmektedir. Bundan daha da vahim olarak; devletler, bir ülke sınırları içinde “terörist” olarak kabul ettiği bir grubu farklı bir ülkede, farklı bir isimle “özgürlük savaşçısı” olarak nitelendirebilmekte ve bu gruplara siyasi, maddi ve askeri destekler sağlayabilmektedir. Devletlerin ortak bir tanımda mutabık kalamaması ve uluslararası hukuktan doğan eksiklikler terörle mücadeleyi zorlaştırmakta, teröre maruz kalan devletleri kendi tedbirlerini alma yoluna gitmeye zorlamaktadır.

Terörizm Kavramı

Terörizm üzerinde yapılan tüm tanımlar temelde benzer olmakla birlikte birtakım farklılıklar göstermektedir. Ancak tanımlara bakıldığında hepsinin hemfikir olduğu nokta terörizmin “cebir ve şiddet” içeren bir eylem olmasıdır.

Türkiye’nin de taraf olduğu ve 27 Ocak 1977 tarihinde kabul edilen “Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi” 1. Maddesinde terör eylemi sayılabilecek suçlar aşağıdaki gibi sıralanmıştır:

  1. a) Uçak kaçırma eylemi (La Haye, 1970)
  2. b) Uçaklara saldırı eylemi (Montreal, 1971)
  3. c) Uluslararası bir himayeye tabi olan şahıslara karşı düzenlenen saldırı suçları
  4. d) Diplomatik ajanlar dâhil olmak üzere adam kaldırma, rehin alma veya hürriyeti gayri kanuni yollarla tehdit eden suçlar

Bomba, el bombası, roket, otomatik ateşli silah veya bombalı mektup veya koli kullanmak suretiyle işlenen suçlar

Türkiye’nin Terörle İmtihanı

Henüz yüz yaşını doldurmamış genç Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu tarihten bu yana çeşitli ayaklanmalar ve terör eylemlerinin odağı olmuş ve yıllar içerisinde terör sorunu ülkegüvenliği için en önemli tehdit unsuru haline gelmiştir. 1975 – 1994 yılları arasında ASALA terör örgütünün kanlı eylemlerinin odağı olan Türkiye, yine aynı dönemlerden günümüze kadar gelen süreçte bir başka ayrılıkçı terör örgütü olan PKK ile de mücadele etmek durumunda kalmıştır. Komşu ülkelerdeki merkezi otorite boşluğu, tehdidin sınır ötesi boyutlara ulaşmasına sebep olmuş ve bu durum terörle mücadelenin yalnızca ulusal sınırlar içerisinde kalmasını yetersiz kılmıştır. Artan güvenlik sorunları sebebiyle terörle mücadelesini sınır ötesi boyutlara taşımak durumunda kalması Türkiye’nin uluslararası açıdan yetki alanlarını aştığı tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Ancak bu hususta uluslararası ve devletlerarası antlaşmaların ilgili hükümlerine bakarak bir değerlendirme yapmak mümkündür.

Birleşmiş Milletler Antlaşması Hükümleri

Kuvvet Kullanma Yasağı

Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2/3. Maddesinde devletlerin uluslararası nitelikteki uyuşmazlıklarını, uluslararası barış, güvenlik ve adaleti tehlikeye düşürmeyecek biçimde, barışçıl yollarla çözmeleri gerektiğine vurgu yapılmıştır. 2/4. Maddesi ile tüm üyelerin, bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığına karşı, Birleşmiş Milletler ‘in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidinde bulunması ya da kuvvet kullanmasını yasaklamıştır. 2/7. Madde, diğer devletlerin iç işlerine karışma yasağı getirmekle birlikteVII. Bölümde öngörülmüş olan zorlayıcı önlemleri bu yasaktan ayrı tutmuştur.

Meşru Müdafaa Hakkı

BM Antlaşması’nın 51. Maddesinde kuvvet kullanma yasağının bir istisnası olarak devletlerin meşru müdafaa haklarına vurgu yapılmış; üyelerden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkının saklı tutulduğu belirtmiştir.

Bu yasakların birdiğer istisnasını oluşturacak şekilde ikili anlaşmalar çerçevesinde devletler,bir diğer devletin yetki alanı dâhilinde asker bulundurabilmekte veaskeri güç kullanabilmektedir.

BM Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi Kararları

3314 sayılı Saldırının Tanımına İlişkin BM Genel Kurulu Kararı’nın 3/5. maddesinde “Bir devletin başka bir devlette ikili antlaşmalar çerçevesinde silahlı kuvvet bulundurması o devletin rızası dâhilinde cereyan olmalıdır ve antlaşmanın sona ermesinden sonra silahlı kuvvetlerin ülkeden çekilmemesi saldırı fiili niteliği taşımaktadır” hükmü yer almaktadır.

BM Güvenlik Konseyi, 19 Kasım 2015’te aldığı 2249 sayılı Kararı ileüye devletleri IŞİD’e karşı gerekli önlemleri almaya çağırmış ve IŞİD’in uluslararası barış ve güvenliğe yönelik benzeri görülmemiş bir tehdit oluşturduğunu ifade etmiştir.Kararda doğrudan bir yaptırım mekanizması öngörülmemekle birlikte devletlerin uluslararası hukuk çerçevesindegerekli önlemleri alması gerektiği vurgulanmıştır. Türkiye’de IŞİD tarafından gerçekleştirilen terör eylemleri ve BM’nin, tüm üye devletleri işbirliğine davet etmesi Türkiye’nin bölgede bulunmasına ikinci birkapı açmıştır.

Devletlerarası Antlaşmalar

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten bu yana Irak ile sınır güvenliği ve işbirliğine dayalı çeşitli antlaşmalar ve protokoller imzalamıştır.

5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması: Ankara’da imzalanan ve Türkiye, İngiltere ve Irak’ın taraf olduğu antlaşma Türkiye-Irak sınırına son şeklini veren, suçluların iadesi ve iyi komşuluk ilişkilerini ele alan maddelerden oluşmaktadır.

Antlaşmanın 6. maddesinde “Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkıyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı karşılıklı olarak taahhüt ederler”ifadesi sınır güvenliğine ilişkin bir yol haritası ortaya koymaktadır.

Antlaşmanın 7.ve 8. Maddeleri iki ülkenin istihbarat konusunda karşılıklı işbirliğini taahhüt etmektedir: “Yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkıyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını,yetkili memurların bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir”

Madde 9 ise suçluların iadesi mecburiyetini kapsamaktadır:“Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına iltica ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir”

Antlaşmanın 10. Maddesinde ise bu işbirliğinin fiziki sınırları belirlenmiş, antlaşma hükümlerinin Türkiye ve Irak sınırlarının her iki tarafında 75 kilometrelik bir alanı kapsadığı ifade edilmiştir.

29 Mart 1946 tarihli Dostluk ve İyi Komşuluk Antlaşması: 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması’nın ikinci bölümünün tekrarı niteliği taşıyan bu antlaşma7 madde, 6 ek protokol ve 2 sözleşmeden oluşmaktadır.7. Maddede, antlaşmanın sınırsız bir süre için yapılmış olduğu belirtilmektedir. Sınır güvenliğinin sağlanması ve işbirliği konusunda 6 Numaralı Ek Protokol (Hudut Protokolü) ve Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesi büyük önem arz etmektedir.

Hudut Protokolü’nün 1. Maddesinde taraflar,hududun her iki yanında 75’er kilometrelik bölgede çıkacak ve hudut münasebetlerinin ahengini bozacak mahiyetteki her türlü olay ve anlaşmazlığın çözülmesini taahhüt etmektedir.

Aynı protokolün 12. Maddesi istihbarat konusunda işbirliğini kapsamaktadır: “Yetkili hudut makamları hudut bölgesinde öteki tarafın rejimine veya güvenliğine karşı yönetilen eylemlerde bulunmak amacıyla bir veya birkaç şahıs tarafından hazırlıklar yapıldığını öğrendikleri takdirde hemen birbirlerine haber verecekler ve bu hususta elde edebilecekleri bütün bilgileri birbirlerine bildireceklerdir”.

Madde 14 ise, her türlü silahlı eylem konusunda karşı tarafa düşen sorumlulukları açıkça ortaya koymaktadır: “Anlaşan taraflar, hududu tek veya topluca hareket eden silahlı şahısların taarruzlarına karşı devamlı olarak korumak için her cins tabanca ve revolverler dâhil olmak üzere silâh veya harp mühimmatı taşıyan her şahsın huduttan içeri girmesini önlemek için bütün faydalı tedbirlerialmayı taahhüt ederler. Bu hususta alınacak bütün tedbirler veya yasamalar öteki tarafa bildirilecektir”

15 Ekim 1984 tarihli Türkiye-Irak Güvenlik Protokolü: Protokol, iki ülkeye de ön izin olmaksızın diğer ülke topraklarının 5. kilometresine kadar sıcak takip hakkı tanımaktadır. Söz konusu protokolün süresi dört yıl olarak belirlenmiş olupTürkiye’nin 1984-1988 arası dönemde gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonları kapsamaktadır.

Irak Anayasası

Irak Anayasasının 7/2. Maddesindeki “Devlet, terörün bütün çeşitlerine karşı mücadele etmekle yükümlüdür. Topraklarının terör şebekelerine üs, geçiş noktası ve/veya konuşlanma alanı haline gelmemesi için çalışır” ifadesi Irak’ın terörle mücadele konusunda üzerine düşen yükümlülükleri açıkça belirtmektedir.

Sonuç

Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın VII. Bölümü 51. Maddesinde belirtilen ve devletlere tanınan meşru müdafaa hakkı,

Birleşmiş Milletler Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi kararları,

Türkiye ve Irak arasında imzalanmış antlaşmalar, protokoller ve bu anlaşmaların günümüzde hala yürürlükte olan maddeleri,

Irak Anayasasının ilgili hükümleri,

Irak merkezi yönetiminin ülke sınırları dâhilinde gerekli otoriteyi sağlayamaması ve terörle mücadele ve işbirliği konusunda verdiği taahhütleri yerine getirememesi,

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde asker bulundurmasının ve sınır ötesi operasyonlarının gayri meşru bir durum oluşturmadığını şüpheye yer kalmayacak şekilde kanıtlarken aynı zamanda Türkiye’nin terörle mücadele ve güvenlik konusunda ne kadar yalnız bırakıldığını da açıkça ortaya koymaktadır.

 

KAYNAKLAR

https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/3-30.pdf

https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/385-390.pdf

https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc056/kanuntbmmc056/kanuntbmmc05601634.pdf

https://inhak.adalet.gov.tr/Resimler/Dokuman/2312020102225bm_61.pdf

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/383318

https://issuu.com/cagdaulusalcizgi/docs/20101224_irakanayasasi

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/605739

http://www.aljazeera.com.tr/haber/bmden-isidle-mucadele-karari

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bekir Kavruk   - 20-10-2021

21.Yüzyıl Teknolojileri ve Ülkelerin Geleceği

1960'lı yıllarda başlayıp, 2000’li yıllarda hız kazanan ve 4. boyutu ifade eden dijital teknolojiler özellikle iletişim alanında tüm dünyada mesafe ve zaman sorununu yok ederek 21. yüzyılın şekillenmesinde inanılmaz roller oynamaktadır.