Tibet’in Jeopolitik-Jeostratejik Önemi: Çevre bölgeler açısından Tibet ne anlam ifade ediyor?

Yazan  04 Haziran 2022

Tibet’in Kısaca Tarihçesi

Dünyanın birçok yerinde “Dünyanın Çatısı”, burada yaşayanlar için ise “Karlar Diyarı” olarak nitelendirilen bu topraklar günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlıdır. Burada insan varlığına dair izler MÖ. 20 bin, tarım ve göçebe hayvancılığın izleri ise MÖ. 2 bin yıllarına kadar gitmektedir.[1] Tarih sahnesinde en etkin oldukları dönemlerden birisi ise 6. yüzyıldan itibaren Çinlilerin Songzan Ganbu(松贊干布), Tibetlilerin ise Songtsen Gampo(སྲོང་བཙན་སྒམ་པོ) olarak adlandırdıkları hükümdar dönemi olup 9. yüzyıl ortalarına kadar İç Asya tarihi bağlamında bir imparatorluk geçmişleri bulunmaktadır. 7.-10. yüzyılda Çin’de hüküm süren Tang Hanedanı’na ait Jiu Tangshu(舊唐書) ve Xin Tangshu(新唐書) kayıtlarında bu imparatorluğun adı Tubo/Tufan (吐蕃) olarak geçer. Tibetlilerin Budizm ile tanışmaları da 7. yüzyılda bu hükümdar döneminde olmuştur. İmparatorluğun yıkılışından sonra soyluların ve bunların himayesinde Sakya, Gelug, Nyingma ve Kagyu gibi birçok Budist ekolün yer aldığı bölgesel derebeylikler hüküm sürmüştür. 14. yüzyılın sonlarından günümüze kadar süren Dalai Lama silsilesi de bu dağınık dönemde başlar.

  1. yüzyılda kurulan Qing Hanedanı tıpkı Han ve Tang hanedanları gibi bir yayılmacı politika izlemişti. Böylece İç Moğolistan ve Doğu Türkistan ile birlikte Tibet’e duyulan ilgi de artmıştı. 1717 yılında Tibet’in merkezi Lhasa’yı ellerinde bulunduran Moğol kökenli Cungarlara karşı Tibetliler İmparator Kangxi’den(康熙) yardım istemiş, 1720 yılında Qing Hanedanı sayesinde Cungar hâkimiyeti ortadan kalkmıştı.[2] Tibetliler bunun bedelini Tibet’in 1724 yılından itibaren İmparator Yongzheng(雍正) tarafından hâkimiyet altına alınmasıyla ödedi. [3] Qing Hanedanı’nın bu genişlemesi imparator Qianlong(乾隆) döneminde zirve noktasına ulaşmıştı.
  2. yüzyılın başlarına gelindiğinde Qing Hanedanı özellikle kendilerinden olmayan Mançulara karşı öfkeyle dolu Han ulusunun isyanlarıyla yıkılmış, 1912-13 yılları arasında Mançu kontrolü Tibet’ten silinmişti. Bu sırada Moğolistan ve Hindistan’da sürgün hayatı geçirmiş 13. Dalai Lama da durumu değerlendirerek Tibet’e gelmiş, onun önderliğinde Tibet aynı yıllarda bağımsızlığını ilan etmiştir. [4] Tibet’in bu geçici bağımsızlığı Mao Zedong önderliğinde 1949 yılında kurulan Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte ortadan kalkmış, nihai olarak 1950 yılında Çin’e bağlanarak özerk devlet statüsü almıştır.

Tibetliler kendi dillerinde ülkeleri için “Bod(བོད)” derler. 7. yüzyıldaki Tibet İmparatorluğu’nun kurucu unsuru Yarlung Hanedanı döneminden beri bu isim “Tibet” ülkesi için kullanılagelmiştir.[5] “Tibet” adının bilinen en eski örneğinin Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarında geçen “Töpöt” olduğu bilinmektedir. Çinliler ise bu bölgeyi kendi dillerinde “Batı Hazinesi” olarak tercüme edilebilen “Xizang(西藏)” olarak adlandırmışlardır. Çinlilerin gözünde buranın hazine kadar değerli olmasının bazı sebepleri vardır. Bunları coğrafi açıdan izah etmek gerekir.

Coğrafya ve İklim Bağlamında Tibet ve Çevresinin Değerlendirilmesi

Topografik olarak Tibet’i üç kısma ayırabiliriz. Tibet’in yedide üçünü kapsayan kuzeybatı bölümü insanlar tarafından mesken tutulmayan, ıssız ve çorak bölgeleri barındırır. Toprak yapısı sodalıdır ve bölge sayısız acı göle sahiptir. Bu ıssız ve çorak bölge ancak yak, eşek, ceylan ve kurt gibi yaban hayvanlarına ev sahipliği yapar. Tibet’in yedide ikisini kapsayan merkezi bölüm yüksek ve soğuk yapısına rağmen konargöçerler ve sürüleri için yaşanabilir şartlara sahiptir. Dalgalı platolarıyla ve büyük bir göl alanıyla nispeten daha düzgün bir yapıya sahip olmakla birlikte seyrek otlak alanlarının da bulunması konargöçerlerin yak, koyun ve keçi sürüleri için önemli bir yaşam alanı sunmaktadır. Geriye kalan yedide ikilik kısım Tibet’in güneyinde Brahmaputra nehrinin Tibet’teki uzantısı olan Tsangpo Nehri ile Salween, Mekong ve Yangzi nehirlerinin vadilerini barındırır. Tibet nüfusunun büyük çoğunluğu da uygun tarım alanlarına sahip güney bölümde yaşamaktadır.[6] Tibet’te genel bitki örtüsünü ise tundra ve dağ bitkileri oluşturmaktadır.

Tibet’te iklimi belirleyen en önemli etken hava kütlelerinden ziyade yükseltidir. Dağlık bölgelerde kış mevsimi uzun ve çetin geçer fakat bu ağır kış şartları gün ışığının yoğun olduğu vadilerde ve ovalarda insanlar için tahammül edilebilir düzeydedir. Yağışın oldukça az olmasına rağmen dağlardaki karın ve buzun erimesiyle oluşan kaynaklardan su ihtiyacı karşılanmaktadır. Bunun yanı sıra Güney Çin Denizi’nden gelen nemli muson hava kütleleri nehir vadilerinden Tibet’in güney kısımlarına kadar ulaşarak burada tarım için elverişli şartlar oluşturmaktadır. Böylece belirli bazı tarım ürünlerinde senede bir veya bazı bölgelerde iki kez hasat yapılması mümkün olabilmektedir.[7] Mevsimsel hava değişimlerinin yanı sıra günlük sıcaklık değişimi de oldukça ağır basmaktadır. Öğle vakti kavurucu bir sıcaklığın yerini aynı gün içerisinde kar ve dolu fırtınası alabilmektedir. Bunun haricinde “permafrost” denilen ve tarım için elverişli olmayan donmuş toprak oranı Tibet’in %53’ünü oluşturur. 2089 yılında donmuş toprakların %58’inin azalacağı öngörülmektedir.[8] Permafrost toprakların bir özelliği ise doğada küresel ısınmayı tetikleyen karbonun doğaya salınımına engel olmasıdır. Permafrost toprakların azalmasının burada 60-190 milyar ton karbonun atmosfere salınması ve küresel ısınmayı tetikleyeceği düşünülmektedir.[9]

Tibet güneyde ve batıda 6-8 bin metrelik Himalaya ve Karakurum dağları, kuzeyde 5-7 bin metrelik Kunlun dağları çevrilidir. Tibet platosu ise deniz seviyesinden yaklaşık 4-5 bin metre yüksekliğiyle dünyanın en yüksek platosudur. Oldukça yüksek dağlarla kuşatılmış vaziyette bulunan Tibet bir bakıma doğal bir şekilde çevreden tecrit edilmiş gibidir fakat bu durum onun önemsiz bir toprak parçası olmasına sebep olmamıştır. Zira bazı güzergâhlar Tibet’in diğer bölgelerde etkileşim kurmasına olanak tanımaktadır. Doğuda Gansu(甘肃), Sichuan(四川) ve Yunnan(云南) eyaletlerinden Çin’e üç ana hat ile bağlanan Tibet güneybatıda ise Hindistan’a, Keşmir Bölgesi’ne ve Nepal’e uzanır. Kuzeyde ise Pamir Dağları arasından Kırgızistan’a ve Tacikistan’a ulaşır.[10] Bu açıdan Tibet, Doğu Türkistan ile birlikte Çin’in batıya açılan kapıları olma özelliği taşır.

Tibet’in yeraltı ve yerüstü zenginlikleri de Çin Halk Cumhuriyeti için önem arz etmektedir. Altın, gümüş, bakır, demir açısından oldukça zengin olmakla birlikte ayrıca uranyum, boraks ve potasyum maden yataklarını da içeren Tibet’in dünyanın en büyük Lityum rezervlerinden birine sahip olduğu bilinmektedir.[11]

Barındırdığı 56 milyon hektarlık elverişli otlakla Tibet bünyesinde yak, koyun ve keçi sürülerinin yetiştirilmesine de olanak tanımaktadır. Sadece 2010 yılında 23 milyon 490 bin sürü hayvanının yetiştirildiği tespit edilmiştir. Bu rakam Tibet’teki otlakların kaldırabileceği orandan %89 fazla[12] olmakla Çin’in birlikte gelecekte Tibet’te hayvancılık sıkıntısı çekmesi muhtemeldir. Bununla birlikte yaklaşık 14 milyon 600 bin hektarlık bir ormanlık alan ve yıllık 900 bin ton tarımsal gıda üretimiyle içeren Tibet bu bakımdan Çin gıda ve ormancılık sektörü açısından değerli bir kaynak olma özelliği taşır.[13]

Tibet’in bulunduğu bölgenin ve çevredeki bölgelerin kaderini belirleyecek en önemli özelliği muhakkak bölgedeki birçok ülkeye giden ırmakların kaynağı olmasıdır. Bugün Çin topraklarını besleyen en önemli iki nehir olan Sarı Irmak(黄河) Qinghai(青海) eyaletindeki Kunlun Dağları’ndan[14] çıkıp Gansu ve İç Moğolistan’dan(内蒙古) ters bir “U” çizerek Çin’in merkez bölgelerini sulamaktadır. Yangzi Nehri(长江) ise Tibet’in kuzeydoğusundaki Qinghai eyaletinin güneyinde bulunan Tanggula Dağları’ndan[15] çıkıp Salween ve Mekong nehirleriyle birlikte Tibet’in Kham bölgesinden ilerleyerek Sichuan eyaletinden geçmektedir. Bu iki büyük nehir Çin’i bir uçtan bir uca geçerek doğuda Sarı Deniz ve Doğu Çin Denizi’ne dökülür. Hindistan ve Pakistan’dan geçen Ganj, Sutlej nehirleri ile Bangladeş’ten geçen Brahmaputra nehri de Tibet’in Ngari bölgesindeki Kailash Dağı’ndan çıkmaktadır.[16] Dolayısıyla Hindistan, Pakistan, Nepal ve Bangladeş gibi Güney Asya ülkelerinin su kaynakları şimdilik Çin’in elleri altındadır. Bunun haricinde Tibet bu ırmaklar sayesinde içme suyu ve hidroelektrik açısından devasa bir potansiyel taşımaktadır. Tibet’ten gelen ırmaklar sayesinde Çin’de günlük 1 milyar kişinin su ihtiyacı, barajlar sayesinde de 300 milyon kişinin elektrik ihtiyacı karşılanmaktadır.[17]

Yukarıda da belirtildiği gibi karasal iklimin ağır basması sebebiyle bu ırmakların kaynağı yağmurlardan ziyade dağlarda biriken kar ve buzların mevsimsel erimeleriyle oluşmaktadır. Dolayısıyla buradaki ekosistemin bozulması Çin, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerde milyarlarca insanın içilebilir su, gıda ve enerji kaynakları açısından doğrudan etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır. 2010 yılında yapılan araştırmalar daha ileri zamanlarda iklim ve insan faktörü koşullarının böyle devam etmesi halinde buradaki buzulların %60 oranında azalacağını ortaya koymaktadır. Permafrost toprakların azalmasıyla doğaya salınacak olan karbon da bu ısınmayı tetikleyecektir. Bölgedeki bitki örtüsünün hızla azalmasıyla birlikte eriyecek buzulların önündeki engeller de kalkacağı için geçmişten beri ciddi sel felaketleri yaşamış Çin için bu durumun yeni sel felaketlerine kapı aralaması muhtemeldir. Bununla birlikte bitkiler sayesinde absorbe edilen güneş ışınımının azalmasının da bölgede yazın güneyden gelen nemli muson hava kütlelerinin azalmasına yol açacağı, bunun da Hindistan’ın kuzeyinde bir kuraklığa sebep olacağı[18] ihtimalini gözler önüne sermektedir.

 

Kaynakça

  • Beckwith, Christopher. Tibet İmparatorluğu Tarihi. İstanbul: Selenge Yayınları, 2020.
  • Gautam, Pradeep Kumar. “Climate Change and Environmental Degradation in Tibet: Implications for Environmental Security in South Asia” Strategic Analysis. 34(5). ss. 744-755.
  • Goldstein, Melvyn C. A History of Modern Tibet. Volume I: 1913-1951. London: University of California Press. 1989.
  • https://freetibet.org/freedom-for-tibet/land-and-environment/natural-resources/ (S.G.T: 2.6.2022. 20:40)
  • https://www.britannica.com/place/Yangtze-River (S.G.T: 3.6.2022. 11:44)
  • https://www.chathamhouse.org/2010/10/tibets-natural-resources-tension-over-treasure-0 (S.G.T. 2.6.2022. 20:35)
  • Jiangkun, Tang., Tingting, Yin. Çin Ansiklopedisi. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2017.
  • Pletcher, Kenneth. The Geography of China. New York: Britannica Educational Publishing, 2011.
  • Ryavec, Karl E. A Historical Atlas of Tibet. London: The University of Chicago Press, 2015.
  • Schaik, Sam Van. Tibet, A History. London: Yale University Press, 2011.
  • Snellgrove, David & Richardson, Hugh. A Cultural History of Tibet. Bangkok: Orchid Press, 2003.
  • Stein, Rolf. A. Tibetan Civilization. California: Stanford University Press, 1972.
  • Williad J. Peterson. Cambridge History of China. Vol. 9: The Ch’ing Dynasty to 1800 Part Two. Cambridge: Cambridge University Press, 2016.
  • Yu, Chengqun., Zhang, Yangjian., Claus, Holzapfel., v.d. “Ecological and Environmental Issues Faced by a Developing Tibet”. Environmental Science and Technology. 46(4). 2012. ss. 1979-80.

 

 

 

[1] Karl E. Ryavec. Historical Atlas of Tibet. s. 36-37.

[2] Sam van Schaik, Tibet, A History. s. 138-140,

[3] Williad J. Peterson. Cambridge History of China. Vol. 9: The Ch’ing Dynasty to 1800 Part Two. s. 131.

[4] Melvyn Goldstein. A History of Modern Tibet. s. 44-45.

[5] Christopher Beckwith. Tibet İmparatorluğu Tarihi. s.32.

[6] David Snellgrove & Hugh Richardson. The Cultural History of Tibet. s. 19-21

[7] Rolf A. Stein. Tibetan Civilization. 1972. s. 21-22.

[8] Chengqun Yu, Yangjian Zhang, Holzapfel Claus v.d. “Ecological and Environmental Issues Faced by a Developing Tibet” s. 1979.

[9] P.K. Gautam. “Climate Change and Environmental Degradation in Tibet: Implications for Environmental Security in South Asia” s. 749.

[10] Ryavec. Historical Atlas of Tibet. s. 21.

[11] Snellgrove & Richardson. The Cultural History of Tibet. s. 21; https://www.chathamhouse.org/2010/10/tibets-natural-resources-tension-over-treasure-0 (S.G.T. 2.6.2022. 20:35)

[12] Yu, Zhang, Claus v.d. “Ecological and Environmental Issues Faced by a Developing Tibet” s. 1980.

[13] Tang Jiankuan, Yin Tingling. Çin Ansiklopedisi. s. 160.

[14] Kenneth Pletcher. The Geography of China. s. 35.

[15] https://www.britannica.com/place/Yangtze-River (S.G.T: 3.6.2022. 11:44)

[16] Harita için bkz. Ryavec. Historical Atlas of Tibet. s. 6-7. Harita 3.

[17] https://freetibet.org/freedom-for-tibet/land-and-environment/natural-resources/ (S.G.T: 2.6.2022. 20:40)

[18] P.K. Gautam. “Climate Change and Environmental Degradation in Tibet: Implications for Environmental Security in South Asia” s. 744-746.

Enes Adıgüzel

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışman

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 15-08-2022

“Eset” den Esat’a Savrulmanın Siyasi ve İktisadi Karşılığı

1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı veya daha iyi bilinen adıyla Seyhan Karakol Anlaşmasına kadar Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler başlıca üç nedenle sürekli olarak yüksek gerilim hatları üzerindeydi.