Balkanlarda AB-D ile Bilek Güreşi

Yazan  25 Mayıs 2020

Pandeminin dünya ekonomisine, siyasetine, dengelerine, gidişatına ciddi etkileri olacak. Aslında zaten Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar gibi bölgelerde belirgin bir dönüşüm süreci vardı, taşlar hareket hâlindeydi.

Pandeminin küresel sisteme yapacağı etki, var olan dönüşümü rayından çıkarabilir, dengeleri değiştirebilir ya da bu bölgelerdeki etki sahiplerinin pandemi sonrası durumuna göre dönüşüm hızlanabilir. Balkanlar açısından Çin, Rusya ve Türkiye’nin bölgedeki etkisinin azaltılması ve bunun AB’nin de katılacağı ortak bir projeye dönüştürülmesi için en az 5 yıldır uygulamalarını gördüğümüz bir girişim var. (Balkanlara dönük asırlık etki altına alma/paylaşım yarışının dışında ayrı bir durum.) Ekim 2019’da AB’nin Batı Balkanlar genişlemesi konusunda özellikle Fransa ve Hollanda isteksizlik göstermişti ancak AB, Arnavutluk ve K. Makedonya ile üyelik müzakerelerini görüşmeye hazır olduğunu Kovid-19 paniği ortamında açıkladı. ABD’nin iki özel temsilci atayarak Balkanlara dönüş sinyali vermesi ise Eylül 2019’da oldu.

Çin, Rusya ve Türkiye’nin bölgedeki etkileri ve varlıkları birbirinden bağımsız. Bu üç ülkenin birden hedef alınmasında, Balkanların tamamen ve yoğun şekilde Avro-Atlantik entegrasyonuna çekilmesi ve Avrasyacı eğilimlerden uzak tutulması yaklaşımı temel nedenlerden biri. Rusya’nın en çok etkili olduğu ülke Sırbistan ve tüm kritik anlarda burada Avrupa ile uyumlu, istikrarı sürdürecek yönetimleri tercih ettiğini gösterdi ancak Makedonya, Karadağ ve Sırbistan’ın NATO üyeliklerine ise sıcak bakmıyor. Çin’in bölgeye yatırımları da Balkan ülkelerinin AB’nin parçası olacağı varsayımını içeriyor ve nitekim Çin için Balkanlar nihai hedef değil, Avrupa pazarına giden rotada önemli bir durak. Bu da Balkanlar özelinde AB ile ilişkisini rekabet çizgisinden işbirliğine dönüştürme fırsat tanıyor. Türkiye ise zaten Avro-Atlantik sisteminin bir parçası ve bölge ülkelerinin NATO ve AB üyeliğini destekliyor, bölgede istikrar, barış ve huzur ortamının sağlanması konusunda müttefikleriyle ortak çaba gösteriyor.

Sırbistan-Çin İşbirliği

Türkiye ve Rusya’nın bölgeyle bağı tarihi ve kültürel kodlara dayandığı için salgın sonrasında da bu iki devletin bölge dışı bırakılması mümkün görünmüyor. Rusya’nın etki alanı, K. Makedonya ve Karadağ bağlamında daraldı ama iktidar-muhalefet dönüşümlerine bağlı olarak durum değişebilir. Çin’in bölgedeki varlığı ise daha çok ticari ilişkilerle ilgili ve Avrupa’ya da uzanan küresel tedarik zincirinde Çin için Balkanlar önemli bir kavşak. 2012’den bu yana 16 Orta ve Doğu Avrupa ülkesi ile “16+1” zirvelerinde yatırımlar için yoğun temas halinde. Ulaşım altyapısı tesisleri, madencilik, enerji kaynağı, telekomünikasyon ve hizmet alanlarında bölgede büyük yatırımlar yapıyor. Özellikle Yunanistan, Sırbistan, Hırvatistan hattı ve aynı zamanda Yunanistan, Arnavutluk hattı, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol yani Yeni İpek Yolu projesinde önemli yer tutuyor. Sırbistan-Çin ilişkileri ise ticari boyutu aşan bir seyir izliyor olabilir. Nitekim 18 Eylül 2019 haberlerine göre[1] Belgrad sokaklarında 6 Çin polisinin Çinli turistlere ve Bir Kuşak bir Yol Projesi çerçevesinde ülkede çalışan işçilere yardımcı olmak amacıyla devriyeye başlaması, Çin’in 2016’da satın aldığı çelik fabrikasının bulunduğu Smederevo şehrinde de 28 Kasım’da ortak devriyelere başlanması, Sırbistan Savunma Bakanı’nın Çin’den 24 adet Chengdu Pterodactyl-1 tipi silahlı insansız hava aracı (SİHA) satın aldıklarını açıklaması yeni bir durum yaratıyor. Öte yandan AB hükümetleri Huawei teknolojisinin ulusal 5G ağlarından yasaklanmasını tartışırken[2] Sırbistan, Huawei'nin ulusal 5G ağını oluşturması ve hatta Çin'in "Güvenli Şehir" projesinin bir parçası olarak Belgrad'ın dört bir yanına 800 adet Huawei yapımı plaka ve yüz tanıma kamerası kurulması konusunda anlaşma yaptı. (Kameraların sayısı 2000’e çıkarılacak.) Bu proje, Pekin'e bir Avrupa ülkesinde 5G'yi test etmek için verimli bir zemin sunduğu gerekçesiyle eleştiriliyor Bu gelişmeler, AB ve ABD’den Sırbistan’ın hızla Çin etkisine girdiği yönünde eleştiri ve ikazlara neden oluyordu.

Sırbistan merkez bankasına göre, 2018’de Çin, 650 milyar dolarlık yatırımla ülkedeki tüm doğrudan yabancı yatırımların yüzde 20'sini oluşturdu. Financial Times’a göre Avrupa'da Sırbistan, Çin doğrudan yabancı yatırımlarının Rusya, İspanya ve Almanya'dan sonraki en büyük dördüncü alıcısı. China Road and Bridge Corporation, 2019 sonlarında Sırbistan'ın ilk sanayi parkına 272 milyon dolar yatırım yapacağını açıkladı ve benzeri yatırımlarla Çin’in payının artacağı anlaşılıyor. Sırbistan Hükümeti’nin Kostolac termik santralini genişletmek için Çin Exim Bank’tan 608 milyon dolar borç alması ve ana yüklenici olarak Dünya Bankası tarafından kara listeye alınan China Machinery Industry Construction Group’un kardeş şirketi olan alınan China Machinery Engineering Corporation'ı kiralaması da tartışma yaratmıştı. Proje yöneticisi Miljan Radunović ise Sırbistan’ı “Başka bir yerden para alabildim mi? Verilen her paranın bir bedeli var…”, “Avrupa Yatırım Bankası’nın oranları Çinliler kadar iyi değil… Zaman da paradır, iki yıl Avrupa Bankası’nı kim bekleyecek? Çinliler çok daha hızlı.” sözleriyle savunmuş, kiralanan Çin şirketi konusunda da “Herhangi bir uluslar arası yasayı ihlal ediyor muyum? Sırbistan’ı Dünya Bankası yönetmiyor, değil mi?” demişti.[3] Faiz oranları, talebe derhal karşılık verilmesi ya da bekletilmesi,  verilen para için koşulan yan yükümlülükler gibi faktörler dikkate alındığında Sırbistan haklı görünmüyor mu? Serbest ekonomi böyle bir şey değil miydi? Jeopolitik, oyunun kurallarını değiştiriyor olabilir. Ama not düşmekte fayda var: Çin’in AB ve ABD karşısındaki avantajı bölgedeki muhataplarıyla “eşit müzakere" yürütmesi, karşılıklı yarar ve ortak kazanca odaklandığına inanılmasıdır.

AB’den uyarılar geliyor ama Çin, AB ülkelerine Balkanlara yaptığından çok daha fazla yatırım yaparken Sırbistan’ın güvenlik ve çevre standartları nedeniyle eleştirilmesi önemli bir etki yaratmıyor. Üstelik Çin, Sırbistan’ın özel bir tercihi de değil. Sırbistan 2012’de, en az 10 milyon Euro yatırım ve 200 kişinin istihdamını sağlayan her yatırımcıya 10 yıllık gelir vergisi muafiyeti, çifte vergilendirmenin önlenmesi, yap-işlet-devret modelindeki yatırımlar için 5 seneye kadar vergi muafiyeti gibi vergi avantajları sağlayarak sıcak para çekme ve istihdamı arttırma hedefini güden kalkınma modelini oluşturmuştu. BAE, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan da yatırım için Sırbistan’a yönelen ülkelerden.[4] Bu süreçte en büyük pay Almanya’ya ait olmak üzere AB’nin Sırbistan’daki doğrudan yabancı yatırımlardaki payı da yüzde 73’ten (2005) yüzde 55’e (2014)düştü. Çin, Sırbistan’ın özel tercihi değil ama Kosova’yı tanımayan 60 ülkeden biri Çin. Öte yandan Kosova savaşını bitiren NATO müdahalesi esnasında 8 Mayıs 1999’da, yanlışlıkla 3 füzenin isabet etmesi nedeniyle Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçiliği binasının (4 ölüm 20 yaralı) yerle bir olması, bu hatanın Kosova savaşı sırasında Çin’in Belgrad’ı desteklemesi ve operasyon sırasında istihbarat sağladığı[5] iddialarıyla bağlantılandırılması da hatırlanmaya değer. Zaten Çin şu an Avrupa’daki en büyük kültür merkezini Belgrad’daki bombalanan eski büyükelçilik binasının bulunduğu araziye kuruyor.

Salgın Ortamında İlişkiler

Kovid-19 salgını öncesinde Çin’in Balkanlardaki yatırımları ve faaliyetleri AB tarafından endişe verici, ABD tarafından da tehdit olarak algılanıyordu. Özellikle bölge ülkelerine verdiği uzun vadeli kredilerin Çin’in bölgedeki etkisinin kısa süreli olmayacağı yorumlarına sebep oluyordu. Salgın sırasında ise Sırbistan Cumhurbaşkanı Alexander Vuciç’in  “Avrupa dayanışması bir peri masalından ibaret” nitelemesini yapması, tıbbi yardım taleplerine AB’den yanıt alamadıklarını açıklaması, “Sadece destek verebilecek ülke olan Çin’e özel mektup yazdım” sözleri ve Çin’den gelen yardım uçağını devlet töreniyle karşılaması, Çin bayrağını öpmesi ve minnettarlığını göstermek için ülkenin pek çok noktasına  Çin bayrağı ve yanında “Teşekkürler Çin, Teşekkürler kardeşlerimiz!” yazılı ilanlar astırması dikkat çekiciydi. Virüs Çin’den yayıldığı için “Stockholm Sendromu” yorumları yapanlar olsa da Vuciç, ne yaptığını biliyor görünüyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer,  “Son 20 yıllık dönemde ABD, Balkanlara milyarca dolarlık yardımda bulundu. Batı Balkan ülkelerine hem doğrudan doğruya, hem de uluslararası organizmalar çerçevesinde yardım ediyor.” açıklaması yaptı. AB, daha somut bir yaklaşım sergiledi ve Batı Balkanlar'daki hükümetlere 410 milyon avroluk ikili yardım tahsis eden bir mali protokol hazırladı. İlk etapta tıbbi ekipman ve koruyucu giysiler için 38 milyon avro ve ikinci aşama olarak da pandeminin sosyo-ekonomik sonuçlarını düzeltmek ve bölgenin ekonomik iyileşmesine yardımcı olmak için 374 milyon avro verilecek. En yüksek pay da 93,4 milyon avro olarak Sırbistan’a ayrıldı. Yine de bu yardım paketi, Sırbistan’da az ve gecikmiş olarak nitelendirildi.

Çin, Balkanları Kaybeder mi?

Çin’in salgın konusunda şeffaf davranmaması nedeniyle virüsün yayılmasını önleme sorumluluğunu yerine getirmediği yönündeki suçlamalara Wuhan’daki bir laboratuvarda yapılan sıra dışı faaliyetlerin salgına neden olduğu iddiaları da eklendi. İddianın ispatlanabilmesi, uluslararası yargı önüne taşınacağı konuşulan ihmal veya örtbas nedeniyle afete sebep olmak suçlamasının mahiyetini de değiştirir. Böyle bir dava tazminat kararı doğurabilir. Şu an salgın koşulları hâlihazırda küresel tedarik zincirini olabilecek en düşük seviyeye indirmiş durumda ama normalleşmeye dönüşle birlikte en hafif “tepki” olarak Çin’in Batı pazarlarına erişimini sınırlayan yaptırımları zorlamaya niyetli kesimler var. Nitekim ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Avustralya’dan gelen tepkiler, hatta suçlamalar, üst düzey yetkililerce dile getiriliyor. “Orada bilmediğimiz bir şeyler oldu” fikri kalıcı olacak gibi.

Çin karşıtı açıklama ve yaklaşımların tamamı haksız olabilir, Çin’in siyasi bir komplo kurulduğu yönündeki açıklaması doğru olabilir ama Çin’in dünya siyasetine ağırlığını koymak istediği yönündeki iddialar yeni değil.  Çin’in dünya pazarlarındaki etkisi risk olarak değerlendiriliyordu ve Bir Kuşak Bir Yol projesinin de bu riski pekiştireceğine dikkat çekiliyordu. Sırbistan bu projenin Avrupa’ya uzanan rotasında bir merkez halini aldı. İddialar ve suçlamalar ileri götürülmese bile Çin’e ticari yaptırımlar uygulanması durumunda Çin’in Balkan rotası da tehdit edilmiş olacaktır. Sırbistan, daha önce Rusya’ya Kırım nedeniyle yaptırım uygulandığında, bir şekilde ama nazikçe bunun dışında kalmayı başarmıştı. Bugün o güne göre daha net bir söylemin Vuciç tarafından dillendirildiği görülüyor.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vuciç ve Sırbistan hükümetinin giderek daha az liberal olduğu Batı basınında artık sıkça görülüyor ama ülkenin ve bölgenin Boşnakları ya da Arnavutları aynı şeyi yıllardır söylüyor ama muhatap bulamıyordu. Vuciç’in Balkan Kasabı olarak anılan savaş suçlusu Slobadan Miloşeviç döneminde de Bakanlık yaptığı, zihniyetinin aslında hiç değişmediği, Batı’nın kendisini liberal olarak sunduğu bölgedeki eleştirilerden biridir. Belki Vuciç kaybeder ama uzun vadede Sırbistan, hem yatırımcılarını çeşitlendirerek ekonomik verilerini düzeltmesi hem de alternatiflerini sergilemesi nedeniyle masada kazanır. Bunun bölge ülkelerine, bu ülkelerin AB ve ABD ile ilişkilerine farklı yansımaları olacaktır.

 

 

 

[1] China, Serbia launch joint police patrols in Belgrade,http://www.xinhuanet.com/english/2019-09/18/c_138402282.htm

[2] Çin yasalarının tüm Çinli firmalarını yerli istihbarat teşkilatlarıyla işbirliği yapmaya zorlaması gerekçesiyle Huawei’nin güvenilir olmadığı, Çin’in teknoloji ihracatı ile ülkelerin güvenlik sistemine girdiği düşünülüyor.

[3] Serbia’s embrace of Chinese FDI raises questions of transparency, Financial Times, 7 February 2020

[4] Gözde Kılıç Yaşın, Sırbistan’ın Arap Yatırımcıları, EkoAvrasya dergisi, S. 24, Nisan 2013

[5] McCoubrey, H. (Autumn/Winter 2000). International Humanitarian Law and the Kosovo Crisis. International Journal of Human Rights, 4 (3/4), 184-206.

Gözde Kılıç Yaşın

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Aziz Ergen   - 11-07-2020

Avrupa Birliği Ortaklık mı, Tehdit mi ?

Mustafa Kemal Atatürk, özdeğerlerden ödün vermeden kalkınıp güçlenmek ve ileri bir uygarlık düzeyine ulaşmak ile “ Avrupa’yı taklit etmek “ , “Avrupalılaşmak “ ya da “ Avrupalı olmak “ gibi teslimiyetçi davranışlar arasına, net ve ayırıcı bir çizgi çizmiştir. ...