Bu sayfayı yazdır

Yeni Açılımın Ana Hedefi Suriye Kuzeyi

Yazan  24 Mayıs 2019

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi.

Bizi yazılarımızdan ve TV programlarından takip edenler çok iyi bileceklerdir ki 3 yıldır yeni açılım-müzakere-pazarlık sürecine çıkacak yolların taşlarının döşendiğini söyledik yazdık.

Avukatlarıyla görüşmesinin 06 Mayıs’ta duyurulmasıyla birlikte yolun sonuna gelindiği de deşifre ediliyordu. Önceki gün Adalet Bakanının  avukat yasağının kaldırıldığını açıklamasıyla birlikte bu resmen teyit edildi.

Konu aslında avukat görüşmesi falan değil.  Hem Bahçeli hem de AKP milletvekili aslında teröristbaşının devletle ve Kandil ile birşekilde görüştüğünü ima ettiler. Yani burada bir algı operasyonu da var.

Bu yeni açılım-müzakere sürecinin üstünü avukat-müvekkil ilişkisiyle örtmekten başka bir şey değil. Peki ne?

Avukatların yaptığı açıklama metnine bakarsanız bu salt teröristbaşı açıklamasından da öte bir şey. Altında İmralı’daki diğer PKK’lıların imzasının olduğu dört imzalı örgütsel bir beyanname.

Bu haliyle metin, teröristbaşı halen PKK’nın lideri kabul edildiğine göre, bir terör örgütü açıklamasıdır, teröristbaşının yalnız olmadığını, örgütün diğer elemanlarının da onunla aynı şeyi düşündüğünü, örgütün de terörist başını dinlediğini vurgulamak için yayımlanan bir metindir.

Teröristbaşının avukatlarıyla görüşmesi sonrasındaki bu tür açıklamalar, topluma ve PKK terör örgütüne mesaj ve mektup göndermesinin ve terör örgütünü yönetmesinin önünü tekrar açar, terörist başını tekrar siyasi aktör haline getirir. Bu sürece izin verenler bilsin ki bunun vebali çok ağır  olur.

Bedeli daha da ağır olacak. Önceki sürecin yarattığı terör sarmalı yüzlerce şehit ve gazi verilmesine neden oldu. Bu sefer şehit ve gazilerin yanında bizleri Türkiye’nin toprak bütünlüğüne tehdit edecek askeri-politik ortama sürükleyecek.

Yeni açılım sürecinin döşenen taşlarını deşifre ettiğimiz yazılarımızda yeni sürecin genişletilmiş bir müzakere süreci olacağını, bunun Türkiye ile sınırlı kalmayacağını Suriye’yi de kapsayacağını defalarca yazdık.

Yazdık çünkü; ABD/PKK ortaklığı dört ülkeden toprak koparılarak büyük Kürdistan kurulmasına yönelik hedefin üstünü örtmek için “bir Kürdistan iki Kürdistan’dan iyidir”, “bakın Barzani’yi de önce kabullenmediniz ama şimdi stratejik ortağınız oldu, Suriye kuzeyindeki Kürtlerle de ilişkileriniz iyi olabilir”“PKK ile YPG/PYD farklı, evet PKK terörist ama YPG IŞİD’e karşı savaşmış kahramanlar (!)”  söylemlerini dikte ettiler ve yavaş yavaş iknayı denediler.

Gelinen gün itibariyle Suriye kuzeyindeki YPG ağırlıklı SDG yapısının kabullendiğini  söyleyebiliriz.

Evet yetkililer yok öyle bir şey diyeceklerdir. Ancak teröristbaşının devletin kontrolünden geçen ve avukatlarıyla görüşmeden önce hazırlandığı anlaşılan metnin  ağırlık paragrafı tam da SDG ile ilgilidir.  Devlet yönetimi devletin aleyhine olacak bir açıklamanın o metinde olmasına izin verir miydi? Demek ki öyle bir kaygısı yok, SDG kapsamında bir Suriye çözümünü dışlamıyor.

Teröristbaşı Suriye’deki sorunun SDG kapsamında çözülmesini söylüyor. Otomatikman kendini SDG’nin lideri yapıyor. Zaten PYD/YPG’nin kurulması talimatını da o vermedi mi? Hem de şimdiki gibi İmralı’dan.

Türkiye’nin hassasiyetlerine saygı gösterin talimatı da veriyor. Yani sınır hattında saldırı falan olmasın, PKK/YPG’yi unutturun SDG maskesi üzerinden gidin diyor. Bunu da kamuoyuna ve terör örgütüne açıkça duyuruyor.

O zaman tekrar uyaralım. Aynen birincisinde olduğu gibi ikinci açılım-müzakere sürecinin de ana hedefi Suriye kuzeyidir. Her ikisinde de başka olaylarla ana hedefin üstü örtüldü. Birinci de teröristbaşı 2012’deki yaygın açlık grevlerini sona erdirmek üzere sorun çözücü aktör olarak pazarlandı ve Türkiye içindeki terör saldırılarının durdurulması konusu öne çıkarıldı.

Şimdi de teröristbaşı sorun çözücü olarak devreye sokulurken yine açlık grevleri konusu var. Ama bu sefer daha da basit bir konuyla, avukat-müvekkil ilişkisi üzerinden götürülüyor ve Suriye kuzeyinde ortaya çıkan SDG yapısının (aslında PKKistan ya da terör örgütünün deyimiyle batı Kürdistan)  üstü karartılıyor.

İktidar açmaza düşen dış politikası ve krize giren ekonomi politikası nedeniyle elindeki kozları birbir kaybedip Suriye kuzeyindeki durumu kabullenmek durumunda kalıyor. 

Açılım-müzakere süreci aynı zamanda bir pazarlık süreci. Bütün bunlardan iktidarın nasıl bir beklentisi olabilir? Onun cevabı da İstanbul seçimlerinde aramak lazım.

HDP’den gelen amalı yanili belkili, Kandil’den gelen çelişkili açıklamaların HDP seçmeninin tavrını değiştirmeyi (bir kısmının AKP adayına vermesi, bir kısmının sandığa gitmemesi) hedeflediği görülüyor.

AKP belki İstanbul’u alabilir. Ama bu süreç mekanizmasıyla teröristbaşının yeni PKK’sı SDG Suriye kuzeyinde birinci açılım süreci sonunda işgal ettiği Suriye kuzeyindeki özerk yapısını yeni açılımla birlikte anayasal garantiye alır.  Böylece ikinci Kürdistan parçası kurulurve sıra Türkiye’ye gelir.

Bu sefer kandırılmışız diyecek vaktimiz de olmayacak.