MHP’nin Yükselen Oyları- Erdoğan ve Öcalan

Yazan  01 Nisan 2015

AKP Hükümetinin terör karşısında annelerin arkasına saklanan teslimiyetçi ve müzakereci politikaları meyvelerini veriyor. DHKP-C dün bu meyvelerden birisini topladı ve İstanbul’da bir savcımızı şehit etti. PKK Güneydoğu Anadolu’da paralel bir devlet yapısı oluşturdu. Terör örgütü PKK silah bırakmadı, terör eylemlerine son vermedi. Ancak AKP Hükümetinin baskıları ile Türk Ordusu, Türk Jandarması ve Türk Polisi silah bırakmış görünmektedir. Sınırdan sızan PKK gruplarına karşı TSK validen operasyon izni istemekte ve alamamaktadır. Şehir içinde PKK’lı çeteler “asayiş” adı altında güvenlik güçlerini bile durdurup kontrol yapmaktadırlar. PKK terör örgütünün lideri Öcalan’ın yazdığı bir mektup, 28 Şubat 2015’te Osmanlı Devleti'nin sarayından Türk milletine ve dünyaya Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı'nın huzurunda okunmuştur. Bu,UTANÇ VERİCİ bir durumdur. Özetle devlet ayağa düşmüştür.

 

Bu mektubun okunması hemen sonrasında yapılan ilk araştırmalar AKP seçmeninde bir tepki olduğunu ve MHP’ye doğru bir hareketlenme olduğunu göstermiştir. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, sanki Dolmabahçe açıklamasından haberi yokmuş gibi bir açıklama yapmıştır. Oysa, Öcalan’ın Dolmabahçe Bildirisi’nin önünü açan esaslar daha önce Öcalan ile yapılan bir anlaşma gereği AKP Hükümeti tarafından 1 Ekim 2014’te Resmi Gazete’de Hükümet tarafından 11 madde olarak yayınlanmıştır. Hükümet Bildirisinde “2009 yılında başlatılan “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” nin bir devamı olarak 2013 yılında 61. Hükümet tarafından daha güçlü, demokratik, özgür, güvenli ve huzurlu bir Türkiye için “Çözüm Süreci” olarak adlandırılan sürecin başlatıldığı belirtilerek” sorunun çözümü için aşağıdaki 11 madde ortaya konulmuştur. 1- Siyasi alana, siyasi kurum ve aktörlere yönelik çalışmalar, 2- Hukuki düzenlemeler ve insan hakları, 3- Sosyal programlar, 4- Ekonomik tedbirler, 5- Kültürel programlar, 6- Toplumsal destek ve sivil toplum çalışmaları, 7- Güvenlik ve silahsızlandırma, 8- Sorunun parçası olan aktörlerle temas, diyalog ve benzeri çalışmalar, 9- Eve dönüşler ile sosyal yaşama katılım ve uyum alanında çalışmalar, 10- Psikolojik destek ve rehabilitasyon çalışmaları, 11- Kamuoyu bilgilendirme ve kamu diplomasisi çalışmaları. Görüldüğü gibi bunlar son derece soyut ve içi istediği gibi doldurulabilecek ancak bu aşamada halkın tepkisini çekmemek amacı ile örtülü kaleme alınmış ifadelerdir. Özetle, Erdoğan’ın Öcalan’ın 10 maddesine tepkisi sahte bir tepkidir.

MHP’ye oy akışının devam etmesi üzerine, AKP-Öcalan-PKK görüşmeleri sürerken, Erdoğan, bir kez daha 16 Mart 2015’te Balıkesir’de “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bunun üzerine S. Demirtaş, “Erdoğan’ı başkan yapmayacağız” cevabını vermiştir. Dikkat edilmesi gereken husus, Demirtaş’ın “Başkanlığa karşıyız” dememesidir. Çünkü Demirtaş, AKP-Öcalan görüşmeleri ile kurulması hedeflenen federal devletin başkanlık sistemi ile örgütleneceğini öngörmektedir. Ondan dolayı,  Demirtaş, Başkanlığa karşı çıkmamış, Erdoğan’a “seni Başkan yaptırmayız” diyerek, sahte bir gerilim üretmeye çalışmıştır. Demirtaş’ın amacı, Erdoğan’a vurmaktan çok Erdoğan’ı PKK’dan daha antipatik bulan CHP’lilerin oyunu almaktır.

Öte yandan AKP seçmeninin devletin ayağa düşmesine tepki göstermesi ve MHP’ye somut bir şekilde oy kayması yaşanması üzerine 20 Mart 2015’te Erdoğan Ukrayna’ya giderken AKP-PKK anlaşması ile oluşturulması kararı alınan müzakereleriİzleme Heyetini uygun bulmuyorum, doğru bulmuyorum, ben bunları gazeteden öğrendim” demiştir.21 Mart’ta Erdoğan Ukrayna dönüşü uçakta, MHP’ye oy akışını durdurmak amacı ile “Dolmabahçe toplantısını ve oradaki fotoğrafı doğru bulmuyorum. Açıklanan 10 maddenin nesini kabul edeyim? Metni incelersek oradaki konuların çoğunun demokrasiyle falan yakından uzaktan alakası yok. Hala yeni yeni talepler ortaya çıkıyor... Silahların gölgesinde siyaset yapanlar var. Gelinen noktada da tablo ortada: İmralı başka, dağ başka; parti içinde de biliyorsunuz, eşbaşkanları başka, Dolmabahçe’de konuşanlar başka. (Nevruz mesajıyla ilgili olarak) 2005'ten bu yana mesaj bekliyoruz. Uygulamayı görmek lazım” açıklamasını yapmıştır. Erdoğan, panik içinde MHP’ye kayan oyları durdurmaya çalışmaktadır.

Öte yandan Erdoğan’ın MHP’ye oy kaymasını engellemek için gösterdiği çaba devam ederken belki başkanlık sistemine karşı olduğu için, belki de nedenini anlamadığı için Bülent Arınç 21 Mart 2015’te şu açıklamayı yapmıştır: “Çözüm süreci konusunda bugüne kadar atılan adımların bir noktası da izleme heyetinin oluşturulmasıdır. Hükümetimiz bunu uygun görmektedir. Kimin hangi görevleri yapacağı konusunda bir yol haritamız mevcuttur. Ülkeyi yöneten hükümettir, sorumluluk da hükümettedir. Bugün yapılanlardan, yarın geleceğimiz noktadan sayın Cumhurbaşkanımızın habersiz sayılması mümkün değildir, her şeyi çok iyi bilmektedir. Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında veya bakan arkadaşlarımız tarafından ne zaman emretmişse kendisine bilgi sunulmaktadır. Çözüm sürecinde aktör olan bakan arkadaşlarımız tarafından kendilerine bilgi arz edilmektedir.”

Erdoğan, MHP oylarındaki yükselmeyi engellemek için çalışırken, 21 Mart 2015’te Öcalan’ın Nevruz mektubu okunmuştur. Öcalan şöyle demektedir:“Cumhuriyetin ve ulus devletin yıkılması... Eşme ruhu (TSK-PKK işbirliği iddiası)... Bölgedeki ulus devletlerin Ortadoğu'da ortak ev oluşturmaları (Türk-Kürt Konfederasyonu)... 10 maddede mutabakat sağlanır, İzleme Heyeti ile Hakikatleri Araştırma Komisyonu (aslında PKK'yı aklama, TSK'yı yargılama komisyonu) kurulursa Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma esasında PKK Kongresi toplanabilir. Yani kamuoyuna pompalandığı gibi silah bırakma yoktur. Öcalan, ne karar çıkacağı belli olmayan kongre için bile ön şartlar ileri sürmektedir. Hükümet de bunu anlamıştır. Nitekim Bülent Arınç 23 Mart’ta şöyle demektedir: “Öcalan’ın mesajından beklentimiz farklıydı, ama mesaj bu haliyle bile olumlu... İzleme heyeti konusu bizim kabulümüzdür. İzleme heyetindeki kişiler akil insanlar içinden olacaktır”

Öcalan’ın bu açıklamasının ortaya çıkardığı tepki üzerine Erdoğan ise 23 Mart’ta yine sözde PKK karşıtı açıklamalarından birisini yapmıştır:  “Silahların gölgesinde barış olmaz. Siyaset yapmak istiyorlarsa önce silah bırakacaklar. Silah bırakmazlarsa keyifleri bilir.”

Öcalan, Erdoğan ve Arınç’ın açıklamalarına 24 Mart 2015'te hem Kandil hem Demirtaş’tan cevap gelmiştir: Kandil,  “Nevruz mesajında belirtilen hususlar konusunda gerekenler yapıldıktan sonra silah bırakma gündeme gelebilir” derken, Demirtaş ise “Nevruz mesajında gündemdeki tartışmalar nedeniyle hiçbir değişiklik yapılmadı. İmralı'dan alınan orijinal hali okundu” açıklamasını yapmıştır.

Bütün bunlar olurken MHP oyları yükselmeye devam etmektedir. Seçmen, MHP’nin durduğu noktanın doğru olduğu konusunda gittikçe daha hızla tercihini yapmaya ve MHP’ye kaymaya başlamıştır. CHP ve HDP’den istediği kadar oy alamayacağını düşünen AKP ve Erdoğan ise, bu seçimlerde MHP’ye saldırma üzerine kurulu bir seçim stratejisi ile son iki aya hazırlanmaktadır.

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 15-08-2022

“Eset” den Esat’a Savrulmanın Siyasi ve İktisadi Karşılığı

1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı veya daha iyi bilinen adıyla Seyhan Karakol Anlaşmasına kadar Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler başlıca üç nedenle sürekli olarak yüksek gerilim hatları üzerindeydi.