< < Dezenformasyon ve COVİD19 Etrafındaki Komplo Teorileri


Dezenformasyon ve COVİD19 Etrafındaki Komplo Teorileri

Yazan  27 Mart 2020

Dünyamızı sarsan yeni coronavirüs pandemisinin yarattığı ağır sağlık ve ekonomi sorunları ile boğuşurken bunun üzerine bir de zaten yaşamakta olduğumuz endişe ve korkuyu arttırmaya yönelik komplo teorileri ile uğraşır olduk.

Korkarım dezenformasyonu ortadan kaldırabilmek için çok arzu etmesem de mümkün olduğunca anlaşılabilir kalmaya gayret ederek bilimsel terminoloji kullanmak zorunda kalacağım. Ulaşabildiğim kaynaklar itibariyle neredeyse hiçbiri alan uzmanlarınca (enfeksiyon uzmanı, immünolog, virolog, moleküler biyolog vb) dile getirilip, yazılmayan bu komplo teorilerini aşağıda olabildiğince kronolojik olarak listeledim:

1. Fransız menşeili bir video bir süredir uluslararası ve ulusal sosyal medya ağlarında dolaşıyor. Bu videoda konuşanlar (girişi yapan ve konuyu anlatan) aslında birbiriyle alakasız olayları birbiriyle çok ilişkiliymiş gibi paketlemişler. Buna göre;

2. Fransız Pasteur Enstitüsü’nün Çin’de yüksek izolasyonlu bir laboratuvar kurmuş olmasından sanki bunun gizli bir iş/görev olduğundan bahsedilmektedir. Oysa yaşam bilimleri sahasında “know-how”, teknoloji transferi kapsamında benzer işbirlikleri çok yaygındır. Pasteur Enstitüsü 2004 yılında Çin ile bu anlaşmayı yapmadan tam 85 yıl önce benzer bir işbirliğini İran ile 1919 yılında yaparak İran Pasteur Enstitüsü’nün kurulmasını desteklemiştir (http://en.pasteur.ac.ir/pages.aspx?id=848). Benzer şekilde Çin ile de anlaşma yapmış olan Pasteur Enstitüsü ile olan bu işbirliği Şangay Pasteur Enstitüsü sayfasında açıkça ifade edilmektedir (http://english.shanghaipasteur.cas.cn/Overview2016/History2016/). Fransız Pasteur Enstitüsü de konuya bütün detayları ile internet sayfasında açıklık getirmektedir (https://www.pasteur.fr/en/coronavirus-institut-pasteur-warns-against-false-information-circulating-social-media).

3. Pasteur Enstitüsü dünyada enfeksiyonlarla ilgili araştırmaların en önemli merkezleri arasında yer almaktadır. 2002 yılında yine coronavirüs ailesinden olan ilk SARS (SARS-CoV) virüsüne bağlı olan salgın ortaya çıktığında Pasteur Enstitüsü bu virüse karşı aşı çalışması yapan merkezlerden biri olarak konu ile ilgili araştırmalar yürütmüştür. Bu araştırmalar kapsamında da SARS-CoV (eski SARS) virüsünün genomunda modifikasyonlar yapmış ve bunu patent altına almıştır. Patent dosyaları araştırılabilir ulaşılabilir dosyalardır. Zira yeni bulduğunuz herhangi bir ürünü koruma altına almak üzere ilk yapmanız gereken sizden önce bu ürünü başkası bulmuş mudur sorusunu sorup araştırma yapmanızdır. Burada ilk adresiniz ülkeniz, Avrupa, Uzakdoğu, Dünya patent ofislerinin patent dosyaları arasında benzer bir patentin olup olmadığını araştırmaktadır. Adı geçen videoda işaret edilen patent dosyası Fransız Gizli Servisinin arşivinden alınmış “ÇOK GİZLİ” bir belge değildir. Bu patent belgesinde Pasteur enstitüsü eski SARS (SARS-CoV) virüsü genomu üzerinde yapmış olduğu tüm dizilim (sekans) değişimlerini tek tek beyan etmiştir. Aşı üretmek amacıyla geliştirilmiş bu modifiye virüsün yeni SARS virüsü ile aynı coronavirüs ailesine dahil olmanın ötesinde bir benzerliği bulunmamaktadır.

4. Alanın önde gelen, saygın dergileri arasında yer alan Nature Medicine dergisinin 2015 yılında yayınlanan 21. Cildinde yer alan bir makale komplo teorisyenlerinin diğer bir favorisi ve dezenformasyonları için kullandıkları bir kaynak olmuştur. (https://www.nature.com/articles/nm.3985?fbclid=IwAR3X3J0m0RJwclbU3MUrM8KbRn2A_A8PzLsERpj1yF4oO8RT88k1yVT5Now) Bu makalede yazarlar SARS-CoV (eski SARS) ters genetik (reverse genetics) sistemini kullanarak yarasa SARS virüsünün (SHC014) başak (spike- konakçı hücrenin ACE2 proteinine bağlanan kısmı) proteinini fareye uyarlanmış SARS-CoV virüs genomunu omurga olarak kullanarak entegre etmişlerdir. Bunu daha anlaşılır olarak ifade etmek gerekirse yarasa SARS’ının bir genini alıp fareye adapte edilmiş SARS-CoV genomuna ilave etmişlerdir. Ortaya çıkan ve sahanın kimerik (farklı organizmaların parçalarından oluşan) olarak adlandırdığı bu tasarlanmış virüsün SARS-CoV2 ile alakası, SARS-CoV (eski SARS) ile SARS-CoV2 (yeni SARS) arasındaki ilişkiden öte değildir (https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/22221751.2020.1733440)

5. Robert Koch Enstitüsü’nün 2003 yılında hazırladığı bir rapor SARS-CoV-2’nin insan eli ürünü olduğu komplosunu destekler bir materyal olarak son günlerde paylaşıma sürülmüştür. Alman Robert Koch Enstitüsü 1891 yılında kurulmuş dünyanın tanınmış ve en kadim halk sağlığı enstitüleri arasında yer almaktadır. 2002 yılında SARS-CoV salgınının çıkışının ardından Enstitü misyonu ile uyumlu olacak şekilde benzer bir salgının nasıl olabileceğini, bunun dünya üzerindeki etkilerinin ne olabileceğini resmi (ve ulaşılabilir) olarak hazırlamıştır. Hazırlanan bu senaryodaki öngörülerin bugün yaşadıklarımızla olan benzerliği komplo teorisyenleri için “iyi bir materyal” olmakla beraber Robert Koch Enstitüsü’nün yaptığı, bugün birçok düşünce kuruluşunun (think-tank) dünya siyaset, ekonomi ve jeopolitiği üzerinden yaptığı öngörülerden daha farklı değildir. Hatta yapılan bu öngörüler sosyal/siyaset bilimlerine göre çok daha da hesaplanabilir/modellenebilir bir alan ve veri seti üzerinde gerçekleştirmektedir. Bunu raporun dayandığı bilimsel veriler üzerinden anlayabiliriz; SARS-CoV (eski SARS) virüsünün kaynağının da filogenetik (evrimsel genetik yakınlık) olarak yarasa olduğu düşünülmektedir. Protein bir kılıf içindeki nükleik asit (DNA veya RNA) molekülünden ibaret olarak tanımlanabilecek olan virüsler süratle mutasyon geçirerek evrilen yapılardır. Bugün yaşadığımız pandeminin sorumlusu olan SARS-CoV-2 genomu ilk kez dizilendikten sonra yeni örnekler üzerinde yapılan analizler virüsün mutasyona uğramakta olduğunu BEKLENDİĞİ üzere göstermektedir. Alan dışı kişiler için esrarlı/gizemli gelen bu senaryo alan uzmanlarının hesaplama (kompütasyon) ve modellemelerle hazırladıkları bilimsel dayanakları olan bir rapordur. 

Bilim insanları bulgularını kendi alanlarının dergilerinde yayınlarlar ve kendi alanları ile ilgili olarak konuşurlar. Ana akım ve sosyal medyada yukarıda özetle verilen komplo teorilerinin hiçbirinin kaynağı bilim insanları değildir. Bilim insanlarının çalışmalarını anlamayan, yarım anlayan veya anlayıp manipüle eden insanların servis ettikleri paketlerdir. Bilim insanları SARS-CoV-2’nin laboratuvarda manipüle edilip edilmediğini sorguladıklarında da bulgularını yine bilimsel bir dergide “editöre not” olarak ifade edilebilecek kısa bir çalışma ile açıklamışlardır. Adı yukarıda da geçen Nature Medicine dergisinde yayınlanan bu yazı SARS-CoV-2’nin evrilme sürecinde laboratuvuar müdahalesinin olmadığını açıklamaktadır (https://www.nature.com/articles/s41591-020-0820-9). SARS-CoV2 genomu üzerinde araştırmalarını sürdüren bilim insanları virüsün halen geçirmekte olduğu genetik evrilmeyi de takip ederek yaşanan pandeminin geleceğine dair öngörü ve tedbirler için yol haritası sağlamaya çalışmaktadırlar.  Bu kapsamda Çinli bilim insanlarının henüz hakem değerlendirmesinden geçmemiş olan önyayınlarında Fransa’dan örneklenen bazı SARS-CoV2 varyantlarının spike (başak) proteininde ACE2 reseptörüne bağlanmayı artırabilecek potansiyelde varyasyon/mutasyon tespit etmişlerdir (https://www.preprints.org/manuscript/202003.0310/v1).

Özetle mevcut hiçbir somut veri veya bilgi SARS-CoV2’nin laboratuvar yapımı bir virüs olduğunu göstermemektedir.

Son olarak ifade etmem gerekir ki, tarih kitaplarına geçecek olan yaşadığımız pandemi ile ilgili olarak konuşması gerekenler ALAN UZMANI OLAN virologlar, enfeksiyon uzmanları, immünologlar, epidemiyologlar, göğüs hastalıkları uzmanları, istatistik uzmanları, matematikçiler, moleküler biyologlardır. Virüsler üzerine çalışmayan bir biyolog ve moleküler biyoloji ve genetik uzmanı olarak yukarıda yapmış olduğum açıklamalar, moleküler biyoloji ve genetik alanı okur yazarlığı ile mevcut bilginin tercümesinden ibarettir.

Dezenformasyondan ve bilimin araştırdığı konulara esrar, gizem giydirmeye çalışanlardan uzak durun ve #EvdeKalın.

Prof. Dr. Hilal Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Strateji Kurulu Üyesi

 

Son ekleyen Prof. Dr. Hilal Özdağ

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...