MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ANKARA’YA GELİŞİNİN 100. YILI


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ANKARA’YA GELİŞİNİN 100. YILI

Yazan  26 Aralık 2019

27 Aralık 2019, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 100’üncü yılı. 27 Aralık 1919 tarihi, Ulusumuz ve Cumhuriyet tarihimiz açısından son derece önemlidir.

Bu tarih, Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye üyelerinin 16 Mayıs 1919’da başlayan Anadolu yolculuğunun, karakterinde ve sosyal dokusunda bağımsızlığı, özgürlüğü, fedakârlığı ve dayanışmayı barındıran Ankara halkının, 225 gün sonra Dikmen Keklikpınarı sırtlarında büyük coşku ve sevgiyle karşıladığı gündür. 27 Aralık, Ankaralıların geleceğe bir mirası ve Anadolu’nun sönmeyen bağımsızlık ve özgürlük ateşini taşıyan tarihtir. Milli Mücadele’nin seyri açısından önemli bir dönüm noktası olan “Milli Mücadele Projesi” hazırlıklarının yapıldığı süreçtir. Milli Mücadele Projesi; Anadolu’nun ortasında çorak, bakımsız, kerpiç evli, 20-25 bin nüfuslu, dış dünya ile tek bağlantısı bir demiryolu olan halkının çoğu Müslüman Türklerden oluşan dar sokaklı küçük bir şehir olan Ankara’da uygulamaya konmuştur. Bozkır halindeki bu kent önce Milli Mücadele’nin sonra yeni Cumhuriyetin ve devrimler devletinin başkenti olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişini; Anadolu'daki manzara, oluşan koşullar ve zorunluluklar içinde değerlendirilmelidir. Bu dönem; yabancı işgaller, iç isyanlar, İstanbul’un hükümetinin ihaneti, yokluk, ümitsizlik, bitkinlik ve büyük bir kargaşa. Orta Anadolu'daki bir avuç toprak parçası dışında Anadolu, dönemin emperyalist güçlerince paylaşılmış ve Hükümet Merkezi İstanbul işgal edilmiştir. Yunan orduları, İç Anadolu’ya ilerlemiş ve ülkenin her yanından işgalci güçlerin yaptığı zulme ilişkin acı haberler gelmeye başlamıştır. Türk ulusu, yapılmış olan haksızlık ve zulüm karşısında işgalci emperyalist güçlere esir olmayacak kadar onurlu ve şanlı bir geçmişe sahiptir. Batı Anadolu'da, Güneydoğu'da ve Doğu Anadolu'da yerel milisler işgalci güçlere karşı tüm güçleriyle direnmiş ve bu ağır cezanın hiçbir şekilde hazmedilemeyeceğinin işaretlerini vermiştir. Yunanlıların tüm Batı Anadolu’yu yakıp yıkarak Polatlı, Haymana’ya kadar gelmeleri Ankaralıların içini acıtmıştır. İngilizlerin Ankara’da “İngiliz Muhripleri Cemiyetini” kurma çalışmaları, İstanbul Hükümeti tarafından desteklenmiştir. Bu gelişmelere paralel, Ankaralı gençler “Milli Azim Cemiyeti’ni” kurmuştur. Milli Mücadele günlüğüne “Telgrafhane Vakıası” olarak geçen Anadolu’dan Padişaha karşı çekilen ilk isyan telgrafı ile Ankara halkının temsilcileri Padişahı tanımadığını bildirmiştir. Memurlar yaptıkları toplantıda; “Ankara Halkı gibi, vilayet memurları da Sivas Kongresinin çizdiği esaslar dâhilinde hareket edeceklerdir. Bundan sonra İstanbul Hükümetiyle değil, sadece Temsilciler Heyetiyle temas edeceklerdir.” kararını almıştır.

Ankara’da ulusun isteklerini korkmadan dile getirecek ve savunacak, ulusa dayanarak oluşturulan ulusal örgüt “Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” kurulmuştur. Cumhuriyet kurulması ile Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yapan Rıfat Börekçi Başkan seçilmiştir. Ankara Valisi Muhittin Paşa, milli kuvvetlerin gücüyle Ankara’dan çıkarılmıştır. Rıfat Börekçi, Ankara’ya vali olarak atanan Ziya Paşa’yı gelmemesi konusunda uyarması ile Eskişehir’den geri dönmek durumunda kalmıştır. Yahya Galip Bey, Vali Vekili olarak atanmıştır. Bu gelişmeler üzerine İstanbul Hükümeti Rıfat Börekçi’yi idama mahkûm etmiştir. Atatürk, Ankara’da güvenliğin sağlandığını bildirilmesi ile Müftü Rıfat Börekçi’ye geleceğini bildirmiştir. Yunan ordusunun Ankara’ya doğru ilerlemesi ve ele geçirdikleri yerlerde halka zulüm yapması nedeniyle Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Rıfat Börekçi başkanlığında yaptığı toplantıda; 400 Jandarma talebesi, Seymenlerden bir grup ve civardan gelen 3000 mahkûm ile “Kuvay-ı Milliye Müfrezesi” oluşturulmasına karar verilmiş ve Batı cephesine gönderilmiştir. Umutların tükendiği Anadolu’da, Ankara halkı Milli Mücadele ruhundan ödün vermeden Ankara’yı; Kuvay-ı Milliye hareketine ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’na güvenilir bir merkez olarak hazırlamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, Ankara’nın önce Heyeti Temsiliye Merkezi ile Milli Mücadele’nin üssü, sonra da yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti seçmesinin nedenlerini; kurtarmayı düşündüğü vatanın Misak-ı Milli sınırları içerisindeki toprakların Anadolu'nun merkezî konumunda bulunması, tarihi ve sosyal dokusu, doğal ve coğrafi konumu, stratejik yollar üzerinde olması, işgal altında bulunan yerlere yakın ve Karadeniz’de İnebolu, Akdeniz’de Antalya limanları ile bağlantısı bulunması, demiryolu ve telgraf şebekesinin mevcut olması, düşmanın ulaştığı Geyve Boğazı, Kütahya ve Afyon gibi önemli yerler ile demiryolu bağlantısına bulunması, Hükümet yanlısı Vali Muhittin Paşa’nın işbaşından uzaklaştırılması, güçlü bir Müdafaa-i Hukuk şubesi kurulması ve Ali Fuat Cebesoy komutasındaki 20.Kolordu'nun Ankara'da bulunması etken oluşturmuş ve tartışmasız stratejik bir üstünlük sağlamıştır. Ali Fuat Cebesoy, Ankara’nın önemini; “Ankara her türlü teşkilata, birliğe ve hareket başlangıcına müsait stratejik bir mevki idi. İstanbul Hükümeti ve İngilizlerden evvel buranın tarafımızdan tutulması en büyük emelimizdi. Eğer İstanbul’da verdiğimiz karardan haberdar olsalardı, 20.Kolordu’nun nakline katiyyen yanaşmazlardı.” sözü ile açıklamıştır. Atatürk; “Ben Ankara’yı coğrafya kitabından ziyade tarihten öğrendim ve cumhuriyet merkezi olarak öğrendim” sözü ile Ankara’nın coğrafi önemini belirtmiş ve seçilmesini; "Vaziyet-i umumiyeyi idare ve sevk mesuliyetini deruhte edenler, en mühim hedefe en yakın tehlike, mümkün olduğu kadar yakın bulunur. Yeter ki yakınlık vaziyet-i umumiyeti nazardan mehcur bırakacak derecede olmasın. Ankara bu şeraiti cam'i nokta idi. Her halde cephelerle iştigal edeceğiz diye Balıkesir'e Nazilli'ye veyahut Karahisar'a gitmiyorduk. Fakat cephelere ve İstanbul'a şimendiferlerle merbut ve vaziyet-i umumiyeyi idare nokta-i nazarından Sivas'tan asla farkı olmayan Ankara'ya gelecektik. Garbi Anadolu için en büyük merkez ve merciin Ankara olması muvafıktır" Yine;"En acı ve felaketli günlerde millet her taraftan zehirlenirken Ankaralılar, memleket ve milletin gerçek kurtuluşuna yönelik girişimler hakkındaki iman ve itimatlarını bir an dahi sarsmamışlardır.” Ülkenin en kötü günlerinde dahi Ankaralıların, Milli Mücadele ruhlarını kaybetmediğini, merkezi durumu nedeniyle harekâta olacak etkisini belirtmiştir.

Atatürk, Heyet-i Temsiliye'nin Sivas'tan Ankara'ya hareketini 16 Aralık 1919'da ilgililere bildirmiş ve bu yolculuğun gizli tutulmasını istemiştir. 18 Aralık 1919'da 3 araba ile sabah 9.00'da Sivas’tan yola çıkılacağını, güzergâhın Kayseri-Hacı-Bektaş-Mucur-Kırşehir-Kaman-Beynam üzerinden yapılacağını Fahrettin Altay Paşa'ya belirtmiştir. Ankara'nın merkez olması Erzurum Kongresinin toplandığı günlerde kararlaştırılmış, 4 Ağustos 1919'da Atatürk tarafından Ali Fuat Paşa'ya bildirilmiştir. Atatürk ve Heyet-i Temsiliye üyeleri, 3 Ekim 1919’da Ankara’ya gitme kararı vermiş, ancak 2-3 Ekim’de Ali Rıza Paşa hükümeti ile görüşme, seçim hazırlıkları ve komutanlar toplantısı gibi etkenler bu kararın uygulamasını geciktirmiştir. Ali Fuat Paşa, 13 Aralık 1919'da gönderdiği şifrede; “Yolların hava şartları nedeniyle kötü olduğunu, Rauf Bey'le Mustafa Kemal Paşa'nın Mucur'dan temin edilecek bir araba ile Hacıbektaş'a gitmelerini ve Çelebi Efendi ile görüşmelerini çünkü tekke babaları ile bu zatın hareketi milliye lehinde olduklarını ve kendisine bu konuda yardım edeceklerini” belirtmiştir. Heyet-i Temsiliye; 21 Aralık 1919'da Mucur'a, ertesi gün Hacıbektaş'a gitmiştir. Aleviler üzerinde etkili olan Çelebi Cemalettin Efendi ile Post vekili Niyazi Salih Baba ile görüşülmüştür. Atatürk, Ali Fuat Paşa'ya 23 Aralık 1919’da gönderdiği telgrafta; "Bir gün bir gece Çelebi Efendi ve Baba Niyazi Efendi ile müzakere eyledikten sonra bilumum Alevilerle Bektaşiyaanın bütün mevcudiyetleriyle müzahir ve hadim olacaklarına dair vaat ve teminatta bulunduklarını" Kuva-yı Milliye’ye taraftar olduğuna dair söz alındığı bildirmiştir. 23 Aralık’ta Hacıbektaş'tan Mucur'a geçen heyet, ertesi gün Kırşehir'de büyük bir gösteri ile karşılanmıştır. Heyet-i Temsiliye üyeleri Müdafaa-i Hukuk binasıyla birlikte Gençler Derneğini ziyaret etmiş ve gençlere Atatürk; ”En önemli kurtuluş ilkesi, halkın örgütlenmesidir. Örgütlenmeyi bilmeyen halk, saray karşısında, sömürgeciler karşısında yenilir, ezilir. Bu halk hareketini, bir ulusal devlet haline getireceğiz, yeni bir Türk Devleti”. Bağımsızlık savaşında örgütlenmenin ve birleşmenin gereği ve önemi vurgulamıştır. Heyet, Kırşehir'den Kaman'a, ertesi günü Beynam'a gelmiştir. 9 gün süren yolculuktan sonra Atatürk ve Heyet-i Temsiliye üyeleri; halk ile birlikte Hacıbayram'a yürüyerek türbeyi ziyaret etmiş, 15.30'da hükümet konağına gelmiş ve Kalaba'daki Ziraat Mektebi'ne yerleşmiştir. Bilahare, güvenlik ve şehre yakınlık nedeniyle "Direksiyon Binasına" taşınmış, bu okul Milli Mücadele ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk'ün düşünmek ve dinlenmek için yalnız kalabildiği, özel toplantılarını yaptığı bir yer olmuştur. Ülkeyi kurtarmak için kişisel kararlılığı kitlesel direnişe dönüştürebilecek ortamı ve özlediği toplumsal dayanışmayı burada bulmuştur.

Atatürk, Ankara’da karşılanışını; “Ankara’ya ilk kabul olunduğum gün 27 Aralık 1919, sadece bir vatandaş, ulusun bir bireyi idim. Hiçbir sıfatım, selahiyetim ve ünvanım yoktu. Böyle olmakla beraber Ankara ve havalisi tamamıyla çocuklarıyla, kadınlarıyla, ihtiyarlarıyla beraber Ankara şehrinden Dikmen Tepesine kadar bütün sahrayı doldurmuş ve beni karşılamıştır. İstasyondan Hükümet dairesine kadar uzayan caddenin iki tarafı eski Türk kıyafetine girmiş, bıçakları ve tabancaları ellerinde Ankara Seymenleriyle dolmuştu. Seymenler ve onlarla beraber bütün halk: “Vatanı ve milleti düşmandan kurtarmak için hepimiz ölmeye hazırız, emrinizi bekliyoruz” diye bağırıyorlardı. O zaman Ankara İstasyonu işgalci subay ve askerlerin işgali altında bulunuyordu. O güne kadar Ankaralılar’ı ölü ve Ankara’yı bir harabe zanneden bu yabancılar, bu yüce tezahür karşısında kaygılarını belirtmekten kendilerini alamamışlardır.”Ankaralılardan övgü ile bahsetmiştir.      Ankara’ya gelen 19 kişilik heyette; Mustafa Kemal Atatürk, Hüseyin Rauf Orbay, Ahmet Rüstem, Yaver Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer, Muzaffer Kılıç ve Yüzbaşı Bedri, Mazhar Müfit Kansu, Şeyh Fevzi ve Hakkı Behiç Bey, İbrahim Süreyya Yiğit, Dr. Binbaşı Refik Saydam ve Hüsrev Gerede yer almıştır. Heyeti ilk olarak Gölbaşı’nda Vali Vekili Yahya Galip Bey ile ve 20.Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy karşılamıştır. Cebesoy karşılamayı; “Biz tam, üçü on geçe Kızılyokuştan iniyorduk. Yolda Paşa’ya yetiştiğimizde Paşa, Rauf Bey’le beni otomobiline almıştı. Bize tahsis edilen Ziraat Mektebine gittik. Ankara’ya varışımızı bütün teşkilata 27 Aralık 1919’de yapılan tebliğ ile duyuruldu. Heyet-i Temsiliye adına Atatürk; “Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Heyet-i Temsiliye, yol boyunca ve Ankara’da büyük milletimizin çok sıcak ve samimi vatanseverlik gösterileri içinde, bugün şehre geldi. Milletimizin gösterdiği bu birlik ve azim, memleketimizin istiklali hakkındaki kanaatleri sarsılmaz bir surette güçlendirici mahiyettedir. Şimdilik Heyet-i Temsiliye’nin merkezi Ankara’dır”. Milli mücadelenin hakiki merkezi Ankara olmuştur. Artık bir Merkez ve bir Şef vardır. Atatürk; “Ankara’nın ve Ankaralıların benim gönlümde bambaşka bir yeri vardır” sözü ile Ankaralıların önemini belirtmiş ve Milli Mücadele’deki tutumunu ise “İstiklal Mücadelesi tarihinde Ankara namı en aziz bir mevkii muhafaza edecektir. Bazılarımız göğüs germeyi hemen gayrimümkün zannedilen bu müşkülat karşısında sizler bir dakika tereddüt etmediniz. Üç sene önce Sivas’tan Ankara’ya ayak bastığım zaman bir misalini geçen gün dahi göstermiş olduğunuz samimi ve kalbi tezahürat ile beni kollarınız arasına aldınız. O zaman gösterdiğiniz bu vatani cesaret sayesinde ecnebi müdahalesiyle İstanbul’da kapatılmış olan Meclis-i Mebusan’ın daha geniş bir salahiyet ve şanı milliyet layık bir istiklal ile Ankara’da açmak mümkün oldu. Büyük Millet Meclisi sizin muhiti hamasetinizde korkusuzca istiklal mücadelesine devam edebilmiştir. Binaenaleyh, Ankara, hemşerilerimizin bu istiklali vatan mücadelesinde ayrı bir hissei şerefi vardır.” Sözü ile anlatmıştır.

 

 

Bu tarihi günde, Ulu Önder; "Merhaba Efeler! Niye zahmet ettiniz, neden geldiniz?" sorusuna Seymenler "Uğrunda Ölmeye, Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik Paşam!" cevabını vermişlerdir. Ulu Önder “Fikrinizde sabit misiniz?” sorduğunda Seymenler büyük bir kararlılıkla “Andolsun” sözü ile karşılık vermişlerdir. Bunun üzerine gözleri yaşaran Ulu Önder “Varolun Yiğitler!” sözü ile şükranlarını bildirmiştir. Uzun yıllardır semalarına kara bulutların çöktüğü, umutların tükendiği Anadolu'da, zeybekler yeniden dönülmeye başlamıştır. “Seymen Alayı” basit bir karşılama töreninden öte, ülkeyi içinde bulunduğu karanlıktan kurtaracak yeni bir liderin, dağınık olarak sürdürülen Milli Mücadele hareketini şahsında toplayacak ve önderlik edecek liderin “Seymenler” tarafından seçilmesidir. Bu sivil oluşum ve tarihte eşine az rastlanır bu halk desteği, Milli Mücadele’yi taşıyacak olan Ulu Önder’e ve Kuva-yı Milliyecilere olağanüstü bir moral ve güç vermiştir.

Mazhar Müfit Kansu, Ankara’ya gelişi; “O sabah ajanslar ile Mustafa Kemal Paşa’nın geldiği haberi herkesi bildirildiği gibi, bir taraftan da sabahtan itibaren davullar ve zurnalarla bütün Ankara halkı karşılamaya hazırlanmıştı. Çankaya ve Dikmen tepelerinden güzel sesli hafızlar ezan ve salat okuyorlardı. Ve köylerden birçok atlı ve kağnı arabalarıyla binlerce halk Ankara’ya gelmiş, Ulucanlar’dan Hacıbayram Camii’nin önünde toplanarak dini tören yapılmış; 700 piyade, 3000 atlıdan teşekkül eden bir Seymen alayını Ankara’da bulunan dervişler takip ediyor. Okul öğrencileri İstasyon Caddesi’ne, Seymen alayının bir kısmı Dikmen bağlarına, bir kısmı Çankaya bağlarına, Kızılyokuş eteklerine ve diğer bir kısmı da istasyon yoluna dizilmişti. Halkın bir kısmı Namazgâh tepesine ve diğer kısmı Yenişehir’in bulunduğu yerlere ve İstasyon yoluna sıralanmışlardı.“ sözü ile anlatmıştır.

Ankara, yalnız bir il, bölgesel bir merkez ve başkent değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in sembolü ve ülkenin Aydınlık geleceğinin ve devrimlerin bir simgesi olmuştur.  Ankara'nın merkez olarak seçilmesinin doğru bir karar olduğunu Milli Mücadele’nin kazanılması ve özellikle Sakarya Meydan Muharebeleri göstermiştir.

 

KAYNAKÇA;

ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, “NUTUK  (1919-1927)”, 2006.

ATAY, Falih Rıfkı, Çankaya, Pozitif Yayınları, İstanbul.

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam 1919-1922, Remzi Kitapevi, C-II, 1987, İstanbul

AYDOĞAN, Metin, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaş, İnkılap Yayınevi, 2017, İstanbul.

MÜTERCİMLER, Erol,Fikrimiz Rehberi, Gazi Mustafa Kemal,Alfa Yayınları,2008, İstanbul. 

ÖZDEMİR, Hikmet, Savaşta ve Barışta Kemal ATATÜRK, Doğan Egmont Yayıncılık,2019, İstanbul.

Doç.Dr.Oğuz AYTEPE, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Atatürk Yolu Dergisi, S.29-30, Mayıs-Kasım 2002, ss.31-38

 

Dr. Cengiz Tatar

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR