Afganistan Barış Süreci

Yazan  15 Eylül 2020

Afganistan’da Soğuk Savaş döneminde başlayan ve günümüze kadar pek çok bakımdan dönüşerek devam eden savaş ve düşük yoğunluklu çatışma sürecinin ülke ve toplum üzerindeki tahribatı çok büyük boyutlara ulaşmış olmasına rağmen barışın sağlanması konusunda yaklaşık yarım asırdır kalıcı bir çözüm bulunamamıştır.

Bugün içinde bulunulan kaotik durumu tek bir nedene bağlamak ya da silahlı çatışmanın başlamasında ve dinsel tabanlı askerî-politik yapıların yükselmesinde bir dönüm noktası teşkil eden Sovyet işgaliyle açıklamak indirgemeci ve ideolojik bir yaklaşıma işaret eder. Zira jeopolitik değeri yüksek bu coğrafyada meselenin sadece Afganistan olmadığı, Sovyet askerî müdahalesi başlamadan önce Brzezinski’nin danışmanlığı ve yoğun çabalarıyla Carter yönetimi tarafından Afganistan’da Sovyet ordusuna karşı direnme potansiyeli bulunan askeri-politik yapıların desteklenmesi kararının alınmasıyla ortaya çıkmıştır. Sürecin devamında Afganistan merkezli kriz çok aktörlü ve çok boyutlu bir nitelik almıştır.    

Sovyet askerî müdahalesi ile başlayan ve dokuz yıldan fazla devam eden savaş-silahlı çatışma döneminin Afganistan’daki yıkıcı etkileri göz ardı edilemez. Dahası bu süreç bölgesel ve küresel ölçekteki bazı sorunlu gelişmelerin de tetikleyicisi olmuştur. Zira kriz döneminde benimsenen politik ve ideolojik hesaplaşma stratejileri ile destek verilen devlet dışı örgüt yapıları uzun yıllar “kullanılabilirlik” özelliklerini muhafaza etmişlerdir. 2001’den sonra BM Güvenlik Konseyi kararına istinaden başlatılan NATO liderliğindeki askerî harekâtı takip eden kısa vadede ülkedeki güvenlik şartlarının iyileştirilmesi ve yitik merkezi hükümetin ve devlet sisteminin inşa edilmesi doğrultusunda önemli bir mesafe kat edilmiştir. Ancak devam eden süreçte başta Taliban olmak üzere diğer silahlı grupların/terör örgütlerinin ülke topraklarında faaliyetlerine devam edebilmeleri ve 2001’de “Afganistan Geçici Hükümeti” adıyla kurulan Afganistan yönetimi yıllar içerisinde gittikçe zayıflarken Taliban’ın hakimiyet alanlarını artırmasıyla şekillenen anakronik konjonktür; ülkede yaklaşık yirmi yıldır varlık gösteren uluslararası silahlı gücün işlevi, sürdürülen askeri harekât ve “kendi ayaklarının üzerinde durabilen” bir devlet yapısı inşa etme retoriğiyle tutarsızlık arz etmektedir.  

Afganistan’da 2001 yılından sonra uluslararası toplumun desteği ve ulusal paydaşların iştirakiyle görece güçlü merkezî bir yönetimin inşası doğrultusunda bir fırsat ortaya çıkmıştır. 2004 Anayasası’ndaki kadın-erkek eşitliği, kanun önünde eşitlik ve özgürlük gibi kavramlara modern bakış ise Afganistan’da demokratik devlet inşasına yasal zemin olması bakımdan önemli bir adım teşkil etmiştir. Ancak yine 2004 yılından itibaren Taliban’ın yeniden güçlenmesine engel olunamaması ve diğer silahlı gruplar/terör yapılarıyla birlikte merkezî devlet hakimiyetinin sabote edilmesi stratejileri politik hizip tutumlarının sertleşmesiyle birleşince Afganistan yönetimi yeni bir çıkmaza doğru sürüklenmiştir.

Öte yandan, NATO harekâtının ilk on yılı ardından Taliban’la askeri mücadele stratejisinin terkedilmesi bu yapıya örtülü bir meşruiyet sağlamıştır. 2014 yılında ABD ordusunun muharip unsurlarının Afganistan’dan çekilmesi yönünde karar alınması ve 2015 yılında güvenlik görevlerinin sorumluluğunun Afganistan Ulusal Savunma ve Güvenlik Güçleri’ne devredilmesi Taliban’ı cesaretlendirmiştir. 2015 yılından itibaren artırdığı saldırı ve eylemleriyle Taliban’ın stratejisi ülke genelinde güvenliksizlik kültürünün tırmandırılarak toplum ve devlet üzerinde baskı kurulması ile hakimiyet alanlarının genişletilmesi genel hedeflerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda şekillenmiştir.

Afganistan Hükümeti 12 Eylül 2020 günü Doha/Katar’da yaklaşık yirmi yıl önce ülke yönetiminden uzaklaştırılan Taliban ile ABD gözetimi altında resmen görüşmelere başlamıştır. Bu gelişme, uluslararası kamuoyunda genel olarak iyimser bir yaklaşımla Afganistan’da barışın sağlanması sürecinde önemli bir adım olarak değerlendirilmiştir. Ancak aynı gün ülkenin güneydoğusundaki Logar vilayetinde merkezi yönetim tarafından eğitilen ve desteklenen “Halk Ayaklanma Güçleri”nin en az on üç mensubu Taliban tarafından düzenlenen saldırıda hayatlarını kaybederken bir gün içerisinde başta Belh, Cevzcan, Faryab, Ghor, Badgis, Herat, Gazne ve Uruzgan olmak üzere on sekiz vilayette Taliban saldırıları gerçekleştirilmiştir.[1] Barış görüşmelerinin başladığı gün bu tür eylemlerin gerçekleştirilmesi manidardır ve bu gelişmeler Taliban’ın uzlaşma ve barıştan yana çaba harcamaktan ziyade yıllardır sürdürdüğü silahlı saldırı ve terör eylemlerine dayanan stratejisini barış görüşmeleri süresince kullanmayı planladığına, bu baskı unsuruyla muhtemel bir anlaşmada Afganistan tarafının daha çok taviz vermesini ve politik isteklerinin en fazlasını almayı amaçladığına işaret etmektedir.

“Afganlar arası görüşmeler” olarak adlandırılan süreç; ABD ve Taliban arasında 29 Şubat 2020’de yapılan ve Amerikan askerî güçlerinin 2021 mayıs ayına kadar ülkelerine dönmeleri ve Taliban’ın “meşru görmediği” Afganistan Hükümeti ile müzakereyi kabul etmesini içeren anlaşmaya dayanmaktadır. İlk tur görüşmelerin, taraflar arasında süregelen çatışmanın sona erdirilmesi için amaçlanan barış anlaşmasına basamak teşkil etmesi bakımından büyük ölçüde idari konuları kapsaması beklenmektedir. Mahkum değişimi ve ateşkesin sağlanması taraflar açısında önemini korurken Taliban’ın herhangi bir hükümet yapısı içerisine nasıl dahil edileceği konusu ve Taliban’ın 1996-2001 yılları arasındaki hakimiyeti döneminde ciddi mağduriyete maruz kalan kadınların ve bazı azınlık gruplarının hakları gibi meselelerin sonraki görüşmelere bırakılması planlanmaktadır.[2] Öte yandan ABD adına görüşmelerin açılış törenine katılan Dışişleri Bakanı Pompeo’nun konuşmasında yer alan “Afganistan’ın müstakbel politik sisteminin belirlenmesinin Afganların elinde olduğu ve bulunan çözümün tüm Afganların haklarının korunmasını ve kadınların kamusal hayatta varlıkları da dahil olmak üzere toplumsal gelişmeyi garanti etmesini umut ettiği” sözleriyle görüşmenin taraflarına mesaj vermiştir.[3]

Taliban’ın Afganistan yönetimine bir şekilde dahil edilmesi barış görüşmelerinin temel meselesini teşkil edeceği anlaşılmaktadır. İşleyiş dinamiği Afgan meşru hükümetinden tamamıyla farklı olan bu yapıyla siyasi iktidarın paylaşılması uzun zamandır gündemi işgal etmekle birlikte bunun nasıl şekillendirileceğine dair bir tasarı henüz ortaya konmuş değildir. Afganistan meşru hükümetinin bugüne kadar verdiği tavizler ve gelecekteki muhtemel tavizlerine karşı barış görüşmesine nezaret eden aktörler tarafından Taliban anlayışının birey ve toplumsal hayat konusunda bazı demokratik adımlar atması beklenmekte ve teşvik edilmektedir. Taraflar başlangıçta herhangi bir ön şart ileri sürmemiş olmakla birlikte Afganistan hükümetinin önceliği ülkenin düzenli yapılan seçimlere dayalı cumhuriyet olarak kalması iken Taliban şeriat ile yönetilen bir ülke istemektedir.[4]

Afganistan’da acil olarak kalıcı bir barış sağlanmalıdır. Çatışmasızlık durumu ve güvenlik Afganistan devleti ve toplumu açısından çok uzun zamandır en önemli ihtiyaç durumundadır. Bu zaruretin tartışılması bile gereksizdir. Ancak tarafların barış görüşmelerine eşit başlamaması, psikolojik üstünlüğün Taliban tarafında olması, politik güç ve kozların asimetrikliği barış sürecini zedeleme riskini beraberinde getirmektedir. Bugünkü manzaraya bakıldığında, bir yanda meşru ancak oldukça kırılgan Afganistan Hükümeti etnik-politik bir uzlaşma koalisyonunu temsil ederken Taliban da bünyesi içerisinde farklı unsur ve hizipleri barındıran meşrulaştırılmış bir şemsiye yapı durumundadır. Barış sürecinin ucu açıktır. Muhtemel kazanımlar ya da anlaşmazlıklar zamanla daha çok gün yüzüne çıkacaktır.

9 Eylül 2020’de Kabil’de içerisinde bulunduğu araçlı konvoyun -sorumluluğu üstlenilmeyen- bir saldırıya maruz kalmasıyla yaralanan Afganistan I. Başkan Yardımcısı Emrullah Salih’e göre “ülkesindeki savaş ne sadece savaş ne de sadece Afganistan’ın savaşı olmuştur”. Salih bu çerçevede Taliban’ın gelecekteki muhtemel tutumuna bağlı olarak görüşmelerin “Afganistan’ın taraf olduğu en zor barış süreçlerinden biri”, hatta Arap barış sürecinden daha karmaşık olacağını” değerlendirirken[5] barış görüşmeleri konusunda ümitvar değildir.

Bugüne kadar gelinen aşamada kazançlı çıkan taraflar en yakın destekçileriyle birlikte Taliban ve Trump yönetimidir. Barış görüşmeleri vesilesiyle Afganistan politik hayatında önemli bir güç olarak diplomatik meşruiyet kazanan Taliban uluslararası alanda tanınma bakımından da önemli bir merhaleyi kat etmiş durumdadır. Trump yönetimi ise Afganistan’dan asker çekmeyle ilgili Amerikan kamuoyuna verilen sözü yerine getirme doğrultusunda önemli bir adım atmıştır. Bu konu ve Afganistan barış sürecindeki ABD arabuluculuğu yaklaşan başkanlık seçimlerinde iyi birer kampanya teması olarak kullanılabilecektir.

 

[1] Mujeeb R. Awrang, Doha Talks, The bedrock of peaceAfghanistan Times,13.09.2020; Afghanistan TimesTaliban kills 13 local forces in Logar, 12.09.2020.

[2] Reuters.comExplainer: Afghan-Taliban peace talks: who, what, where and why, 12.09.2020.

[3] Reuters.comU.S. Secretary of State says up to Afghans to determine political system during peace talks, 12.09.2020.

[4] Susannah George ve Sharif Hassan, Faced with the prospect of formal peace talks, Afghans consider what they’re willing to concedeThe Washington Post, 07.06.2020.

[5] Mujeeb R. Awrang, Doha Talks, The bedrock of peace, Afghanistan Times,13.09.2020; https://www.facebook.com/alarabiya.english/videos/1468128950046968/

Dr. Kubilayhan Erman

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.