Balyoz Komplosuna Hedef Olan Subaylara Açık Mektup ya da Üniformayı Yakmak

Yazan  26 Haziran 2014

           Türk ordusuna karşı düzenlenen dış ve iç kaynaklı büyük Balyoz-Casusluk-Ergenekon- Poyrazköy vb. komploları adım adım ortaya çıkıyor. Anayasa Mahkemesinin, Balyoz davasında aldığı yeniden yargılama kararı ile davaların tarihe gömülmesinde çok önemli bir aşamaya girildi. Davalar zaten milli vicdanda büyük ölçüde mahkum edildi. Yıllarca davaların propagandasını yapanlar bile “evet-ama”lar ile hissettirmeden geri adım atmanın alt yapısını hazırlıyorlar. Daha dürüst ve cesur olanlar ise “çok fena yanıltıldık” diyorlar.  Başbakan Erdoğan bile artık: “Darbeyle, darbe girişimleri ile mücadele ediyor görüntüsü altında, gerçek zanlıların yanında masum insanların da nasıl mahkum edildiği bugün tek tek ortaya çıkıyor” noktasına gelmiştir.

           Anayasa Mahkemesi’nin son kararından sonra, 70 general-amiral ve subayın TSK’ya geri dönüşünün önü açılmıştır. Ancak özel kanallardan ve basından duyduğuma göre TSK’ya çok kırgın olan general-amiral ve subayların geri dönmeyecekleri haberleri geliyor. Hatta bir subay, Yargıtay’ın mahkumiyet kararı çıktığı gün üniformasını yaktırmış. Oysa, ilk günden itibaren bu komploya inanmayan Türk Milletinin 70 general-amiral ve subaydan beklentisi, isteği TSK saflarına tekrar katılmalarıdır. Bu komplo hukuki değil, siyasi bir komplodur ve amacı, hedef olan general-amiral ve paşaların tasfiyesidir. Bu tasfiyeyi düzenleyenlerin başarı ölçütü,  davayı kazanmak veya kaybetmek değil, hedef alınan subayların mahkum olarak veya istifa ederek ordudan ayrılmasıdır. Diğer bir ifade ile ordudan istifa eden her general-amiral veya subay, istifa ettiği gün mağlup olacaktır. Onların kişisel mağlubiyeti de önemli değildir. Önemli olan bu istifalar ile Mustafa Kemal Atatürk’ün temsil ettiği düşüncenin mağlup olmasıdır.

           Oysa yapılması gereken üniformayı yakmak değil, üniformayı giyerek, TSK saflarına dönmektir. “TSK’ya kırgın olmak” gibi bir gerekçe kabul edilebilir bir gerekçe değildir. TSK sadece bir kurum değil, TSK aynı zamanda bir ruhtur. Org. Cemal Tural’ın 1965 yılında Kara Kuvvetleri günü münasebetiyle yayınladığı mesaj şöyledir.

“Yüce Türk Milletinin, Yüce Ordularına sesleniyorum:

Ey Mete’nin Çin’e giren orduları;

Ey Atillâ’nın Avrupa’ya yayılan, Fatih’in

İstanbul’a giren, devir açan orduları,

Ey Atatürk’ün Akdeniz hedefine yürüyen orduları,

Dünyaya medeniyet götüren ordular,

Köle milletleri uyandıran ordular,

Tarihi yazan, yaratan ordular:

Sen Milletin özü (a.b.ç.)

Sen milletin gözü (a.b.ç.)

Sen milletin sözüsün (a.b.ç.)”

           Özetle, TSK, bir genelkurmay başkanı, bir kuvvet komutanının zaafı, 20 sene süren bir anlayış değil, Oğuz Han’dan bugüne uzanan süreç ve ruhtur. Bu ruha ve kuruma kırılmak söz konusu olamaz. Geri dönülmesi gereken yer Türk Ordusu’dur. Üstelik, Balyoz’un ve diğer davaların hukuki mücadelesi mücadelenin bittiği yer değil, başladığı yerdir. Üstelik, Türkiye’nin önündeki 10 yıl geride bıraktığı 20 yıldan çok daha zor geçecektir. Ukrayna-Moldova-Karadeniz-Doğu Akdeniz-Kıbrıs-Suriye-Irak ekseninde yaşanan jeopolitik kırılma ve devletlerin dağılması/yeniden kurulması sürecinin ağır etkileri ülkemizi çok ağır bir şekilde etkileyecek. TSK’nın moral gücünün dağıtıldığı, silah arkadaşlığı duygusunun ihanetler ile darbelendiği bir ortamda sizlerin görev başına geri dönmeniz, Türk Milletine karşı ödenmesi gereken bir borçtur.   

           TSK’da sessiz bir şekilde olan bitenleri seyreden on binlerce Türk subayı sizlerin emekli olmanızı değil, TSK saflarına, ait olduğunuz yere geri dönmenizi bekliyor. Kışladan içeriye tekrar adımınızı attığınız gün Mustafa Kemal Atatürk’ün komplo kurulmuş subayları komplo kuranlara rağmen tekrar TSK’ya geri dönmüş olacak. Bunu kimseye borçlu değilseniz, Atatürk’e borçlusunuz...

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 15-08-2022

“Eset” den Esat’a Savrulmanın Siyasi ve İktisadi Karşılığı

1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı veya daha iyi bilinen adıyla Seyhan Karakol Anlaşmasına kadar Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler başlıca üç nedenle sürekli olarak yüksek gerilim hatları üzerindeydi.