Rus Askeri Doktrini Çerçevesinde İdlib

Yazan  27 Ocak 2020

İdlib’de 12 Ocak 2020 gece yarısından itibaren taraflar arasında bir kez daha ateşkes ilan edildi.[i]

Ateşkesin ilanına rağmen bölgede çatışmaların sona ermediği, Rusya Federasyonu destekli Suriye Rejim Güçlerinin İdlib’in muhtelif bölgelerinde hem hava saldırılarını devam ettirdiği hem de kara birlikleriyle ilerleyişini sürdürdüğü görülmektedir. Başta Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) olmak üzere İdlib’de gücü elinde bulunduran silahlı grupların zaman zaman geri çekilerek alan kaybettiği, bazı küçük yerleşim yerlerinin Suriye Rejim Güçleri ile HTŞ arasında el değiştirdiğine yönelik haberler açık kaynaklara yansımaktadır.

Genel resme göz atıldığında, Suriye Rejim Güçlerinin Halep vilayeti batısından İdlib ve Jarjanaz bölgesinden Maret El Numan istikametine doğru iki ana mihverde ilerlemeye çalıştığı, M5 karayolunu kontrol altına almak maksadıyla kritik önemi haiz Maret El Numan civarında çok sayıda yerleşim yerini kontrol altına aldığı, zaman zaman ise Cisr El Şuğur bölgesine yönelik hava harekatı düzenlediği de anlaşılmaktadır.

 

 

Maret El Numan’a yönelik hava destekli kara operasyonlarının başlamasının ardından bölgede yaşayan sivillerin hareketlendiği, sivillerin Maret El Numan istikametinden kuzey ve kuzeybatı istikametinde Türkiye sınırına doğru, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekât bölgelerine doğru göç etmeye başladıkları da görülmektedir. Harekete geçen sivillerin kabaca Reyhanlı karşısındaki Atme kampı civarına ve Altınözü Karbeyaz Jandarma Karakolu karşısındaki açık alanlara ulaştıkları anlaşılmaktadır. Yapılan açıklamalardan İdlib bölgesinden Türkiye sınır hattına doğru hareketlenen sivillerin sayısının 20 Ocak tarihinden itibaren yaklaşık 36.000’e yaklaştığı, bu sayının Kasım 2019’dan itibaren toplamda 450.000’i bulduğu belirtilmektedir.[ii] Suriye Rejim Güçlerinin Nisan 2019’dan itibaren İdlib bölgesine düzenlediği hava ve kara operasyonları neticesinde en az 1.300 sivilin hayatını kaybettiği de tahmin edilmektedir.[iii]

İdlib’de görüldüğü üzere; çok sayıda sivilin hayatın kaybetmesi, yerleşim yerlerinin boşaltılması, sivillerin yaşadığı bölgelerin kuşatılarak hedeflenen alanın kontrol altına alınmaya çalışılması, Suriye Rejim Güçlerinin esaslarını uygulamaya çalıştığı, Suriye operasyonlarını yönlendiren ve bu operasyonlara katkıda bulunan Rusya Federasyonu’nun “Ayaklanmalara Karşı Koyma Doktrinini” incelemeyi gerekli kılmaktadır.

Rusya Federasyonu’nun Ayaklanmalara Karşı Koyma Doktrini

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşına 2015 yılında ülkeye askeri güç göndererek müdahil olan Rusya Federasyonu’nun bugüne dek yaptığı açıklamalardan, Suriye’deki muhalif silahlı grupları terör örgütü, bu unsurların topyekûn faaliyetlerini de ayaklanma olarak kabul ettiğini söyleyebilmek mümkündür. Bu nedenle Rusya Federasyonu’nun, Suriye’deki askeri faaliyetlerinin büyük kısmını “Rus Ayaklanmalara Karşı Koyma Doktrini” çerçevesinde yürüttüğü düşünülmektedir.

“Rusya’nın ayaklanmalara karşı koyma geleneği Çeçenistan ve Afganistan’daki uygulamalarına bakarak anlaşılabilmektedir. Çeçenistan’a ilk askeri müdahalesini 1840’larda yapan Rusya’nın “yık ve yak” politikasını uyguladığı belirtilmektedir. Bu doktrinin esası, zırhlı ve mekanize birliklerle hızlı ve derinliklere doğru yapılacak saldırıların geriden uzun menzilli ateş destek silahlarıyla desteklenmesi ve düşmanın çevrelenerek tamamen yok edilmesi prensibine dayanmaktadır.”

“Rusların ayaklanmalara karşı koyma harekâtına yaklaşımının temelinde ayrım gözetmeksizin şiddet uygulaması vardır. Bu yaklaşımda, daha önce bahsedilen ve ayaklanmalara karşı koyma harekatının temel özelliklerinden biri olarak sayılan halkın kalplerinin ve zihinlerinin kazanılması düşünülmez. Silahlı unsurların ve halkın çevrelerinden her anlamda yalıtılarak doğrudan baskı kurulmasıyla direnişin sonlandırılması hedeflenir. Bu yaklaşımda kullanılan araçların içinde tarlaların ve evlerin tahrip edilmesi ya da yakılması, halka topluca suçlu olarak davranılması, işkence ve kötü muamele, ayaklanmacı liderlerine suikastlar yapılması, direnişi yöneten ailelerden rehin alınması, sınır dışı etme ya da topluca göç ettirme uygulamaları bulunmaktadır.”[iv]

İdlib’in Geleceğine Yönelik Değerlendirme

Rus Ayaklanmalara Karşı Koyma Doktrini, İdlib’de devam eden çatışmaları ve İdlib’de meydana gelebilecek gelişmeleri anlamaya yardımcı oluyor. Kısaca özetlendiği üzere Rus doktrininin İdlib’de harfiyen uygulandığı, Rus desteğini arkasına alan Suriye Rejiminin “yık ve yak” politikasını sürdürdüğü, ayaklanmacı veya terörist olarak gördüğü grupları etkisiz hale getirmek üzere bölgeyi hava ve kara ateş destek vasıtaları ile sürekli şekilde vurduğu, masum sivil – terör örgütü ayrımı yapmadığı, sivillerin hayatını kaybetmesini dikkate almadığı, halkı göçe zorlayarak bölgede sadece silahlı unsurların kalmasını ve bu yöntemle bu grupları etkisiz hale getirmeyi hedefleyen taktiğini sürdürdüğü görülmektedir.

İdlib bölgesindeki askeri gelişmeler göz önünde bulundurularak İdlib’in geleceğine yönelik çıkarımlar yapmak mümkün görülüyor. Bu çerçevede 2020 yılı içerisinde Rusya Federasyonu destekli Suriye Rejim Güçlerinin birinci önceliğinin İdlib olacağı öngörülmektedir. İlan edilen ateşkeslerin uygulanmasının ve ateşkeslerden netice alınmasının mümkün olmadığı 12 Ocak tarihinde ilan edilen ateşkesle bir kez daha kanıtlanmıştır. Ateşkes süreçlerinin kısa süreli olarak uygulandığı ve bu sürede hem rejimin hem de İdlib’de bulunan silahlı grupların kendilerini toparladıkları, konuş değişikliği yaptıkları, ikmal faaliyetlerini tamamladıkları, kısa süre içerisinde ateşkesin sonlandırıldığı görülmektedir.

İdlib’de büyük bir silahlı gücü elinde bulunduran HTŞ cephesine bakıldığında 2017’den bu yana büyük bir değişim yaşanmadığı görülüyor. HTŞ lideri Culani’nin 25 Aralık 2019’da yayımladığı, “Özgürlük ve Bağımsızlık Savaşı” adını verdiği video mesajında[v] özetle; “Suriye Rejimi’nin devrilme aşamasında olduğu, şu anda sıranın Rus ve İran’ın işgallerinden kurtulma ve bağımsızlık savaşına geldiği, Rejimin, bölgenin zenginliğini yağmalamak ve bölgesel çatışmalarda etkili bir rol oynamak için Akdeniz’deki konumlarını güvence altına almak isteyen İranlı ve Rus işgalciler tarafından manipüle edilen bir kukla olduğu; Rus ve İran’lı işgalcilere karşı bir kurtuluş ve bağımsızlık savaşı yürütüldüğü” belirtilmektedir. Culani’nin konuşmasından anlaşılacağı üzere İdlib bölgesinde yaklaşık 20.000 kişilik silahlı gücü bulunan HTŞ’nin silahlı mücadeleden vazgeçmeyeceği, Rejimin etkisini yitirdiğini düşündüğü, bundan sonraki silahlı mücadelelerinin Rusya Federasyonu ve İran’a karşı olacağı sonucuna varmak mümkün görülmektedir. Bu nedenle kısa vadede HTŞ’nin silah kullanmaktan vazgeçmeyeceği hatta İdlib bölgesindeki silahlı direnişini artıracağı da anlaşılmaktadır.

Rusya Federasyonu cephesine bakıldığında, Rusya’nın İdlib konusunda aceleci davranmadığını, Türkiye ile İdlib konusunda çeşitli zamanlarda mutabakata vararak İdlib konusunu kendisi için bir araç haline getirdiği anlaşılıyor. Çatışmasızlığın diğer tarafı Türkiye ise İdlib’de 2017 yılından itibaren konuşlandırdığı Gözlem Noktalarında pozisyonunu koruyarak bölgede söz sahibi olmaya devam etmek istiyor. Gözlem Noktalarının ikisinin Suriye Rejimi tarafından ele geçirilen bölgeler içerisinde kaldığı düşünüldüğünde, Rejimin ilerleyişine devam ederken Gözlem Noktalarına dikkat ettiği ancak Gözlem Noktalarını adeta yok sayarak ilerlemeye de devam ettiği görülüyor.

Sonuç olarak, “Rus Ayaklanmalara Karşı Koyma Doktrini”, askeri taktik alanda sahada yaşananlar bir arada değerlendirildiğinde;

  • İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde Suriye meselesinde en önemli konulardan birisinin İdlib olacağına,
  • Suriye Rejiminin ilerleme hatları üzerinde ve yakınında bulunan Gözlem Noktalarımızın güvenliğinin önem arz edeceğine,
  • Maret El Numan kasabasının kısa-orta vadede Rejim kontrolüne geçebileceğine,
  • Rejimin müteakiben Halep Vilayet Merkezi batısında ilerlemesini hızlandırarak M5 Karayolunun kontrolünü sağlayarak İdlib Merkezine giden ana lojistik hattı kesmeye çalışacağına,
  • Rus hava kuvvetleri Suriye Rejim Güçlerinin sivilleri hedef almaya devam edeceğine,
  • Rejimin ilerleyişini sürdürmesine paralel olarak sivillerin Türkiye sınırına doğru daha yoğun şekilde hareket edebileceğine,
  • Uzun vadede bölgenin ABD-İran kapışmasına sahne olabileceğine, bu maksatla ABD’nin bölgedeki silahlı güçlere vekalet verebileceğine ve ağır silah desteğinde bulunabileceğine işaret etmektedir.

 

NOT: 24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diler, kalplerimizin sizlerle birlikte attığını ifade etmek isterim…

 

[i] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/idlibde-12-ocak-saat-0001den-itibaren-ateskes-uygulanacak/1698968

[ii] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/son-48-saatte-36-bin-sivil-daha-turkiye-siniri-yakinlarina-goc-etti/1711021

[iii]https://www.thenewhumanitarian.org/analysis/2020/1/8/Syria-aid-reconstruction-refugees-peace-conflict-Idlib-UN-NGOs-Turkey-Russia

[iv] Cenker Korhan Demir, (2017), Ayaklanmalar ve Ayaklanmalara Karşı Koyma: Kavramlar, Stratejiler ve Ülke Tercihleri, Nobel Yayıncılık, ss. 124-127.

[v]https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2020/01/syrian-regime-strike-truce-idlib-golani-speech-opposition.html

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Onur Şahin   - 31-03-2020

COVID-19 PANDEMİSİNİN ERKEN DÖNEMİNDE TÜRKİYE’DEN GELECEĞE BAKIŞ

GİRİŞ COVID – 19 virüsü küresel bir salgına dönüştü. Başta İtalya, İran ve İspanya olmak üzere pek çok ülkenin genel sağlık sistemleri bu salgın nedeniyle büyük hasar aldılar.