Uzun Vadeli Stratejik Rekabet: Kel Kartal’ın Kör Pençesi ABD ve Kızıl Ejder’in Parlayan Ateşi Çin

Yazan  02 Ağustos 2021

Yazan: Gökçehan Maraşlı

Dünya, siyasi tarihi boyunca belirli dönemlerden geçmiştir. G. John Iken Berry’e göre 1500-1991 döneminde büyük devletler arasında ki “güç geçişimi” sınıflaması, 1600-1659 Hapsburg İmp. ve Fransa, 1660-1815 Fransa ve B. Britanya, 1880-1900 B. Britanya ve ABD,  1919-1933 B. Britanya ve Fransa,1925-1931 Almanya ve Fransa, 1870-1945 Almanya ve B. Britanya, 1900-1945 Rusya/SSCB ve Almanya, 1945-1991 SSCB ve ABD şeklindedir. Genel olarak, uluslararası sistemin yapısı ya “hegemonya” ya da “güçler dengesi” üzerine kurulmuş ve ilk önce hegemonik sistem hâkim olmuştur. Temel aktör devletlerin uluslararası sistemde söz sahibi olabilmesi veya “oyun kuran/bozan” güç haline gelebilmesi için öncelikli unsur ekonomidir.  I. Wallerstein’in dünya sistem analizine göre devletler, çevre,yarı-çevre ve merkez ülkeler olarak konumlanırlar. Hegemonik değişim sonucunda ise savaşlar meydana gelir.  1979’dan bu yana büyük bir sıçrayış ile dünyaya açılan Çin, olası yenidünya düzeninin kurucusu olabilme potansiyeline sahip bir devlet haline gelmiştir. Çin’in süper güç adayı olması dünya tarihinde görülmemiş bir sayfayı açmış olacak çünkü dünya, Asya-Pasifik merkezli bir uluslararası sistemi daha önce tanımamıştır. Söz gelimi yukarıda bahsedilen tüm ülkeler batı merkezlidir o halde yeni düzen alışılagelmemiş olma ihtimalide yüksek demektir. Çin yükselişinin küresel dünyanın 21. Yüzyıl denklemini yapısal olarak değiştireceğini fark eden Avrupa ve Amerika düşünce kuruluşları stratejik projeler geliştirmeye başlamışlardır. ABD-Çin rekabeti olduğu açık fakat buna doğrudan soğuk savaş demek, doğru olmaz. Çin ve ABD arasındaki mücadelenin temel yapı taşı ticari ilişkiler ve buradan çıkan durumların İkinci Soğuk Savaş algısının ortaya çıkmasıdır. 21. Yüzyıl şartları gereği artık temel aktörler yalnızca devletler değil, çok uluslu şirketler ve örgütler de etkin rol oynamaktadır. Nitekim NATO, ASEAN, SCO, AB, WTO, IMF, WB gibi kuruluşlar karar örgütlerinde dönüşümlerine örnektir. Çin, bu kuruluşlarda da çok iyi gelişme sağlamıştır. Bu gelişme, uluslararası arenada söz sahibi olması adına mühimdir.  Bu çalışmada, yükselen süper güç Çin ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinin olası yenidünya düzenine etkileri uluslararası ilişkiler teorileri kapsamında incelenecektir.  

Yükselen Asya: Çin

1979’dan bu yana dünyaya açılan Çin’in serüveni, yalnızca Deng Xiapoing ile değil aslında Mao döneminin de alt zemin hazırlamasıyla başlamıştır. İki lider ne kadar farklı olsa da, bazı politikaları aynıdır fakat günümüz Çin’in esas inşasını yapan Deng’tir. Çin uygarlığının karakteristik özelliği gereği barışçıl ve liberaldir. Nitekim Deng Xiapoing dönemi Çin oldukça liberal bir şekilde Amerika ile ilişkileri normalleştirme aşamasındaydı. Deng, geleneksel Çin liderlerinden farklı olarak seyahatler etmişti. Seyahat ettiği ülkelerden biri ise Amerika’ydı. Bu seyahatin amacı ise tamamen iki ülke arasında ki ittifakı sağlamak ve bunun tamamen çıkar ilişkisi olduğunu yönündeydi. Aynı zamanda Asya’nın hegemon gücü olmak isteyen Sovyetleri durdurmak için Amerika ile ilişkiler önemliydi. Sovyetleri durdurmak içinde askeri alanda da Çin hazırdı. Deng, seyahatlerinde yine Çin’in geleneksel liderlerine uymayacak şekilde davranıp Çin’in zayıf yönlerini dile getirmişti ve yabancı ürün gereksinimi ile karşılıklı bağımlılığın önemini vurgulamıştı. Deng, o zamanlarda bile bir dünya gücü olmaya çalışmak ve ekonomiyi kalkındırmayı hedefliyordu.

Çin, 20 yıldır büyük bir ekonomik büyüme göstermiştir. Gelişen Çin’de ploterlaşmasının yani köyden kente göç etmesi de belirleyici unsurlardan biridir. Çin’in hedefleri arasında 2050’de GSYİH en gelişmiş ülke olmayı ve dünyanın en güçlü ülkesi olmak var. Çin, ABD’yi şuan için satın alma gücü ile rekabette geçmiştir. Bu gelişme, ABD’nin hegemon gücünü sarsacak bir gelişmedir. İktisadi olarak güçlenen Çin, ABD için bir tehdit altına girmiştir. Nitekim ABD’li uzmanlar Çin’in ilerde özellikle 2020-2025 yıllarında ABD’ye meydan okuyabilecek bir güç haline gelebileceğini ileri sürmüşlerdir. ABD’li Çin uzmanı Oded Shenkar’a göre, 20 yıl içinde Çin’in dünyanın en büyük ekonomisi olacağını ileri sürmüştür. Ekonomik güç olarak Çin yükseldikçe, “Çin tehdidi” kavramı bu yükselmenin bir ürünü olmuştur. Başkan Bush’un 22 Mart 2001’de Çin Başbakan Yardımcısı Cian Ci-şen ile Beyaz Saray’da görüştükten sonra açıklamada: “Çin ABD’nin stratejik ortağı değil; stratejik rakibi!”  ifadelerini kullanmıştı. Bu demek oluyor ki, ABD resmen rekabeti başlatmıştır. Bir diğer deyişle ABD, bu yükselişe engel olmak istese de Çin daha ucuz üretiyor olmasıyla beraber rekabetin artması aralarında ticaret savaşlarına sebep olmaktadır. Nitekim buna bir örnek Asya Altyapı Yatırım Bankası’dır. IMF’ye alternatif olarak kurulan bu dünya bankasını kuran Çin Halk Cumhuriyeti’dir ve merkezi başkent Pekin’dedir. Bankanın amacı, Asya bölgesini kalkındırmak, küresel ekonomiye de etki edebilmekti. Odak alanlarında çeşitli sektörler var ve onaylanmış krediler, projeler çok yüksek rakamlardır. Türkiye ise %2,6 oy gücü ile kurucu üye statüsündedir. Diğer kurucu üyelerde ise çok ilginç bir şekilde İngiltere, İtalya, Almanya, Japonya ve Fransa’da vardır. ABD, bankanın kuruluşuna çok karşıdır. ABD müttefikleri bu bankaya kurucu üye olması dikkat çekici bir olaydır. Bir diğer örnek ise Çin’in geliştirdiği Kuşak Yol girişimidir. Bu inisiyatif, modern ipek yolu olarakta biliniyor. Amacı ise Pekin’den Londra’ya bir ticaret yolu. Ve bu banka ile bu girişim arasında doğrudan olmasa da dolaylı olarak destekler mevcuttur. Bu gibi liberal girişimler Çin’i sayesinde Asyayı “Yükselen Asya” haline getirmeyi başarıyor. ABD müttefiki devletlerin bu ekonomik olaylara desteklerinin amacı işbirliği ve karşılıklı bağımlılık ilkesi ile açıklanabilir. Yani liberaller için uluslararası sistemin yapısı anarşi olsa da, devletler kendi çıkarını düşünür ama doğrudan çatışma doğuracağı anlamına gelmez iş birliğe de olabilir. ABD ve Çin rekabetinde dünya sistem analizleri açısından ise, hegemon güç bir süre sonra hegemonyasını sürdürebilmesi için askeri olarak engellemeyi ister. Robert Cox’a göre de hegemonya değişimleri bir savaş sonucu ortaya çıkar. Yani Cox’a göre bu rekabet sonunda belki de her an bir savaş meydana gelebilir.

ABD’nin Çin’e Yönelik Politikaları

ABD’nin Çin politikası, 1949-70 arasında ABD Çin’i yok sayarak komünist dünyanın iki önemli tehdidinden biri olarak görüldüğü eklemiş, 1971-89 arasında farklı bir ABD politikası görmek mümkün olduğunu belirtmiştir. ABD, Sovyetler Birliği’ne karşı Çin’i stratejik bir müttefik olarak görerek ilişkilerini güçlendirmeye çalışarak yeni bir anlayış ortaya koyulduğundan bahsetmiştir. 1989-2011 arasında da ABD’nin Çin politikasında Soğuk Savaş’ın bitmesiyle beraber Pax-Americana fikrine entegre olarak Çin’in liberalleşmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, politikanın Çin’in ABD’nin sistem üzerinde ortaya koyduğu fikirleri benimsemesi beklenmekteydi fakat ileriki süreçte Çin’in yükselişinin başlamasıyla ABD gücü bastırmak adına çevreleme politikası uygulamıştır. Çevre tartışmalarında ABD sanayileşmesini tamamlanmış bir ülke olarak karbon salınımı tartışmasında Çin’i ekosistem üzerinden suçlamaktadır. Bu şekilde de ABD, iç hukukunda olduğu gibi fren-denge sistemi kurmaya çalışmaktadır. Özetle, ABD’nin Çin’i çevreleme politikalarını üç ana başlıkta toplayabilmek mümkün; Birincisi Çin’e karşı getirilen ekonomik sınırlandırmalar. İkinci olarak Tayvan, Kuzey Kore, Güney Çin Denizi, Tibet ve Doğu Türkistan sorunları gibi iç meseleler Çin’i doğrudan ilgilendiren meselelerde  karşı tarafın desteklenmesi Washington’un Pekin’e karşı çevreleme siyasetinin bir parçası. Üçüncüsü ise, Çin’in diğer bölgelerdeki ekonomik varlığı ve yatırımlarına karşı güçlü bir hat oluşturmak da ABD’nin Çin’i sınırlandırma politikasıdır. Tüm bu politikaların önceki politikalardan en önemli farkı, ABD’nin müttefikleriyle arasının iyi olmaması oldukça dikkat çekicidir.

Çin’in yıllardır sürdürdüğü karakteristik özelliklerden biri de kimsenin iç işlerine karışmak istemez ve kimse de onun iç işlerine karışmasını istemez. ABD bunu da kullanarak, birçok bölge de suçlamalarda bulunması geleneksel ABD dış politikası özelliğidir. Buna karşın Çin, ABD’den için biz barışçıl yollar izlemeyi her zaman isteriz kimse bizim iç işlerimize karışmasına lüzum yok zamanında olduğu gibi her zaman harekâta geçmeye de hazır bir ülke olduğunu söylemektedir. Bu bakımdan Çin için liberal bir ülke olarak bahsederken aslında bir bakıma da savunmacı realistte olabilir. Yani saldırganlık taraftarı değil fakat ona saldıran olursa da karşı tarafa kırmızı güller verecek bir ülke de değildir. Ülkelerin buna göre davranması da gerekir, bu durumda Çin gibi bir ülke ile işbirliği yapmak devlet aklıdır. Çin, savaş yapan bir ülke değil çok uzun zamandır ülke dışında askeri faaliyeti olmamıştır. Amerika’nın düzenlediği operasyonlarda görev almış değillerdir. Çin, küresel bir hegemonya stratejilerini takip etmediklerini, sanki sadece kendi bölgesinde sınırlı bir hâkimiyet elde etmeye çalışıyormuş gibi bir izlenimi var. Bir liberal ülke ile bir realist ülke karşı karşıya kaldığında zamanında çatışmacı olan realistler kazanabilirdi. Ancak devir artık askeri savaş değil, dijitalleşen dünya devrine dönüyor. Buna bir örnek yine pandemi sürecinde ekonomisini düşürmek yerine acil durum olarak kriz yönetimi yapan Çin online alışveriş siteleri ve daha birçok dijital işlere yönelerek 3. Çeyrekte %6,8 oranında büyüme sağlamıştır. Çin’in her 10 sene de bir önce ki 10 seneye göre 10 kat büyüme gibi bir politikası var ve Çin, bu gücünü ucuz işgücü ve nüfustan aldığını düşünenlerin aksine ilerleyen teknolojisi, izlediği politikalar sayesinde elde etmektedir.

Uluslararası İlişkiler Teorilerine Göre Stratejik Rekabet

Robert Cox, Uluslararası İlişkiler teorilerini ikiye ayırır, sorun çözücü teoriler ve eleştirel teoriler. Sorun çözümlüler realist olarak ABD’nin yükselen Çin’e dur demesi gerektiğini düşünürken liberaller ise bu çatışmanın ancak bir zarar öteye gidemeyeceğini düşünürler. Liberalizm teorisine göre, insan doğası iyi olduğunu John Locke gibi bir doğa durumundan söz eder ve teoriye göre bu rekabet, işbirliği yapan kendisinden yükselen Asya diye hitap edilen ülke olan Çin’in kazanacağını söyler. Çünkü karşılıklı bağımlılık ilkesi zayıf bir etken değildir ve barışçıl Çin aslında Asya da bir hegemon güç olmayı değil komşuları ile işbirliği içerisinde dünya barışının sağlandığı bir düzen istemektedir. Asker devletler değil artık tüccar devletlerin önemi büyük ve artık herkesinde kabulleneceği üzere küreselleşme var bu durumda yalnızca dostça ilişkiler insanlığı kurtarabilir. Rusya’nın yarı-çevre ülkeye düştüğünden bahsettik, sizce neden Rusya kuşak yol veya diğer tüm işbirliklerine giriyor? Çin’in büyümesinden rahatsız olsa bile Rusya neden karşı değil yanında yer alıyor? Tüm bu sorular tartışmaya açıktır.

Realizm teorisine göre, insan doğasının şeytan olduğunu söyler Thomas Hobbes gibi doğa durumunu böyle açıklar. Temel aktörü devletler ve devlet başkanları olan bu teori bir hegemonyanın olması gerektiğini ve çıkarlar için çatışmanın gerektiğini savunmasının örneği ABD verilebilir. Cox’un hegemonya da söylediği gibi biri gider biri gelir misali her gelişen ve level atlayan devlet hegemonya haline gelecek ama yine Cox’un önerdiği bir diğer şey ise ideolojiler nasıl ki ülkeden ülkeye farklılık gösteriyorsa bu hegemonya kavramı da gündeme gelen ülkeye göre değişkenlik gösterecektir. Güç ve anarşi de ise tek kutuplu dünya her zaman hedef olarak alınmanın bir diğer örneğidir nitekim ABD bu durumda 11 Eylül saldırıları yaşadı. Realistler bu denli davransa bile yine dönüp dolaşıp kendine zarar edecektir.

Tarihsel materyalizme göre, ekonomik rekabeti sermayenin yoğunlaşması, tekellerin ortaya çıkması dünyada hammadde ve pazar arayışı ile beraber bu malı inşa edecek toprakların sömürgeleştirilmesi ihtiyacının sebebini güçlü olan kapitalist ülkelerin sırf kendi ekonomilerini ayakta tutmak olarak açıkladığına göre, bu durumda iki devletin birbirinin pazarına ihtiyacı var. İki devletin rekabeti savaş ile devam ederse ikisi de kendini lağvedebilir. Sonuç olarak, işbirlikleri ve karşılıklı bağımlılık ne kadar devam ederse o kadar devletler ve uluslararası rejimler güç kazanır. Tüm uluslararası örgütler ve ulus üstü olan Avrupa Birliği ‘de aynı şekilde sorunlu olan Alses-Loren bölgesini artık savaşla bir yere varılmayacağını anlayıp Avrupa Birliğinin temellerini atan topluluklar meydana getirmiştir. O yüzden söz gelimi tarih boyunca ve günümüzde bile işbirliği, karşılıklı bağımlılık ilkesi işlemiştir. Devletler kendi çıkarını ve hayat mücadeleleri için bu unsurlara dikkat etmelidir.  ABD, Çin ile savaş riski altında süper güç statüsünün peşinden koşmak yerine, bir güç dengesi izlemeli.

 

KAYNAKÇA

“Çin-ABD işbirliği sepetine ne koymalı?”, (2021). http://cn.chinausfocus.com/m/42270.html (Erişim tarihi: 29 Temmuz 2021)

“Metus Hostilis: Sallust, Amerikan Büyük Stratejisi Ve Çin İle Akran Rekabetinin Disiplin Etkileri”, (2021).  https://warontherocks.com/2021/05/metus-hostilis-sallust-american-grand-strategy-and-the-disciplining-effects-of-peer-competition-with-china/ (Erişim tarihi: 30 Temmuz 2021)

“Stratejik Fırsat Dönemi: Geçmişe Bakış ve Yansıma”, (2011).  http://roll.sohu.com/20111130/n327428896.shtml (Erişim tarihi: 30 Temmuz 2021)

Dedekoca E. (2011). Ekonomi-Politik Pencereden ABD-Çin İlişkileri Eski Dünyaya Yeni Düzen. Birinci Baskı. Barış Platin Yayınları, No.11, Ankara

Kaya, F. (2017). “Yeni İpek Yolu ABD’nin Ulusal Çıkarları İçin Tehdit Mi ?”, Uluslararası Politika Akademisi, http://politikaakademisi.org/2017/12/06/yeni-ipek-yolu-abdnin-ulusal-cikarlari-icin-tehdit-mi/ (Erişim tarihi: 1 Ağustos 2021).

Örmeci,O. (2013). 21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi,(29), 1-14

Şafak, E. (2005). Çin’i Uyandıran Sonucuna Katlanır. Çin: Yeni Bir Süper Güç (mü?), 6(17-23)

Yıldırım, Sami, “Yeni Çevrelemenin İlk Sahnesi: Güney Çin Denizi’nde ABD-Çin Rekabeti”. International Journal of Politics and Security (IJPS), Cilt. 2, Sayı. 4, 2020, ss.197-216

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bekir Kavruk   - 20-10-2021

21.Yüzyıl Teknolojileri ve Ülkelerin Geleceği

1960'lı yıllarda başlayıp, 2000’li yıllarda hız kazanan ve 4. boyutu ifade eden dijital teknolojiler özellikle iletişim alanında tüm dünyada mesafe ve zaman sorununu yok ederek 21. yüzyılın şekillenmesinde inanılmaz roller oynamaktadır.