Rusya-Ukrayna Savaşı’na Genel Bir Bakış ve Yaşanan Göç Dalgaları

Yazan  17 Mayıs 2022

Araştırmacı Yazar Duhan Alptürk İNCE

Rusya-Ukrayna Savaşı üçüncü ayına yaklaşırken halen sahada net bir sonuç alınamamıştır. Bir yandan Rusya’nın beklediğinden çok uzun zamandır savaşta olmasının ve dünya tarafından uygulanan yaptırımların yarattığı yıpranma diğer tarafta Ukrayna’nın uğradığı büyük yıkım ile beraber savaşın bütün acı sonuçlarını net şekilde görmekteyiz. Savaş sahada masada planlandığı gibi gitmemekte ve iki tarafta büyük kayıplar vermektedir. Özellikle malzeme, teçhizat, personel ve vasıta kayıpları çok yüksek seviyelere ulaşmış ve hatta Rusya Karadeniz donanmasının amiral gemisi olan MOSKVA firkateynini kaybederek donanmasında önemli bir kayıp yaşamıştır. Ukrayna ekonomisi ise yaşadığı yıkımın boyutunu 600 milyar dolar civarında açıklamış ve ülkede üretim durma noktasına gelmiştir. Gelinen bu noktada Rusya’nın hedefinin kısıtlandığı ve artık savaşın Donbas ile Kırım’ın ilhakı hedefi çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir.Mariupol bölgesi ise iki ülke arasında sürekli değişen bir güç mücadelesine tanıklık etmektedir.

Mariupolsavaşın başından beri sahip olduğu stratejik konum sebebiyle iki ülke içinde hayati konumdadır. Rusya’nın bu kente yoğunlaşmasının en önemli nedenleri Azak Denizi’nde hakimiyet kurmak ve Ukrayna’nın deniz gücünü kırmaktır. Ukrayna bunu engellemek için yoğun şekilde mücadelesini devam ettirmekte ve aynı zamanda uluslararası destek için Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) ve Avrupa Birliği (AB) üyeliklerini masaya sürmektedir. Üyelik süreçlerini hızlandırmak için uluslararası örgütlerle anlaşma sürecini hızlandırmak isteyen Ukrayna bu konuda baskısını arttırmaktadır. Yaşanan bütün bu gelişmeler ve Rusya’nın verdiği ağır kayıplar sonucunda Rusya nükleer silah kartını devamlı olarak bir tehdit olarak dünyaya göstermektedir. Özellikle 12 yıl sonra kıyamet günü adı verilen uçağın yeniden uçurulması dünyaya bir mesaj niteliğindedir. Kremlin tarafından kurtuluş günü için prova yaptığı açıklanan uçağın böyle bir dönemde Rusya tarafından uçurulmasının bir mesaj taşıdığını tahmin etmek hiçte zor değildir.

Rusya’nın yoğunlaştığı bölgeler ile ilgili öngörümü 24 Şubat 2022 tarihinde yayınlanan “Doğu-Batı Ekseninde Yeni Savaş Rüzgarları: Rusya-Ukrayna Savaşı ve Bölgesel Etkileri” adlı çalışmamda şu şekilde ifade etmiştim;

“Yaşanan bu gelişmeler ışığında Putin’in yaptığı açıklamadaki “Ukrayna’nın doğusu eski Rus toprağıdır, Bugün gördüğümüz Ukrayna’yı yaratan Lenindir, Sovyetlerin kuruluş ilkelerine dönmemiz gerektiğini düşünüyorum, Ukrayna dış güçler tarafından yönetilen bir kukla devlettir, bu toprakları Türklerden biz koruduk” satırbaşları aslında 1993 yılında Rusya’nın arka bahçesi ifadesini daha net şekilde göstermiştir. Bunun en önemli sebebi Rusya’nın eski çarlık dönemine dönmeyi ve Karadeniz, Balkanlar ve Kafkaslar üzerinde eski etkinliğini geri kazanmayı istemesidir. Bu ideal Rusya’nın uzun süredir izlediği politikaları açıklamaktadır. Rusya bir süredir eski Sovyet bölgelerinde etkinliğini arttırmak istemektedir. Rusya, Ukrayna’nın doğusundaki hamleleri ile Azak Denizi’ni bir göl haline getirmeye çalışmaktadır. Bu sayede Azak Denizi’ni bir iç deniz haline getirerek kendi kontrolüne almak istemektedir. Bunun devamında Karadeniz’de etkinliğini arttırmak için bu doğu bölgelerinin sayesinde Kırım’ın ve özellikle Sivastopol Limanının güvenliğini sağlamak istemektedir. Aynı zamanda bu bölgelerin kontrolünü ele alarak Ukrayna üzerinden Batıya taşınan enerjinin kontrolünü ve güvenliğini sağlamak istemektedir. Ukrayna tarih boyunca sahip olduğu konum ile büyük ülkeler için önemli bir geçiş noktası olmuştur. Bu sebeple Rusya, Ukrayna’ya sahip olarak Balkanlar ve Avrupa üzerindeki etkinliğini arttırmak istemektedir.”

 Bu şekilde o dönem ifade ettiğim süreçlerin artık günümüzde fiziksel olarak yaşanmaya başladığını görmekteyiz.

Rusya’nın savaşta beklediği başarıyı elde edememesi ve istediği hızda başarıya ulaşamaması sebebiyle Rus askerleri vahşileşmektedir. Bu durum Buça’da yaşandığı gibi Rus askerleri tarafından işlenen savaş suçlarının artması kaçınılmazdır.Savaşın uzaması ile hem ikmal sorunları yaşayan hem de dünya tarafından işgalci olarak nitelendirilen Rus askerinin psikolojisi yıpranmakta ve savunmasız durumdaki Ukraynalı sivillere karşı sert tutum oluşturulmasına sebep olmaktadır. Aynı zamanda savaşın uzaması Kremlin üzerinde ciddi bir baskı yaratmıştır. Kremlin son haftalarda birçok insani yardım koridorlarına, sivillerin sığınaklarına ve insani tesislere saldırılarda bulunmuştur. En kanlı savaşlarda bile zarar vermekten kaçınılan silahsız siviller, sağlık çalışanları, çocuklar ve insani yardım merkezleri Rus askerler tarafından vurulmuştur. Ayrıca savaşa dahil olan Çeçen birliklerinin de vahşi tutumu dünya kamuoyunu Ukraynalı siviller konusunda tedirgin etmektedir.

Yaşanan savaşın diğer bir yüzü olan göç konusu ise milyonlarca insanı etkileyen bir insanlık dramı haline gelmiştir. Savaşın yarattığı yıkımın sonucundabirçok şehir tamamen harap olmuş ve yaşanmaz hale gelmiştir. Ukrayna savaş sırasında önemli sanayi merkezlerini, büyük şehirlerini, fabrikalarını, altyapı hizmetlerini, hastanelerini ve sosyal alanlarını kaybetmiştir. Savaş sonucunda Ukrayna büyük bir yıkıma uğramış ve geri dönülmesi çok zor bir yıkım yaşamıştır. Bunun sonucunda yaklaşık 12 milyon insan yer değiştirmek zorunda kalmış ve 4 milyon Ukraynalı ise başka ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Yaşanan bu büyük göç hareketi hem Ukrayna halkı için büyük bir psikolojik yıkım yaratmış hem de Avrupa ülkeleri için önemli bir maliyet oluşturmuştur. Ayrıca Avrupa genelinde insan kaçakçıları tarafından fırsat olarak görülen bu durum sonrasında yüzbinlerce Ukraynalı tehlike altına girmiş yüz binlercesi ise zarar görmüştür. Özellikle ülkesi için savaşan Ukraynalıların sadece kadın ve çocuklar olarak göç etmesi sebebiyle savunmasız birçok Ukraynalı tehdit altındadır. En çok göçmen alan ülkeler olan Polonya, Romanya, Moldova ve Macaristan olmuş ve bu ülkeler göçmenler için birçok çalışma gerçekleştirmiştir.

Bu ülkelerin göçmenler konusundaki tutumu bazı ülkeler tarafından tepki görmüştür. Bunun sebebi bu ülkelerin başta Suriyeliler olmak üzere diğer ülkelerden gelen göçmenlere karşı olumsuz bir tutum sergilemesi ve bu göçmenleri ülkelerinde istememeleridir. Özellikle Polonya ve Macaristan 2011 Suriye iç savaşı sonrasında ülkelerine çok az sayıda mülteci kabul etmiş ve Avrupa Birliği’nin istediği mülteci yerleştirme planını ise reddetmiştir. Başta bu iki ülke olmak üzere Çekya ve Slovakya’da Suriyeli sığınmacılar konusunda katı bir tutum sergilemiştir. Ancak Ukraynalı mültecilere karşı olumlu bir bakış içerisinde olmaları ve ülkelerine gelen mültecileri kabul etmeleri bazı tepkilere sebep olmuştur. Ülkemizde son yıllarda yaşananları göz önüne aldığımızda bu ülkelerin tutumları pekte anlaşılmaz değildir.

Öncelikli olarak iki göç grubunu incelediğimizde; Ukraynalıların kadın ve çocuk ağırlıklı bir grup olduğu görülmektedir. Bunun yanında gelen göçmen gruplarının eğitim düzeyi ve kültürel gelişmişlik seviyeleri misafir oldukları toplumun huzur ve güvenliğini tehdit edecek yapıda değildir. Aynı zamanda ev sahibi milletlere karşı ahlaki tutumları konusunda da herhangi bir olumsuzluk gözükmemektedir. Ancak öbür tarafta Suriyeli, Afgan veya Pakistanlı göçmen gruplarını incelediğimizde bu grupların daha çok savaşabilecek güçte olan yirmili yaşlardaki erkeklerden oluştuğu gözlemlenmektedir. Bunun yanında bu gruplar eğitim düzeyi ve kültürel gelişmişlik düzeyi olarak geri kalmış gruplardır. Bu gruplar çok uzun yıllar savaş ortamında büyümüş ve vahşi şartlarda diktatörlüklerle yönetilmiş gruplardır. Bu sebeple bu gruplar gelişmiş bir toplumun içine hızlı şekilde entegre edilebilecek gruplar değillerdir. Bu gruplar gittikleri ülkelerde misafir kavramının dışına çıkarak gettolaşarak ev sahibi milletlerin huzur ve güvenliğine tehdit oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu gruplar hayat tarzları ve ülkelerindeki yaşam sebebiyle e sahibi milletlere karşı ahlaki suçlar ve gayri ahlaki davranışlar sergilemekten kaçınmayan gruplardır.

Yaşanan bu savaş arkasında çok büyük bir yıkım ve dünya için birçok soru bırakmaktadır. Olası bir Rus yönetimi değişikliğinde dünyanın nasıl bir güç mücadelesine gireceği veya olası bir Ukrayna kaybı sonrasında dünyadaki dengelerin nasıl değişeceği konusunda birçok cevapsız soru bulunmaktadır. Bunun yanında son yüzyılın en önemli sorunu ve bir o kadar da önemli yeni kitle silahı olan göçün yarattığı, yaratacağı etkiler halen dünyamızın geleceği için belirsizliğini korumaktadır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Tugay Uluçevik   - 05-07-2022

Üçlü Muhtıra

Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren dış politika konuları, Türkiye’nin bunlarla ilgili uygulamaları, iç politika mülâhazalarına yer verilmeden ve “zafer” veya “hezimet, mağlubiyet” gibi nitelemeler yapılmadan, sadece olgular göz önünde tutularak ve millî menfaatler kriteri esas alınarak tarafsız bir ya...