21. Yüzyıl Dergisi Şubat Sayısı Çıktı!

21. Yüzyıl Dergisi Şubat 2013 Sayısı Makale Özetleri

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı

Büyükelçi Sayın Jean-Maurice Ripert ile Özel Röportaj

 

Türkiye Avrupa Birliği (AB) genelinde serbest dolaşım hakkı elde edebilecek mi? AB, Türkiye'deki reform sürecini teşvik eden bir aktör olmaya devam edecek mi? AB, Türkiye'yi 'Pozitif Gündem' aracılığıyla kontrol altında mı tutmaya çalışıyor? Türkiye ile AB arasında dış politika bağlamında ortak ilkelerin paylaşılmasına devam ediliyor mu? Türkiye'nin Suriye meselesindeki tutumu 'iyi komşuluk ilişkileri' ilkesiyle nasıl ilişkilendiriliyor? Türkiye ile AB arasında tam üyelik dışında başka bir ilişki tipi öngörülebilir mi? AB içindeki ayrılıkçı hareketler Avrupa bütünleşmesine ve ulusal bütünlüklere zarar vermekte midir? Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Jean-Maurice Ripert 21. Yüzyıl Dergisi'nin sorularını yanıtladı.

 

Avrupa'da Kriz Etkisi ve AB'nin Geleceği:

Parçalanma mı Bütünleşme mi?

 

Haluk ÖZDEMİR[1]

 

Avrupa'daki bütünleşme hareketinde yaşanan son gelişmeler AB imajını oldukça değiştirmiş görünmektedir. Kriz nedeniyle Türkiye artık üyeliği pek tartışmıyor. Kamuoyu da AB'den olabildiğince uzak görünüyor. Genellikle bütünleşme kavramıyla özdeşleşen Avrupa bağlamında artık parçalanma ve dağılma olasılıkları tartışılıyor. Bugün Avrupa deyince akla ilk gelen sözcük refah değil, ekonomik kriz oluyor. Krize dair kaygılara ek olarak, Katalanlar İspanya'dan ve İskoçlar da Birleşik Krallık'tan ayrılmayı tartışıyorlar. Yani, kriz yetmiyormuş gibi bir de parçalanma korkuları Avrupa'nın gündemine oturuyor. Öyleyse yaşanmakta olan bu kriz ve parçalanma eğilimlerini nasıl yorumlamak gerekiyor? Bu kriz gerçekten AB'nin dağılmasına kadar gidebilir mi? Konuya biraz daha yakından ve tarihsel perspektiften bakıldığında bu soruların yanıtlarının, ilk bakıştaki kadar basit ve net olmadığı görülür. Bunun için öncelikle Avrupa entegrasyonunun mantığını ve doğasını iyi anlamak gerekiyor. Makale, bu çerçevede Avrupa'daki güncel gelişmeleri entegrasyonunun doğasını irdeleyerek açıklamaktadır.

 

 

Avrupa'nın Etnik ve Kültürel Ayrışmayla Sınavı

Sezgin MERCAN*

 

Bütünleşmiş Avrupa hedefine yerel, ulusal ve ulus üstü aktörler arasında karşılıklı bağımlılık sağlama yoluyla ulaşılmaya çalışılmaktadır. AB, içerisindeki kültürel ve dilsel farklılıklara da saygı gösterilmesine uygun koşulları aramaktadır. Bu hususun ulusüstü platformda olumlu karşılanabilirken, ulusal düzeyde sorunlu bir alana işaret ettiği belirtilebilir. Bir başka deyişle, ayrılıkçı hareketlerin kendilerini geliştirmeleri için faaliyet alanına kavuştukları ileri sürülebilir. AB de bu gibi hareketler için uygun koşulları sağlama potansiyeli taşımaktadır. Bu makalede AB içinde ayrılıkçılığı teşvik eden potansiyelin bir yandan ulusal düzeylerdeki ayrılıkçı unsurlara nefes aldırırken, diğer yandan da etnik ve kültürel farklardan kaynaklanan iç uzlaşmazlıklara, birlik ve bütünlüğün zarar görmesine nasıl yol açabileceği tartışılmıştır. Avrupa'da 'farklılık içinde birlik' sloganının nasıl 'birlik içinde farklılığa' dönüşebildiği gösterilmiştir.

 

Almanya Kıskacındaki Avrupa Birliği

Sait YILMAZ*

 

 

Genel dünya konjonktürü içinde artık büyük güçler kendi işsizlik ve enflasyonunu başka ülkelere satma peşindedir; bunun da vasıtası 'para'dır. Bu paradigma 11 Eylül 2001 ile başlamıştır ve yansımaları daha uzun süre devam edecektir. Avrupa'da görülen ekonomik kriz de ABD'nin para vasıtası ile kendi yaşadığı krizi Avrupa Birliği (AB)'ne satmasından başka bir şey değildir. Buna çare bulmak için Rusya ve Çin, dış ticarette doları devre dışı bırakmaya çalışmaktadır. AB içinde Maastricht Anlaşması ile kabul edilen ortak para 'Avro', önce durgunluğa 2008 krizi ile birlikte bölünmeye yol açmıştır. Gelinen aşamada AB'de para federalleşmiş ama yapı konfederal kalmıştır. Almanya gerçekten çok kazandığı halde ailenin üyelerine para yetiştirememektedir. Ekonomik refahı yaymayı hedefleyen AB, bugün başka ülkelerin borçlarını hatta yoksulluğunu paylaşmak için düzenlemeler peşindedir. Gelinen aşamada, siyasi birlik sağlanmadan ekonomik birliğe gitmenin doğru olmadığı anlaşılmıştır. Diğer yandan, siyasi ve sosyal dinamikler birliği çözülmeye doğru götürmektedir. Yaşanan ekonomik kriz ve devam eden süreçte AB'nin patronunun Almanya olduğu ortaya çıkmıştır. Bu makalede, AB'nin geleceği ve bu gelecekte Almanya'nın rolü tartışılmıştır.

 

Almanya'nın Türkistan Siyaseti

Turgay DÜĞEN*

 

Türkistan bölgesi tarihte sahip olduğu, sosyal, siyasi ve ekonomik canlılığı Rusya'nın işgaliyle yitirmiş ve Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'nin kabuğu altında dünyadan soyutlanmıştır. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte küresel ve bölgesel güçler Türkistan coğrafyasını bakir bir alan olarak görmüşlerdir. Türkistan'daki siyasi ve ekonomik rekabete en geç katılan ise Avrupa Birliği (AB) olmuştur. İlişkilerin gelişmesi Avrupa genelinden ziyade Almanya-Türkistan ilişkileri şeklinde olmuştur. Soğuk Savaş sonrası Avrupa-Türkiye ilişkilerinin baş aktörü yine Almanya'dır. Bu bağlamda Almanya ile Türkistan arasındaki ilişkiler Avrupa ile Türkistan arası ilişkilerin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Alman dış politikasında Kazakistan'a verilen önem nedeniyle Avrupa-Türkistan ilişkilerinin kendini en çok gösteren kısmı Almanya-Kazakistan ilişkileri olmuştur. Makalede Almanya'nın bugünkü Türkistan siyaseti, bu siyasetin tarihi kökleri ve güncel nedenleri değerlendirilmiştir. Ayrıca Almanya'nın Türkistan siyasetinin doğal bir sonucu olarak Kazakistan ile olan ilişkileri ön plana çıkarılmıştır.

 

 

Sırbistan'daki Cumhurbaşkanlığı Değişiminin

NATO ile İlişkilere Muhtemel Etkileri

 

Altuğ GÜNAL*

 

 

Sırbistan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden Avrupa yanlısı Boris Tadiç yerine, milliyetçi olarak tanınan ve Batı karşıtı Radikal Parti'nin de başkanlığını yapmış olan Tomislav Nikoliç'in beklenmedik şekilde galibiyetle çıkması, Sırbistan'ın özelde Amerika Birleşik Devletleri (ABD), genelde ise NATO ile ilişkilerinin olumsuz etkileneceği yönünde tartışmalara neden olmuştur. Nitekim yakın zamanda AB (Avrupa Birliği) üyeliğine giden en önemli aşamalardan bir tanesi olan İstikrar ve Ortaklık Anlaşması, Kosova konusunda yarattığı sakıncalara rağmen Sırbistan Parlamentosu'ndan geçebilmiştir. Makale, NATO bombardımanından beri Sırbistan'ın ABD ve NATO ile ilişkilerinin, yaşanan tüm olağanüstü olumsuz koşullara rağmen nasıl şaşırtıcı şekilde gelişebildiğini göstermek suretiyle, Sırpların bu konuda duygusaldan ziyade rasyonel ve çıkar merkezli davranacaklarını ve Nikolic sonrası ilişkilerin olumsuz etkilenmeyeceğini vurgulamaktadır.

 

 

Bilirkişi Görüşü

Avrupa Parlamentosu Milletvekili ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi üyesi İsmail ERTUĞ, Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Aylin GÜNEY ve İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve TÜSİAD Yurtdışı İletişim Komisyonu Eski Başkanı Meral İNCİ ZAİM Avrupa Birliği'nin 21. yüzyıldaki cazipliğini, Avrupa bütünleşmesinin geleceğini ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini 21.Yüzyıl Dergisi'ne değerlendirdiler.

 

Irak'ta Gerilimi Artıran Süreç

 

Emruhan YALÇIN*

 

Son dönemde artan şiddet olaylarının etkisi, hükûmetin yetersizliği, Kuzey Irak Yönetimi ve Merkezî Hükûmet arasındaki çekişmeler, etnik, dini ve mezhebi çatışmalar Irak'ın gündeminden hiç düşmezken; Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin rahatsızlığı sonucunda hastaneye kaldırılması ve tedavi için Almanya'ya götürülmesi Irak'ta cumhurbaşkanlığı krizini de gündeme taşıdı. Tartışmalar, Irak'taki tüm siyasi tarafları, yeni sürece yoğunlaştırdı. Irak'ta ve Ortadoğu'da cevabı en çok merak edilen soru ise hiç şüphesiz Talabani'den sonra yeni cumhurbaşkanının kimin olacağıdır. Zira bu sorunun makalede tartışılan cevabı sadece Irak'ın kaderini değil, Ortadoğu'nun kaderini de bir ölçüde etkileyecektir.

 

Kimyasal Silahlar: Toplumsal Olaylara Biber Gazı

Bahar AŞCI*

 

İnsanlık tarihi açısından en uzun savaşların yapıldığı ve savaş kaynaklı ölümlerin gerçekleştiği konvansiyonel savaşlar yerini yeni nesil savaşlara bıraktı. Bununla birlikte insanlık alışılagelmiş savunmanın da bir adım ötesine geçmek zorunda kaldı. Ancak, saldırıya karşı, savunma geliştirebilmenin ana kurallarından birisi olan bilgi, 21. yüzyıl insanının en değerli hazinesidir. Savunma planları yapabilmek için önce saldırı türlerini bilmek ve her birisine karşı hazırlıklı olmak gereklidir. Bunu yapabilmek için de sürekli farklı planlar geliştirdiğimiz senaryo analizlerini bir diğer adıyla geleceği elimizdeki bilgilerden yola çıkarak öngörmeyi ve strateji geliştirebilmeyi ustalıkla yapabilir hale gelmeliyiz. Bu makale 20. yüzyılla beraber kullanımı artan kimyasal silahları ele almıştır.

 

Diasporasını Arayan Türk Dünyası: Mümkünün Sınırları

Engin AKÇAY**

Farkhad ALİMUKHAMEDOV***

 

Türk Anayasası'nın 'Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarına ilişkin 62. maddesi, bir dönüş beklentisinin izlerini taşımakta. Devletin bu yaklaşımının, yaklaşık yarım yüzyıldır bilhassa Avrupa'da yaşayan Türk toplumuna ilişkin politika yürütmesinde ne derece belirleyici olduğu tartışılabilir. Bununla birlikte, Avrupa'daki Türk varlığının bir "diaspora" konsepti içinde değerlendirilmesi, henüz çok yeni bir gelişme. Küreselleşme, sınır aşan niteliği ile insan hareketliliğine sürat kazandırmaktadır. Türk toplumu açısından, bir anayurdun varlığının önemi sürmektedir. Makale, Türkiye'nin ve Türkiye ile kader birlikteliği içindeki coğrafyaların, uluslararası kamuoyu nezdinde doğru algılanmasında ve kronikleşen dezenformasyonların giderilmesinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini incelemiştir.

 

Atina'nın Kıta Sahanlığı Oyunu

Gözde KILIÇ YAŞIN*

 

Yunanistan'ı uzun süreli bir darboğaza sürükleyen ekonomik krizin Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde göreceli bir yumuşuma yaratacağı beklentisinin yersizliği, Yunanistan Başbakanı Antonis Samaras'ın yeni bir girişimi ile açığa çıktı. Samaras Hükümeti, "Suriye ve Kürt meselesi ile boğuşan Türkiye'nin yeni bir cephe açma riskine girmeyeceği" yaklaşımı ile Yunan kıta sahanlığının dış sınırlarını deklare etmek üzere Birleşmiş Milletler'e (BM) başvurulmasına karar verdi. Yunan Deniz Kuvvetleri Hidrografi Dairesi'nin hazırladığı deklarasyon Atina'nın gelecekte doğalgaz ve petrol aramayı planladığı 'Münhasır Ekonomik Bölge' (MEB) için de zemin oluşturacak görünüyor. Yunan basınında BM Okyanus İşleri ve Deniz Hukuku Dairesi'ne sunulacak harita da yayınlandı. Haritada, kıta sahanlığı koordinatlarının Doğu Akdeniz ve Ege'deki adaların da kıta sahanlığı olduğu iddiasıyla belirlendiği görülmektedir. Bu da Türkiye ve Yunanistan arasındaki tarihi anlaşmazlık konusunun, uzlaşı aranmaksızın doğrudan BM deklarasyonu ile çözülmek istendiği anlamına gelmektedir. Adaların bağımsız bir kıta sahanlığı olur mu? Kıyıları karşılıklı iki ülkeden biri diğerinin rızası hilafına hakça paylaşım ilkesine aykırı bir deklarasyonla "oldu-bitti" yaratabilir mi? Makalede bu sorulara cevap aranırken, Türkiye'nin açık denizlere erişiminin tek taraflı bir deklarasyonla kesilmek istenmesinin, sıcak bir çatışma doğurabilecek bir gelişme olup olmadığı irdelenmektedir.

 

ABD'nin Orta Doğu Politikaları ve Evangelizm

Özdemir AKBAL*

 

ABD'nin siyasetinde ekonomik ve askeri unsurların önde olduğu günümüzde genel olarak tartışılmaktadır. Ancak daha az tartışmaya konu olan ABD'nin dini yönelimlerinin siyasete olan etkisidir. Özellikle Protestan mezhebindeki Evangelist akım ABD'nin siyasi hayatında da önemli bir yere sahiptir. Bu noktada ABD siyasetinin Orta Doğu'ya bakışı açısından da Evangelizmin önem arz ettiği söylenebilir. ABD Evangelist misyonerleri 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Orta Doğu'ya ilgi göstermeye başlamışlardır. 19. yüzyıldan I. Dünya Savaşı'na kadar olan sürede Evangelizm, misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde Orta Doğu'da Protestanlığı yayma girişimlerini devam ettirmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD'nin Evangelist karar alıcıları Orta Doğu'ya yoğun bir ilgi göstermeye başlamıştır. İsrail'in kurulması ve 11 Eylül saldırıları ayrı ayrı dönemlerde Evangelist yorumların ABD'nin Orta Doğu siyasetini yönlendirmesini sağlamıştır. Bu makalede ABD'nin Evangelizm etkisinde Orta Doğu'da uyguladığı politikalar ele alınmıştır.

 

Bir Jeopolitik Teorinin Yeniden Yorumlanması: Çin'in İnci Dizisi

Kıvılcım ROMYA BİLGİN*

 

Jeopolitiğin son dönemde uluslararası ilişkilerde sadece bir kavram olarak değil, bir analiz metodu olarak tekrar yükselişe geçmesi ile birlikte, jeopolitiğin önde gelen temsilcilerinden Halford MacKinder ve Alfred Mahan başta olmak üzere, klasik jeopolitik teorisyenleri günümüzün dünya sistemi üzerinden yeniden tartışılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda, son dönemde öne çıkan tartışmalardan biri Çin'in 'İnci Dizisi Stratejisi'nin, Mahan'ın 'Deniz Hakimiyeti Teorisi' çerçevesinde ele alınmasıdır.

Aslında Çin'in yükselişi jeopolitik teoriler çerçevesinde çok boyutlu olarak pek çok çalışmada mercek altına alınmıştır. İnci Dizisi Stratejisi de bu çalışmalardan sadece biridir. Çin'in zamana yayarak ve sakin bir üslupla geliştirdiği, ancak geldiği nokta itibarıyla sadece bölgesel değil, küresel dengeler üzerinde de etkisi olacağı değerlendirilen bu strateji, yükselen güç Çin'i daha iyi anlamak için gerekli parçalardan sadece biridir. Bunu yaparken jeopolitik teorilerden biri ile meseleyi ele almak konunun anlaşılabilirliğini artırmanın ötesinde, makalede olduğu gibi, teori ile pratiği bir arada görmeyi sağlayacaktır.

 

 

Makalelerin tamamı 21. Yüzyıl Dergisi'ninŞubatSayısında

 

Dergimizin Türkiye'deki Satış Noktaları:http://www.21yuzyildergisi.com/satisnoktalari.html

Dergimize Abonelik:http://www.21yuzyildergisi.com/abonelik.html

Bilgi: Çağrı ERK

Tel: 0312 489 18 01

Faks: 0312 489 18 01

E-Posta:This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 


 

[1] Doç. Dr., Kırıkkale Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü.

 

 

* 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Avrupa Birliği Araştırmaları Merkezi, Araştırmacı, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

 

* 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Orta Asya Araştırmaları Merkezi, Araştırmacı, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

 

* Dr., Ege Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

 

* Doç. Dr., 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Bilimsel Danışman, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

 

* Yrd. Doç. Dr., Turgut Özal Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü.

 

 

 

 

* Yrd. Doç. Dr., Turgut Özal Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü.

 

 

 

 

 

 

* 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Balkan ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

 

* 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Amerika Araştırmaları Merkezi, Araştırmacı, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

 

* Uluslararası İlişkiler Uzmanı

 

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 15-08-2022

“Eset” den Esat’a Savrulmanın Siyasi ve İktisadi Karşılığı

1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı veya daha iyi bilinen adıyla Seyhan Karakol Anlaşmasına kadar Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler başlıca üç nedenle sürekli olarak yüksek gerilim hatları üzerindeydi.