Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Fransa ve NATO

Yazan  04 Aralık 2019

Recep Tayyip Erdoğan Başbakan iken, 28 Şubat 2011'de ''NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu?

NATO'nun ne işi var Libya'da? NATO mensubu olan ülkelerden birine herhangi bir müdahale yapılması halinde böyle bir şeyi gündeme getirebilir. Bunun dışında Libya'ya nasıl müdahale edilebilir? Bakın Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez'' demişti.

Ama BM'nin 17 Mart 2011'de aldığı uçuşa yasak saha ve müdahale kararının hemen arkasından Fransa ön alıp Türkiye'yi dışarda tutup oluşturduğu koalisyonla NATO'yu beklemeden Kaddafi'yi düşürmek üzere Libya'yı vurmaya başladı. Fransa müdahalenin kendi liderliğinde olmasını ama NATO'nun destek vermesini istemişti. Fakat Türkiye'nin de çıkışlarıyla Fransa'nın öne çıkmaya yönelik isteği olmadı ve Türkiye müdahalenin komuta kontrolünün NATO'ya devrini savundu.

26 Mart'tan itibaren de komuta kontrol NATO'ya geçti. Bununla birlikte NATO komutasındaki çok uluslu gücün Arap ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi de sağlandı.

Libya'ya NATO müdahalesi sürecinde karşı karşıya gelen Türkiye ile Fransa, şimdi Suriye kuzeyindeki güvenli bölge ve PKK/YPG'ye karşı operasyon bağlamında karşı karşıya geldi. Buna önceki gün imzalanan Libya-Türkiye deniz yan hududu sınırlama mutabakatı da eklendi.

Macron'un bu kızgınlığı, Türkiye-Libya mutabakatıyla Doğu Akdeniz'de Kıbrıs merkezli olarak soyunduğu Yunan-Rum hamiliğinin riske girmesin dendi. 2011'de paldır küldür hesapsız Fransız müdahalesiyle başlayan süreç sonunda bugün Libya üçe bölünmüş bir görüntüde.

Türkiye-Fransa karşıtlığı Libya'da halen devam ediyor. Türkiye, BM nezdinde tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile işbirliği yaparken Fransa askeri ve diplomatik olarak Hafter güçlerini destekliyor.

Erdoğan, NATO'nun Türkiye'yi Suriye kuzeyindeki PKK/YPG saldırıları bağlamında yalnız bıraktığını desteklemediğini söyledi. Macron ise Türkiye'nin Barış Pınarı harekatına karşı çıkarak "Suriye operasyonunu oldu-bittiye getiren Türkiye, NATO'dan dayanışma bekleyemez" dedi.

Macron, adeta Türkiye'nin tehdit algılamalarının NATO'nunkilerle uyuşmadığını söylüyor ve Türkiye'nin Rusya ile de işbirliği yaparak NATO'yu zorda bıraktığını, karar alma mekanizmasını çökerttiğini ima ederek NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti diyordu.

Macron'un bu çıkışına Erdoğan sert karşılık verdi. Benzer bir sertlikteki cevap dün Trump'dan geldi.

Fransa'nın Suriye'de PKK/YPG işgalindeki bölgedeki askeri ve siyasi varlığıyla terör örgütünün yanında bulunuyor. YPG'yi terör örgütü olarak görmediği içindir ki Türkiye'nin operasyonuna karşı çıkıyor.

Türkiye de buna karşı NATO'nun Baltık ülkeleri savunma planına onay vermeme hamlesi yaptı. Bu durumun NATO içinde Türkiye'yi biraz daha yalnızlaştırdığını görüyoruz.

ABD savunma bakanı da "Herkes Türkiye'nin gündemine göre hareket etme konusunda istekli değil. Herkes tehditleri Türkiye'nin gördüğü şekilde görmüyor" diyerek Fransa ile aynı görüşte olduğunu söyledi.

NATO genel sekreteri "Polonya ve Baltık ülkelerindeki NATO kuvvetlerinin varlığı sayesinde Rusya'ya çok güçlü bir sinyal gönderiyoruz. Polonya ya da Baltık ülkelerine bir saldırı olursa, tüm ittifak karşılık verecek" diyerek aslında Türkiye onay vermese de NATO'nun planladığı şekilde hareket edeceği mesajı verdi.

Bu açıklama, Türkiye'nin bloke etme tutumundan vazgeçeceğine işaret ediyor. Çünkü Türkiye, bu tutumunu sürdürmesi halinde diğer tüm üyelerce Rusya tarafında yer almakla suçlanabilecektir.

Yine NATO genel sekreterinin açıklamasından YPG'nin terör örgütü olarak kabul edilmesi sorununun bu zirvede çözülmeyeceği anlaşılıyor. Aslında dünkü yazımızda da ifade ettiğimiz gibi NATO'nun bu yönde bir karar alması mümkün olmayacak.

NATO'nun YPG'yi anmadan Suriye kuzeyinde Türkiye'nin taleplerini karşılayacak bir öneriyle krizi geçiştirmesi beklenmeli. Bu da Suriye kuzeyine NATO istikrar gücünün (Arap ülkeleriyle desteklenmiş) konuşlandırılması olabilir. Aynen 2011'de Libya'da olduğu gibi.

O zaman Erdoğan, NATO'nun Libya'da ne işi var demiş, Sarkozy NATO destekli müdahaleyi desteklemişti. Şimdi Suriye bağlamında tersi bir durum söz konusu. Ama bu karşıtlık NATO'nun Suriye'ye girmesinin önünü kapatmıyor.

Diğer taraftan NATO'daki farklı tehdit algılamalarının yarattığı anlaşmazlıklar ve NATO'nun artan üye sayısı NATO'daki kararlar alımında oybirliği ve veto hakkını sorgulanır hale getirdi.

Erdoğan'ın NATO kendi güncellemeli söyleminden kastı tehdit algılamasıyla ilgili olabilir. Ama Türkiye'nin Rusya ile işbirliğinden ve PKK/YPG'yi öne çıkarmasından rahatsız olan diğer üyelerin bastırmasıyla NATO karar alma mekanizmasında veto hakkını kısıtlayacak dönüşüme gitmesi halinde Türkiye'nin NATO üyeliğinin değeri de, etkisi de düşecektir. Popülist çıkışların iyi hesaplanması gerekiyor.

Bugünkü zirveden sonra açıklanacak kararların satır aralarını çok iyi okumak gerekecek.

 

 

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 06-08-2020

Ve Durgun Akardı Nil

Dünyanın netameli coğrafyalarında sorunlar büyük, uzlaşmazlıklar keskin ve bunların hepsi birden koltuklarını sağlamlaştırmak isteyen siyasilerin elinde oyuncak.