1 Kasım Seçimleri Yaklaşırken Neden MHP?

Yazan  08 Eylül 2015

1 Kasım 2015 seçimleri yaklaşıyor. Türkiye bu seçimlere çok ağır koşullar altında sürükleniyor. Ülkemizin iki önemli komşusu olan Suriye ve Irak devletleri çöküş süreci içindeler. Suriye ve Irak devletlerinin çözülmesinde çok önemli rolü olan Selefi hareketin temsilcisi IŞİD ve bölücü Kürtçülüğün temsilcisi olan PKK, ülkemize karşı savaş ilan etmiş durumdalar. Ülkemizin bir bölgesinde terör her geçen gün tırmanıyor ve ayaklanma girişimleri yoğun bir şekilde sürüyor. Türkiye’nin bu kadar ağır tehditler ile karşı karşıya kalmasının nedeni ise AKP Hükümeti’nin Suriye ve Irak’ın bölünmesine hizmet eden akıldışı politikaları ve PKK ile sürdürülen teslimiyetçi müzakerelerdir.

Artık iktidar mensupları bile Türkiye’nin ne kadar ağır bir tehdit ile karşı karşıya kaldığını görmektedirler. Erdoğan, 26 Ağustos 2015’te muhtarlar ile konuşurken şöyle demektedir: ”Türkiye tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşıyor.” 13 Ağustos 2015’te Erdoğan muhtarlar ile konuşurken Türkiye’yi kritik eşiğe sürükleyen gelişmelerden birisinin nedenini şöyle açıklamıştır: “Terör örgüt 2013’ten beri, kendi aklınca devleti oyalayarak tahkimat yoluna gitmiştir… Tamamen yığınak yapıyorlar, sığınak, Suriye’den yığınaklar yapılıyor. Niçin? Yarınlara.”Türkiye eğer tarihinin en kritik döneminden geçiyor ise Erdoğan’ın “aklınca Türkiye’yi oyaladığını” söyleyen Erdoğan, terör örgütünün bu oyalamada başarılı olduğunu ifade etmektedir. Erdoğan, 30 Ağustos resepsiyonunda ise “Bugün de, ülkemizin birliğin, beraberliğine, kardeşliğimize ve geleceğimize yönelik tehditlerle karşı karşıyayız” diyerek, tehlikeye dikkat çekiyor. Nihayet, Erdoğan “işler çığrından çıkmıştı” diyerek PKK terörünün ülkemizin toprak bütünlüğünü AKP’nin politikaları sayesinde tehdit ettiğini itiraf etmektedir.

İktidarın diğer mensupları da Türkiye’nin bölünme sorunu ile karşı karşıya olduğunu düşünüyorlar. Davutoğlu, 27 Ağustos’ta “Tarih, millet beka mücadelesi verirken, Hayır diyenleri affetmeyecektir” diyerek, Türkiye’yi beka sorunu yaşayan ülke diye tanımlıyor. Bu bir tesadüf veya ağızdan kaçma değil. Çünkü Davutoğlu 28 Ağustos’ta yaptığı konuşmada da Devlet Bahçeli’yi suçlamak için Türkiye’yi beka sorunu yaşayan ülke diye tanımlıyor. Oysa Sayın Bahçeli, AKP’nin Türkiye’yi PKK ile sürdürülen teslimiyetçi müzakereler sonucunda varlığını ve bütünlüğü tartışmalı hale getiren politikalarına “hayır” diyor.

Davutoğlu, 30 Ağustos 2015 resepsiyonunda “Kimse Türkiye’nin her bir santimetre karesinde kamu düzeni hakim olana kadar bu huzur operasyonundan vazgeçilmemizi beklemesin” diyerek, bugün PKK’nın ülkenin bazı bölgelerini kontrol ettiğini itiraf ediyor. Davutoğlu, 28 Ağustos 2015’te AKP il başkanlarına hitaben yaptığı konuşmada bölücülerin “Silahlanmaktan, ayaklanmadan, teröre yaslanmaktan bahsediyorlar” diyerek, teslimiyetçi müzakere sürecinin sonunda PKK’nın ayaklanma sürecine girdiğini itiraf ediyor. Davutoğlu, 24 Ağustos 2015’de köy korucularının temsilcileri ile görüşürken, “2013 Mayıs’ında Türkiye’den geri çekilmesine karar verilen unsurlar, aksine son iki yıl içinde Türkiye’de kendi yıkıcı saldırılarını artırabilmek için ciddi bir yığınak yapma teşebbüsüne yöneldiler” itirafında bulunmuştur.

Bülent Arınç ise 14 Temmuz 2015’te Bakanlar Kurulu toplantısından sonra şöyle bir itirafta bulunmaktadır: “ Son seçimlerde şunu gördük: Bu terör örgütü kitlesel terör olaylarına yönelmedi,silahını kullanmadı, şehit cenazeleri gelmedi ama tehdide, şantaja devam etti. Halk üzerinde baskı kurdu ve KCK marifetiyle şehir yapılanmasında ileri bir noktaya ulaştı. Bunların farkına vardık, bunları bırakacaksınız dedik bırakmadılar ve seçimler böyle geçti” diyerek,  Güneydoğu Anadolu’nun aslında nasıl PKK/KCK denetimine terk edildiğini anlatmıştır.

Peki, Erdoğan ve Davutoğlu, 2 seneden bu yana neredeydiniz? Neden PKK’nın kentlerde örgütlenmesine, 80 bin silah, 63 ton cephane sokmasına, yüzlerce uyuyan bomba yerleştirmesine izin verdiniz? Neden valiler, TSK’nın 120’nin üzerinde operasyon yapma talebini reddederek, PKK’nın dağlara yerleşmesinin önünü açtılar? Neden bunlar olurken, AKP liderleri PKK güzellemeleri yaptılar? Arınç, seçimden önce “dağı çıkanlar haklı bende çıkardım” diyordu.  Arınç, Öcalan’ı “namaz bile kılan” diye Türk Milletine takdim ederken, Beşir Atalay Öcalan’ı Türk Milletine “Kürtlerin lideri” olarak takdim etmiştir. Neden Türk bayrağının asılmasını bile tahrik sayan PKK’lı teröristlerin ve yandaşlarının günlük yaşama hakim olmaları sağlandı? Ve durum böyle iken neden Abdullah Öcalan’ın 10 maddeden oluşan İmralı pazarlığı sonucunda oluşan bildirisini “Dolmabahçe Mutabakatı” adı altında Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efgan Ala’nın ve HDP’li milletvekillerinin katılımı ile ecdadın sarayından Türk Milletine okudunuz.

Özetle, MHP’nin ağır ve haklı eleştirilerine rağmen PKK ile müzakere adı altında Türk Ordusu, polisi ve jandarmasının PKK’lı teröristler karşısında elini kolunu bağlayarak sürekli geri çekilmesini sağlayan AKP, ülkemizin topraklarının bir bölümünde egemenliği PKK çeteleri ile paylaşmıştır. Nitekim Bülent Arınç, MHP’nin müzakere sürecinde yapmış olduğu eleştirilerin haklı olduğunu itiraf etmiştir.

Şimdi ulaşılan noktada ülkemizin bölünme tehdidi ile karşı karşıya olduğunu itiraf etmektedir. Ancak Erdoğan ve Davutoğlu, Türkiye’nin tarihinin en kritik döneminden geçmesine ve varlık sorunu aşamasına taşınmasına rağmen gereken önlemleri almamakta direnmektedirler. Türk Hava Kuvvetleri’nin yapmış olduğu başarılı Kuzey Irak operasyonları dışında PKK/KCK unsurlarının köklü bir temizliği gerçekleştirilmemiştir. Sadece jandarma birlikleri hareket halindedir. Onlarda çoğu zaman savunma halindedir. Birçok yerde PKK jandarma karakollarına 200-300 metre ilerde yol kesmekte ve karakola “gelin” diyerek haber yollamaktadır. Ancak jandarma gitmeme emri almıştır. AKP Hükümeti vali ve jandarma alay komutanlarına PKK’lılar ateş etmediği sürece ateş etmeme emri vermiştir. Ateş edenler hakkında soruşturma açılacağı baskısı yapılmaktadır.19 Ağustos’ta Siirt/Pervari’de  şehit düşen uzman çavuş Hakan Aktürk, Güneydoğu Anadolu’da terörle mücadelenin daha doğrusu mücadelesizliğin özünü şöyle ifade etmektedir: “Dağa asker çıkmadığı sürece bir sonuç alınamaz. Defansta duran takım. Elbette gol yemeğe mahkumdur. Aslanları bağlamışlar birliğe, dağ, taş köpeğe kalmış. Daha zamanı gelmedi mi?” Bu tespiti yapan genç askerimiz bu savunma merkezli anlayışın sonunda hedef haline gelmiş ve şehit olmuştur.

Kara Kuvvetleri birlikleri PKK ile mücadeleye sokulmamaktadır. Kara Kuvvetleri’nin mücadeleye sokulmaması, bazı durumlarda şehit vermemize neden olmaktadır. Son günlerde Bolu ve Kayser Komando Tugayları “propagandası” yapılmaktadır. Hiç şüphesiz bu iki tugay terörle mücadele tarihinde mümtaz bir yere sahip kahraman ve üstün askeri yetenekleri olan iki birliktir. Ancak sonuçta iki tugaylık bir güç, geniş bir coğrafyada yeterli değildir. Üstelik, şimdiye diğer KKK birliklerini kullanmayan AKP’nin şimdi bu iki tugay üzerinden terörizm ile mücadeleden çok Türk halkı ile seçmen ile iletişim stratejisi kurduğu anlaşılmaktadır. PKK’nın hedefinin insan hakları, demokrasi ve barış değil, Türkiye’nin bölünmesi ve bağımsız Kürdistan olduğu bir kez daha ortaya çıkmış iken AKP inatla Türkiye’yi “PKK ayaklanması”, bölünme aşamasına getiren, PKK ile müzakere, Suriye’de Esad’ın devrilmesi politikalarında ısrar etmektedir. Özetle, AKP kısa bir süre için PKK ile mücadele eder gibi görünse de hala toz kondurmadığı Abdullah Öcalan ile teslimiyetçi müzakerelere devam etmeye hazırlanmaktadır.

Türkiye’nin bugün içinde olduğu kritik, beka sorunu yaşama durumuna sürükleneceğini yıllardan bu yana AKP’yi ağır bir dille suçlayarak uyaran MHP Türkiye’nin PKK terörünü aşması için tek programa ve kadroya sahip olan partidir. Diğer partiler milli güvenlik ve terörizm ile mücadele bilgi ve duyarlılık konusunda ancak anaokulu seviyesinde bilgiye sahipken, MHP bu konularda doktorasını yapmıştır. MHP, büyük ve güçlü bir ülke olan Türkiye’nin yanlış ellerde, yanlış bir zihniyet tarafından felakete sürüklenmesini engelleyecek, ülkemizi içine girdiği kritik süreçten çıkarma yeteneğine sahip tek partidir. MHP, Türkiye’nin topraklarının büyük bölümünü PKK adlı bir terörist çetenin işgal etmesine ve bölmesine izin vermeyecektir.

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 15-08-2022

“Eset” den Esat’a Savrulmanın Siyasi ve İktisadi Karşılığı

1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı veya daha iyi bilinen adıyla Seyhan Karakol Anlaşmasına kadar Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler başlıca üç nedenle sürekli olarak yüksek gerilim hatları üzerindeydi.