Deprem Sel Ateş Korkulması Gereken Felaketler

Yazan  02 Şubat 2021

Tabiat olayları dünya var olduğundan beri yani 4,5 milyar yıldır bazen yerel olarak küçük çapta, bazen bir bölgeyi, bazen de tüm dünyayı sarsan, yıkan, yeni kıtalar, dağlar, denizler ve okyanuslar meydana getiren afetler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Deprem, sel ve ateş gibi tabiat olaylarını kolaycı bir yolla Tanrı’nın gazabıdır diye yorumlayanlar, merak edip kâinat ve de dünya nasıl meydana geldi diye birkaç satır jeoloji biliminin bilgilerine başvurmuşlar mıdır? Bilindiği üzere bilim rehber edinilirse meselelerin çözümü her daim kolay olmaktadır. Bu yazımızda Türkiye’nin hürriyetini tehlikeye sokacak ve eli kulağındaki deprem konusunu akademik bir çizgide değil de daha anlaşılabilir bir biçimde ve de haritalarla anlatmaya çalışacağım.

(Harita- 1/AFAD 2018 TÜRKİYE DEPREM TEHLİKE HARİTASI)

Bu haritada (Harita-1) görülen koyu kırmızı renkler Türkiye’nin en riskli bölgelerini bir zon halinde ve de deprem meydana getirecek kırıkların geçtiği yerleri göstermektedir. Haritada ülkenin yüzölçümünün yaklaşık %92’si deprem kuşağında yer almakta, nüfusun da %95’i bu kuşaklar içinde yaşamaktadır. Diğer taraftan sanayi tesislerimizin de yaklaşık %85’i deprem bölgesi içinde bulunmaktadır. 7,2-7,6 büyüklüğünde meydana gelecek depremlerin ülkede meydana getireceği tahribatı düşünebiliyor musunuz? Hayal edebiliyor musunuz? Deprem meydana gelmeden önce alınacak tedbirler sayesinde can kaybının mümkün olduğunca az olacağı bilinen bir gerçektir. Devleti yönetenler, siyasi parti başkanları ve yöneticileri, milletin vekilleri, kanaat önderleri, diyanet görevlileri, tarikat liderleri, profesörler, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, bürokratlar, gazetecilik yapanlar, aydınlar, eski ve yeni tüm zenginler ve diğerleri Allah aşkına oturduğunuz yerin depreme ne kadar dayanıklı olduğuna dair bir bilginiz var mı? Unutmayınız deprem nerede olursa olsun geldiğinde sizin de kapınızı çalacaktır. Allah korusun sizler de o enkaz yığınlarının arasından bir ses, bir ışık, duymak, görmek isteyeceksiniz ve bir yardım elinin uzatılmasını bekleyeceksiniz. Çünkü bu ülkede yılda 33.824 (AFAD/2020), günde hissedilebilir 50 adet deprem ve 6,5 yılda bir de 7 ve üzerinde deprem olmaktadır. Diğer taraftan bu ülkede her an deprem meydana getirecek 485 adet diri kırık hattının (MTA) var olduğunu biliyor musunuz? Deprem olduktan sonra bulunduğunuz yerlerden hangi noktalara ulaşacağınız konusunda bir fikriniz var mı? Beka sorunu diyerek yıllardır milleti yönlendirenler, ömrünüz yeter mi bilemiyorum ama bu ülkenin herhangi bir yerinde özellikle de Marmara Denizi’nde 7,2-7,6 büyüklüğünde meydana gelecek deprem, Türkiye’nin bağımsızlığını sona erdirecek ve uzun yıllar sürecek bir beka meselesi başlayacaktır.

Depremden önce alınacak tedbirler hayat kurtarır, o hayatlar da ülkeyi…

1.Deprem nedir? Nasıl meydana gelir?

Taşküreyi meydana getiren taş kütlelerinin elastik yamulma sınırına ulaşıp kırılmalarına deprem denilmektedir. Kırılan kayalar çok kısa bir an içinde tekrar eski hallerine dönerler. Bu dönüş sırasında büyük titreşimler meydana gelir. İşte bu titreşimin dalgaları, depremi meydana getirir. Daha açık bir ifadeyle yeryüzündeki diri yani aktif kırıkların (fayların) meydana getirdiği kökeni doğal olan yersarsıntılarına deprem (zelzele) denir… Üzerinde yaşadığımız ve levhalardan (plaka) oluşmuş yani tek bir parçadan meydana gelmemiş olan yerküre sabit ve düzenli bir özelliğe sahip değildir. Kıvrılmış, kırılmış tabakalar, dağ oluşumları, volkanik patlamalar,  depremler yer kabuğunun sürekli hareket halinde olduğunu göstermektedir. Bu hareketliliği sağlayan ise konveksiyon akımlarıdır. Yer kabuğunun yapısının deforme olmasına değişmesine sebep olan hareketlere tektonik hareketler denir. Bir milyon öncesi meydana gelmiş ve de hareket halinde olan kırıklara biz diri kırıklar diyoruz. İşte bu kırıklar depremleri meydana getiren kırıklardır. Depremler, genellikle levha hareketleri neticesinde var olan kırıklar boyunca meydana gelirler. Depremler, kayaçlarda enerji birikimi sonrası bu enerjiye dayanımının sınırlı olması nedeniyle kırılırlar ve biriken enerjiyi de boşaltırlar. Neticede de binlerce atom bombasının oluşturduğu enerjiden daha büyük bir enerji ortaya çıkar.

2.Türkiye niçin deprem bölgesidir? Aşağıdaki (Harita-2) incelendiğinde sorunun cevabı açıkça görülmektedir.

(Harita-2 Türkiye Diri Fay Haritası/MTA)

Prof. Dr. H.EYİDOĞAN depremlerle ilgili olarak şunları ifade etmektedir.’’Afrika Levhası’nın bir parçası durumunda olan Arap Levhası, Avrasya Levhası’na doğru kuzeye ilerlemekte ve Doğu Anadolu’yu sıkıştırmaktadır. Anadolu Levhası bu sıkıştırmanın etkisiyle, Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ve Doğu Anadolu Fayı (DAF) üzerindeki kaymanın getirdiği kolaylıkla, batıya doğru hareket etmektedir. Benzer şekilde, İran Levhası da kuzeydoğuya yer değiştirerek, Arabistan Levhası’nın neden olduğu sıkıştırmayı açığa çıkarmaktadır… Sözü edilen etkin deprem kuşakları şunlardır: a) Kuzey Anadolu Fay kuşağı (Karlıova-Saros Körfezi arası) b) Marmara çevresi ve Güneybatı Anadolu Graben Havzaları. c) İskenderun Körfezi ve Amik Ovası kenarları. d) Güneybatı Anadolu’nun Ege kıyıları ve Ege denizi. e) Antalya Körfezi açıkları-Kıbrıs kuşağı. f) Malatya-Karlıova-Varto-Kars üzerinden Kafkaslar’a doğru uzanan kuşak.’’

Türkiye’de çok önemli olan ve de TÜRKİYE’yi etkileyecek ve her an yıkıcı depremler ve tsunami meydana getirecek DİRİ KIRIK HATLARI şunlardır:

1. KUZEY ANADOLU KIRIK HATTI (KAF):  6,8-7,9 büyüklüğünde depremler meydana gelir.

Yaklaşık 1200 km. uzunluğunda sağ yönlü doğrultu atımlı, 11-13 milyon önce doğuda meydana gelmiş ve batıya doğru hareket etmiş ve de 25-120 km. kadar varan yer değişimleri gösteren diri kırık (fay) kuşağıdır. Etkilediği yerler; Muş (Varto), Bingöl (Yedisu Fayı KAF’ın doğu kesiminde, Erzincan Havzasının doğusu ile Bingöl iline bağlı Yedisu ilçesi arasındadır. Büyük depremler üreten bir kırıktır) Erzincan, Refahiye, Niksar-Erbaa, Tosya-Lâdik, Çankırı (Kurşunlu-Kargı), Bolu (Yeniçağa-Abant-Kaynaşlı), Gerede, Abant, Düzce, Mudurnu, İzmit (Gölcük), Sakarya, İstanbul (Çınarcık, Orta ve Tekirdağ Havzaları), Tekirdağ (Mürefte), Gelibolu, Bursa, Mudanya, Gönen, Manyas ve diğer iller ve ilçeleri içine alan zon içindeki tüm yerleşim yerleridir.

2. DOĞU ANADOLU KIRIK HATTI (DAF): 5,5-7,0 büyüklüğünde depremler meydana gelir.

Yaklaşık 600 km. uzunluğunda 2-3 milyon yıl önce meydana gelmiş sağ yönlü diri bir kırık kuşağıdır. Karlıova’dan başlayan kırık sistemi, Bingöl- Tarbasan, Karakoçan, Sancak-Uzunpınar, Palu-Sincik- Hazar Gölü- Sivrice-Keferdiz-Şiro Çayı Vadisi-Sincik, Malatya (Sürgü Fayı-Çelikhan-Gölbaşı’ndan ayrılan D-B yönünde devam eden sol yönlü bir kırıktır), Çelikhan-Erkenek, Adıyaman, Gölbaşı, Pervari, Kahraman Maraş, Türkoğlu, Narlı, Pazarcık, Türkoğlu-Antakya arası, Karataş, Osmaniye, Yumurtalık, Sarımazı ve çevresindeki tüm yerleşim bölgelerini tehdit etmektedir. Diğer taraftan Adıyaman Çelikhan Güneybatısında DAF’tan ayrılan sol yönlü bir kırık hattı olan Sürgü Fayı Malatya Doğanşehir’e kadar uzanmaktadır. Bu kırık hattı bazı yerlerde 400 m. genişliğindedir. Bu kırık hattı da dikkat edilmesi gereken bir hattır.

3. DOĞU ANADOLU SIKIŞMA BÖLGESİ: 6,0-7,1 büyüklüğünde depremler meydana gelir.

Ağrı (Narman-Horasan-Tutak), Kars (Kağızman), Iğdır, Van (Erciş-Çaldıran), Balık Gölü, Erzurum (Karayazı), Muş (Malazgirt) kırık hatlarının bulunduğu yerler dikkat edilmesi gereken yerleşim yerleridir.

4. BİTLİS-ZAGROS BİNDİRME (KENET) KUŞAĞI: 5,1-6,6 büyüklüğünde deprem üretir.

11-13 milyon yıl önce Arap ve Avrasya levhalarının çarpışması neticesinde oluşan bu bindirme kuşağı Maraş, Adıyaman çevresinden başlar Çüngüş, Ergani, Lice, Kulp, Sason, Kozluk, Pervari’den geçerek Zagros (İran) Kuşağı ile birleşir.

5. ORTA ANADOLU BÖLGESİ: 5,5-6,6 büyüklüğünde depremler meydana gelir.

Doğu Anadolu Sıkışma Bölgesi ile Batı Anadolu Açılma Bölgesi arasında yer alan Nevşehir, Tuz Gölü (Şereflikoçhisar-Kulu-Bor-Aksaray), Konya (Hotamış Gölü-Kılbasan), Niğde (Ecemiş), Erciyes, Çorum (Deliler), Merzifon (Salhançayı) kırık hatları diri kırık hatlarıdır.

6. BATI ANADOLU AÇILMA BÖLGESİ: 6,9-7,2 büyüklüğünde deprem üretir.

Anadolu Levhası’nın batıya doğru hareketinden ötürü Batı Anadolu K-G yönlü gerilmekte neticede de bölgede D-B yönlü kırılmalar meydana gelmektedir. Normal fay olarak adlandırdığımız bu faylar bölgede graben ve horst dediğimiz çöküntü ve yükseltileri meydana getirmektedir. Bölgede grabenlere bağlı olarak (çöküntü havzası) değişik büyüklükte depremler meydana gelmektedir. D-B yönlü olan bu grabenler kuzeyden güneye Edremit Körfezi, Bakırçay-Simav, Gediz- K.Menderes, B.Menderes ve Gökova Çöküntü havzalarıdır.

Muğla, Yatağan, Ören, Milas, Gediz, Soma, Akhisar, Burhaniye, Emet, İnegöl, Dodurga, Burdur, Denizli, Dazkırı, Sultandağ, Afyon, İnegöl, Dodurga, Kaş, Fethiye ve Köyceğiz diri kırık sistemlerinin yoğun olduğu yerlerdir.

Bu topraklarda 1900-2020 yılları arasında 7,0-7,9 büyüklüğünde 20 civarında yıkıcı deprem meydana gelmiştir. Marmara Denizi’nde meydana gelecek olan 7,2-7,6 depremin tahribatının çok büyük olacağından dolayı üzerinde hassasiyetle durulmaktadır. 10 Eylül 1509’da İstanbul’u etkileyen (Kıyamet-i Suğra/Küçük Kıyamet) 7,2 büyüklüğünde ve 50 saniye sürdüğü öne sürülen depremde 160.000 nüfuslu şehirde 13.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Surlar, Topkapı Sarayı, Fatih ve Ayasofya Camileri, Beyoğlu (Pera), Galata ve Adalar ağır hasar görmüştür. Yine 27 Mayıs 1766’da İstanbul’u etkileyen ve 6,9 büyüklüğündeki depremde 4.000 kişi hayatını kaybetmiş ve 1509’da zarar gören yapılar yine zarar görmüştür. Kısacası KAF’ın Marmara Denizi içindeki kırıklarının meydana getirdiği depremler İstanbul’da ağır hasar meydana getirmektedir.

Marmara Bölgesi ve İstanbul üzerinde niçin önemle durulmaktadır?

  1. 250 yılda bir bölgede 7,2-7,6 büyüklüğünde ağır hasarlar meydana getiren depremler olmaktadır.
  2. Günümüzde İstanbul’da ülke nüfusunun yaklaşık %20’si yaşamakta olup, şehrin yapı stoku da 1.600.000 civarındadır. Bu yapıların 1/100’ünün ağır hasar görüp yıkıldığını varsayalım, bu sayı 16.000 olur. Bu yapılar 4’er kat ise toplamda 64.000 kat ve her katta 2’şer daire bulunuyorsa 128.000 daire yapar. Her dairede ortalama 4 kişi oturuyorsa toplamda 512.000 kişi depremin ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalacaktır (sayılar 2-3 kat olabilir).
  3. Türkiye’nin 2020 yılı ihracatının yaklaşık %58’i Marmara Bölgesi’nden yapılmaktadır. İstanbul ise ülke ihracatının %33,3’ünü yapmaktadır. Yıllara göre değişiklik gösterse de Marmara Bölgesi ve İstanbul ekonomik olarak Türkiye’yi taşımaktadır. Marmara Bölgesi’ndeki on bir ilin 2018 verilerine göre (TÜİK) GSYH’sı ülke GSYH’nın yaklaşık %45,5’i dir (İstanbul %31,1). Bu rakamlar bölgenin ve İstanbul’un önemi sanırım gözler önüne sermektedir.
  4. Türkiye’ye gelen turistlerin %34’ü İstanbul’u ziyaret etmektedirler.
  5. Unutmayalım ki, İstanbul yaklaşık 9 bin yıllık bir tarihe sahip olup Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğunun 1453-1923 arasında 470 yıl başkenti olmuştur.
  6. Bir kültür şehri olan İstanbul’da bulunan tarihi eserleri korumak bu ülkede yaşayan kişilerin, ülkeyi ve İstanbul’u yönetenlerin asli görevi olmalıdır. Topkapı Sarayı, Sultan Ahmet, Süleymaniye, Fatih, Ortaköy ve Ayasofya Camileri, Galata ve Kız Kuleleri, Surlar, Kasırlar, Anadolu ve Rumeli Hisarları, Bozdoğan Su Kemeri, Kapalı ve Mısır Çarşıları ve daha birçok tarihi eser ağır ya da hafif bir şekilde zarar görmüşlerdir.

Konunu iyice hazmedilmesi için şu neticeyi dile getirmek gerekir, Marmara Bölgesi ve İstanbul’da meydana gelecek KIYAMET-İ KÜBRA ülkenin yıllarca sürecek BEKA sorununu gündeme getirecektir. Burada ciddi olarak bilgi edinip, düşünülmesi ve düşündükçe de çözümlerin bulunması gereken bir noktadayız. Silivri-Avcılar arasındaki Kumburgaz Kırığı’ndaki uzun süredir kırılmayan sismik boşluk büyük tehlike arz etmektedir. Zira 2020’den sonra bu bölgede deprem olma ihtimali %50’dir. Zaman geçtikçe deprem olma ihtimali artmaktadır. Bu deprem bu bölgede olacaktır. Ancak deprem geliyorum demez değil mi? Sanırım, en azından bu öğrenilmiştir.

Aşağıda haritalarda 3-4-5-6-7’de her an depremi yaşayacağımız yerlerin haritaları bulunmaktadır. Bu bölgelerde MTA ve üniversitelerin çalışmaları öylesine ayrıntılıdır ki, okuyup tedbir almak çok kolay hale getirilmiştir. Unutulmaması gereken konu bu ülkede şimdilik 485 adet deprem üretecek diri kırık hattının bulunduğudur. Diğer taraftan MTA’nın karada yapmış olduğu diri kırık haritasının denizlerde de yapılması gerekmektedir. Mesela Karadeniz’den geçen ve 1200 km. uzunluğunda olduğu ileri sürülen bir kırık hattının da deprem üreteceği ve Karadeniz’deki yerleşim yerlerini sarsacağı iddia edilmektedir. 

(Harita-3 KAF/ Marmara Denizi içindeki diri kırık hatları.)

 (Harita-4 Batı Anadolu’yu etkileyen kırık hatları. BEAZ/Bursa-Eskişehir-Afyon Zonu MAZ/Muğla-Afyon Zonu)

 

(Harita-5 İzmir ve çevresinde deprem meydana getirecek diri kırık hatları… İzmir’e dikkat!)

(Harita-6 Muğla ve çevresini etkileyen diri kırık hatları. Sahil şehirlerine dikkat!)

(Harita-7 DAF/Doğu Anadolu Diri Kırık Sistemi)

Dünyada yılda irili ufaklı yaklaşık bir milyon deprem meydana gelmektedir. Bugüne dek dünyada meydana gelmiş en büyük 5 depremin büyüklükleri 1960’da Valdiva-Şili’de 9,5, 1964’de Southern-Alaska’da 9,2, Sumatra-Endonezya’da 9,1,  2004’de Sendai-Japonya’da 9,1 ve Kamçatka-Rusya’da 9,0 olmuştur. 1908’den günümüze depremler sonucu dünyadaki can kaybı 1,5 milyon civarındadır.

Deprem ve atom bombası ilişkisi de çok sık dile getirilen bir karşılaştırmadır. Bu ilişkinin doğru olarak kullanılması için şöyle bir açıklama yapalım. Hiroşima’ya atılan atom bombası 15.000.000 kg TNT’ ye eşit enerji açığa çıkarmıştır (6,0 büyüklük). 6,9 büyüklüğündeki Sisam-İzmir depreminde 337.604.600 Kg TNT’ ye eşit enerji açığa çıkmıştır (22,5 kat). Marmara Denizi’nde meydana gelecek 7,6 büyüklüğündeki depremim açığa çıkaracağı enerji 3.787.986.000 Kg TNT’ ye eşdeğer olacaktır. Hiroşima’da 140.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Hiroşima’ya atılan atom bombasının 252 katının yapacağı tahribatı düşünmek bile insanı ürkütüyor. Devleti yönetenlerin bu bilgilerden acaba ne kadar haberdardırlar? Bu konuda Prof. Dr. C.ŞENGÖR’ün hazırladığı bir grafik aşağıdadır.

Diğer taraftan şu kısa bilgiyi de vermekte fayda görmekteyim. Richter ölçeğine göre depremin büyüklüğünün 1 birim artması demek gerçek büyüklüğün 10 kat artması demektir. Yani 7 büyüklüğündeki bir deprem 3 büyüklüğündeki bir depremden 10000 kat daha güçlü bir etkiye sahiptir. Ayrıca büyüklüğün bir birim artması yıkıcı gücü 31,6 kat artırmaktadır.

Türkiye’de yaklaşık 200 yıldan beri devam eden jeolojik çalışmalar günümüze dek gelişerek süre gelmiş ve bugün için ülkenin neresinde hangi kayaçlar, jeolojik yapılar, deprem üreten diri kırık hatları, hangi fosiller ve hangi madenler var bilinmektedir. MTA’nın 1992 yılına kadar yaptığı jeolojik çalışmaların neticesinde ortaya çıkardığı DİRİ FAY HARİTASI’nda 150 diri kırık ortaya çıkarılmış çalışmaların devam etmesi sonrası bu kırık sayısı günümüzde 485’e yükselmiştir. Bu diri kırık hatlarının çalışmalar devam ettikçe artacağı da bilimsel bir neticedir. Ayrıca MTA’nın denizlerde de diri kırık çalışmalarına başlaması mutlak surette gerçekleştirilmelidir. Bu kırık hatları yani her an deprem üretecek bu kırık hatları bilindiğine göre merkezi hükümet, yerel yönetimler, deprem öncesi ve sonrası alınacak tüm tedbirleri almak mecburiyetindedirler. STK’lar ve vatandaşlar da bu tedbirlerin takibini anbean yapmalıdırlar.

Tekraren ifade etmek gerekirse,  Depremler, genellikle levha hareketleri neticesinde var olan faylar boyunca meydana gelirler. Depremler, kayaçlarda enerji birikimi sonrası bu enerjiye dayanımının sınırlı olması nedeniyle kırılırlar ve biriken enerjiyi de boşaltırlar. Neticede de binlerce atom bombasının oluşturduğu enerjiden daha büyük bir enerji ortaya çıkar.  Dünyada meydana gelen deprem kaynaklı enerji boşalımının % 90’nı plakalar arasındaki sınırlarda %10’u ise plakalar içinde ya da mikro plaka sınırlarında gerçekleşmektedir. İşte böylesine büyük bir tehlike altında bulunan Türkiye’de sorulması gereken birkaç soru ve bu soruya verilecek cevaplar önemlidir. Deprem öncesi gereken bilimsel çalışmalar için bilime ne kadar el uzatıldı? Özellikle yerel yönetimler her gün bu mesele üzerinde halkı korumak adına çalışmalar yapmakta mıdırlar? Kentsel dönüşümle binaların sağlamlığı sağlandı mı? Şehirlerin alt yapı yatırımlarının ne kadarı elden geçirildi? Devlet kurumlarının sağlamlığı konusunda yapılan çalışmaların yanı sıra halkın yaşam alanlarına gereken önem verilmiş midir? Her mahallede, caddede, sokakta yardım birimleri kuruldu mu? Zira deprem sonrası herkes ailesinin yanında olacaktır. Televizyonlarda arada sırada olsa da deprem konusunda değerli öğretim üyelerinin bilgileri halka ulaştırılıyordu. Şimdi pek yok sebebi? Depreme hazırlık için hemen her gün televizyonlarda niçin kolay, akılda kalıcı, akademik olmayan bilgiler verilmez?

Yapılan çalışmalar ve son zamanlarda görülen bazı anormallikler dikkate alındığında: (Deprem olmadan önce tedbirler alınmadığına göre, hiç olmazsa deprem sonrası tedbirler alınması dileğiyle…)

  1. Silivri-Yeşilköy-Kumburgaz-Büyükçekmece hattı ile Marmara Denizi ve tüm KAF’ın geçtiği yerler,
  2. Karlıova-Bingöl-Palu-Sivrice-Pütürge-Sincik-Çelikhan-Malatya(Ovacık)-Erkenek-Türkoğlu-Hatay hattı ile Erzincan Havzasının doğusu ile Bingöl iline bağlı Yedisu ilçesi arasında yer alan Yedisu Fayı,
  3. Gökova Körfezi-Eskişehir-Edremit Körfezi arasında kalan çok geniş bir alanda (özellikle Burdur, Denizli, Fethiye arası ile Adalar Denizi kıyı şehirleri-İzmir Körfezi),
  4. Bitlis Kenet Kuşağı,
  5. Van-Muradiye-Erciş-Başkale-Malazgirt-Muş Bindirmesi ve çevresinde 5,5-7,6 büyüklüğünde depremlerin meydana gemlisi kaçınılmaz bir gerçektir.

 

TÜRKİYE’NİN NERESİNDE DEPREM OLACAK JEOLOJİ VE JEOFİZİK BİLİMİ BUNU ORTAYA KOYMUŞTUR. AMA NE ZAMAN OLACAKTIR? BU BİLİNMEMEKTEDİR.

ZİRA DEPREM GELİYORUZ DEMEZ…

                                                                                           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Deniz Berktay   - 14-04-2021

Karadeniz’de Savaş mı Çıkıyor?

Rusya’yla Ukrayna arasında her an savaş başlayacağına ilişkin yorumlar, son bir aydır giderek artıyor. Aslına bakarsak, bir hafta öncesine kadar bu konu, Ukrayna basınında fazla yer kaplamıyordu.