< < Mükemmel İşbirlikçi
×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



Mükemmel İşbirlikçi

Yazan  06 Haziran 2008
NADİM MACİT - Mükemmel işbirlikçi tabiri Napolyon’a aittir. Napolyon, Mısır halkını ezecek güçte olmadığını anladığı zaman, Ezher ulemasının Kur’ân’ı İmparatorluk lehine yorumlamalarını sağlamaya çalışır.

Bunu temin etmek için Ezher'de hocalık yapan altmış âlimi ordugâha çağırır. Bunlara, askeri payeler verir. Ardından da İslâm'a, Hz. Muhammed'e ve Kur'ân'a duyduğu saygıyı anlatır. Kutsal değerler üzerinden sahnelediği oyun semeresini verir. Bir müddet sonra Kahire halkının işgalcilere duyduğu güvensizlikten eser kalmaz. İşte bu olaydan sonra Napolyon şöyle der: Bu topraklarda yeterli gücüm yok, fakat mükemmel işbirlikçilerim var.

Günümüz Türkiye'sinde İslâm'ın AB kriterleri esas alınarak yorumlanacağını ilan eden ulema için aynı tanımı yapmak mümkün mü bilemem! Bir ilahiyatçı olarak sadece şunu söyleyebilirim: Dini geleneğin içinde tarihi ve kültürel olanı bizzat "Münzel Din/Allah tarafından indirilmiş din" dediğimiz vahiyden ayıklamak gereklidir. Varlık, bilgi ve değer anlayışından insani ilişkiler ağına kadar İslâm'ın esaslarına ve ruhuna uygun düşmeyen görüşlerin ve kabullerin elenmesi bir zarurettir. Fakat bu fikri çaba egemen güçlerin telkini ve alkışı eşliğinde yapılırsa İslâm'a karşı türedi bir İslâm anlayışı üretilmiş olur.

Kur'ân'a göre bütün hayatın temeli olan Allah ebedi ve değişmezdir. Bu ilke, Müslüman toplumu mutlak ve değişmez bir ilkeye bağlar. Böyle bir ilkeye bağlanan toplum, kendi hayatı süresince süreklilik ve değişiklik özelliklerini uzlaştırmak zorundadır. Bu ikisi arasındaki bağı, anlamlı ve anlaşılabilir şekilde yerine koyamadığı zaman krize girer. Çünkü her şeyi değiştirmek değersiz bir dünyayı beraberinde getirir. Toplum hurafelerin ve sahte kutsallık heyulalarının çemberinde kıvranıp durur. Tam tersine İslam'ın Yeni Yüzü adı altında küresel güçlerin ve küresel sermayenin ekonomik ve politik hedeflerine uydurulan İslâm ise İslâm olmaktan çıkar, İslam coğrafyasına karşı sürdürülen savaşın, işgalin ve katliamın aracı olur. Etrafımızda yaşanan olaylara karşı bu kadar duyarsız olmamızın nedenini burada aramak gerekir. Çünkü egemen güçlerin stratejik amaçlarına uydurulmuş İslâm, egemen güçlere uşak üretmekten başka bir işe yaramaz. Son zamanlarda yaşadığımız olaylara dikkatlice bakarsak saf bir şekilde inanarak yaptığımız şeylerin nasıl bir illüzyona dönüştüğünü rahatlıkla görebiliriz.

Alkışlar boşuna değil

Değişen dünyayı şekillendiren fikri birikim ile gelenek arasında bir bağ kurarak yeniden yapılanmanın mümkün formunu geliştirmek yerine tarihin her hangi bir dönemine sığınan veya egemen güçlerin kültürel-politik kodlarına eklemlenen zevatın İslam'ın maksatlarına uygun bir tecdidi gerçekleştirmeleri mümkün değildir. Çünkü bir milletin çöküşünü ve yıkılışını önlemenin veya böyle bir yıkılıştan sonra bunu onarmanın çaresi tarihe sığınmak olmadığı gibi, egemen güçlerin telkinlerine uymak ve sahte alkışlarına ses vermek de değildir. Geçmişe karşı yapmacık saygı ve duygusal bağlılıkla tarihi tebcil eden, başka kültürel ve fikri havzalara bağlanarak kendisine, toplumuna ve değerlerine yabancılaşan tipler bu ehliyeti haiz değillerdir. Bunlar, sadece sosyal gerilime ve kutuplaşmaya malzeme taşırlar. Batılı misyon şeflerinin alkışlaması boşuna değildir. Dini kullanma hevesi ve siyasi yandaşlarına iltimas illeti ne yazık ki Cumhuriyetimizin temel kurumlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı da bulaştı. Politikadan uzak durduklarını söyleyen temsilciler dünyaya açılma gibi bir gerekçe ile İslam'ı küresel politikanın en kaba ve en mülevves mantığına ekleme ve İslam'ı iç sömürgeciliğin bir aracı yapma yoluna girdiler.

Modern dönemde, felsefi düşüncelerle genişletilmiş ve güçlendirilmiş olan içtihat fikrinin, Türk milletinin dini ve siyasi düşüncelerinde uzun zamandan beri etkili olduğunu söyleyen Muhammed İkbal şöyle der: "Eğer İslâm düşüncesinde yeniden yapılanma varsa ve bu gerçekse bunu yeniden değerlendiren ve çıkış yolu bulan Türkiye'dir."

Yani Türkiye Cumhuriyeti köklü bir içtihadın sonucudur. Ne var ki bu gün Cumhuriyet'in emperyalizme karşı tavrı, bağımsızlık ruhu, dinen dahi müstakil olmalıyız hedefi iç sömürgeciliğin önünü açan seyyah ve sakin muhterem zevat tarafından kirletilmektedir. O zaman sormak lazım, bu milletin dinini, millete karşı kullanmanın, egemen güçlerin sömürüsünü, işgalini ve katliamını meşru gören bir dini algı kalıbı üretmenin, bunun politik zeminini oluşturmanın adı nedir? Dini düşüncede akli derinlik midir, yoksa başka bir şey midir? Bunun cevabını siz verin!

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya   - 13-01-2022

Kazakistan'da Ayağına Kurşun Sıkanlar

Yakıt zammı üzerine yaşanan gelişmeler, bölgeyle bağlantılı stratejileri yeniden masaya yatırmıştır. Bağımsızlığın otuzuncu yılındaki bu olayların sosyo-ekonomik hoşnutsuzluklar boyutu elbette bulunmaktadır.