98.Yılında Büyük Taarruz Ve 30 Ağustos Zafer Bayramı

Yazan  29 Ağustos 2020

Bağımsızlık ve Kurtuluş mücadelemizin zaferle taçlandığı, cumhuriyetimizin temellerinin inşa edildiği, tarihten silinmek istenen bir milletin direniş ve dirilişinin yükseldiği, tüm ezilen milletlere moral ve heyecan kaynağı gün olan “30 Ağustos Zafer Bayramı” kutlu olsun.

30 Ağustos; Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Başkomutanlığında, 26 Ağustos 1922’de Afyon-Kocatepe’de başlayıp, 30 Ağustos'ta 1922’de Dumlupınar'da emperyalist devletlere karşı savaşarak kazanılan “Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesini” anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, ülke topraklarının geri alındığı günü temsil etmektedir.Milletimizin özgürlük ve bağımsızlık yolundaki inanç, irade ve kararlılığını bütün dünyaya gösterdiği, Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolun bir mihenk taşı ve Milli Mücadelenin dönüm noktasıdır. Türk Milleti’nin emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı canını, malını, namusunu, varını yoğunu ve bütün gücünü ortaya koyarak Milli Mücadelesi ile düşman kuvvetlerini ülkeden çıkararak vatanını kurtardığı gündür.Ülkenin geleceği için binlerce şehidin, milli birlik ve beraberlik ruhu içinde özgürlük ve bağımsızlık meşalesinin sonsuza dek sönmemek üzere yakıldığı büyük bir zaferdir. Bu zafer, vatan toprağı işgal altında bulunan bir milletin, yokluklara rağmen azimle, inançla ve kararlılıkla toprağını nasıl savunacağını büyük bedeller ödeyerek yedi düvele göstermiştir.Anadolu'da bugün yaşadığımız toprakları yeniden “Vatan” yapmış, bir milleti bağımsızlığa kavuşturmuş ve tarihe altın harflerle yazılmıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramı’nı anlamak için “Büyük Zafer” nasıl kazanıldı ve zafer öncesi neler yaşandı bunları bilmek gerekir. Bu toprakların, 1918-1922’de emperyalist işgale uğrayıp elimizden çıktığını, 1921’de Sakarya Zaferi ve 1922’de Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile yeniden vatan yapıldığını bilmeyenler “30 Ağustos Zafer Bayramını” kutlayamaz.  Türk ordusu, Sakarya Meydan Muharebesi’nde ilk başarıyı elde etmiştir. Tarihin bu dönüm noktasından sonra Yunan ordusunun ve diğer işgalci güçlerin topraklardan atılma kararı alınmıştır.Büyük Taarruz”, Türk ordusunun işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurmasını sağlamak ve Anadolu'dan atmak için düşünülüp planlanan Başkomutanın “Sad Planı” adı verdiği gizli bir harekâttır. Harekât hazırlıkları büyük bir özen ve gizlilik içinde yürütülmüştür. Batı cephesinin kuzey ve güney cephesindeki Türk birlikleri, büyük gizlilik içinde Kocatepe bölgesine kaydırılmıştır. Yapılan stratejik planın başarısı, her şeyden önce baskın biçiminde geliştirilmiş ve ani saldırı ile “İmha Muharebesi”hedeflenmiştir.Ancak, Büyük Taarruz başlamadan önce 1.Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’nın görevden alınması ile yerine tayin edilecek kişi ile ilgili sıkıntılar yaşanmıştır.Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele Paşa görevi kabul etmediği için zorunlu olarak Nurettin Paşa göreve getirilmiştir. Bu süreçte harekâtın başlaması, iç çekişmeler ve taarruz konusundaki kararsızlıklar Atatürk’ün liderliği ve kararlığı ile aşılmıştır.

 

 

TBMM'nin 20 Temmuz 1922'de, 4’ncü kez Başkomutanlık yetkisi verdiği Atatürk, taarruz kararını çok gizli kalmak kaydıyla Haziran ayının ortalarında almıştır 23 Temmuz’da savaş planını görüşmek üzere Batı Cephesi Karargâhının bulunduğu Akşehir’e gelmiştir.27/28 gecesi yapılan toplantıda,15 Ağustos’a kadar hazırlıkların tamamlanması kararlaştırılmıştır.28 Temmuz öğleden sonra Genelkurmay Başkanlığı toplantısını gizlemek amacıyla Ordular arası futbol turnuvasını izleme bahanesiyle Ordu ve Kolordu komutanları Akşehir’e çağrılmış ve 28/29 Temmuz gecesi son hazırlıklar ve taarruz konusunda toplantı yapılmıştır. 30 Temmuz’da, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü ile taarruz şekli ve ayrıntıları tespit edilerek taarruz zamanı belirlenmiştir. 6 Ağustos 1922’de Batı Cephe Komutanı, ordularına taarruz hazırlık emrini vermiştir.Atatürk,17/18 Ağustos gecesi her türlü gizli önlemleri alarak Ankara’dan yola çıkmış, 20 Ağustos 1922’de saat 16.00’da Batı Cephesi Karargâhı Akşehir’de olmuş ve Cephe Komutanı İnönü’ye, 26 Ağustos sabahı taarruzun başlatılması emrini vermiştir. Bu emirden sadece İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp’ın bilgisi olmuştur. Bu süreçte, gizliliği sağlamak amacıyla Anadolu ile dış dünya arasında bütün haberleşmeleri kesme emrini verilmiştir.

Harekât başlamadan önce Yunan Kuvvetleri; 6.564 subay, 218.000 er, 1.300 kılıç, 3.113 makineli tüfek, 1.280 ağır makineli tüfek, 418 top ve 50 uçaktan oluşmuştur. Türk Kuvvetleri; 8.659 subay, 199.283 er, 100.352 tüfek, 2.025 hafif makineli tüfek, 839 ağır makineli tüfek, 5.000 kılıç, 340 top ve 8 uçaktan teşkil edilmiştir. Harekât; gece yapılmış, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında istirahat edecek şekilde tertiplenmiş ve düşman keşif uçaklarının harekât birliklerini görmesi engellenmiştir. Yunanlılar, saldırıyı Türklerin geniş çapta yığınak yaptıkları kuzeyden Eskişehir bölgesinden beklemişler, ancak harekât güneyden İzmir demiryoluna hâkim durumdaki Afyon’dan başlanması planlanmıştır. Harekât öncesi karargâh, 24 Ağustos’ta Akşehir’den taarruz cephe gerisindeki Şuhut kasabasına ve 25 Ağustos sabahı muharebenin idare edileceği Çadırlı Ordugâhına nakledilmiştir. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de ordu harekâta hazır hale gelmiştir. Afyon’un stratejik önemi büyük olması nedeniyle öncelikle bu bölgeyi ele geçirmek hedeflenmiştir.

Büyük Taarruz,26 Ağustos saat 04.00’te Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın Afyon-Kocatepe’deki gözetleme yerine ulaşması ile cesaret ve inançla zafere giden yol saat 05.30'da Türk topçu ateşi ile başlamıştır. Önce süvari kolordusu coşkun bir sel gibi Sincanlı ve Afyon ovasına doğru akmış, İngiliz uzmanların raporuna göre 6 ayda geçilemeyeceğini iddia edilen düşman mevzileri birkaç saat içinde ele geçirilmiştir.27 Ağustos’ta Afyon ve 30 Ağustos'ta Kütahya düşman işgalinden kurtarılmış ve düşman çember içine alınmıştır. 4 gün süren taarruz boyunca Yunan kuvvetleri dağıtılmış, ana kuvvetleri yok edilmiş ve çok sayıda asker esir alınmıştır. Harekât öngörüldüğü gibi 5 gün içinde Aslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin imha edilmesi ile kesin zafer ile sonuçlanmıştır. 31 Ağustos’ta ordunun ana kuvvetleri İzmir’e doğru yol alırken, diğer birlikler düşmanın Eskişehir ve kuzeyinde kuvvetleri yenmek için ilerlemesini sürdürmüştür.