Nükleer Silahlanma Yarışı ve START Anlaşması

Yazan  30 Temmuz 2020

Giriş

Uluslararası düzeyde nükleer silahlanmanın önlenmesi ve bu soruna ilişkin kapsamlı çözüm bulunabilmesi tartışmasız dünyanın en önemli meselelerinden biridir.

Nükleer silahsızlanma yolunda çabalanan tüm çalışmalar, bir sonraki gelişmeler için ön adım olmuştur. Nükleer silahsızlanmayla ilgili ümitleri artıran, geleceklere yönelik beklentileri taze tutan en mühim girişimlerden biri de START Anlaşmasıdır. 8 Nisan 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu arasında imzalanan ve 5 Şubat 2011 tarihinde ise yürürlüğe giren anlaşma yeterince uzun ve oldukça zor bir sürecin neticesidir. Çalışmada Yeni START Anlaşması kısaca tarihsel kronolojik bir perspektifte ve dünya gündemini meşgul etmekte olan mevzu bahis ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları ele alınarak incelenecektir. Soğuk Savaş döneminden günümüze dek süregelen, süreç içinde bu anlaşmanın bugün gelinen gelişmeler kapsamı, amacı ve geleceğe yönelik öngörüleri çalışma çerçevesinde değerlendirilecektir. Bununla beraber özellikle START Anlaşması çerçevesinde Amerikan-Rus tarafının çaba ve politik süreçlerine ağırlık verilecektir. 

Sivil toplum kuruluşları koalisyonu olan Nükleer Silahların Kaldırılması için Uluslararası Kampanya’nın (The International Campaign to Abolish Nuclear Weapons -ICAN-) Mayıs 2020 tarihinde yayınladığı raporda, sadece 2019 yılında 9 nükleer silahlı ülkenin 13 bini aşkın nükleer silaha 72,9 milyar dolar harcama yaptığını rapor açıklamasında bildirdi. ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Çin, Hindistan, İsrail, Kuzey Kore ve Pakistan’ın 2019’da yaptığı harcamaların incelendiği rapora göre, dünyada her dakikada nükleer silahlara harcanan 138.699 dolar. Küresel nükleer harcamalar, 2018'den 2019'a dramatik bir şekilde yükselen toplam askeri harcamalara paralel olarak 7,1 milyar dolar artış gösterdi.[1] İstatistik sayıları incelediğimizde son derece ürkütücüdür.

2019 yılında nükleer silahlanmaya yaşanan ve nükleer silahlara harcamaların artışı hem dünya toplumunu uçurumdan doğru sürüklemekte hem de siyasi ve diplomatik çabaları olumsuz etkilemektedir.

Nükleer ve nükleer silahlanmaya karşıtlarının endişesinin temeli nükleer enerjinin nükleer korkuyla birlikte anılmasından kaynaklanır. Nükleer bombası ilk defa II. Dünya Savaşı esnasında ABD tarafından icat edilmişti.[2] Dünya nükleer silahlarla ilk kez bu dönemde tanışmıştır. Yer kürede insanoğlu ilk kez 6 Ağustos 1945 tarihinde Japonya şehirleri olan Hiroşima’ya ve 9 Ağustos 1945 tarihinde ise Nagazaki’ye atom bombası atılmasıyla o güne dek eşi ve benzeri görülmemiş çok acı bir şekilde nükleer korkuyla yüzleşmiştir. Mevzu bahis bu iki kentte dakikalar içinde en az 260,000 kişi imha edilmiştir. Bu acı ve utanç verici olaydan sonra, insanlık bir taraftan bu dehşeti bir daha yaşamamak kaydıyla uluslararası hukuk düzenlemesi çalışmasına başlamış, diğer taraftan da ne yazık ki silahlanmayı güç olarak benimsenenler tarafından nükleer silahların geliştirilmesi çeşitlenerek ve emperyalist güçler tarafından artarak yaygınlaşmıştır. Günümüzde uluslararası barış ve güvenlik, nükleer tehdit altında devamını sürdürmektedir.[3] ABD tarafından Japonya’ya karşı kullanılan Atom bombası, uluslararası ilişkiler tarihinde yeni bir kırılma noktasını oluşturmuştur. Bu ölümcül teknolojinin ve kitle imha silahın bir savaş aracı olarak kullanılması askeri alanda caydırıcılık açısından en güçlü ekonomik, askeri alternatif olarak benimsenmişti.  ABD’nin Japonya’ya karşı kullandığı atom bombası güvenlik kavramının uluslararası kamuoyunda sık sık çok gündeme gelmesine yol açmıştır.[4]

Soğuk Savaş Dönemi’nde nükleer silahların kullanılması iki kutuplu dünya arasındaki güvenlik politikalarının belirlenmesinde ve algıların şekillenmesinde belirleyici unsur olmuştur. İki blokta da kitle imha silahlarının var oluşu ve iki tarafın da birbirlerine ilişkin olarak nükleer saldırı gerçekleştiği zamana ikinci vuruş kapasitesine sahip olmaları, olasılığı savaşları önlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Soğuk Savaş döneminde tehdit algısı net olarak bellidir, tehdit olarak sayılan unsurlar sabittir ve tehditlerin gelişim dinamiği tam olarak bilinmekte idi. İki kutuplu dünya sistemde süper güç olan ABD ve SSCB'nin ordu envanterinde binlerce nükleer silah vardı ve bu kitle imha silahların kullanılma olasılığı güvenlikle ilgili endişelenmeyi beraberinde getirmiştir. Bunun en önemli örneği Küba Füze Krizi'dir. Dünyayı nükleer savaşın eşiğine getiren bu krizin temeli, ABD'nin Türkiye'ye “Jüpiter” adlı uzun menzilli nükleer başlık taşıyabilen füzeler yerleştirmesine dayanmaktadır. SSCB kendi sınırlarına yakın bir bölgeye yerleştirilen bu füzelerden çok tedirgin olduğunu bildirmişti. Aynı şekilde SSCB de ABD coğrafyasına yakın bir bölgeye nükleer başlıklı füzeler konumlandırmakta gecikmedi. 1962 yılının Ağustos ayında ABD istihbarat birimleri Küba’nın orta menzilli Sovyet menşeli füzeleri satın aldığını ve eylül ayında da “U2″ uçakları ile füze rampalarının Küba’ya yerleştirildiğini tespit etti. Bu gelişmeyi, ulusal güvenliğine bir tehdit olarak algılayana ABD, öncelikle Küba’daki Sovyet yapımı füze rampalarının kaldırılmasını istedi. Ancak Küba, bu isteği geri çevirdi. Bu demeçlere karşılık olarak ABD, 24 Ekim 1962‘den başlayarak bu ülkeyi denizden ablukaya aldı. ABD ablukasının uygulandığı tarihte Sovyet gemilerinin de Küba limanlarına doğru seyretmekte olması doğrudan bir çatışma olasılığı doğurdu. Bu endişe verici olaya bütün dünyada bir nükleer savaş korkusu yarattı. Ancak Birleşmiş Milletlerinin aracılığı ile taraflar arasında diplomatik müzakereler kurulması sağlandı. Bu görüşmeler sonucunda, Sovyetler Birliği, BM denetiminde füzelerini geri çekmeyi ve Küba’ya gelecekte de saldırı silahları satmamayı prensip olarak kabul etti. Sovyetler Birliği buna karşılık olarak, ABD’nin Küba’yı istila etmeyeceği konusunda taahhüt vermesini ve kendi güvenliği açısından karşılıklı olarak Türkiye’de konuşlandırılmış olan füzelerin kaldırılmasını talep etti. Böylece bu krizin önemi yer küre gerçekten nükleer silahlarla gerçekleşebilecek olan bir III. Dünya Harbi’nin eşiğinden dönmüştür. Özellikle bu kriz Soğuk Savaş'ın kırılma noktalarından biri olmuştur. İki süper gücün savaşı göze almamaları caydırıcılık etkinliğini öne çıkarmıştır ve daha sonra ise 1962 yılından sonraki süreç süper güçler detente (yumuşama) dönemini başlatmıştır.[5]

START Anlaşması’nın Kısaca Tarihi

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (The Treaty on the Non-Proliferation of Nuclear Weapons (NPT) 1 Temmuz 1968'de imzaya açılan Anlaşma, 1970 yılında yürürlüğe girdi. O tarihten itibaren Anlaşma, nükleer enerjiden barışçıl amaçlarla yararlanmayı kolaylaştırmak açısından nükleer silahların yayılmasını önlemeye ve sonucunda ortadan kaldırılmasını sağlamaya ilişkin uluslararası çabaların temelini oluşturur.[6] 11 Mayıs 1995'te Anlaşma süresiz olarak uzatıldı. Anlaşmaya beş nükleer silahlı ülke de dâhil olmak üzere toplam 191 ülke tarafından imzalanmıştır.

1968 tarihinde imzalanan NPT Anlaşması’nın ardından ABD ve Sovyetler Birliği, nükleer silahlarını taşıyan her türlü savunma ve taarruz füzelerinin sınırlandırılması ve daha sonra sayısının azaltılması için müzakerelere başlayacaklarını açıklamıştı. Böylece, ABD ve Sovyetler Birliği yetkilileri bu silahların sadece yayılmasını önlemenin yeterli olmadığı düşüncesiyle Stratejik Silahların Sınırlandırılması (The Strategic Arms Limitation Talks-SALT) müzakerelerini başlatmıştır. Stratejik saldırı ve savunma silahlarının sınırlandırılmasına yönelik ilk görüşmeler 1969 tarihinde Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de başlamıştır.

Haziran 1982 yılında ABD-SSCB arasında imzalanan ancak ABD Kongresi’nden geçmeyen SALT-2 Anlaşması’nın yerine geçecek olan Stratejik Silahların Azaltılması START (Strategic Arms Reduction Treaty), (Rusçası: СНВ-III, SNV-III) (START) müzakerelerine Cenevre’de başladı. Toplantıda ABD Başkanı Reagan, ABD ve SSCB’nin uzun menzilli nükleer silahlarını üçte bir oranında azaltmasını önermiş, SSCB Genel Başkanı Brejnev ise tüm nükleer silahların üretimi ve kullanılmasını dondurmak yolunda bir çağrıda bulunmuştur.

30 Temmuz 1991 tarihinde START’ın önündeki son engelin de 16-17 Temmuz tarihlerinde İngiltere’de gerçekleştirilen G-7 Zirvesi sırasında Bush ve Gorbaçov tarafından giderilmesi ile ABD ve SSCB liderleri Moskova’da bir araya gelmiştir. Üzerinde yıllardır çalışılan Stratejik Nükleer Silahların İndirimi Anlaşması’nın (START) imzalanacağı Moskova Zirvesi’nin açılış konuşmalarında George Bush, START Anlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte iki büyük devletin Soğuk Savaş’tan “bir büyük adım daha uzaklaşmış” olduğunun altını çizerek, bunun bir başlangıç olduğunu belirtmiştir. Mikhail Gorbaçov ise, bu toplantının hem ABD hem de SSCB halklarının beklentilerine karşılık verecek şekilde sonuçlanacağını umduğunu ifade etmiştir. Zirve’nin ikinci günü 31 Temmuz’da iki ülke liderleri George Bush ve Mikhail Gorbaçov Stratejik Nükleer Silahların İndirimi Anlaşması’nı imzalamıştır. Mikhail Gorbaçov, Soğuk Savaş dönemlerinden kalan karşılıklı güvensizlik ortamının da geride kaldığının altını çizerek, “bu Anlaşmayla, güvensizliğin yerini güven almıştır. START’taki denetleme koşulları da bunun bir kanıtıdır” demiştir. İki ülke arasında imzalanan 700 sayfalık START Antlaşması ile ilk kez uzun menzilli nükleer silahlarda azaltma yapılan anlaşma imzalanmıştır. İki ülke envanterinde bulunan uzun menzilli nükleer silahlarda ortalama yüzde 30’luk bir azaltmaya gitmiş, Antlaşma ile SSCB nükleer savaş başlıklarında yüzde 48, ABD ise yüzde 39, nükleer saldırı silahlarında SSCB yüzde 35, ABD ise yüzde 28 azaltma yapmakla yükümlü kılınmıştır.[7] Anlaşma ile iki taraf kıtalararası balistik füze (ICBM), denizaltı platformuna konuşlu balistik füze (SLBM) ve ağır bombardımanların sayısının 1.600 âdete kadar indirimini hedeflemiştir. Bu hedeflerin yerine getirilmesi için de iki tarafın birbirlerini kontrol etme maddesi getirilmiştir.

Rusya Federasyonu’nun ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin, ABD’nin dönem Başkanı George Bush ile START-2’yi 3 Ocak 1993 tarihinde Moskova’da imzalanmıştır imzaladı. Antlaşma, Rusya ile ABD’nin nükleer silahlarının üçte ikisinin kullanım dışı bırakılmasını hedefliyordu. ABD Kongresi tarafından START-2’yi 1996 yılında onaylandı. Rusya parlamentosu, 1993 tarihinde imzalanan anlaşmayı onaylamadı ve daha sonra 14 Nisan 2000 tarihinde, yıllardır onay bekleyen START–2 Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Duma’da yapılan oylamada onaylanmış, dönemin yeni Devlet Başkanı Putin, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, ABD’nin Anti Balistik Füze Anlaşması’nı (ABM) bozmamasını ümit ederek, aksi halde START–2 dahil, nükleer silahsızlanmayla ilgili tüm anlaşmalardan çekileceklerini ve Rusya’nın nükleer caydırıcılık politikası yeniden geliştirmeye koyulacakları uyarısında bulunmuştu.[8] 2001 yılında Rusya ve ABD, START-I Anlaşmasının gereklerini yerine getirdiklerini duyurmuşlardı. Fakat anlaşmanın süresi 2009 yılında son bulacaktı.

24 Mayıs 2002 tarihinde ABD Başkanı Bush ve Rusya Devlet Başkanı Putin dünyadaki nükleer silah sayısını üçte iki oranında indiren, her iki ülkenin nükleer füze başlıklarının sayısını 2012 yılı sonuna kadar 1700–2200 sınırına azaltılmasını isteyen stratejik silahların indirimi ile ilgili Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (SORT) imzalamışlardır.[9]

2007 yılında Putin ile Bush yaptığı görüşmede iki lider, taraflar arasında oldukça uzun bir zamandır sorun haline gelen ABD’nin füze savunma sistemi konusunda yine anlaşmaya varamamış, ancak görüşmede iki ülke arasında 2009 tarihinde sonlanacak olan START’ın devamı için görüşmelerin başlatılması amacıyla bir anlaşmaya varılmıştı.

5 Aralık 2009 tarihinde sona eren Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (START)  tarafların stratejik silahların azaltılması konusunda işbirliğine gitme yönündeki inisiyatifleri sonucunda 8 Nisan 2010 yılında ABD Başkanı Obama ve Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da START-3 anlaşmasını imzaladılar. Anlaşma gereği, iki ülke, stratejik nükleer silah başlıklarını üçte birlik, nükleer başlık taşıyan füze, denizaltı ve bombardıman uçaklarının sayısını ise %50’den fazla azaltmayı kabul etmişlerdi. Anlaşma kapsamında dünyadaki nükleer silahların %90’ını elinde bulunduran iki ülke 7 yıl içinde sahip olabileceği nükleer başlık sayısını 1550’ye azalacakmış olacaktır. Barack Obama, ABD'nin Doğu Avrupa'da kurmayı planladığı füze kalkanı sisteminin amacının Rusya ile "stratejik dengeleri" değiştirmek olmadığını vurguladı. ABD Başkanı, nükleer silahların başka ülkelerde de yayılmasının, Ortadoğu ve Doğu Asya'da silahlanma yarışını artırabileceğini ve bunun dünya güvenliği için kabul edilemez bir risk olduğunu ifade etti. Medvedev de anti balistik füze kapasiteleri artmadığı sürece yeni anlaşmanın uygulanabilir olacağını belirtti. Prag'da imzalanan anlaşmanın tatminkâr olduğunu ifade eden Medvedev, "Elde ettiğimiz sonuç iyi" dedi. Medvedev, ABD'nin füze kalkanı planıyla ilgili olarak da "uzlaşmaya varacakları konusunda iyimser olduğunu" kaydetti.[10] Daha önceki nükleer silahlarla ilgili anlaşmalar ile kıyaslandığında Yeni START’ın en geniş kapsamlı nükleer silahsızlanma anlaşması olduğu görülmektedir. Dünyadaki nükleer silahların önemli bir bölümünü ellerinde tutan ABD ve Rusya arasında imzalanan bu anlaşma ile iki ülke arasında işbirliği yönündeki adımlar için uygun zemininin oluşturulmuştur.[11]

START-3 Anlaşma süresi Şubat 2021’de sona erecektir. Bu anlaşma müzakereleri dünya kamuoyu tarafından sıkı bir şekilde takip edildiği görülmektedir. Eğer bu anlaşma müzakereler sonucu uzatılmaya gidilmezse, dünya yeni bir silahlanma yarışı ile karşı karşıya kalacaktır. Aynı zamanda uluslararası alanda silah kontrolünü denetleyecek bir mekanizma ortadan kalkmış olacaktır. ABD ve Rusya tarafından anlaşma süresi uzatılmadığında iki ülke üzerinde uluslararası alanda silah kontrolünü sağlayacak bir mekanizma olmayacaktır. Elbette ki dünya genelinde ve diğer nükleer silahlı ülkelere kıyasla en çok nükleer silah stokuna sahip bu iki gücün kontrolden muaf ve en azından birbirlerini denetleyemeyecek olmaları endişeyi daha da arttıracaktır. Bu yönüyle Yeni START Anlaşması’nın uzatılıp uzatılmama kararı küresel düzeyde silah kontrolünün kaderi için belirleyici unsur olacaktır. Anlaşmanın Washington ile Moskova tarafından uzatılması son dönemde iki ülkenin karşılıklı olarak restleşme konusu haline gelen nükleer silahlanma yarışı hız kesmiyor. 

Geçtiğimiz ay, Washington Post gazetesine konuşan ABD'li üst düzey bir yetkili, Washington'un Rusya ile imzalanan ve Şubat 2021'de bitecek olan Stratejik Silahların Azaltılması Yeni Sözleşmesi (Yeni START) "tamamen çekilmeye hazır olduğunu" ifade etmişti. Yetkiliden alınan bilgiye göre ABD tarafı, hala Çin'in de nükleer silahların azaltılmasını öngören bu anlaşmaya ilişkin müzakerelere dahil olmasını istiyor. Ancak Pekin, ABD'nin Washington-Rusya-Pekin arasındaki üçlü anlaşma planına şu ana kadar olumlu yanıt vermedi.

START-3 uzatılmazsa, dünya yeni bir tehditle karşı karşıya kalacaktır. Uzmanlara göre, Rusya ve ABD stratejik nükleer silahlar ve bunların teslimat yöntemleri konusunda benzer potansiyele sahip olduğunu yorumlamakta.

Bu bağlamda, bilgi politikasında son iki yılda, Moskova modern hipersonik silah sistemleri, nükleer enerjili füzeler ve savaş robotları konusuna odaklanmıştır (bu özellikle nükleer enerji santrali olan denizaltı insansız bir araç). Böylece Rus strateji uzmanları, dünyaya Rusya'nın varsayımsal bir gelecek savaşında çok önemli bir rol oynayabilecek modern (hipersonik) silahlar üretebileceğini bildiriyorlar. Son yıllarda böyle bir ihtiyaç ortaya çıkarsa nükleer bavulunu kullanmaya hazır olduğu hakkında birkaç kez konuşmuş olan Putin'in savaş benzeri yorumlarıyla desteklenmektedir.

Rus bağımsız analist Pavel Luzin, “Uraja Daily Monitor” gazetesinde Rusya'nın START III gelecek yıl Şubat ayında gücünü kaybederse gerçekten neler yapabileceğini tahmin ediyor. Ona göre, stratejik nükleer silahlar ve bunların teslimat araçları alanında, Rusya ve ABD'nin kuvvetleri yaklaşık olarak eşittir. Amerikalılar 1.372 nükleer başlığına ve antlaşma tarafından belirlenen sınırı aşmayan Rus 1.326'ya (1.550) sahiptir. ABD, teslimat araçlarıyla biraz daha iyidir. 655 füzesi ve stratejik bombardıman uçağı var ve Rusya'nın 485 nükleer savaş başlığı var. Şu anlık Rus için hiçbir tehlike oluşturmadığı söylüyor.

START-III sona ermesinden sonra, Ruslar öncelikle nükleer cephaneliğin modernizasyonu ile ilgili zor bir görevle karşı karşıya kalacaklar. Şimdi Rus stratejik kuvvetleri, örneğin 91 eski kıtalararası füze ile donatılmış durumda: 46 adet P36M2 ve 45 Topol füzesi. Bu, Rusya'nın stratejik potansiyelinin neredeyse %30 oluşturmakta ve anlaşma gücünü kaybederse, hızla yenileriyle değiştirilmesi gerekecektir. Ancak, Rus savunma sanayinin bu alandaki üretim kapasiteleri sınırlıdır. Rus kaynaklarına göre, Votkinsk tesisi yılda sadece 12-16 PC-24 Yars füzesi yapma kapasitesine sahiptir. Ruslar yeni bir stratejik füze sistemi RS-28 Sarmat üzerinde çalışıyorlar.

23 Haziran’da dünyanın iki nükleer gücü ABD ve Rusya arasında, nükleer silahların kontrolüne yönelik Avusturya’nın başkenti Viyana’da yapılan görüşmelerin ilk turu tamamlandı. Çin’in katılmadığı görüşmelerde Amerika olası bir anlaşmanın yalnızca stratejik değil tüm nükleer silahları kapsamasını ve Çin’in de bu anlaşma müzakerelerine dahil olmasını ısrarla tekrara etti. Rus tarafı ise Çin’in anlaşmaya dahil olması olasılığını “gerçekçi” bulmadı.

 “Çalışma grubu oluşturulacak”

Müzakerelerde ABD’yi temsil eden diplomat Marshall Billingslea, tarafların anlaşmanın içeriği konusunda daha ayrıntılı çalışmalar yürütmek üzere birden fazla teknik çalışma grubu oluşturulması konusunda uzlaşma sağladığını, görüşmelerin ikinci turunun da Temmuz ayı sonu ya da Ağustos ayı başlarında yapılmasının hedeflendiğini belirtti.

ABD’li diplomat, “Her iki taraf da görüşmelerin sonunda Yeni START’ın imzalanmasından bu yana stratejik ortamın önemli ölçüde değiştiği konusunda mutabık kaldı. Bundan 10 yıl önce dünyanın bambaşka bir yer olduğunu anımsıyoruz” dedi.

“Anlaşma sadece stratejik değil bütün nükleer silahları kapsamalı”

ABD’li diplomat Marshall Billinglsea, yeni anlaşmanın yalnızca stratejik nükleer silahları değil tüm nükleer silahları kapsaması gerektiğini ve anlaşma kapsamında Çin’e de kısıtlamaların getirilmesi gerektiğini ifade etti. Tüm seçeneklerin masada olduğunu belirten Billingslea, “Nihai karar Başkan’ın. Başkan’ın Yeni START süresini uzatıp uzatmayacağına ilişkin vereceği karar sadece Ruslarla değil Çinli mevkidaşlarımızla da ne kadar ilerleme sağladığımıza bağlı olacak” dedi.

ABD yeni anlaşmanın Çin’i de kapsamasını istiyor

Çin’in gizlice nükleer silah kapasitesini güçlendirdiğini savunan Washington, Pekin’in de yeni bir nükleer silah antlaşmasına dahil olmasını istiyor. ABD’li diplomat Çin’i Viyana’daki görüşmelere davet etmiş ancak Çin daveti geri çevirmişti. Marshall Billingslea, uluslararası toplumun Pekin’e bu görüşmelere önümüzdeki dönemde katılması yönünde baskı uygulamasını umduğunu belirtti. Billingslea, “Amerika bir silah yarışı içinde değil. Elbette geride kalmayacağız ancak bundan kaçınmayı amaçlıyoruz. Bu nedenle de bizim görüşümüze göre, ciddi şekilde istikrarsızlığa sebep olacak üç taraflı bir nükleer silah yarışını, ancak üç taraflı bir nükleer silah kontrolü anlaşması önleyebilir” ifadelerini kullandı.

Viyana’daki görüşmelerde Rus heyetine başkanlık eden Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Sergey Ryabkov, Rus Interfaks haber ajansına yaptığı açıklamada, “Görüşümüzü sunduk, öyle yapmaya da devam edeceğiz. Zamanımız daralıyor” dedi.

Rus yetkili, ABD ile yapılan görüşmelerde çalışma gruplarının oluşturulması kararını da “önemli bir adım” olarak niteledi, görüşmelerin olumlu bir ortamda gerçekleştiğini ve iki tarafta da ilerleme sağlanması konusunda ortak bir irade olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ryabkov, “Çin’in duruşunu hepimiz biliyor ve buna saygı duyuyoruz. Çin’in bu duruşunu öngörülebilir bir gelecekte ABD’nin arzu ettiği şekilde değiştireceğine dair bir işaret görmüyoruz” diyerek altını çizdi. Marshall Billingslea, her şeyin ihtimal dahilinde olduğunu söylese de ABD’nin daha küçük nükleer cephaneye sahip olan İngiltere ya da Fransa’nın, Rusya’nın talep ettiği gibi antlaşma kapsamına alınması gerektiği görüşünde olmadığını vurguladı.

ABD ve Rusya’dan sonraki nükleer güç olan Çin’in silah kontrolü ve nükleer silahsızlanma alanında ki önemi en az diğer iki ülke kadar kritik durumdadır. Uluslararası düzeyde silah kontrolü alanının sadece ABD ve Rusya’yı kapsayan değil aynı zamanda Çin’i ve diğer nükleer güce sahip diğer ülkelerin de yeni silah kontrol anlaşmalarına dâhil edilmesi gerekmektedir.  Bu bağlamda, Çin’in nükleer silahlarının gelişimi ve modernleşmesi alanlarında ayırdıkları bütçe (2019 yılı içini nükleer:10,4 milyar dolar) harcamaları[12] kritik bir noktayı işaret etmektedir. Diğer taraftan nükleer silahsızlanma ve bu silahların yayılmasının önlenmesinde tek taraflı olmaktan ziyade ancak dünya genelinde toplu bir girişim uygulanması nükleer silahların önlenmesini durdurabilir.[13]

Diğer nükleer silahlara sahip ülkelerin tercihleri nedir? Şimdiye kadar hiçbir ülke antlaşmadan çekilme niyetini açıklamadı. 11 ülke ABD’nin anlaşmadan çekilmesini eleştirmişti ve Rusya ile müzakerelerin devam etmesi gerektiğini söylemişlerdi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 26 Mayıs'ta "öncelikle ulusal çıkarlarımıza ve müttefiklerimizin çıkarlarına dayanarak bu durumun analizine son derece dengeli bir yaklaşım benimseyeceğini söylemişti. Avrupa ve Kanada için, Hamburg Üniversitesi Barış Araştırmaları ve Güvenlik Politikası Enstitüsü'nün verilerine göre, uçuşlarının çoğu Rus toprakları üzerinde olduğu için Rusya'nın sürekli katılımı son derece önemli olduğunu söyledi.

Anlaşmanın uzatılıp uzatılmaması konusunda katılımcı ülkeler önümüzdeki iki ay içinde yapılacak konferansta karar verecekler. Anlaşmanın süresinin uzatılması tüm dünyanın ortak çıkarları ve güvenliği için son derece önemlidir. Yeni korkunç nükleer ve nükleer olmayan askeri teknolojilerin çoğalması ve çok sayıda devlet ve devlet dışı aktör için kullanılabilirliği, küresel nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini önemli ölçüde zayıflatabilir. ABD ve Rusya bu konuda her seferinde anlaşmaya varamasalar da her iki ülke de nükleer silahların daha fazla yayılmasını önlemekle ilgileniyorlar. İran ve Kuzey Kore'den gelen nükleer tehdide karşı anlaşmak zorundadır. Önümüzdeki on yıl içinde, olasılığı düşük olsa da Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve belki Güney Kore ve Japonya - nükleer silah edinmeye çalışacaktır. Bu arada, Kuzey Kore nükleer cephaneliğini inşa etmeye devam edecek ve İran bir nükleer silah programı uygulama girişimlerine devam etmeyi sürdürecektir. Bu nükleer silahların ileriye dönük analiz edilmesi bile tüm insanlık için korkutucudur.

Önümüzdeki on yıl içerisinde Kuzey Kore, bölgeye ve muhtemelen ABD’yi de etkileyen ciddi bir nükleer tehdit haline gelebilir. İran, JCPOA tarafından getirilen tüm kısıtlamaları kaldırmayı başarırsa ve başka bir anlaşma yapılmazsa nükleer silah programına dönebilir. ABD ve Rusya Kuzey Kore'nin nükleer silahlardan arındırılmasıyla ilgileniyor, bu nedenle ciddi müzakereler başlarsa burada işbirliği potansiyeli var. Ayrıca, her iki ülke de Kuzey Kore ve İran'ın nükleer potansiyelini geliştirmeye yardımcı olan teknolojileri bu iki ülkenin elde etmesini istemiyorlar.

Türkiye,  Suudi Arabistan, Mısır, BAE barışçıl amaçlarla nükleer reaktörlerin geliştirilmesi ve işletilmesinin çeşitli aşamalarındalar. Diğer ülkeler de nükleer enerji geliştirmeye teşvik edilecektir. Rusya, nükleer enerji alanında bir dizi uluslararası işbirliği programı yürütmektedir.  ABD, Fransa ve diğer ülkeler nükleer malzeme ve teknolojilerin barışçıl amaçlarla ihracatını durdurmaktadır. İleriye dönük bakıldığından, Rusya ve Çin bu pazara hâkim olacaktır. Moskova'nın mevcut normlara uyma ve güçlendirme yükümlülüklerini yerine getirip getirmeyeceği henüz belli değil, ancak devletlerin yeni nükleer silahlarla ortaya çıkması hiç kimsenin yararına değildir.

 

Kaynak:

ELİF BEYZA KARAALİOĞLU, “Nükleer Silahlanma Yarışı Nereye Gidiyor?”

https://www.perspektif.online/nukleer-silahlanma-yarisi-nereye-gidiyor/

Dong-Joon Jo and Erik Gartzke, ‘Determinants of Nuclear Weapons Proliferation’, Journal of Conflict Resolution, Vol. 51(1), February 2007, s. 186.

http://www.whitehouse.gov

https://www.cnnturk.com

https://www.un.org

https://www.voanews.com

İşbilen, E. Nükleer Satranç, Ozan Yayıncılık, İstanbul,  2009, s. 49

James P. Terry, “The 2002 Moscow Treaty:Marking a New Strategic Relationship Between the United Dtates and Russia,” Army Lawyer Issue 381, 2005-2, 5-10.

Özgür, S. Geleceğe Yönelen Tehdit? Kitle İmha Silahları, 1. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul. 2006. S. 22

Remarks by President Obama and President Medvedev of Russia at New START Treaty Signing Ceremony and Press Conference, April 08, 2010, (Erişim tarihi 21.10.2012),

Said Vakkas Gözlügöl “Nükleer Korku Gölgesinde Uluslararası Barış ve Güvenlik” Ankara Barosu Dergisi, 2013/2, s. 223-245.

Sibel Kavuncu, Nükleer Silahsızlanma Yolunda Start SÜRECİ The START Process in the Way of Nuclear Disarmament, Bilge Strateji, Cilt 5, Sayı 8, Bahar 2013, ss.119-148

 

Tilman Ruff, ‘From Hiroshima and Nagasaki towards a World without Nuclear Weapons’, Australian Journal of Peace Studies, Vol. 3, December 2008.

Tuğba Doğanalp “Uluslararası Hukukta Kitle İmha Silahları ve Silahsızlanmaya Yönelik Girişimler” Journal of International Management and Social Researches Uluslararası Yönetim ve Sosyal Araştırmalar Dergisi ISSN:2148-1415

 

 

[1] https://d3n8a8pro7vhmx.cloudfront.net/ican/pages/1549/attachments/original/1589365383/ICAN-Enough-is-Enough-Global-Nuclear-Weapons-Spending-2020-published-13052020.pdf?1589365383

[2] Özgür, S. Geleceğe Yönelen Tehdit? Kitle İmha Silahları, 1. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul. 2006. S. 22

[3] Dong-Joon Jo and Erik Gartzke, ‘Determinants of Nuclear Weapons Proliferation’, Journal of Conflict Resolution, Vol. 51(1), February 2007, s. 186. Bkz. Said Vakkas GÖZLÜGÖL “Nükleer Korku Gölgesinde Uluslararası Barış ve Güvenlik” Ankara Barosu Dergisi, 2013/2, s. 223-245.

[4] Tilman Ruff, ‘From Hiroshima and Nagasaki towards a World without Nuclear Weapons’, Australian Journal of Peace Studies, Vol. 3, December 2008, s. 8-9. Bkz. Tuğba DOĞANALP “Uluslararası Hukukta Kitle İmha Silahları ve Silahsızlanmaya Yönelik Girişimler” Journal of International Management and Social Researches Uluslararası Yönetim ve Sosyal Araştırmalar Dergisi ISSN:2148-1415

[5] İşbilen, E. Nükleer Satranç, Ozan Yayıncılık, İstanbul,  2009, s. 49

[6] https://www.un.org/disarmament/wmd/nuclear/npt/

[7] Sibel KAVUNCU, NÜKLEER SİLAHSIZLANMA YOLUNDA START SÜRECİ The START Process in the Way of Nuclear Disarmament, Bilge Strateji, Cilt 5, Sayı 8, Bahar 2013, ss.119-148

[8] A.g.e.

[9] James P. Terry, “The 2002 Moscow Treaty:Marking a New Strategic Relationship Between the United Dtates and Russia,” Army Lawyer Issue 381, 2005-2, 5-10.

[10] https://www.cnnturk.com/2010/dunya/04/08/abd.ile.rusya.start.anlasmasini.imzaladi/571286.0/index.html

[11] “Remarks by President Obama and President Medvedev of Russia at New START Treaty Signing Ceremony and Press Conference,” April 08, 2010, (Erişim tarihi 21.10.2012), http://www. whitehouse.gov/the-press-office/remarks-president-obama-and-president-medvedev-russia-newstart-treaty-signing-cere.

[12] Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) 2019 Çin'in askeri harcamalar için 261.082 milyar dolar harcadı. 7 261.082 milyar dolar yüzde dördü 2019'daki Çin nükleer harcamalarına ilişkin 10,4 milyar dolar. Nükleer silahlarda 2019'un her dakikasında 19.786 dolar. Bu metodolojiye dayanarak, Çin 2018'de nükleer silahlara 10 milyar dolar harcadı.

[13] Elif Beyza Karaalioğlu, “Nükleer Silahlanma Yarışı Nereye Gidiyor?”

https://www.perspektif.online/nukleer-silahlanma-yarisi-nereye-gidiyor/

Suinbay Suyundikov

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Rusya-Türkistan Araştırmaları Uzmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Tugay Uluçevik   - 20-09-2020

Kıbrıs İçin Federal Çözüm Arayışı Noktalanırken

Sayın Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu A.A.'ya 18 Eylül 2020’de verdiği ve Kıbrıs konusunda "artık federasyon müzakere etmeyeceğiz" dediği demecini [i] Millî Dava Kıbrıs ve Türk Milleti'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarları adına ilk bakışta sevinçle karşıladım. ...