En Kötüsü Enflasyonla Yaşamaya Alışmak

Yazan  14 Mart 2022

Türkiye’nin enflasyonla olan sergüzeşti yeni değil. Enflasyonsuz denebilecek yıllara adım attığımız 2005’e kadar geçen otuz yılı aşkın bir süreyi, dar gelirli kesimler hep enflasyon yükü altında ezilerek geçirdi.

Maaş ve ücretler daima fiyatların gerisinde kalırdı. 1950 hatta 60'lı yıllarda maaş artışı yerine tasarruf bonosu verildiğini hatırlarım .Bazen itfa tarihi yaklaştığında ailece oturup kupon keserdik. Bize oyun gibi gelirdi. Oysa yaptığımız iş ciddiydi. O yıllar Türkiye’nin bu günkü kadar şehirleşmediği, küresel ekonomi ile bütünleşmediği, hala kır köy toplumu olarak, yetiştirdiğini yediği,yerli malı kullanmanın özendirildiği yıllardı. Döviz kontrollerine rağmen dış açığın para değerini tepetaklak ettiği 1958 de enflasyon da başını alıp gitmişti. Yokluk ve kıtlıklarla yaşamaya, karaborsa ile haşır neşir olmaya ve ülkenin mahdut ölçülerinde enflasyon zenginleri görmeye alışmıştık. Şeker, pirinç veya tütün kralı dendiğinde, öyle krallıklar olduğunu sanırdık. Ancak Türkiye için enflasyonla yaşamaya alışmak iyi olmamıştı.Çünkü o çalkantılı yıllardan sonra uzun bir süre enflasyonist gidişi frenleyemedik. Dünya ve tabii ülke değişti.Büyüdü ve dışa açıldı. Tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüştü. Köyler şehirlere aktı. Ama enflasyon ya hepsinin peşindeydi veya önünde. Hiçbir olayı ve değişimi kaçırmadı. Biz de onunla yuvarlanıp giderken umursamaz hale geldik.Ta ki işler iyiden iyiye sarpa sarıp, ülke iflasın eşiğine gelene kadar. Sonra 2001 önlemleri ile birlikte IMF Stand-by ve AB uyum paketlerini uygulama basiretini gösterdik. Böylece uzun bir süre enflasyonla yollarımız ayrıldı. Mali disiplin korunduğu için 2005 ile 2012 arasında hala yükselen bir ekonomik trend yakalanmıştı. Ama sonra siyasi ihtiraslar, tarihi emeller, yolsuzluk ve ideolojik saplantılarla hesap yeniden şaştı. Tek, çift ve nihayet üç haneli enflasyon yine bizimle.

“Para Yanılması” Tuzağı ve Enflasyon ’un Geri Dönüşü

Enflasyonun satın alma gücüne vurduğu darbe dikkate alınarak, maaş ve ücretlere enflasyon oranında zam yapmak anlamına gelen “eşel mobil” politikası eski ve kulağa hoş gelen bir politika. Amacı basamak basamak yükselen maaş ve ücretleri enflasyon ile yarışa sokarak insanları başa geleni çekmeye ikna etmek. Bir anlamda kalıcı çözüm üretmektense, adeta enflasyondan hoşlanmaya teşvik. Oysa gelirlerin enflasyon yüzdesi ile artmasının bir sanrıdan ibaret olduğunun fark edilmemesi bir tuzaktır.Ağzına bir tutam bal çalınan yalana dursun, enflasyon yükselmeye devam eder ve yapılan zamları rüzgârın önüne katıp savurur. Hatırlayın 1970 ve 80'ii yıllarda TL'ye sıfırlar eklendikçe insanlar nasıl da zenginleştiklerini sanırdı! Belki de milyonlarla konuşmanın ağız dolusu büyüsü enflasyonun güzel görünmesine yardımcı oluyordu.Bu aldatmacayı halkımız o dönemde o kadar sevdi ki paradan sıfırların atıldığı 2005 yılından bugüne kadar geçen on yedi yılda, hala “azizim peynirin kilosu vallahi 90 milyon lira olmuş” diye konuşulduğunu veya “Beşiktaş -Taksim dolmuş ücreti kaç milyon oldu şimdi?”diye sorulduğunu duyarsınız. Ama hatırlarsanız enflasyon ile düşe kalka yaşadığımız onca yılda, Türkiye hiç Brezilya veya Arjantin gibi yüzde üç veya dört bin oranında hiper enflasyon görmedi. Olsa olsa 1990 li yıllarda şimdi karşımıza yeniden çıkan üç haneli enflasyonla tanışmıştık. Kamu düzenine duyulan güvenin yine nakıs hale geldiği kavgalı patırtılı o yıllarda enflasyon faizleri de basamaklarla yükseltmişti. O sıralar uzun süre için İstanbul’a gelen bir yabancı dostum tasarruf hesabına yüzde 72 faiz alabileceğini duyunca nasıl da hayret etmişti! Faizlerin para politikası üzerindeki siyasi vesayete rağmen yükseldiği ve farklılaştığı günümüzde halkın nasıl hem fiyatları ve faizleri, aynı zamanda kontrol altında tutulmaya çalışılan döviz kurlarını izlediğini görüp, 2001 öncesine yıldırım hızı ile gidip gelir gibi oluyorum. Yeniden kronikleşen enflasyon günlerine dönmek, kurtulduk sanılan kanserin nüksetmesi gibi. Evet, artık dünyada da enflasyonist bir baskı var. Ama bu gelişmiş ülkelerde uzun zamandır süren durgunluk ve büyük çöküş korkusundan kurtulmanın sevinci. Öte yandan şimdi jeopolitik risklerin özellikle enerji maliyetlerini aniden yükseltmesi sanki dünyayı yeniden 1970'li ve 80'li yıllara doğru hızla sürüklüyor. Büyüme enflasyonist kalmayıp emek piyasalarında genişleme yaratır ve neması ücretlere de yansırsa büyük bir sorun olacağını düşünmüyorum. Ayrıca gelişmiş ülkelerde itibarı ile oynanmamış, eli kolu siyasi müdahalelerle bağlanmamış Merkez bankaları, yeni yeni olumsuz dış etkenler olmazsa, iş ile bunun altından kalkabilir. Oysa bizde yeniden hortlayan ve hızla tırmanan enflasyon kapanan yaranın yeniden kanamaya başlaması demek. Üretici ve tüketici enflasyonu arasında açılan makas ise maliyet enflasyonunun göstergesi[1].

Savaş ve Çatışmaların Enflasyon Etkisi

Bu gelişmede elbette dışarıdan esen şiddetli kasırgaların etkisi var. Üstelik kuzeyde esen fırtına, Türkiye’ye daha da fazla zorluk getirebilir.  Ama iki üç yıldan beri işaret veren makro ekonomik istikrar bozulmasının vebali önce özerk bir kurum olan merkez bankasının politika araçlarını rasyonel bir şekilde kullanmasına izin verilmemesinin boynuna. Aynı zaman da iç talebe bağlı bir büyüme modeline ağırlık verilmesi ve bunun için kaynakların çekici gücü yüksek inşaat faaliyetlerine tahsisi, tarımın ihmal edilmesi ve kamu israfının denetimsiz sürmesi temel nedenler. Kırk yıl önce Arjantin’e benzemeyen ekonomik hastalık bugün Türkiye’yi Venezuela ve Arjantin ile aynı çürük elma sepetinde buluşturduysa ve hatta daha da riskli bir duruma düşürdüyse bunun nedenini iyi değerlendirmek gerekir. Bir de enerji ve tarım alanında bu kadar dışarıya ve özellikle Rusya ve Ukrayna’ya bağlanmanın risklerini şimdi hesaplama zamanı. Ekonomik adaletsizlikler iç çatışmaları körükleyen etkenlerden. Ama iç çatışmalar da bölgesel savaşlar ve gerekli gereksiz dış müdahaleler gibi kamu bütçesinden daha fazla payın savunma ve güvenliğe ayrılmasına neden oluyor. Bu nedenle Türkiye, Nikaragua ve Venezuela gibi ülkeler bir türlü iflah olmuyor. Maddi kaynak israfı ve beşerî kaynak kaybı, uzun süreli çatışma ve iç savaş yaşayan ülkeleri enflasyonun pençesine teslim ediyor. Türkiye 1980 ve 90 li yılları biraz da böyle heba etti. İyi ders almadığı için, bir de “bölgesel güç”hırs ve iddiasıyla 2012’den itibaren Suriye ve Libya iç savaşlarına karıştı. Her gün verdiğimiz şehitler başta olmak üzere, Suriye’ de yapılan her biri ilginç sıfatlı askeri operasyonun ülkeye yüklediği fiili ve fırsat maliyetini düşünün.

2021 yılı bütçesinde Milli savunma Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel müdürlüğünün payı toplam yüzde 10,1, bir önceki yıla göre toplam yüzde artışı ise 46 idi.  Toplam giderleri 1,75, gelirleri ise 1,47 trilyon TL olarak belirlenen 2022 yılı bütçesinde savunma harcamalarının 2021’e göre yüzde 29,6 oranında artışla 181 milyar dolara yükseltilmesi söz konusu. Tarıma ayrılan bütçe payının sadece 56,7 milyar ile sınırlı kaldığı düşünülecek olursa, hedef “savunmada tam bağımsız Türkiye” olabilse bile, tarımda ve enerjide tam bağımsız olamayan Türkiye’nin bir Ukrayna-Rusya savaşı ile bile ne hale geleceğinin düşünülmesi gerekir.Tarım bütünüyle ihmal edilirken kimlerin temel tarım ürünü ithalatçısı haline gelip kendi büyük kazanırken ülkeye nasıl ve neler kaybettirdiğine dikkat edilmesi de. Açıkçası, hangi ülkede ve hedefi ne olursa olsun savunma bütçesi, diğer sektör tahsislerini büyük farkla aştığı zaman, ciddi bir fırsat maliyeti yaratır. Bu nedenle hem kendi iç barışını korumakta zorlanan, hem de komşudaki kavgaya karışan Türkiye ekonomisi bir savaş ekonomisi olarak da fırsat maliyetinin enflasyonist etkisine açık haldedir. Nedeni ne olursa olsun, yükselen ve yine kontrolden çıkan enflasyon yeni enflasyon zenginleri ve fakirleri yaratmaktadır. Ama daha da kötüsü şikâyette etseler, insanlar tekrar enflasyonla yaşamaya alışmaktadır. Kafalardan bir türlü atılamayan sıfırlar, tek tek geri gelme eğiliminde şimdi. Unutmayanlara mahzun bir aferin. Gidişattan utanmayanlar da teessüf. Ne hale geldi ve getirildi Türkiye!

 

[1]Şubat 22 itibarı ile TÜFE’nin %4,81 arttığı açıklandı. Yıllık enflasyon resmi rakamla %54,44 oldu. ÜFE ise Şubat’ta %7,22, yıllık olarak da %105 arttı. İmalat fiyatları i%5,6, buna göre yıllık değişim %97,86 oldu. Ara malı fiyatlarındaki yıllık artış ise %115,13.Bknz. T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı web sayfası. 

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Tugay Uluçevik   - 05-07-2022

Üçlü Muhtıra

Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren dış politika konuları, Türkiye’nin bunlarla ilgili uygulamaları, iç politika mülâhazalarına yer verilmeden ve “zafer” veya “hezimet, mağlubiyet” gibi nitelemeler yapılmadan, sadece olgular göz önünde tutularak ve millî menfaatler kriteri esas alınarak tarafsız bir ya...