Güven Boşluğu ile Gelen Tehlike

Yazan  16 Aralık 2021

Türkiye bile bile ekonomik sorunların pençesine düştü. Bunların parasal yönü üç başlı:

1. Yabancı para itibarı ile likidite(rezerv) yetersizliği,

2. Kur ayarlamasında hızlı dalgalanma nedeni ile yaşanan fiyat-maliyet uyumsuzluğu,

3. Siyasete, siyasetin gölge ettiği kamu kurumlarına, resmi istatistiklere ve ulusal paraya duyulan güvensizlik.

Bu üç sorun arasında en çetin ceviz olan üçüncüsü. Güven kaybı ile büyüyen bir güven krizi var.Siyasilerin inandırıcılığını yitirmesiyle ortaya çıkan güven krizi, artık yüzlerini tutarsız ve dayanaksız açıklamaları ile aşındıran siyasilerin ve bürokratların halkı sakin olmaya, spekülatif davranışlardan uzak durmaya ikna edememesine ortam hazırlamış bulunuyor. Bu durumda ne “Yeni Ekonomi Modeli”nin,  ne de herhangi bir ithal modelin başarı şansı olabilir. İşte 2021 sonunda Türkiye’nin en büyük açmazı,artık uygulamaların ülke ve kamu çıkarına hizmet için değil, kişisel iktidar hırsı ve ikbal endişesi ile yapıldığı izlenimini vermesi. Bu hiç ağızlardan düşmeyen “ulusal birlik ve beraberlik” çağrılarının da düşmanı. Çünkü  “gemisini kurtaran kaptan” olmanın yeniden beceri kabul edildiği bir başka döneme girdik.

Güneşin Altında Hiçbir Şey Yeni Değil.

Uzun bir süredir siyasi vesayet, adeta ülkenin ocağına incir dikmek istercesine özerk kurumları baskı altında tutarak onları yapmaları gerekenlerden alıkoymakta. Salgınla ortaya çıkan arz-talep sorunları ötesinde, bugün Türkiye’nin bu hale gelmesi pekala engellenebilirdi. Bu yokuş aşağı hızlı gidişin önü, kaptan kendi gemisi yerine ülke gemisinin iyi yönetilmesine izin verseydi alınabilirdi.Şimdi bu “Yeni Ekonomi Modeli” ile kimi aldattıklarını sanıyorlar? Modelde bilinmedik ve yeni ne var? Zamanlaması, ortamı ve uygulanacaklar açısından gereken duyarlılık gözetilmezse zaten hangi model veya yöntem işe yarar? Bugüne kadar kaç yeni paket, yeni program ilan edildiğini hatırlıyor musunuz? 

Ayrıca Çin modeli diye sunulan model zaten Çin’de denenmişse, bu nasıl “Yeni bir Model” olur?  O halde“yeni”  diye yutturulmaya çalışılan hem eski, hem de başkasının, başka bir ortamın eskisi. Kaldı ki Çin, Mao’dan sonra nice aşamadan geçti!Deng Xiaoping döneminin sonunda komünizmin kale burçları yıkıldı. Jiang Zemin zamanında Çin Dünya Ticaret Örgütüne koşullu üye oldu. Zemin 2003 de dev ülkenin yönetimini Hu Jintao’ya bıraktığında, Çin artık adına “ piyasa Leninizm’i” denilen bir Anka kuşu modelle, dünyaya açılmaya, tabii dünya da buna kayıtsız kalmamaya çoktan başlamıştı. Görevi 2012 de Hu’dan devralan Xi Jinping Kuşak & Yolulaştırma projeleri ile Çin mallarına dolaşım ivmesi verdi. Dolayısı ile ilk sorulacak soru, hangi Çin modeli ve hangi yollarla olmaz mı?

Çin son 20 yıldır denetimli bir tüketim ekonomisi.Buna karşılık son 10 yıldır daha çok iç tüketim ile büyüyen Türkiye bu denetimli modele nasıl ayak uyduracak? O hal ilanı ile mi? Ayrıca Türkiye zaten 1980 li yıllardan bu yana “dışa açık büyüme” modeli uygulamıyor muydu da şimdi ihracata dayalı büyüme modelinden söz ediliyor? Çin’in çevre ve insan haklarına saygılı olmak gibi bir endişesi hiç olmadı.Şimdi bu aşamada, insan haklarını ve çevre endişelerini artık hiç dikkate almadan, işçi ücretlerini baskılayarak nereye varacağız?

Model Olarak Gösterilirken Model İthal Edecek Duruma Düşmek

Öte yandan “aşırı değerli” Yuan[1] politikasını ısrarla sürdürdüğü için dünya Çin’i, en az insan hakları ve çevre ihlalleri nedeni ile eleştirdiği kadar eleştirmeyi sürdürüyor. Ancak Çin’de üretim verimliliği artışlarının Yuan değerindeki reel artışların çok üstünde seyretmesi ve dolayısı ile ihracatın güçlü kalması, eleştirileri anlamsızlaştırıyor.  Türkiye’de nerede bu verimlilik artışı veverimlilik artışına dayanan ihracat; nerede reel değeri yüksek seyreden ulusal para? Bu temel öğeler olmayınca neden bize açıklanan “Yeni Ekonomi Modeli” nin bir Çin modeli olduğu sanrısı yaşatılmaya çalışılıyor? Türkiye,TL nin değer kaybı sürerken ihracatını ancak belli alanlarda arttırabilir.Bu alanlar Türkiye’nin, Çin’deki arz zincirleri dolayısı ile ortaya çıkan boşluğu doldurabileceği alanlar değil. Çünkü Çin’deki cari arz zinciri sorunları, çipler gibi katma değeri yüksek ürünlerde.Eğer geçtiğimiz 19 yılda tercihler doğru yapılsaydı, bu gerçekleşebilirdi. Zaten makbul olan ulusal paranın değerini aşındırmadan ihracat tutundurması sağlanabilmesi ve ulusal paranın reel değerini koruyabilecek politikaların yönetilebilmesiydi. İşte bu yapılamadı. Ortaya çıkan güven boşluğu ise, siyasilerin, halkı yeni veya herhangi bir klasik ekonomi politikası uygulamasının başarılı olacağına inandıramayacağı kadar büyük.Türkiye 2009 a kadar parmakla gösterilen bir ülke haline gelmişti. Nüfusunun büyük bir kısmı Müslüman olan laik demokrasi ve iyi çalışan bir liberal piyasa ekonomisiydi. Orta Doğu’ya örnek olacağı düşünülüyordu. Yunanistan’a yardım ediyordu. Ne hale getirdiniz? Neden bu “evini başına yıkar da giderim” hırs ve intikam isteği? Model olarak gösterilirken nasıl model ithal edecek duruma düşürdünüz?

Güven Sorununu Derinleştiren diğer Endişeler

Tüm üretken sektörlerde alarm zilleri çalarken, yoksa bu açıklanan modelin Türkiye’de uygulanmasını, vaktiyle Türkiye’de ileri bir ekonomik karakol kurmak isteyen Çin mi istedi? Ciddi bir erime yaşayan Türkiye ekonomisini kurtarmak için Çin modeli olmanın SWAP karşılığı kaç Dolar? Ya Limanları mücavir arazilerle Katar ve BAE ne devretmenin SWAP karşılığı? Katar kendi ülkesinde hiçbir kuruluşu yönetmiyor. Hep yabancılar. O zaman kim bu Katarlılar? İngilizler mi? Katar vatandaşı Türkler mi? Türklerse kim bu Türkler?Görüyor musunuz güven aşınmasının bize yaşattığı kuşkuları? Doğru enflasyon, işsizlik, borç, bütçe açığı bilgisinden mahrum bırakılan bir vatandaş olarak, yeni bir model denemesinin ülkeye nelere mal olacağını bilmek istiyorum.

Modelin ana başlıkları arasında kara delik niteliğindeki israf ve keyfi harcamaların azaltılması ile ilgili madde olmaması hiç şaşırtıcı değil. Hedefi fincancı katırlarını ürkütmeden geniş para, sıkı maliye, keyfi gelir ve sözde rekabetçi kur politikaları uygulamak. Hangi kur rekabetçi? Bu belli mi? Hangi mal ve hizmetler için hangi kur ihracata ivme verebilir? Tek kur ve tek faiz mi uygulanacak? Çoklu kur ve çoklu faiz rejimi ile ithalat, ihracat ve yatırım teşviki karmaşası nasıl yürütülecek?Yatırım teşvikleri Rusya ile ters düşmek ve tabii yeni S400 almak mecburiyetinde kalmak pahasına İHA üretimine mi tahsis edilecek?  

Doğrudan vergilerin arttırılması çıplak kulağa makul gelse bile, bu vergi artışları, bir “yeni varlık vergisi” haline getirilip, israf ve bir başka israf kapısı olan beş cephede asker bulundurarak savaş ve çatışma finanse etmeye devam etmek için mi kullanılacak? Neden? Hangi ülke ekonomisi uzun süren savaş veya sıcak çatışma ortamını göğüsleyebilmiş de Türkiye göğüsleyebilsin? Sürekli savaş ekonomileri olarak nitelenen ülkelerden bazılarının geçmişte hiper enflasyon ile mücadele ettiğine tanık olmuştuk. Üstelik bu durumdan Çin modeli ile değil, Ortodoks veya heteredoks ekonomi politikaları uygulayarak çıkmayı başarmışlardı[2].  Tabii sürekli çatışma ortamları ile birlikte karşımıza çıkan bir de mülteci ve göçmen gerçeği var. Jeopolitik risklerin dayatması var. Türkiye şimdi yeni Suriye ve Libya’da fiili, Azerbaycan’da destek olarak bulunan askeri güçler yanı sıra, Katar’da, Somali’de bulunan üslerin idamesine mi aktarılacak artan dolaysız vergiler? Yoksa Yemen veya Batı Sahra’da da olduğu rivayet edilen milislere mi?

 

 

 

[1] Masaki, Kondo (20 Nisan 2021) “Global Reflation Trade Gains New Momentum From China’s Yuan”, https://www.bloomberg.com/news/articles/2021-04-19/china-s-yuan-adds-renewed-momentum-to-global-reflation-trade. JP Morgan Chase in raporuna göre, Yuan reel efektif olarak en aşırı değerli 32 para birimi arasında.

[2]“Sürekli Savaş Ekonomisi” deyimi ilk defa 1944 yılında ABD, daha sonra ise 1973 den sonraki 15 yıllık dönemde hiper enflasyon deneyimi yaşayan İsrail ekonomisi için kullanılmıştır.

 

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Gözde Kılıç Yaşın   - 25-05-2022

DEĞİŞEN KARADENİZ JEOPOLİTİĞİ VE NATO

Rusya, özellikle Kırım’ı ilhakından sonra ulusal denizcilik politikasını güncelleyerek donanmasını kara ve hava desteğini de arttırarak güçlendirmeye yönelmiş, Karadeniz Filosunu da özellikle Akdeniz’deki filosunu desteklemek için kullanmış, güçlenen donanmasının Kuzey ve Pasifik Filolarının da kapa...