Ağrı’da Şehit Anıtlarını Kim Yıkacak?

Yazan  04 Haziran 2014

İkinci kez yapılan Ağrı seçimlerini PKK/BDP kazandı. Başbakan Erdoğan’ın Ağrı’da yaptığı mitinge rağmen PKK/BDP oylarını muhafaza etti ve seçimi kazandı. Ancak seçimin gerçek sonucunu sandıktan çıkan oydan çok artık Ağrı belediye başkanı olan Sırrı Sakık şu açıklaması ile ortaya koydu: ”Burada kazanan barış oldu. Kaybeden ise barış karşıtlarıdır. Haliyle kazanan barış sürecini yürüten BDP, AK Parti ve Sayın Öcalan’dır. Sözün özü Ağrı’da kaybeden yok. Sayın Başbakan ve AK Parti Yönetimi de sonuçlara yenilgi olarak bakmamalı.” Sakık’ın bu açıklaması, Türkiye’de mevcut siyasetin ittifak ilişkisini çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Doğrudur Ağrı’da AKP-PKK-BDP ittifakı kazanmıştır. Bu ittifak şimdi cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda yapılacak ikinci ittifaka hazırlanmaktadır. PKK-BDP birinci turda seçimlere mümkün olduğunca asılarak, pazarlık gücünü yükseltecek en yüksek oyu almayı hedefleyecek ve ikinci turda Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını destekleyecektir.

                 Öte yandan Ağrı belediye başkanı olan Sırrı Sakık ilk icraatı olarak Kazım Karabekir’in adını cadde ve mahallelerden kaldıracağını ayrıca 1930’da Ağrı’da isyan sırasında uçakları düşerek şehit olan iki Türk subayı anısına dikilen anıtı da kaldıracağını açıklamıştır. Şehit pilotlar anıtını, “Utanç Abidesi” olarak nitelendiren Sırrı Sakık, kentte ilk gözüne batanın bu abide olduğunu açıkladı.

                Sırrı Sakık bu dediklerini yapacaktır. İstiklal Harbi kahramanı Kazım Karabekir Paşa’nın ismini caddelerden ve sokaklardan silecek yerine, bölücü hainlerin isimlerini verecek. Şehit Türk subaylarının anıt parçalanacak ve yerine Tunceli’de dönemin Abdullah Öcalan’ı olan Seyit Rıza’nın heykelinin dikilmesi gibi başka bölücülerin heykelleri dikilecektir. Ancak zannetmeyelim ki, bunu PKK/BDP tek başına yapıyor. Şehit heykellerini söken ve bölücü heykellerini diken, Kazım Karabekir Paşa’nın ismini caddelerden silerek yerine PKK’lıların isimlerini veren Sırrı Sakık’ın dediği gibi PKK/BDP-AKP ittifakıdır. Sırrı Sakık’a bu rezillikleri yapmasına ortam sağlayan sadece PPK/BDP’nin aldığı oy değil, AKP’nin Türkiye’nin adım adım çözülmesini sağlayan AÇILIM sürecidir.

             Halkımızın önemli bir bölümü bu süreci görmemezlikten gelmektedir. Evet, muhalefette halka yeterince ulaşamamakta, Türkiye’nin AKP Hükümeti tarafından nereye sürüklendiğini yeterince anlatamamaktadır. Ancak muhalefetin halka ulaşmaktaki bütün eksikliklerine rağmen, bazı şeylerin anlaşılması için muhalefete de ihtiyaç yoktur. Orta zekalı bir insan, orta seviyede bir günlük televizyon izlemesi ile Türkiye’nin nereye sürüklendiğini görür. Yani Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “hırsızın hiç mi suçu yok?” sorusu meşru bir sorudur. Seçmenin önemli bir bölümünün Türkiye’nin nereye sürüklendiğini görmemesi veya görmemezlikten gelmesinin, görmesine rağmen “bir şey olmaz” diyerek kendisini aldatmasının değişik nedenleri vardır.

         Bazen milletlerin bir bölümü çok önemli, hayati hatalar yaparlar. Balkan Savaşı sırasında bazı Türk şehirlerinin Türk ahalis,i Türk Ordusunun kendi şehirleri sırasında düşman orduları ile muharebeye girmesini istemezler. Türk komutanlara başvurup şehirlerinin düşmana savaşmadan teslim edilmesini isterler. Veya Avrupalı konsoloslara başvurarak, onlar aracılığı ile Yunan, Sırp veya Bulgar ordularını şehirlerine davet ederler. Üsküp, Kalkandelen, Gostivar, Manastır, Selanik şehirlerinin Türk halkı şehirlerini Hıristiyan ordularına terk edilmesi için Türk komutanlara baskı yaparlar. Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, bu süreci bu yaşananları tarihi belgelere dayanarak “Türk Kimliği ve Travma” adlı kitabında yazar. Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, bu tutumu Balkan Savaşı’nın başında Avrupalı devletlerin savaşı kim kazanır ise kazansın sınırların değişmeyeceği ile ilgili karar almasının Türk ahaliyi nasıl olsa sınırlar değişemeyecek rehavetine sürüklemesi ile izah eder. Ancak Rahmi Apak “Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları” adlı kitabında Balkan savaşında yaşanan bu olayları yaşayan birisi olarak anlattıktan sonra şöyle devam eder: “Biz, su katılmamış Türklerle meskun olan bazı Anadolu kasabalarında dahi, İstiklal Savaşı esnasında, çekilen kıtalarımızın derhal uzaklaşmasını isteyen, Yunan ordusunu karşılamak için Rum papazın etrafında toplanıp Yunan kumandana ekmek ve tuz götüren eşrafı da gördük. Bereket versin ki bunlar azınlıkta kaldılar ve vatansever Türkler bu bozgunculara üstün geldiler.”   

        Özetle, içinden geçtiğimiz süreçte halkımızın bir bölümü görmüyor, yanılıyor, yanıltılıyor, görmemezlikten geliyor, başka konulara öncelik veriyor. Yapılması gereken gerçeği bıkmadan usanmadan tekrar tekrar anlatmak. Türkiye’nin çözüm süreci adı altında Abdullah Öcalan ve PKK’ya teslim olmasının tek seçenek olmadığını, Türk Milletinin kafir ve bozguncu PKK çetesini aşabilecek güce sahip olduğunu anlatmaya devam etmek. Nihayet, birileri Ağrı’da şehitlerimizin anıtlarını yıkabilir ve caddelerden Kazım Karabekir Paşa’nın ismini silebilir. Bir gün Ağrı’da o anıtları tekrar dikeriz. Caddelere tekrar Kazım Karabekir’in ismini veririz. Türk Milleti gelecek 1000 Yılda da burada olacak. Nasıl 1096’den bu yana Türk Milleti değişik Haçlı Seferlerini aşmış ise; PKK ve arkasındaki önündeki, yanındaki düşmanlarını, işbirlikçilerini öyle aşacaktır.

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 15-08-2022

“Eset” den Esat’a Savrulmanın Siyasi ve İktisadi Karşılığı

1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı veya daha iyi bilinen adıyla Seyhan Karakol Anlaşmasına kadar Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler başlıca üç nedenle sürekli olarak yüksek gerilim hatları üzerindeydi.