Ak Zambaklar Ülkesinde Yeni bir Senfoni Zamanı

Yazan  16 Mayıs 2022

Jan Sibelius,en meşhur Fin bestecilerinden. Onun 1902 de tamamladığı ikinci senfonisi Finlandiya’nın kültürel uyanışına ivme vermiş, baskıcı Çarlık rejimine karşı isyanın yankısı olmuş ve yüreklerdeki bağımsızlık ateşini körüklemiştir.

Finlandiya 1917 yılında Sovyet ihtilali ile bağımsızlığını kazandı. Ama ikinci senfoni eminim hala aynı heyecanla hatırlanıyor ve dinleniyordur. Finlandiya’nın halen Minnesota Senfoni Orkestrasının şefi olan meşhur orkestra şeflerinden Osmo Vanska 1998 yılında, ikinci senfoninin, Lahti Senfoni Orkestrasının, Sibelius konser salonundaki icrası öncesinde “ İkinci senfoni, milletimizin bağımsızlık savaşının sembolüdür. Ama aynı zamanda mücadeleyi, krizi ve bir insanın yaşamındaki dönüm noktasını temsil eder. Bu da onun en önemli özelliğidir” diyerek onu bir kez daha Finlandiya’nın soğuk savaş sonrasındaki yaklaşımına mal etmiştir.

Bağımsız Yaşamak için “Finlandiya Gibi Olmak”

1939 ve 1945 yılları arasında bir kez daha Finlandiya doğudaki komşusuna direnecek ve bu mücadeleden galip çıkacaktı.Bu defa bağımsızlık mücadelesinin kahramanı, yıllarca Çarlık  ordusunda görev yapmış olan General Mannerheim’dı. Finlandiya, General Mannerheim’ı da Sibelius gibi hiç unutmaz. Türkiye’nin büyük bir gaflet ve dalaletle zaman zaman Atatürk’e ve İstiklal savaşı kahramanlarının anılarına karşı gösterdiği saygısızlığı Manneheim’a asla göstermez. İkinci dünya savaşından sonraki soğuk savaş döneminde,Ak Zambaklar Ülkesi güçlü komşusunun gölgesinde zor yıllar geçirdi.Onun dış politikasının kural ve uygulamalarına karşı tarafsız kalmak mecburiyeti,  siyaset yazınına Finlandizasyon terimi ile girdi. Finlandiya aslında bir tür aşağılanma gibi olan bu sıfata yıllarca bağımsızlığını korumak için katlandı. Finlandizasyon terimi önce Doğu, hatta Batı Almanya, 1956 dan sonra Macaristan, 1968 sonrasında Çekoslavakya ve bir ölçüde tüm Varşova Paktı ülkeleri için de geçerliliğini korudu. Ama zamanla anlamı tedricen değişti. Berlin duvarının yıkılması ile değişim rüzgârları başlamıştı. Özellikle 1990 sonrasında Sovyet imparatorluğunun çökmesi ile  “Finlandiya gibi olmak"kavramı önemini kısmen yitirdi. Ancak Rusya’nın eski Sovyet ülkeleri üzerinde etkisini sürdürmek isteyeceği düşüncesiyle elde tutuldu. Nitekim 1991 yılı sonunda Bağımsız Ülkeler Topluluğunun kurulması, Sovyetlerin çöküşü ile bağımsızlık kazanan ülkelerin bu kuruluşa üye olması ve bunlarla Rusya’nın sivil ve savunma işbirliği anlaşmaları imzalaması, Kafkaslardan elini hiç çekmemesi batının endişelerinin haklı olduğunu gösterdi.

Avrupalı Gibi Olmak veya Olmamak

Tabii Finlandiya 1995 yılında Avusturya ve İsveç ile birlikte Avrupa Birliğine(AB) katıldı. AB nin beşinci genişlemesi ile 2004 yılında Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Letonya, Latvia ve Estonya, 2007 genişlemesi ile Romanya ve Bulgaristan da Rusya’dan biraz daha uzaklaştılar. Bu son iki liste hemen NATO saflarına da katıldı. Bu hızlı gelişmelere Moskova beklendiği kadar itiraz etmedi. Tabii 1994 yılında Rusya’nın NATO ile “Barış için İşbirliği”( Partnership for Peace program) programına katıldığını, 2002 yılında bir NATO-Rusya Konseyi kurulduğunu ve 2010 lu yılların başına kadar, bu çerçevede NATO ile ilave birçok işbirliği anlaşması imzaladığını hatırlayalım.Dünya, 2014 den bu yana tanık olduğu Rusya saldırganlığına, enerji kırılganlıkları nedeni ile yeterince tepki vermemişti. Donbass’taki gelişmeleri ise hem Ukrayna’nın politika zafiyeti, hem de Rusya’nın müdahaleleri ile izliyor ve AGİT raporlarını yorumlamakla yetiniyordu.Baltık bölgesi zaten 2014 yılında Kırım’ın ilhakından sonra hep diken üstündeydi.  Ancak Şubat’ta Donbass ve ötesine taşan Rusya saldırıları bardağı taşırdı. NATO ve münferit olarak ülkeler Ukrayna’ya destek vermeye devam. Polonya ve Batı Avrupa yeni bir iltica akını altında, Bu durumda, Finlandiya ve İsveç yeni atmaya hazırlandıkları adımda haksız mı?Özellikle Finlandiya, Rusya’nın soğuk nefesini ensesinde bu kadar şiddetle hissederken, daha fazla bekleyebilir miydi? Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine veya NATO’nun yeni genişlemesine karşı Rusya’nın nasıl tepki vereceğini göreceğiz.Bu genişlemeye Putin genişlemesi denmesi, Putin’i tatmin etmeyecek. AmaAk Zambaklar ülkesi yine bağımsızlık derdinde. Üçüncü senfoninin ilk partisyonlarını Fin parlamentosu tamamladı. Bugün başvurunun yapılacağı açıklanıyor.  Gerisi NATO’ya kalmış derken…

Türkiye’nin Tutumu

Finlandiya’nın bugün NATO’ya resmi başvuruda bulunacağı bilinirken, Çanakkale ve Kurtuluş savaşı destanı yazmış bir ülkenin, hem de en yüksek devlet katından verdiği mesajı yorumlamak kolay değil. Sitem ise hafif. Şantaj ise zamansız.Aba altından sopa göstermekse neyle? Rusya ve Putin’e hoş görünme çabası mı? Belki. ABD ve NATO’ya gönderilecek istek listesinin habercisi mi? Muhtemelen. Ama ne olursa olsun klasik diplomasi ölçüleri ile bağdaşmayan bir söylem olduğu su götürmez bir gerçek. Görünürlük, gönül değil, göz doldurma ve ses getirme merakı, Danimarka gibi kuzey ülkelerinde açıklamaları gazetelerin ilk sayfasına taşımış olabilir. Evet, reklamın iyisi veya kötüsü yok denir. Ama bu Türkiye gibi bir ülkenin dış politikası için doğru olamaz. Ayrıca kamuoyu bu açıklamalar karşısında Türkiye’nin, NATO’dan, ABD den, AB den, Finlandiya ve İsveç’ten veya Rusya’dan ne beklediğini anlamış değil. Savaş uçağı, silah, daha çok ve ucuz doğal gaz? Ama kendisi bir özgürlük savaşçısı olan Türkiye’nin itibarı bu tür pazarlıklarla artmaz. Yoksa Türkiye’nin Batı nezdinde daha menfur hale gelmesi ve böylece daha fazla Orta Doğu’ya yaklaşması ve Araplaşması isteniyor ve bunlara zemin hazırlanıyorsa, yazık. Açıkçası, dilini, kültürünü ve bağımsızlığını kılıçtan, top, tüfek ve bombadan önce, senfoniyle savunan, sonra Çarlık Rusya’sına ve Sovyetlere karşı direnen ülkenin yanında olmamız gerekir. Durum böyleyken yapılan diplomasi ayıbı açıklamalardan, tutarsız yaklaşımlardan dolayı büyük bir kurtuluş savaşı vermiş ülkem adına ve bu uğurda mücadele vermiş olan Atatürk ve arkadaşlarının aziz anıları önünde utanç duyuyorum. Hele, bugünkü çark etmelerden sonra nasılsa NATO genişlemesine imza atılacak olduğunu bilmek, beni çok mahcup ediyor. Yoksa yeni  “Finlandizasyon” tanımı içine giren Türkiye mi oldu?

 

 

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Tugay Uluçevik   - 05-07-2022

Üçlü Muhtıra

Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren dış politika konuları, Türkiye’nin bunlarla ilgili uygulamaları, iç politika mülâhazalarına yer verilmeden ve “zafer” veya “hezimet, mağlubiyet” gibi nitelemeler yapılmadan, sadece olgular göz önünde tutularak ve millî menfaatler kriteri esas alınarak tarafsız bir ya...