Teröristbaşının Mektubundaki Sırlar

Yazan  20 Mayıs 2019

PKK terör örgütünün özünde barındırdığı fırsatçı ruh, ortamın bulanıklaştığını hissettiği her an harekete geçmeye hazır bir durumda bekler.

Kuruluşundan bugüne geçirdiği her evrede PKK, önüne çıkan ve fırsat olarak gördüğü her olayı kendi lehine çevirmek için hamleler yapmış, bulanık gördüğü her ortamdan faydalanmak istemiştir. Terör örgütü şu anda ülke içi meselelerden uluslararası ilişkilere, enerji kaynakları üzerindeki egemenlik oyunlarında çevre ülkelerde yaşanan çatışmalara kadar her konuyu istismar etmek üzere hazır beklemektedir.

Terör örgütleri eylemsiz kaldıklarında kendi sonlarını hazırlarlar. Bu eylem silahlı, bombalı bir eylem olabileceği gibi, toplumsal olay, sivil itaatsizlik türü bir eylem, ya da her birinin eş zamanlı kullanıldığı kompleks bir eylem türü olabilir. PKK terör örgütü, 2015-2016 yılında şehir merkezlerine yönelik terör eylemleri ve neticesinde düzenlenen meskûn mahal operasyonları neticesinde büyük oranda halk desteğini kaybetmiş, toplumsal olay kapsamında eylemler düzenleyememiştir. Kırsal alanda ise güvenlik güçlerinin sınır ötesinden yurt içine doğru kademeli olarak aldıkları güvenlik tedbirleri, İHA ve SİHA’ların daha fazla oyuna girmesi, istihbarat gayretlerinin artması gibi nedenlerle PKK eylemleri sınırlanmıştır.

PKK terör örgütü eylemsizlikten kurtulmak, kaybettiği halk desteğini yeniden kazanmak, ülke içerisinde yeni eleman teminine hız vermek maksadıyla 2013 öncesi dönemdeki gibi bir eylem hamlesi yapmıştır. PKK; teröristbaşı ile avukatlarının görüşmesine izin verilmemesini, teröristbaşının İmralı’daki durumunun daha da iyileştirilmesini bahane ederek sıklıkla gerçekleştirdiği açlık grevi eylemlerine son altı ayda yeniden hız vermiştir. Örgüt bir yandan Türkiye’deki cezaevlerinde tutuklu teröristlerin başlattığı açlık grevlerini bir kampanyaya dönüştürerek bu eylemi cezaevlerinin geneline yayarken, diğer yandan bu eylemlerin etkisini artırmak için başta Avrupa ülkeleri olmak üzere geniş bir coğrafyada açlık grevi/ölüm orucu eylemi başlatmıştır.

Almanya’dan Fransa’ya, İngiltere’den Kanada’ya kadar uzanan uluslararası bir alanda eylemcilerin sayısını artıran PKK bu eylem türü ile; hem uluslararası kamuoyunun dikkatlerini Türkiye’ye çekmeyi ve Türkiye’yi köşeye sıkıştırmayı hem de kaybetmekte olduğu halk desteğini yeniden diriltmeyi, terör örgütü mensuplarını bir arada tutmayı, sözde kahramanlar yaratarak yeni hikâyeler üretmeyi hedefledi.

Açlık grevlerinin batılı ülkelerde kamuoyu yaratmasının ardından ise PKK terör örgütü, bu eylemleri bir yandan küçük çapta ve sayıda da olsa şehirlerde toplumsal eyleme dönüştürürken diğer yandan da arazide gerçekleştirdiği terör eylemleriyle de desteklemeye başlayarak terör kampanyasını genişletti. Terör örgütü elemanlarının eylem motivasyonunu da ölüm oruçlarına entegre eden PKK, bu sayede yurtiçinde ve dışındaki elemanlarını cesaretlendirerek eylem sayılarını – eylem şiddetini de artırdı.

Açlık grevi eylemlerinin başlatılmasından altı ay kadar sonra, kimilerine göre sekiz yıl bana göre ise daha kısa bir süre sonra İmralı’da yatan teröristbaşından bu eylemlerle ilgili bir mesaj geldi. Türkiye’nin iç kamuoyu gündemi halen farklı olduğu için teröristbaşının avukat görüşmesi ve görüşmenin ardından yayımlanan mesajlar gündemde pek de yer bul(a)madı.

Türkiye’nin tecrübe ettiği sözde çözüm sürecinden elde edilen deneyim, teröristbaşının bütün avukat görüşmelerinin esasını bu görüşmeden sonra verilen mesajların teşkil ettiğini gösteriyor. Bu nedenle avukatlarla görüşmenin gerçeklemesi/gerçekleşmemesi meselesinden öte, görüşme sonrasında teröristbaşı tarafından verilen mesajın içeriğini irdelemek gerekiyor.

Teröristbaşının mektubunun altında yatan sırlar

Teröristbaşının avukatlarına ilettiği son mektubu birtakım sırları içeriğinde barındırıyor. Teröristbaşının mektup aracılığıyla verdiği mesajlarla ilgili olarak gözlerden kaçmaması gereken üç önemli husus var. Birinci husus mesajın altında yer alan isimler. Teröristbaşının kült bir lider olduğu, örgüt elemanlarının kendisine neredeyse tapacak kadar bağlı olduğu herkesin malumu. Teröristbaşının bu mesajının altına sadece kendi adını değil İmralı’da kendisiyle birlikte kalan diğer üç terör örgütü mensubunun da adını yazması oldukça dikkate değer. Teröristbaşının daha önce yayımlanan mesajlarında sürekli kendisini ön plana çıkaran tutumu da dikkate alınırsa, diğer üç örgüt mensubunun imzasının bulunmasının, terör örgütünün tabanının tamamına hitap etmek üzere, mesajın terör örgütünün ortak aklı tarafından hazırlandığı izlenimini vermek maksadını taşıdığı anlaşılıyor.

İkinci önemli husus ise teröristbaşının yeniden sahnede görünmek istemesi. Teröristbaşı PKK’nın tamamen ABD güdümüne girdiğini düşündüğünü, kendisinin halen bukanlı terör örgütünün başı olduğunu vurgulamaya çalıştığını, kendisi dile getirmeden örgütün hiçbir konuda adım atmayacağı mesajını vermek istediğini de bu mesajda görebiliyoruz.

Dikkat çeken üçüncü husus ise teröristbaşının mesajının, bölgede terör üreten diğer bir terör örgütü IŞİD’in lideri Bağdadi’nin mesajı ile aynı zaman dilimine denk gelmesi. Bu bir tesadüf müdür bilemem ancak Bağdadi’nin de 5 yıl sonra ortaya çıkarak mesajlar vermesinin kayda değer olduğu açık. Teröristbaşının her zamanki gibi bir yandan terör eylemlerine devam ederken diğer yandan sözde “demokratik çözüm” mesajları vermesini, eş zamanlı olarak diğer terör örgütü IŞİD liderinin elinde sözde “Türkiye Vilayeti” yazılı dosyayı kameralara sallamasını, ortak düşmanın aslında IŞİD olduğu, PKK’nın ise sözde demokrasi havarisi bir örgüt olduğu algısını yaratmaya yönelik olarak değerlendirmemek elde değil. Unutmamamız gereken ise her ikisinin de dünyanın en kanlı terör örgütleri olduğu ve ikisiyle birden mücadeleye devam edilmesi gerektiği.

Teröristbaşının dördüncü mesajı açlık grevleriyle ilgili. Teröristbaşı mesajında kendisi için başlatılan açlık grevlerinden aslında memnun olduğunu söylemeye çalışırken, eylemler sonunda ölüm olmazsa iyi olur demek istiyor.

Ana çatısını PKK terör örgütünün oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri yani SDG’ye yönelik beşinci mesajının arka planında, terör örgütünün Türkiye’ye Fırat’ın doğusundan eylem yapmaması çağrısı var. PKK terör örgütü Suriye kuzeyinden Türkiye’ye eylem düzenlerse bunun sonucunun Türkiye’nin derhal bölgeye askeri harekât düzenlemesi olacağını bildiğinden, bu şekilde bir mesajla Türkiye’nin uzun süredir üzerinde yoğunlaştığı olası bir Fırat’ın doğusu harekatının da önüne geçmek istiyor.

Teröristbaşının altıncı mesajı yine SDG yani PKK terör örgütünün Suriye’deki varlığına ve iş tutma biçimine yönelik olarak karşımıza çıkıyor. Teröristbaşı “çatışma kültüründen uzak durularak”diyerek, terör örgütünün kontrol ettiği bölgelerdeki Araplarla çatışmadan da uzak durması gerektiğine vurgu yapıyor. Teröristbaşı PKK’nın Arap nüfusla yaşadığı problemlerin farkında olarak, bu sorunun Deyrizor bölgesinde geçtiğimiz günlerdeki gibi çatışmaya dönüşmesinin hem ABD’nin hem de terör örgütünün işini zora sokacağını belirtiyor.

Teröristbaşının yedinci mesajı ise 2013 vurgusunun altında yatıyor. Hatırlanacağı gibi teröristbaşı o dönemdeki çözüm sürecini hızlandıran 21 Mart tarihli mesajında kendi tabiriyle; “Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor.Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun noktasına geldik.” demişti. Yeni mesajında ise teröristbaşı bu söylemlerini “derinleştirerek ve netleştirerek” sürdürme kararı aldığını, yani şiddet ve terörden vazgeçerek demokratik çerçevede siyaseten yürütülecek bir döneme geçilmesine yönelik bir çağrı yapıyor.

Terör örgütü PKK’nın teröristbaşının mesajına tepkisi

Teröristbaşının görüşmesinden hemen sonra PKK terör örgütü kendi düşüncelerini açık kaynaklarda paylaştı.Bu açıklamalarda Kandil’in teröristbaşının açıklamalarına şüpheli yaklaştığı ve temkinli davrandığı görülüyor. Teröristbaşının açıklamasını, açlık grevi ve ölüm oruçlarını bitirmek üzere bir oyun olarak dahi gördükleri anlaşılıyor.

ABD’nin PKK ve PYD ayrımı,örgütün bu mesajında da işliyor gibi. Kandil’deki PKK, teröristbaşının açıklamasını şüphe ile karşılarken Suriye’deki PKK ise mesajı olumlu karşıladığını, Suriye’de istikrar ve çözümün teröristbaşının mesajında belirttiği şekilde demokratik bir anayasanın oluşturulmasıyla mümkün olduğunu açıkladı. Akıllara gelen soru neden örgüt iki ayrı konumda farklı açıklamalar yaptı olabilir. Bunun ise net yanıtı;PYD’nin PKK’dan daha farklı, daha “demokratik” görülmesini sağlamak, PKK’nın terör örgütü PYD’nin ise IŞİD’le mücadele eden özgürlük savaşçıları olduğu görünümünü sürdürmek üzerine kurgulanmış bir algı yönetimi oyunu olduğudur.

Sonuç yerine

Türkiye’nin daha önce de tecrübe ettiği şekilde, teröristbaşının avukatlarıyla kamuoyuna ulaştırdığı her mesajın altında,görünenin ötesinde gizli mesajlar yatıyor. Son yayımlanan mesajı da benzer şekilde manalar yüklü bir metinden teşkil edilmiş. Teröristbaşı özünde Suriye’de konuşlu PKK terör örgütüne yönelik mesajlarıyla “Suriye’de çözüm” çağrısı yapıyor. Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde Suriye’de anayasal çözümden bahsederek terör örgütünün Suriye’yi bölmek gibi bir amacı bulunmadığı algısını yaratmaya çalışırken aynı zamanda “yerel demokrasi” vurgusuyla da özerk yapıların teşkilinden söz ediyor. Buradan da anlaşılıyor ki teröristbaşının yıllar önceki söylemlerinde ve “bölünmemiş göstererek bölme” hedeflerinde herhangi bir değişiklik görülmüyor.

Mayıs ayı başında avukatların İmralı cezaevine giderek teröristbaşıyla görüşmesi, ardından da teröristbaşıyla görüşme engelinin tamamen kaldırılması sonrasında akıllara ilk gelen soru şu şekilde biçimleniyor: Binlerce insanın katli emrini veren, önce idam ardından müebbet ile cezalandırılan, cezası kesinleşmiş ve onanmış, terör örgütünü yöneten bir şahıs neden ve ne maksatla avukatlarıyla görüşmek ister? Yoksa amaç kamuoyuna mesajlar iletmek, PKK terör örgütüne talimatlar vermek mi?

 

 

 

 

 

Erol Başaran Bural

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-11-2019

RUMLAR ASKERİLEŞMEDE DÜNYADA İLK 10'DA

KKTC'de, Meclis'in çoğunluğu ve hükümet, Kıbrıs sorununun çözümünde Cumhurbaşkanı Akıncı'dan neredeyse taban tabana zıt bir çözümü savunuyor.