< < Ege Denizi’nin Önemi ve Türkiye; Adaların hukuki Boyutu ve Gerçekleşen İhlaller


Ege Denizi’nin Önemi ve Türkiye; Adaların hukuki Boyutu ve Gerçekleşen İhlaller

Yazan  12 Mayıs 2021

YAZAN:  ZEKERİYA PALA

Özet

Kilit konumdaki Ege Denizi’nin taraflarının kamuoyuna açık bir şekilde baş başa masaya oturup kökenleri tarihe dayanan sorunları müzakere etmek yerine bir tarafın yangından mal kaçırırcasına “güçlü dostluk ilişkileri kurarsam istediğimi yapabilirim” anlayışı diğer tarafın ise konuya sağır ve dilsiz kalması dostluğu ve çözümü giderek uzaklaştırmaktadır.

Bu çalışmada, bugün için hukuki ve askeri gerginliklerin hâkim olduğu bölgedeki adaların antlaşmalarla pay edilmesi dile getirilmiş ve ikili problemlerin sıcak çatışmaya dönüşmeden nasıl çözülebileceğine dair tavsiyelerde bulunulmuştur. İşgal edilen Ege adalarının tamamı, söz konusu tartışmalarda dayanak oluşturabilecek uluslararası antlaşmalarla birlikte ele alınmıştır. Değinilen coğrafi alanın daha net anlaşılabilmesi için görsel veriden yararlanılmış, bölgedeki aynı yerlerin ait farklı coğrafi isimleri yer yer kullanılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Ege Denizi, ada, antlaşma, statü, silah 

  1. Giriş

Ege Denizi’nin Akdeniz’deki kilit konumu, geniş sınırları içerisinde serpilmiş olan ada, adacık ve kayalıklar bu denize son derece ince hesaplı stratejik bir pozisyon kazandırmıştır. Ege Denizi sadece kendisine kıyısı olan ülkelerin değil, aynı zamanda Karadeniz’e kıyıdaş tüm devletlerin de can damarıdır. Ayrıca içerisinde bulunan eşsiz güzellikteki koylar, körfezler, boğazlar ve endemik canlılar onu yeryüzünde adeta bir cennet denizi haline getirmektedir.

Ege Adaları, Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandığı Londra Protokolünden itibaren Türkiye ile Yunanistan arasında ihtilaf konusu olmuştur. Yunanistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra günümüze kadar topraklarını sekiz katına çıkarmış ve genişlemesinin hepsini Osmanlı İmparatorluğu’ndan sağlamıştır.

Ege Denizi’nde adaların hukuki statüsü hakkında bilgi kirliliği yaratılmaya çalışılması ve Yunanistan’ın ilk başta görüşmesi gereken Türkiye yerine önceliği Türkiye’nin sorunlarının bulunduğu ülkelere vermesi buna mukabil Türkiye’nin de yaşanan gelişmeleri göz ardı etmesi uzlaşıyı namümkün kılmaktadır.

 Bu çalışma temelde dört kısımdan oluşmaktadır. İlk önce Ege Denizi’nin coğrafi konumu belirtilerek, stratejik önemi izah edilmiştir. Ardından konunun muhtevasını kapsayan Ege Denizi’nin ve adaların hukuki durumu, tarihi antlaşmaların ilgili maddeleri ile yeniden metodolojikbir biçimde incelenmiştir. Daha sonra Türkiye’nin aidiyetinde bulunan ancak Yunanistan’ın işgalinde olan adaların konumları; askeri tetkik ve jeopolitik manacihetinden hesaplanmıştır. Nihai olarak Gayri Askeri Statüdeki Adalar’ın son durumu ortaya konulmuştur.

  1. Ege Denizi ve Stratejik Önemi

Kaynak: Wikimedia Commons, Ege Denizi Haritası[1]

Ege Denizi, 35-41 derece kuzey paralelleri ile 23-28 derece doğu meridyenleri arasında yer alan 214.000 km²’lik yüzölçümüne sahip bir kıyı denizidir. Kuzey-Güney istikametindeki uzunluğu 660 km; Doğu-Batı istikametindeki genişliği 300 km’dir. Ortalama derinliği 1500 metredir. Türkiye’nin kıyı uzunluğu 1620 km; Yunanistan’ın kıyı uzunluğu 2600 km’dir.

Ege Denizi, irili ufaklı 3000 civarında ada, adacık ve kayalığı ihtiva etmektedir.Bunların toplam yüzölçümleri 23.000 km²kadardır. Bu da deniz alanının %10’una tekabül etmektedir. Ege Denizi’nin kuzeyinde yer alan adalar, Trakya Adaları; Mora yarımadasının doğusunda yer alan adalar, Tavşan Adaları; Orta Yunanistan kıyıları önünde yer alan adalar, Şeytan Adaları; Ege Denizi’nin orta bölümünde ve Anadolu yarımadasına çok yakınyer alan adalar, Saruhan Adaları; Batı Anadolu kıyılarının güneyinde ve kıyılara çok yakın yer alan adalar, Menteşe Adaları olarak gruplandırılır. Ayrıca, yapılan sismik araştırmalara göre Taşoz Adası karasularında 111 Milyon varil petrol rezervi bulunmaktadır[2].

Ege Denizi, Akdeniz ile Karadeniz arasında özel bir durum arz etmektedir. Diğer sahildar devletler olmak üzere Karadeniz’le ilgili bütün devletler, deniz ticaret yolları açısından büyük ölçüde Ege Denizi’ne tabidir. Aynı zamanda deniz yetki alanları ve hava sahası hakimiyetiyle Karadeniz, Marmara ve Boğazların emniyetinde önemli bir yer teşkil eder. Ege Denizi’nin sahip olduğu zengin enerji rezervleri ve deniz canlıları bu denizi gerek sahildar devletler gerekse başkadevletler açısından ilgi odağı haline getirmekle kalmayıp uluslararası politik gündemden de düşmemesini sağlamaktadır.

  1. Adaların Hukuki Statüsü

Ege Adalarının hukuki statüsü, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması, 13 Şubat 1914’de Yunan Hükümetine tebliğ edilen Altı Büyük Devlet Kararı, 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması, 04 Ocak 1932 Türk-İtalyan Sözleşmesi, 1936 Montrö Sözleşmesi ve 1947 Paris Antlaşması olmak üzere toplam yedi antlaşma ve sözleşme ile belirlenmiştir[3].

Londra Antlaşması Madde 4: Majesteleri Osmanlı İmparatoru, Girit Adasını Müttefik Devletler Majestelerine bıraktığını ve Majestelerinin (Osmanlı İmparatoru) tasarrufunda bulunan bu adaya ait tüm egemenlik haklarından ve bu ada üzerinde sahip olduğu diğer haklarından vazgeçtiğini bildirir. Madde 5: Majesteleri Osmanlı İmparatoru ve Müttefik Devletler Majesteleri; Girit Adası dışında Ege Denizi'ndeki tüm Osmanlı Adaları ve Athos yarımadasının kaderi konusunda karar verme sorumluluğunu, Majesteleri Almanya İmparatoruna, Majesteleri Avusturya Cumhurbaşkanına, Majesteleri Büyük Britanya Kralına, Majesteleri İtalya Kralına ve Majesteleri Rusya Kralına bıraktığını bildirir.

 Atina Antlaşması Madde 15: Akit taraflar, 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması hükümlerini Antlaşmanın beşinci maddesi hükmü de dahil olduğu halde kendilerine ilişkin olan hususlarda ifa etmeyi taahhüt ederler.

Yunan Kraliyet Hükümetine tebliğ edilen Altı Büyük Devlet Kararı: Türkiye ile Müttefik Balkan Devletleri arasındaki 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşmasının 5. ve Türkiye ile Yunanistan arasında Atina'da imzalanan 14 Kasım 1913 tarihli antlaşmanın 15. maddesi gereğince Yunan Hükümeti, Ege Denizi'ndeki adaların kaderini tayin yetkisini Altı Büyük Devlete bırakmaya söz verdi. Sonuç olarak, Altı Büyük Devlet, Türkiye'ye geri verilmesi gereken Gökçeada, Bozcaada ve Meis'in dışında, halen Yunan işgali altında bulunan bütün Ege Denizi adalarının Yunanistan'a verilmesine karar verdiler. Öte yandan, Altı Büyük Devlet, Yunanistan'a bırakılan adalarda, Osmanlı ülkesiyle adalar arasındaki kaçakçılığı önlemek üzere alınacak tedbirlerin dışında Yunan Hükümeti'nin tahkimat yapmaması ve adaları askeri amaçla kullanmaması konusunda kendilerine ve Türkiye'ye yeterli garanti vermesini kararlaştırdı.Altı Büyük Devlet, şartların korunması ve dürüst bir uygulama sağlanması amacıyla, Yunan Hükümeti üzerindeki etkilerini kullanmaya söz verdi. Altı Büyük Devlet, Yunanistan'ın bu karar gereğince kazandığı adalardaki Müslüman azınlığı koruması için yeterli garanti vermesini talep ederler. Altı Büyük Devletin Yunanistan'a verilmesini kararlaştırdığı adalarda Yunanistan'ın kesin yetkisi; 17 Aralık 1913 tarihli Floransa Protokolü uyarınca Arnavutluk'a verilen topraklardan ve Sasseno Adası'ndan Yunan birliklerinin çıkmasından sonra ve Yunan Hükümeti'nin hiçbir mukavemete karşı koymaması ve doğrudan veya dolaylı olarak Güney Arnavutluk'ta Altı Büyük Devlet tarafından oluşturulan duruma hiçbir şekilde mukavemeti desteklememesi ve cesaretlendirmemesi durumunda geçerli olacaktır. Tahliye eylemi 1 Mart'ta Yunan birliklerinin caza de Koritsa ve Sasseno Adası'ndan çekilmesiyle başlayacak ve Yunan birliklerinin caza de Delvino'dan çekilme tarihleri olan 31 Mart'a kadar aşamalı olarak devam edecektir. Altı Büyük Devlet yukarıdaki kararlara Yunan Hükümetinin dürüstlükle saygı göstereceğine güvenmektedir.

Lozan Antlaşması Madde 6:Bir nehir veya ırmağın kıyılarıyla belirlenmeyip akım yollarıyla saptanan sınırlara gelince, işbu Antlaşma tanımlarında kullanılan akım yolu ve kanal terimleri bir yandan ulaşıma elverişli olmayan nehirlerde su akım yolunun ya da başlıca kolunun, diğer yandan ulaşıma elverişli nehirlerde başlıca gidiş-geliş kanalının ortay çizgisi anlamındadır. Sınır çizgisinde olabilecek değişikliklerde sözü geçen çizginin bu yoldan belirlenen akım yolu veya kanalı mı izleyeceğini ya da sözü edilen akım yolu veya kanalın işbu antlaşma yürürlüğe konduğu anda içinde bulunduğu durumda mı kesin biçimde belirleneceğini kararlaştırmak hudut işaretleme komisyonuna ait olacaktır. İşbu antlaşma aksine bir hüküm olmadıkça, deniz sınırları kıyıdan üç milden az mesafede olan ada ve adacıkları içine alır.Madde 12: İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları dışındaki Doğu Akdeniz adaları ve özellikle Limni, Semendirek, Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşmasının 5. ve 14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşmasının 15. maddeleri hükümlerine uyularak 13 Şubat 1914 tarihli Londra Konferansı'nda alınıp 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan Hükümetine tebliğ edilen karar işbu antlaşmanın İtalya'nın egemenliğine verilen ve 15. maddede sayılan adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, teyit edilmiştir. Asya kıyısından üç milden az mesafede bulunan adalar, işbu antlaşmada aksine açıklık bulunmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaklardır. Madde 15: Türkiye aşağıda sayılan adalar üzerindeki bütün haklarından ve dayanaklarından İtalya yararına vazgeçer. Rodos, Kolki, Skarpanto, Kazos, Piskopis, Misiros, Kalimnos, Leros, Patmos, Lipsos, Sömbeki ve İstanköy Adaları ile bunların bağlılarından olan adacıklar ve Meis Adası. Madde 16: Türkiye işbu Antlaşmada belirlenen sınırlar dışında bulunan bütün topraklar üzerinde ve topraklarla ilgili ve ayrıca işbu Antlaşma ile üzerlerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış olan adalardan başka adalar üzerindeki bu toprak ve adaların geleceği ilgililer tarafından karara bağlanmış veya bağlanacaktır. Her ne nitelikte olursa olsun sahip olduğu bütün haklardan ve dayanaklarından vazgeçtiğini bildirir. İşbu maddenin hükümleri, komşu olmak dolayısıyla Türkiye ile sınırdaş ülkeler arasında kararlaştırılmış veya kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmaz.

Türk-İtalyan Sözleşmesi Madde 1: Anadolu sahilleri ile Meis Adası arasındaki ada ve adacıkların ve Bodrum Körfezi karşısındaki Kara Adanın ciheti aidiyetinin tespit ve mezkûr ada ve adacıkları ihata eden karasularına tahdit zımnında İtalya Krallığı ile 4 Kanunusani 1932 tarihinde Ankara’da imza edilmiş olan İtilafname kabul ve tasdik edilmiştir. Madde 2: Bu kanun neşri tarihinden (25 Kanunusani 1933) muteberdir. Madde 3: Bu kanunun icrasına Heyet-i Vekile memurdur.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi 19. Maddede, savaş zamanında gemilerin geçişi düzenlenmektedir; 20.Maddede, savaş gemilerinin geçişiyle ilgili Türkiye'nin "dilediği gibi davranabileceği" belirtilmektedir; 21.Maddede, yakın savaş tehlikesi olması halinde Türkiye'ye benzer şekilde davranma yetkisi tanınmaktadır.  İşbu sözleşmedeki genel çıkarımlar: Boğazlar bölgesinin Türkiye lehine askerileştirilmesi; 1923'te kurulan Boğazlar Komisyonu'nun yetkilerinin Türkiye'ye devredilmesi; Türkiye'ye yabancı savaş gemileri hakkında kısıtlama ve şartlandırma getirme hakkının tanınmasıdır.

Paris Barış Antlaşması Madde 14: İtalya işbu Antlaşma ile aşağıda belirtilen On İki Ada'yı tüm egemenliği ile Yunanistan'a terk eder; yani, Stampalia, Rhodes, Calki, Scarpanto, Cassos, Piscopis, Misiros, Calimnos, Leros, Patmos, Lipsos, Simi, Cos ve Castellorizo ve bitişik adacıklar. Bu adalar silahsızlandırılacak ve öyle kalacaklardır.Bu adaların Yunanistan'a devriyle ilgili usul ve şartlar, Birleşik Krallık Hükümeti ile Yunanistan arasında, anlaşmayla tespit edilecektir ve bu Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren en geç 90 gün içinde yabancı birliklerin çekilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.“Silahsızlandırma” ve “Silahsızlandırılmış” terimlerinin tarifi: Bu Antlaşma bakımından, “silahsızlandırma” ve “silahsızlandırılmış” terimlerinin, ilgili ülkede ve karasularında, bütün deniz, kara ve askeri hava tesislerini, tahkimlerini ve silahlarını, yapay kara, deniz ve hava engellerini; kara, deniz ve hava birliklerinin konuşlandırılmasını, sürekli ve geçici olarak konaklamalarını; herhangi bir biçimde askeri eğitimi ve savaş malzemelerinin üretimini yasakladığı kabul edilecektir. Bu (hüküm), sayı itibariyle iç görevleri yapmakla sınırlandırılmış ve bir kişi tarafından taşınabilen ve kullanılabilen silahlarla donatılmış iç güvenlik personeli ve bu personelin gerekli askeri eğitimini yasaklamaz.        

4. Adaların İşgali

Yunanistan, Ege Denizi’nde hakkı olmayan Türk mülkiyeti üzerinde Ekim-Kasım 2004’ten itibaren fiilen işgal gerçekleştirmektedir. Şu anda bu durumda olan 20 ada ve 2 kayalık mevcuttur: Eşek Adası "37° 28´K -027° 04´D",Bulamaç Adası "37° 17´K - 027° 10´D", Koyun Adası "38° 30´K - 026° 14´D", Hurşit Adası "37° 36´K - 026° 10´D", Nergiscik Adası "37° 23´K - 026° 47´D", Fornoz Adası "37° 34´K - 026° 26´D", Kalolimnos Adası "37° 03´K - 027° 05´D", Keçi Adası "37° 57´K - 027° 09´D", Sakarcılar Adası "37° 40´K - 027° 10´D", Koçbaba Adası "36° 35´K - 026° 26´D", Ardacık Adası "36° 20´K - 026° 40´D", Dhia Adası "35° 27´K - 025° 13´D", Dionisades Adası "35° 21´K - 026° 10´D", Koufonisi Adası "34° 56´K - 026° 08´D", Gaidhouronisi Adası "34° 52´K - 025° 42´D", Gavdos Adası "34° 50´K - 024° 05´D", Ardıççık Adası "36° 21´K - 026° 44´D", Marathi Adası "36° 11´K - 029° 32´D", Küçük Çuha Adası "35° 51´K - 023° 18´D", Limoniye Adası "36° 16´K - 027° 42´D"; Venedik Kayalıkları "38° 37´K - 026° 44´D", Plati Kayalığı "36° 56´K - 027° 05´D".

“152 ada, adacık, kayalık” söylemiyle de bol karşılaşılmaktadır. Gündem de iki farklı sayının olması her ne kadar tezat teşkil ediyormuş gibi görünse de aslında durum sanıldığı gibi değildir. 20 ada ve 2 kayalık, Türkiye’nin olan fakat Yunan işgali altında bulunan kara parçalarını ifade ederken “152 ada, adacık, kayalık” ise statüsü belirlenmemiş kara parçalarını belirtmektedir. Yani bunlar Yunanistan’ın da değildir, Türkiye’nin de değildir. Sorun şu ki Yunanistan, bunlardan da bir kısmını sahiplenmiş ve kullanıma açmıştır. Önümüzdeki süreçte, statü belirlemek için tarafların masaya oturması halinde Türkiye için bir halefiyet durumu tezahür edecektir. Ege’de “152 ada, adacık, kayalık” meselesi çözülmeden hiçbir problemin çözümü söz konusu değildir.

  1. Silahlandırılan Adalar

Silahlanma, bir yerin askeri mühimmat ve lojistik destek açısından takviye edilmesi ve bunların o bölgede depolanması anlamına gelirken; silahsızlandırılma ise bunun tam tersi olarak, bir yer içinmezkûraraç gereçlerin intikalinin yasak ve aksinin belirli müeyyidelerle bağlanmış olması demektir. Mamafih aşağıda yer alan hukuksuz atılımlara Türkiye tarafında nota dahi verilmemektedir. Hâl böyleyken Kendi hakkını savunmayan ve ses etmeyen Türkiye için tabii olarak BM ve NATO’da harekete geçmemektedir.

“Sakız Adası'nda, Yunanistan'a ait, 1 tugay ve buna bağlı ana birlikler; 1 piyade alayı, 4 piyade taburu, 1 özel millî muhafız taburu, 1 tank taburu, 1 uçaksavar taburu, 7 bin 500 asker var. Limni, Midilli, İstanköy ve Rodos’ta jet harekâtına uygun hava üsleri bulunmakta. Atina Yönetimi'nin silahlandırdığı bir diğer ada Sisam. Sisam Adası'nda Yunan ordusunda 1 tugay ve buna bağlı ana birlikler; 1 piyade alayı, 4 piyade taburu, 2 mekanize tabur, 2 tank taburu, 2 top taburu, 1 uçaksavar taburu, 7 bin 500 asker bulunuyor. Rodos adası da silahlandırılan adalardan. Burada da 1 tümen ve buna bağlı ana birlikler; 2 piyade alayı, 7 piyade taburu, 1 özel millî muhafız taburu, 3 topçu taburu, 1 komando taburu, 1 uçaksavar taburu, 7 bin 500 asker var. Yunanistan Ordusu'nun yerleştiği ve aslında silahsız olması gereken İstanköy adası. Adada 1 tugay ve buna bağlı ana birlikler; 1 piyade alayı, 4 piyade taburu, 1 özel muhafız taburu, 2 tank taburu, 8 bin asker olduğu tahmin ediliyor. Yunanistan'ın Adalarda 6 kara üssü, 2 deniz üssü ve iki Yunan helikopter üssünün bulunduğu belirtilirken, Koyun adasındaki kara üssünde 1 tabur asker, deniz ve helikopter üssünün yer aldığı Eşek, Bulamaç ve Hurşit adalarında ise birer tabur asker ile helikopter üssü Muğla’nın Kalolimnoz ve Keçi adalarındaki kara üslerinde de birer tabur asker olduğuna dikkat çekiliyor.[4]” Yunanistan’ın son olarak 28 Nisan 2021 tarihinde Çoban Adası’na “Markos Malliarakis” isimli bir havalimanı inşa ettiği ve adayı silahlandırmaya başladığı ortaya çıktı.

  1. Sonuç

7. yüzyılda bilhassa denizler politik konjonktürün köşe kapmaca oyunudur. Bu oyunda geri kalındığı takdirde sadece denizlerde değil, karalar da zayıflık baş göstermektedir. İşte bu sebeple ana vatanın sınırlarından önce mavi vatan gelmektedir. Aksi takdirde “vatanın bütünlüğü ve milletin istiklali tehlikededir” demektir.

Ege’nin çözüme kavuşması için geç kalınmış değildir, Türkiye’nin önünde atabileceği dahili ve harici muhtelif adımlar bulunmaktadır. Kasti oluşturulan tarihi çarpıtma ve safsataların önüne geçilmesi için uzman bir çalıştay oluşturulmalı, bu çalıştaya devlet arşivleri ve yurtdışı kayıtları için imkân sunulmalıdır.

Tarihi dayanakların tertiplenmesinin yanı sıra Türkiye’nin uluslararası arenadaki kararlılığını ve sesini duyurmasını sağlayacak yalnızca adalar sorunu üzerine teşkil edilmiş, alanında son derece salahiyet sahibi bir hukuk komisyonunun kurulmasına gerek vardır.Bu komisyon ilgili kurumlar ile eşgüdüm içerisinde çalışmalı; fakat aktüel iç siyasi hadiselerden uzak ve bağımsız olmalıdır.

Ege Denizi üzerine atılacak adımlarda saha tecrübesine sahip emekli üst düzey komutanlardan bir heyet oluşturularak istifade edilmesi isabet olmakla beraber diğer çalışmaları destekleyici bir güç ortaya çıkaracaktır.

Ege sorunu görmezden gelinmemeli, ivedilikle bir devlet politikası haline getirilmeli ve topluma denizcilik bilinci aşılanmalıdır. Bu gelişme Türkiye’nin sadece savunmasını sağlamakla kalmayıp yeni fırsatlar da yaratacaktır. Önce Yunanistan ile hususi olarak çözümcül zemindeki masaya oturulmalı. Ardından kalan pürüzler ve destek ihtiyacı için güçlü argümanlarla çok taraflı lokal görüşmeler de gerçekleştirilebilecektir.

Türkiye’nin odağı adaların silahsızlandırılmasından evvel adaların hakimiyetine verilmelidir. Bu konuda da ilk yapılacak müzakere 152 ada, adacık ve kayalığın statüsünün belirlenmesi yönünde olmalıdır. Çünkü bu sorun belirlenmeden sınırların da belirlenmesi mümkün değildir. Gerektiği takdirde Yunanistan’ın yaptığı gibi statüsü belli olmayan bu adalar üzerinde benzer uygulamalara gidilmelidir.

Nitekim Türkiye Yunanistan’la olan sorunların çözümü için her daim barışçıl ve yapıcı yaklaşmalı ancakbunu yaparken kesinlikle ihtiyatı ve ulusun çıkarlarını elden bırakmamalıdır.

 

 

Kaynakça:

“Dosya: Ege Denizi haritası batimetri-tr.svg”, Wikimedia Commons, 20 Ağustos 2010, https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Aegean_Sea_map_bathymetry-tr.svg (Erişim Tarihi 9 Mayıs 2021). 

Ümit Yalım, “111 Milyon Varil Türk Petrolü Yunanistan ve İsrail’e Teslim Edildi!”, 10 Mayıs 2018, https://turksam.org/111-milyon-varil-turk-petrolu-yunanistan-ve-israil-e-teslim-edildi (Erişim Tarihi 7 Mayıs 2021).

Ümit Yalım, “Ege Adalarının Hukuki Statüsü”, 12 Kasım 2018, https://21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/balkanlar-ve-kibris-arastirmalari-merkezi/ege-adalarinin-hukuki-statusu (Erişim Tarihi 8 Mayıs 2021).

“İşte Yunanistan'ın silahlandırdığı adalar”, 15 Eylül 2020, https://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-yunanistan-in-silahlandirdigi-adalar-h268659.html (Erişim Tarihi 9 Mayıs 2021).

[1] “Dosya: Ege Denizi haritası batimetri-tr.svg”, Wikimedia Commons, 20 Ağustos 2010.

[2]Ümit Yalım,“111 Milyon Varil Türk Petrolü Yunanistan ve İsrail’e Teslim Edildi!”, TÜRKSAM, 10 Mayıs 2018.

[3] Ümit Yalım, “Ege Adalarının Hukuki Statüsü”, 21. YÜZYIL TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ, 12 Kasım 2018.

[4]“İşte Yunanistan'ın silahlandırdığı adalar”, Ulusal Kanal, 15 Eylül 2020.