Kürt Devleti Kurulmuş!!!

Ankara’da sık sık duyulan laflardan birisi de “Efendim ne yapalım. İsemezdik ama Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kuruldu işte.” Bu lafta lobicilik vardır. Bu lafta yanlış değerlendirme vardır.

Bu lafta omurgasızlık vardır. Bu lafta teslimiyetçilik vardır. Emekli büyükelçi Bilal Şimşir'in çok kıymetli eserlerinden birisi olan Türk-Irak İlşkilerinde Türkmenler" kitabı başka vesilelerle duyduğumuz tarihmizden bir sayfayı hatırlatıyor bize. Bugün Sayın Bilal Şimşir'in kaleminden bu haysiyetli devlet duruşunu szle paylaşmak istiyorum.

"Yıl 1795 ( evet 1795) : Rusya, Prusya ve Avusturya bir olup Polonya Devleti'ni parçalayıp paylaşmışlar ve haritadan tamamen silmişler. Bugün Irak'ın parçalanması gibi bir şey.Yeryüzünde artık Polonya diye bir devlet yok. .. Rusya, Prusya ve Avusturya o dönemin Düvel-i Muazzaması, yani büyükleri; onların üçünün birleşik kuvvetleri karşısında durabilecek bir başka güç yok yeryüzünde. Tıpkı bugün ABD'nin hava gücü üstünlüğü karşısında durabilecek hiçbir güç olmadığı gibi. " Biz yaptık, oldu ; itiraz eden varsa boyunu görelim" deyip oturmuşlar Polonya topraklarının üstüne Dünya boyun eğmiş, bu durumu sineye çekmiş.

Bu haksız fiili durumu dünyada bir tek devlet tanımamıştır: O da Osmanlı-Türk Devleti'dir. Ne zamana kadar tanımamıştır? Sonuna kadar; yani, Polonya Devleti, Birinci Dünya Savaşı sonunda Zümrüdüanka kuşu gibi kendi küllerinden yeniden dirilerek tarih sahnesinde haklı yerini alıncaya kadar; yani, 127 yıl! boyunca tanımamıştır! Dile kolay 127 yıl! Koskoca bir asır, artı bir çeyrek asır, artı 2 yıl!

Osmanlı Hükümeti, Polonya'nın haksız yere parçalanıp paylaşılmasını tanımamakla kalmıyor, aynı zamanda Polanya'lı mültecilere destek veriyor, onları Türkiye'ye kabul edip Polonezköy'e yerleştiriyor ve her yıl düveli muazzama'nın bu büyük ayıbını onların yüzlerine vuruyor: Osmanlı sadrazamı, İstanbul'daki yabancı diplomatlara verdiği yıllık davette her defasında Rus Sefirine, Alman Sefirine ve Avusturya Sefirine soruyor: " Polonyalı meslektaşınız nerede acaba? Aranızda göremiyorum da!"

Bu upuzun 127 yıl içinde İstanbul'da tam 106 Osmanlı- Türk Hükümeti değişmiş, ama Polonya'nın paylaşılmasını reddeden politika hiç değişmemiştir. Devlet politikası dediğimiz işte budur. Hükümetler gelir geçer, Devlet ayakta kaldıkça Devlet Politikası devam eder gider. Devlet Politikasındaki bu süreklilik ve sebat sayesinde Türkler tarih önünde haklı çıkmıştır; Büyük Devletler ise haksızdı.

Polonyalılar Türklerin bu büyük dostluğunu hiç unutmamışlar, ders kitaplarında da bunu çocuklarına anlatıp belletmişler. Polonyalı kuşaklar bunu öğrenerek yetişmiştir. Polonya'nın yeniden doğuşundan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından hemen sonra Türkiye ile Polonya tekrar diplomatik ilişki kurdular; Nisan 1924'te ilk Türk Cumhuriyeti Elçisi Varşova'ya, Haziran 1924'te de ilk Polonya Büyükelçisi Ankara'ya atandı. İlk elçisini Türkiye'ye atarken Polonya Cumhurbaşkanı Stanislas Wosjciechowski'nin Atatürk'e yazdığı 10.Haziran. 1924 tarihli mektup, alışmış bir güven mektubundan epeyce farklı ve anlamlı tarihi bir belge niteliğindeydi, Polonya milletinin " şükran duygularını" da bildiriyordu."

Polonya ne yazık ki Ermeni sözde soykırımı iddialarını kabul ederek, Türkiye'nin haysiyetli duruşuna gereken cevabı vermedi. Ancak mesele zaten Polonyalıların ne kadar haysiyetli ve akıllı oldukları değil. Zaten Varşova'da oturanlar akıllı olsalardı, Polonya ordusu, 2. Viyana kuşatması için kenti kuşatmış olan Türk ordusuna saldırmazdı. Çünkü, Türk gücünün Orta Avrupa'dan çekilmesi dengeleri bozdu ve Polonya'nın 112 sene sonra haritadan silinmesine yol açtı.

Mesele Türkiye'nin şimdi Irak'ta bu ülkenin bölünerek, Kuzey Irak'ta önüne konulmaya çalışılan fiili durumu kabul etmemesi ve bölgeye istikrar getirecek bir sonuç ortaya çıkmadan hiç bir şeyi kabullenmemesidir. Devlet böyle olur.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.