< < Yeni Dünya Düzeninin Kuruluş Projesi: Kuşak ve Yol Girişimi-Yeni İpek Yolu


Yeni Dünya Düzeninin Kuruluş Projesi: Kuşak ve Yol Girişimi-Yeni İpek Yolu

Yazan  22 Aralık 2020

Özet

1949 yılında siyasal devrimi gerçekleştirdikten sonra büyük ve kapsamlı bir kültür devrimini uygulamaya koyan Çin,aynı zaman dilimi içinde ekonomik olarak iddialı bir kalkınma çalışması da başlatmış,1950-1978 arasında sosyalist öğretinin gereklerine uygun olarak merkezi planlama ofisinin önderliğinde ağır sanayiyi önceleyen bir kalkınma hamlesi içine girmiştir. Doğudan Batıya ve Güneyden Kuzeye doğru her bir Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşına iş vermek adına benimsenen bu politikanın,zaman içinde, yaratmış olduğu etkinsizlik ve yetersizliklerin ortaya çıkması sonucunda, ekonomik konularda pragmatik bir yol benimsenmek zorunda kalınmıştır. 1978 yılından itibaren ülkede değişen yönetim kadrosu ile birlikte, önce tarımda özel girişime göz yumulması ile ortaya çıkan yüksek verimlilik kısa sürede tüm sektörlerde özel girişimin önünün açılmasına yol açarak 20 yıl içinde devletin ekonomideki payı % 20’lerin altına indirilmiştir. Ancak, ekonomik sistemde bu denli kapitalistleşme kabul edilebilmesine rağmen, siyasal sistem sosyalist kalmaya devam etmiştir, devam etmektedir. Verimlilik artışlarına paralel olarak 1990’lardan sonra küçük dış ticaret fazlalıklarıs ağlanabilirken, Çin’in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütüne kabul edilmesiyle dış ticaretin önündeki son engeller de ortadan kalkınca büyük dış ticaret fazlalıkları elde edilmiştir.Bu olumlu süreç Çin’i dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi haline getirerek devam etmektedir.Diğer yandan da, bir ölçüde 2008 Küresel Finansal Kriz’inin etkisi ile ekonomik büyüme oranlarının 2010’dan sonra tek haneli rakamlara inmesi ve iniş sürecinin devam ederek % 6’larda sabitlenmesi, ekonomik sürdürülebilirlik sorununu gündeme getirmiştir. Sürüdürülebilirlik sorununun çözümü için geliştirilen ve Çinli liderlerin “İki Yüzyıllık Proje” olarak nitelendirdikleri Bir Kuşak Bir Yol Projesi başlangıçta alterneatif ticaret ortakları, yeni pazarlar, var olanların dışında ulaştırma kanalları oluşturulması amaçlarına hizmet eder görünse de,zaman içinde bu kapsam tamamen değişerek Çin’in dünyaya eklemlenme çabasından, dünyaya egemen olma hatta, bir Pax Sinica oluşturma çabasına dönüşmüştür. 2049 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100.Yılında “Ortak Kader”i paylaşan ve aynı ideallerin peşinde koşan yeni bir dünya düzeni inşa edilmesi hayal edilmektedir. Kuşkusuz yeni dünya düzeninin gerektireceği külfeti karşılamaya gönüllü olan Çin’in mali gücü de yeter görünmekte,hatta bu konuda hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamaktadır.

Anahtar Kelimeler

Çin, Uluslararası Ticaret, Kara Ulaşımı, Deniz Ulaşımı, Kuşak ve Yol Girişimi, Yeni İpek Yolu Projesi, Yeni Dünya Düzeni, Hegemonya,GATT, DTO

Giriş

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 2013 yılında Kazakistan/Nazarbayev Üniversitesinde yaptığı konuşma ile ilan ettiği Kuşak ve Yol Girişimi’nin (BRI-Belt and Road Initiative) üzerinden 7 yıl geçip projelerde belli mesafeler alındıktan sonra,daha obejktif bir değerlendirme şansı elde edilmiş, Türkçe’de dahil ama özellikle İngilizce’de pek çok makale, kitap, söyleşi, akademik tez ve siyasal açıklama gibi yararlanılabilir kaynakları bulmak mümkün hale gelmiştir.  Bu makalenin yazılma nedeni;Orta Koridoru Türkiye’yi de içine alan Girişim’i (BRI) değerlendirerek konunun büyüklüğünü ve önemini ortaya koyup Çin’inoyun kurucu bir hegemon olma potansiyelini tartışmaktır. Bu çalışmada, konu;Girişimin geliştirilmesinin nedenleri, Girişim’in kendisi ve Girişim hakkındaki olumlu ya da olumsuz görüş içeren bölümler olmak üzere 3 bölümde değerlendirilip her kaynağa ulaşılmaya gayret edilerek yansız bir gözle ele alınmaya çalışılmıştır.

BRI’yi değerlendirmeye başlamadan önce, BRI’nin içine dahil edilebileceği teorik çerçeveyi anlayabilmek için dünya egemenligini açıklamaya çalışan klasik uluslararası ilişkiler teorilerini göz önünde bulundurmak zorunludur.İki ana teoriden biri olan ve karasal hakimiyeti öne çıkaran teoriye göre, dünya egemenliği, ana karayolları ve önemli coğrafyaların kontrol edilmesi ile mümkün olabilir. Bir diğer teoriye göre ise,ana ticaret akımlarının üzerinde yer alan denizlere hakim olmak, dünya hakimiyetinin ele geçirilmesi açısından zorunludur.Karasal teorilerin dayandığı dünya, oldukça küçük bir dünya iken, deniz hakimiyetini önceleyen teorideki dünya, çok daha büyük ve çok daha engin bir dünyadır.Özellikle 16. yüzyıldan itibaren yüksek küpeşteli gemilerin yapılıp yelken sisteminin denge ve hızda elde ettiği büyük gelişmenin yanında, dümenlerin gemileri daha kolay kumanda edilebilir hale getirmesiyle büyük miktarlardaki mallar büyük gemilere yüklenerek deniz aşırı ticarete konu edilmiş, denizlerde üstün olan ülkeler hızla zenginleşerek dünyaya hakim olmak için gerekli kaynakları ele geçirmiştir(Oran ve Oskay; 1970:1-18).

Ortaçağın sonlarına kadar ticaret Akdeniz ile sınırlı olduğundan, Akdeniz’i kontrol eden devletle rgücünü diğer devletlerede kabul ettirmiştir ki;Akdeniz’e, Roma İmparatorluğu’nun “Nostra Mare”(Bizim Deniz) demesi de, Osmanlı İmparatorluğunun “Türk Gölü” demeside bir nevi dünya hakimiyetini ifade etme şeklidir. Ortaçağın sona ermesi ile dünyanın merkezi Akdeniz’den okyanuslara kaymış, Portekizliler, İspanyollar, hatta Hollandalılar ve en sonunda da İngilizler denizlerde üstün olan ülkeler olarak, dünya ticaretine hakim olmuştur. Trafalgar Meydanı’nda bulunan Amiral Horatio Nelson’un heykelini ve bu heykele İngilizlerin yüklediği anlamın nedenlerini hatırlayalım.

Deniz teorisinin karşısında yer alan karasal teoriler,sınırlı taşıma ve güvenlik imkânlarının elverdiği yakın mesafelere mal ve asker taşımayı esas alan tarihi süreçler öne çıkarılarak geliştirilirken,karaları öne çıkaran teorilerin bugün bize çağrıştırdığı; develerin yük taşıdığı kervanlar,kervansaraylar, hancılar, haramiler, çöl ve vaha hikayeleri, hatta daha ileri bir söylemde bulunmamız gerekirse 1001 Gece Masalları’ndan fırlamış kahramanları büyülü perdelerin arkasından hala görünen hayallerdir. Günümüzde bile dünyanın en değerli şirketine isim veren Alibaba’yı ve İpek Yolu’nu kontrol etmek üzere Asya ile Avrupa’yı birleştiren Cengiz Han’ı hangimiz göz ardı edebiliriz ki.

Bugün 50’li yaşlarda olanların hafızalarında İpek yolu ile ilgili iki önemli fotograf daha vardır. 80’li yıllarda Japon televizyonunun yaptığı ve tüm dünyada büyük bir ilgi ile seyredilen efsanevi İpek Yolu Belgeseli (bu belgeselin ünlü müzik adamı Kitaro tarafından bestelenen müziğine ayrıca değinilmelidir)ile Arif Aşçı ve dört kişilik ekibinin 1996-1997 yılları arasında 18 ayda deve kervanları ile gerçekleştirdikleri eski usûl seyahattir. Bu seyahat “İpek Yolunda Son Kervan” adı ile hem televizyonlarda yayınlanmış, hem de kitap haline getirilmiştir.

Tamamı Avrasya topraklarında olmak üzere karasal teorilerin geliştirilmesinde göz önünde bulundurulan kara yollarının başında,Jiangsu’dan başlayıp bütün bir kıtayı geçerek Roma’ya ulaşan 11.000 km uzunluğundaki İpek Yolu(Silk Road)gelir. Aynı zaman dilimi içinde İpek Yolu kadar önemli ve uzun olmasa da Avrupa’da ticari açıdan iki önemli yol daha bulunmaktaydı; bunlardan Kehribar Yolu(Amber Road) Baltık Denizi’nden başlayıp, tüm Avrupa kıtasını kuzeyden güneye geçerek Venedikten Roma’ya ulaşırdı. Daha kısa olan birkaç şarap yolu içindeen önemlisi olan Şarap Yolu (Vine Road)ise; bugünkü Kuzey Makedonya’daki Vardar Vadisi’nden başlar, Selanik Limanına yük olarak ulaşır, bir diğer önemli şarap yolu da Alsace bölgesindeki Strasbourg’dan başlar, bugünkü Almanya-Fransa-İsviçre sınırlarının kesiştiği Mulhouse’da son bulurdu.Zenginliğin kaynağını oluşturan bu ticaretlerin devamlı olabilmesi için de yolların açık ve güvenliğinin sağlanmış olması gerekirdi.

Kuşak ve Yol Projesini Etkileyen Önemli Olay ve Olgular

En basit görünümü ile; 2000 yıldan fazla bir süre önem taşıyan İpek Yolu’nun malların taşınma şekli değiştirilip yeniden canlandırılarak Çin’in dış ticaret üzerinden dünyaya eklemlenmesi için geliştirilen Kuşak ve Yol Girişiminin fikri arka planında önemli başka nedenler vardır. BRI’nın ortaya çıkarılmasında ileride de değinileceği üzere Çin’in,geçirdiği tüm iktisadi ve siyasal tarih süreçleri ile ülkenin kendi geleceğini planlamak üzere geliştirdiği yaklaşımlar ve ülke jeopolitiği etkili olsa da Girişim’e ilham veren uygulamaların başında Marshall Planı olmak üzere günümüz Çin’ini değişik açılardan etkileyen, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne alınması, 2008 Global Finansal Kriz, Kur Savaşları ve Kuşaklama Anlaşmaları’ndan aldığı dersler gelmektedir. Bu konuları başlıklar halinde ele alarak incelemeden önce, Çin hükümetine pek çok konuda danışmanlık yapan siyasal ekonomi ve siyaset felsefesi uzmanı Dr. Shirley Z. Yu’nun Harvard Üniversitesi’nde verdiği Belt and Road Initiative: Defining China’s Grand Strategy and the Future World Order adlı master tezine göz attığımızda açık olarak iki amacın ve 2050 yılından sonrası için de gündeme getirilecek daha karmaşık başka amaçların var olduğunu görüyoruz (Yu, 2018:iii).Bu amaçlar şunlardan oluşmaktadır:

  1. Bölge ülkelerini modernleştirmek suretiyle Çin’in yanında yer almalarını sağlamak,
  2. “ Ortak Kader”i paylaşmak üzere Çin’in önderlik ettiği toplumu büyütmek,
  3. 2050 ve ötesinde bir Pax Sinica oluşturmak,

Amaçların gerçekleştirilmesi ile ilgili gelişmeleri zaman içinde hep birlikte göreceğiz; ancak BRI’nin her halükarda Çin’i odağa koyduğunu ve buna uygun tasarımlarda bulunduğunu (belki de normal olarak) ve bu amaçlara erişmek için geliştirildiğini söylememiz yanlış olmaz.

Ekonomik tarihin yakın zamanlarında gerçekleşen olaylara daha yakından bakarak BRI’yi nasıl etkilemiş olabileceklerine dair sonuçlar çıkarmaya gayret edelim.

Marshall Planı

Marshall Planı’nın ne olduğunu kısaca hatırlayalım (Erhan, ty: 1-13).

4-11 Şubat 1945’de Yalta’da İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya liderlerinin katılımı ile düzenlenen Konferans’ta, savaş sonrası dünyanın nasıl pay edileceğine ve Cemiyeti Akvam’ın yerine kurulacak Birleşmiş Milletler ve içindeki esas organların neler olacağına karar verilmişti. Birleşmiş Milletler’de yer alacak organlardan biri olan Güvenlik Konseyi’nin hangi ülkelerden oluşacağı ve çalışma biçimi ile Avrupanın, özellikle de Almanyanın nasıl bölüneceğine ilişkin tüm kararlar alınmış olmasına rağmen, kısa süre içinde Yalta’da ortaya çıkan uzlaşma zemininin yok olması ve Rusların nükleer teknolojide hızla yol alması ile Yalta ülkeleri doğu ve batı olmak üzere iki ayrı kutuba ayrılmıştır.

Amerikalılara göre; savaşın getirdiği büyük yıkım Avrupa'da kaos yaratmış ve komünistler, dolayısıyla Sovyetler güçlenmiş olduğundan Sovyet yayılması karşısında, Avrupa maddi ve manevi olarak güçlendirilmelidir.Avrupa, ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilirse, siyasi olarak da bağımsızlığını koruyabilirdi. A.B.D. bu noktada, İngiltere, Almanya ve Fransa'yı ve sonra tüm Avrupa'yı artan bir biçimde siyasi ve ekonomik işbirliği içine sokmak, böylece bütünleşmiş bir Avrupa yaratarak Sovyet ilerlemesini durdurmak istiyordu (De Conde, 1971: 675). Başlangıçta, yeni kurulan Dünya Bankası üzerinden Avrupa’nın yeniden ayağa kaldırılması düşünülmüşse de bunun mümkün olmadığını gören Amerika’da daha kapsamlı bir plan geliştirilmesi fikri oluşmuş ve Başkanı Harry  Truman ve Dışişleri Bakanı George Marshall tarafından, ünlü ekonomi düşünürü Walter Lipmann tarafından öne sürülen “Avrupa'daki ekonomik sorun aşılmazsa, bu durum bütün dünyayı kısa sürede kaosa sürükleyebilir” düşüncesi benimsenerek Avrupanın topyekün ayağa kaldırılması için bir plan hazırlanmıştır.

Amerikalı yetkililer Avrupanın mutlaka ayağa kaldırılması gerekliliğini şu şekilde açıklamıştır:“A.B.D.'nin üretimi ile dünyanın diğer bölgelerindeki üretim arasında çok büyük bir bağ vardır. Amerikanın kendi çıkarları açısından, diğer ‘zor durumdaki ülkelere yardım etmesi gerekmektedir. Dünyada istikrar sağlanmadan ve bazı dış ülkeler kendi kendilerine ekonomik olarak yeterli hale gelmeden, A,B.D. için uzun süreli bir barış ve refah söz konusu olamaz. Acilen çözülmesi gereken sorun, 16 milyarlık ihracat ile 8 milyarlık ithalat arasındaki farkı kapatmaktır.Amerika acilen, ithalatını ve Avrupa ülkelerindeki üretimi arttırmalı ve Avrupalıların gelir düzeyinin artmasına yardımcı olmalıdır” (FRR, 1948: 57).Bu açıklamadan da görüleceği üzere A.B.D., tekrar ayağa kalkmış, üreten, mal alıp satabilen bir Avrupa'ya ihtiyaç duymaktadır.Çünkü, savaş sonrasında, içeride, işsizliğin azalması, ödemeler dengesinin sağlanması ve ihracatın arttınlması için dışarıda Amerikan ticaret ve yatırım hacminin büyütülmesi gereklidir ve Avrupa bütünleşmiş bir dünya ticaret sisteminin içine sokulmalıdır (Hogan, 1983: 22). Böylece Amerika, kökenleri ile bağlı olduğu Avrupa’ya karşı içinde yeniden bir karmaşa ve savaş ihtimali de olan ve doğması muhtemel siyasal sorumluluğunu azaltırken, diğer yandan da serbestleşen dünya ticaretinde daha yüksek bir pay almayı da garanti etmiş olacaktır.

Bu Planın ortaya çıkmasına neden olan 1945-1947 arasındaki olayları ve Planın kabul edilmesine kadar geçirilen süreçleri bir tarafa bırakırsak, Plan kapsamında Tablo 1’de yer alan harcamalar gerçekleştirilmiştir (Erhan, 13).

Ülke

Toplam

Hibe

Hibe %

İngiltere

3.165,80

1.956,90

61,81

Fransa

2.629,80

2.212,10

84,41

İtalya

1.434,60

1.174,40

81,86

Almanya

1.317,30

1.078,70

82,57

Hollanda

1.078,70

796,40

73,82

Avusturya

653,80

556,10

85,05

Yunanistan

628,00

34,40

5,47

Belçika

546,60

217,30

39,75

Danimarka

266,40

196,00

73,57

Norveç

241,90

62,40

25,79

Türkiye

184,50

18,00

9,75

İrlanda

146,20

0,00

0,00

İsveç

107,10

5,50

5,10

Portekiz

50,50

15,90

31,48

İspanya

26,80

0

0

Toplam

12.992,50

9.290,20

71,5

Tablo 1 Marshall Planı Kapsamında Avrupa Ülkerine yapılan Yardımlar ve Hibe Oranları

Marshall Planının uygulamaya konulmasından önce ve konulmasından sonra bu plana yapılan itirazları ve sonuçlarını planın BRI’ye ilham olması bakımından kısaca ele alırsak BRI’ye getirilen eleştirilerin daha anlaşılabilir olmasını da sağlamış oluruz.

Öncelikle Fransa’da ortaya çıkan tepkileri ele alırsak; savaşın galipleri arasında yer alarak Almanya’dan yüklü bir savaş tazminatı almayı uman Fransa, başlangıçta plana şiddetle karşı çıkmışsa da,Başbakan Ramadier uzlaşmaya yakın bir tavır sergilemiş, bu tavrı Marshall Planını Amerikan emperyalizminin Avrupa'da yayılması için kullanılan bir araç olarak değerlendiren komünistlerin yayın organları olan, L'Humanite, Franc-Tireur gibi gazetelerde şiddetle eleştiriImiştir.

Soğuk savaşın diğer tarafı olan Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Vyecheslav Molotov, Marshall Planının Avrupa'yı Amerikan denetimine sokacağını ileri sürerek, Amerikan kredilerinin Avrupanın iktisaden tedavi edilmesi için değil, bazı Avrupa ülkelerini diğerlerine karşı biraraya getirilmek maksadını güttüğü görüşünü savunmuştur. Sovyetler Birliği, Marshall Planını, Batı'nın II. Dünya Savaşı öncesinde Doğu Avrupa ülkeleriyle kurduğu bir tür sömürge ilişkisini yeniden tesis etmeye yönelik bir program olarak değerlendirip Doğu Avrupa ülkeleri birer hammadde ihracatçısı ve mamul madde ithalatçısı haline getirilmeden, Planın başarıya ulaşmasının imkansız olduğunu ile sürmüş, Plana cevap olmak üzere 1947 yılı içinde Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Yugoslavya, Polonya ve Romanya ile ikili ticaret anlaşmaları yapmıştır (Erhan,9). Bu ikili anlaşmalar daha sonra Comecon’un temelini oluşturacaktır.

Marshall Yardım Programı, Amerikan ekonomisini muhtemel bir durgunluktan kurtaran can simidi olmuş, Avrupa ekonomileri Plan sayesinde bazı olumlu sinyaller vermiş olmakla birlikte bu Programdan en büyük faydayı Amerikalılar sağlamıştır. Şöyle ki; 1955'de, İngiltere'deki ayakkabı fabrikalarının %60'ı; bebek maması, renkli ve siyah-beyaz film, nişasta, dikiş makinesi, daktilo fabrikalarının %80’ı; kahvaltılık malzeme, hesap makinesi, sigara, patates cipsi, jilet, buji fabrikalarının %65'i; otomobil, süt, kozmetik ürünleri, ilaç, traktör, petrol ürünleri, elektrikli ev aletleri fabrikalarının %50'si; lastik, sabun, deterjan, baskı makinası fabrikalarının %45’i Amerikalıların eline geçmiştir. Fransa'da ise; A.B.D. firmaları, aynı yıllarda bilgisayar ve entegre ürünlerin %80'ini, tarım makinalarının %65'ini, iletişim makinalarının %65'ini, film ve fotoğraf kağıtlarının %70'ini, otomobil ve uçak lastiklerinin %45'ini, petrol ürünlerinin ise %40'ının ele geçirmiştir (Mc.L, 1984: 258) .

Çin’in Dünya Ticaret Örgütüne Kabul Edilmesi

Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) 1948 yılında yürürlüğe girmiş, Dünya Ticaret Örgütü de GATT anlaşması kapsamında 1995 yılında kurulmuştur. Hali hazırda Örgüt’e 157 ülke üye, 27 ülke gözlemci statüsündedir.  Örgüt’ün amaçlarını serbest ve açık bir ticaret sistemi kurmak, ekonomik alanda ilişkileri geliştirmek, tam istihdamı gerçekleştirmek, gelir ve talep artışı sağlamak, mal ve hizmet üretimini geliştirmek, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine hizmet etmek, mevcut kaynakları geliştirmek olarak özetleyebiliriz. Çin’in Dünya Ticaret Örgütüne üyelik başvurusu 1986 yılında o zamanki adıyla GATT’a yapılmış, 15 yıl süren müzakerelerden sonra 11 Aralık 2001 tarihinde biraz da politik ortamın yardımı ile DTÖ’nün 143. üyesi olarak kabul edilmiştir.

Çin’in DTÖ’ye üye olması sonrasında belli bir geçiş süreci içinde ve belli mal gruplarına has olmak üzere üye ülkelere uygulan gümrük tarifeleri ve kotalardan Çin’in de yararlanmasının önü açılmış; böylelikle Çin kısa süre içinde dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi haline gelmiştir. Ancak,Protokol uyarınca, 2008 yılına kadar başta tekstil ürünlerinde olmak üzere ülkelerin koruyucu önlemler alması imkân dahilindedir. Ayrıca DTÖ üyeliğine giriş ile birlikte Çin’e mal satan firmalar da aynı uygulamalara tabi olacaktır.Çin’deki düşük gelir dolayısı ile tüketim mallarının ülke dışından getirilmesi mümkün olamamış, bunun yerine birçok ürünün Çin’de üretilebilmesi için aşağıda da gösterildiği üzere 2 trilyon Dolar’a yaklaşan toplamıyla muazzam bir yabancı sermaye akımı gerçekleşmiştir.

Dünya Ticaret Örgütü üyeliği gerçekleşmeden önce Çin’e yapılan yabancı yatırımların tutarı 1990 yılında yıllık 19 milyar Dolar’dan, 1999 yılında yıllık 300 milyar Dolar’a yükselmiştir. Ancak bu rakamın içinde ülkede yabancı sermayeye verilen teşviklerden yararlanmak için Hong Kong üzerinden ülkeye geri dönen Çin’li yatırımcıların yatırımları da bulunmaktadır.Bu dönemde Çin’e yapılan yatırımların Avrupa ve Amerikadan farklı olarak nerede ise tamamının ilk yatırım (greenfield) olduğunu ve içinde hisse yatırımı bulunmadığı dikkate alındığında üretim gücüne yaptığı katkının önemi ortaya çıkacaktır (Graham ve Wada, 2001: 2),Kısa sürede ortaya çıkan büyük yatırımcı ilgisinden anlaşılmaktadır ki çoğu yatırımcı tarafından 1986 yılında başlamış olan müzakerelerin olumlu sonuçlanacağına dair ortak bir yargı vardır. Tablo 2’de son 3 yıl ve birikimli olarak yabancı sermaye giriş verilerinden de kolayca anlaşılacağı üzere dünyada en çok yabancı sermaye çeken ülke Çin’dir.

 

Doğrudan Yabancı Semaye Yatırımı

2016

2017

2018

 

     

Yabancı Sermaye Girişi (Milyon $)

133,71

134,063

139,043

 

     

Birikimli Miktar (Milyon $)

1.354.613

1.488.676

1.627.719

 

     

Brüt Sabit Sermaye Oluşum Oranı

2,8

Veri Yok

Veri Yok

 

     

Birikimli YS/GSYIH

12,8

Veri Yok

Veri Yok

 

Tablo 2 Son Üç Yılda ve Birikimli Olarak Çin’e Yabancı Sermaye Girişi

Diğer yandan Çin’in tüm dünyada 2005-2017 arasında yaptığı yatırımlar Tablo 3’te görüleceği üzere 700 milyar Dolar’ın biraz üstündedir. Çin’in son yıllarda yurt dışında yatırım yapmaya önem verdiğini dikkate alırsak, 2018 yılı sonu için bu rakamın en az 800 milyar dolar olduğunu ve ülkeye gelen toplam yabancı sermayenin yarısından daha az olduğunu görürüz (Zang ve Corrie, 2018: 8).

2005-2017 Dönemi Çin Yatırımı Alan Ülkeler (Milyar Dolar)

 

 

 

Latin Amerika ve

 

Afrika

 

 

Kuzey Amerika

 

Asya ve

 

Karayipler

 

 

 

 

 

ve Avrupa

 

Okyanusya

Toplam

97,74

 

 

40,78

 

 

391,01

 

 

170,95

Brezilya

54,56

 

Kongo

11,74

 

ABD

171,04

 

Avustralya

90,95

Peru

19,95

 

Güney Afr.

10,83

 

İngiltere

72,39

 

Singapur

30,84

Arjantin

11,14

 

Nijerya

7,64

 

İsviçre

60,39

 

Kazakistan

18,35

Ekvator

7,72

 

Mısır

5,39

 

Kanada

49,42

 

Malezya

17,28

Venezuella

4,37

 

Nijer

5,18

 

Rusya

38,15

 

Endonezya

13,33

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Tablo 3 Çin’in Yatırım Yaptığı Önemli Ülkeler

Çin’in DTÖ’ye üye olmasından sonra ülke içine hızla akan sermayenin yarattığı yeni iş gücü ve yeni ihracat imkânları, merkez bankası rezervlerini hızla artırırken oluşan dış ticaret fazlasının sağlam ve güvenilir yatırımlarda değerlendirilerek sürdürülebilir ve istikrarlı bir ekonomik büyümeye dönüştürülme sorunsalı da ülkenin önüne gelmiştir. Tablo 4’te 1995-2017 yılları arasındaki İthalat, ihracat ve dış ticaret fazlası rakamları verilmektedir.

1995-2017 YILLARI ARASINDA ÇİN DIŞ TİCARETİ (Milyar Dolar)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DTÖ ÖNCESİ 7 YIL

 

DTÖ SONRASI 7 YIL

 

SON 9 YIL

 

 

Yıllar

İhracat

İthalat

Fazla

Yıllar

İhracat

İthalat

Fazla

Yıllar

İhracat

İthalat

Fazla

1995

199

119

80

2002

445

246

199

2009

1.350

782

568

1996

211

120

91

2003

567

346

221

2010

1.750

1.100

650

1997

244

127

117

2004

749

459

290

2011

2.040

1.390

650

1998

247

122

125

2005

926

533

393

2012

2.120

1.420

700

1999

273

136

137

2006

1.141

639

502

2013

2.250

1.560

690

2000

360

188

172

2007

1.380

710

670

2014

2.370

1.530

840

2001

378

203

175

2008

1.620

856

764

2015

2.370

1.270

1.100

 

Toplam Fazla

897

 

Toplam Fazla

3.039

2016

2.270

1.230

1.040

 

     

 

   

 

2017

2.410

1.540

870

1995-2017 arası toplam dış ticaret fazlası 11.095 B $’dır.

 

 

 

 

 

Toplam Fazla

7.108

                                 

 

Tablo 4 1995-2017 Yılları Arasında İthalat, İhracat ve Dış Ticaret Fazlasıhttps://oec.world/en/profile/country/chn/

2008 Global Finansal Kriz

Dünya 1929 ekonomik krizini yaşadıktan sonra tüm ülkeler hızla içine kapanınca, krizden çıkma süreci uzun sürmüş ve sonunda da ikinci dünya savaşını başlatan ekonomik sebeplerden biri haline dönüşmüştü.1929’dan 1933’e kadar Amerika’da işsizlik % 3’ten % 25’e yükselmiş, GSMH % 30 küçülmüştür. Ülkelerin daha az birbirine bağlı olduğu 29 Ekonomik Krizi’nin sebepleri arasında sayılan kredilendirme çılgınlığının sonucu olan “yüksek kredi büyümesi ve varlık fiyatlarındaki şişme,” 2008 ekonomik krizinin nedenleri arasında da yer almıştır. Bu durumda bir mal ya da varlığın fiyatı, kredilendirme mekanizmaları ile oluşan yapay talebin etkisiyle aşırı değerlenmekte ve piyasanın devamlılığını sağlayan kredi geri dönüşlerindeki aksama, yeni kredilerin verilmesini önlediği için varlık fiyatları hızla aşağı düşerek varlığın işlem görme imkanlarını yok etmektedir.Fiyatlama mekanizmaları suni yollarla ne kadar bozulmuşsa piyasaların geri dönmesi o kadar uzun sürmektedir (Bernanke, 1983: 78). Menkul Kıymetler Borsasının bir anda çökmesi ile oluşan 29 krizinden farklı olarak, 2008 Krizi konut piyasası üzerinden gerçekleşmiş ve  1929’daki dünyaya göre bugün daha küresel olan dünyada krizin kapsama alanı daha geniş ve yarattığı ekonomik etkiler daha büyük olmuştur. Kriz öncesindeki yarışın, finansal sektörden sonra bir çok sektöre sıçramış olması ve karmaşık ürünlerin geliştirilerek finansal piyasalara sunulmasıyla,sistemde yer alan başta geliştirilen ürünlere yatırım yapan ülkeler olmak üzere pek çok ülke bu krizden zarar görmüştür.

1929 krizinin atlatılması için kamu harcamalarının artırılarak insanlara gelir yaratılması ve böylece ortaya çıkan satın alma gücünün ekonomiyi yeniden canlandırması umulmuştu. Diğer yandan da bu krize yol açan nedenlerin üzerine gidilmeye gayret edilerek finansal piyasaların işleyişine sınırlar getiren bir dizi yasal düzenleme de yapılmıştı.2008 krizini ortaya çıkaran süreçte sıkılaştırıcı yasal düzenlemelerde belirtilen kurallar, ekonominin canlandırılması adına peyder pey yürürlükten kaldırılmıştır.

2008 finansal krizin nedenlerine bir kez daha bakarsak; düşük faiz oranlarının ve tekrar tekrar kredilendirilen gayrı menkullerin fiyatlarında muazzam artışlar olduğunu, risklerin dağıtılması için finansal kiralama işlemlerinin varlığa dayalı menkul kıymet ihracı ile menkulleştirildiğini, finansal kiralama işlerindeki aksamanın daha şiddetli olarak bu menkul kıymetlere yansıdığı ve kendi portföyünde bu tür menkul kıymetler bulunan tüm kuruluşların paralarının battığını hatırlayalım. İpotekli kredilere dayalı menkul kıymetlere büyük miktarda yatırım yapan Freddie Mac ve Fannie Mae , Lehman Brothers, Merrill Lynch , AIG , HBOS , İskoçya Kraliyet Bankası , Bradford ve Bingsley , Fortis,Hypo Real Estate gibi pek çok kuruluş fiilen iflas etmiş ve kurtarma paketleri sayesinde ayakta kalmıştır.Bu paketlerin Amerika’daki para arzını kısa sürede 4 kart artırdığını da ifade edelim.

Amerikan Hükümeti’nin bu krize karşı verdiği ekonominin kısa sürede canlandırılaması mücadelesi sürerken,birbirine eklemlenmiş dünya ekonomisinde krizin etkileri dalgalar halinde diğerlerini de etkileyerek başta ingiltere olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerde yaygın bir işsizlik doğurmuştur. Washington Post’ta yazan Renae Marle, 10 Eylül 2018’deki makalesinde üzerinden 10 yıl geçtiken sonra Kriz sonrasında neler yaşandığını değerlendirdiği makalesinde, kısa vadede 8 Trilyon Dolar’lık bir değer kaybı yaşandığını ama bunların bir kısmının değer artışları ile yeniden kazanıldığını küresel ölçekte geri kazanılamayacak zararın 2 trilyon Dolar’ı bulduğunu açıkladı. Ayrıca 4,5 milyon Amerikalının finansal kiralama yoluyla aldıkları evleri kaybettiğine, ilk anda ipi çekilen Lehman Brothers aleyhine açılmış binlerce davanın devam ettiğine ancak, krize sebep olmak suçlaması ile herhangi bir finansal kuruluş yetkilisinin ceza almadığına da dikkat çekti. Marle son olarak, iflas eden şirketler, borsalardaki değer kayıpları ve yok olan menkul kıymetlerin tümünü dikkate alarak küresel ölçekte kayıpların tam olarak hesaplanmadığını da belirtmektedir.

Decoupling Teorisi ve Test Edilmesi

Teoriye göre, “Avrupa ve Asya ekonomileri, özellikle de gelişmekte olan ülkeler, büyümelerinde ABD'ye bağımlı olmaksızın genişlemekte ve derinleşmektedir.Bu durum, onları tam teşekküllü bir durgunluktan bile bağışık tutacak ve krizli dönemin sona ermesinden sonra tekrar birlikte hareket etmeye başlatacaktır.” 2008 ekonomik krizi sırasında bu teori test edilmişve Tablo 5’ten de Çin’in ekonomik büyümesi ile ilgili verilen rakamlardan da görüleceği üzere, doğrulanmıştır.

 

Ekonomik Gelişmeler (Milyar $)

 

Büyüme

 

GSMH

Yıllar

Oranı %

 

(SAGP)

2000

8,5

 

3.702,29

2001

8,3

 

4.095,27

2002

9,1

 

4.533,07

2003

10

 

5.069,99

2004

10,1

 

5.737,59

2005

11,4

 

6.556,03

2006

12,7

 

7.672,07

2007

14,2

 

8.967,39

2008

9,7

 

10.060,63

2009

9,4

 

11.059,13

2010

10,6

 

12.472,98

2011

9,5

 

13.958,08

2012

7,9

 

15.229,77

2013

7,8

 

16.676,78

2014

7,3

 

18.194,62

2015

6,9

 

19.471,76

2016

6,7

 

21.258,38

2017

6,8

 

23.346,18

2018

6,6

 

25.648,45

Tablo 5 Büyüme oranları ve GSMH artışı (Satın Alma Gücü Paritesine Göre)

Kaynak: China NBS: National data - annual - national accounts - Gross Domestic Product

 Ticaret ve Kur Savaşları

Bugün Avrupa Topluluğu’nun da temelini oluşturan 3 ilke, bilinen tarihin ilk günlerinden beri aşama aşama geçerli hale gelerek en sonunda Avrupa Topluluğu, Şangay İşbirliği Örgütü, Bağımısz Devletler Topluluğu gibi birlikteliklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.  Nedir bu 3 ilke? Hepimizin kolayca tahmin edeceği üzere ekonomik birliktelikler;malların, sermayenin ve insanların serbest dolaşımı üzerine inşa edilirler. Malların serbest dolaşımına ilişkin ilk anlaşmaya günümüzden 4.000 yıl öncesine ait bir kil tablette rastlıyoruz (Eğilmez, 2017:1). Zaman içinde ülkelerin hükümranlık haklarının bir gereği olarak sınırlamalara tabi olsa da mal hareketi her zaman devam etmiş, 29 Krizi’nin öncesi ve sonrasında mal ve hizmetlerin belli vergiler karşılığında serbest dolaşması esas kabul edilmiştir. Malların dolaşımına ilişkin temel küresel düzenlemenin GATT ve DTÖ olduğuna yukarıda değinmiştik.Sermayenin serbest dolaşımında; yeni tür ödeme araçları, hesap merkezlerinin oluşması ve en son olarak dijital teknolojinin devreye girmesiyle,vergilendirme de dahil, hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın paranın çok kolay ve çok hızlı bir şekilde küresel bazda hareket edebilmesi esastır.

Bazı ülkelerin doğası gereği; ele aldığımız Çin örneğinde veya Birinci Dünya Savaşından önce Almanya’da olduğu gibi, sanayinin en çok ihtiyaç duyduğu hammaddelere sahip olması veya yer aldığı coğrafyanın verdiği imkanlarla, bazı malların üretilmesinde tabii ve karşılaştırmalı olarak üstünlükleri vardır. İktisat eğitimine başlayanlara karşılaştırmalı üstünlükler anlatılırken, örnek olarak şarap ve-kumaş’tan hareketle, Portekiz ve İngiltere’nin karşlaştırmalı üstünlüğü gösterilir. Ama, hayatın gerçekleri arasında ülkeler sen bumalı ucuz üretiyorsun ben senden alayım, bende ucuz ürettiğimi sana satayım böylece her ikimizin de refahı artsın yaklaşımı yoktur. Hatta, kumaş-şarap örneğinde olduğu gibi endüstriyel mallar ile zıraî mallar arasındaki büyük değer uçurumları,(ülkemizin de uzun süre uyguladığı gibi) ülkeleri başka tür korumacı, ithal ikameci politikaları tercih etmek zorunda bırakmış, benimsenen bu korumacı yaklaşımların sonucunda tüm dünyada refah azalması ve genel manada bir fakirleşme gözlenmiştir.  O halde bunun önlenmesi gerekir. Ama nasıl?Bulunan çözümler arasında Bretton Woods sistemi içinde finansal yollarla kalkınma için kaynak oluşturmak ve GATT ile dünya ticaretini belli şartlara bağlı kılarak serbest hale getirmek de vardır.

Bretton Woods sisteminin oluşturduğu düzen içinde ticareti kolaylaştırmak için tüm dünyada geçerli olmak ve dış ticarette ödeme aracı olarak kullanılmak üzere Amerikan Doları’nın Rezerv Para olması benimsenmiş, 80 yıl sonra uluslararası ticarette ödeme aracının % 75’inin Amerikan Doları, % 15’inin Euro ve % 10’nun da İsviçre Frangı, İngiliz Sterlini ve diğer paralardan oluştuğu gözlenmiştir.Mevcut şartlarda ülkelerin para birimlerinin birbirlerine karşı değerlerinin belirlenmesi de ticaretin alacağı şekil ve kolaylaşması açısından önem taşımakadır. Örneğin, 1 Ocak 2002’de 1,1 USD’den tedavüle giren Euro, günümüze; 0,80’lere kadar geriledikten sonra 1,4’lere kadar yükselerek gelmiştir. Aradaki değer farkının % 75’lere kadar açıldığını göz önüne alırsak bunun dış ticaretteki anlamı da kolayca anlaşılabilir. Kısaca, dış ticarete konu edilen bir malın üretim maliyetlerindeki mutlak artışlara bağlı olmaksızın fiyatının yerel para cinsinden % 75 daha ucuz veya daha pahalı olması demektir.  O haldebuna ilişkin bir mücadelenin olmasından daha tabii ne olabilir ki; bu mücadeleyi kur savaşıolarak nitelendirmek de yanlış olmaz.

Bugüne kadar, bu konuda yazılmış kitapların en kapsamlısı ve en açıklayıcısı  olan Currency Wars: The Making of The Next Global Crisis adlı kitabında James Rickards daha önceki ticaret sınırlamalarından ve kur savaşı olarak nitelendirdiği 1971 Nixon’un ekonomik politikalarından bahsettikten sonra, yakın zamanlarda işin karmaşasını anlatmak için şu paragrafı tereddüt etmeden kaleme almıştır:“Bugün yeni bir kur savaşının içindeyiz ve sonuçları Nixon’un karşılaştıklarından çok daha kötü olacak. Nedeni ise, küreselleşmenin, türevlerin ve kaldıraç kullanımının artması, finansal panik ve bulaşıcılığın kontrol altında tutulamamasıdır.Ardı ardına patlayan hisse senedi, tahvil ve emtia krizleri sonucunda Doların ve buna bağlı olarak Dolara bağlı piyasaların çöküşünü izleyebiliriz.Bu gelişmeler, bir başka Başkanı zorlayıcı tedbirler almaya yöneltecek, altın standardına geri dönüş bile söz konusu olabilecektir.Ama bu kez mevcut olan sabit altın miktarıyla şişkin para arzını desteklemek için altının fiyatı muhtemelen çok daha yüksek olacaktır. Daha önce altına yatırım yapmış olanların kazançları çok yüksek oranda ‘beklenmeyen kazanç’ vergisine tabi olacak, altınlarını New York’ta depolayan bazı devletlerin altınlarına da Yeni Dolar Politikasının hizmetinde kullanılmak üzere – yeni fiyattan düzenlenmiş bir makbuz karşılığında- el konulabilecektir(Rickards,  2015:15)

Böylesi bir politikaya başvurulması durumunda yumuşak gücün (soft power) değil askeri gücün (hard power) devreye gireceği açık olmakla birlikte yukarıda ele aldığımız global finansal krizlerin üstesinden gelinmek için nasıl çabalandığını da dikkatlerden kaçırmamak gerekir. 2008 Global Finansal Kriz ile baş etmek için Amerikan Merkez Bankası (Federal Reserve Bank) bir çok kurtarma paketi altında Dolar’ın emisyonunu inanılmaz boyutlarda artırırken, diğer yandan da önce kısa vadeli sonra da uzun vadeli mevduata verilen faizleri ve karşılık oranlarını sıfırlayarak hiper enflasyon riski taşıyan bir adım atmıştı.Bu adımın anlamı; Dolar’ın fiyatını düşürerek, rezerv para cinsinden alınıp satılan tüm emtianın fiyatının düşürülmesi suretiyle, diğer ülkelerde hayat pahalılığına yol açacak bir enflasyon ihraç etmek demekti.Diğer yandan da tüm dünya ekonomilerini belki de bir daha düzelemeyecek şekilde hiper enflasyona sürüklememek gerekiyordu.Şüphesiz ki açık bir kur savaşıydı bu adım. Amerika’nın attığı bu adımlara verilecek cevaplar arasında sübvansiyonlar, gümrük vergileri ve sermaye denetimleri getirmek ve ulusal ekonomiyi ayakta tutmak için bölgesel işbirlikleri oluşturmak, yerel paralarla alış veriş imkanları geliştirmek yer almıştır.

Rezerv Para’nın getirmiş olduğu üstün konumu korumak adına Amerika’nın nerede ise yıllık 700 milyar Dolar’ı bulan savunma harcamalarını ve eski teoriye uygun olarak mal hareketlerini kontrol atında tutabilmek için denizciliğe verdiği önemi bilmeyenimiz yoktur. Rezerv Para uygulaması için benimsenmiş olan altın standardında 1 ons altının 30 dolar yani yaklaşık 1 gram altının 1 dolara denk olması, Amerika’nın önemli bir gücü erken  fark etmesine yol açmıştır. 1970’li yılların başında Bretton Woods’da belirlenen Rezerv Para’nın altına bağlı olması ilkesinden vazgeçilince tüm dünyadaki merkez bankaları net altın satıcısı olarak piyasaya gimiş böylece altının ons fiyatları 200 Dolar’a kadar gerilemişti.

Bazı kaynaklar miktarın % 20 daha fazla olduğunu iddia etse de, Dünya Altın Konseyinin 2018 yılı sonu verilerine göre tüm dünyada 200.000 ton altın bulunmakta ve yeni çıkarılanlarla birlikte bu miktara yılda % 1-1,5 ilave olmaktadır. Buna göre rezervin toplamı 6,6 milyar ons ile 8,2 milyar ons arasındadır. 1.450 USD/Ons fiyatını kabul edersek dünyadaki altın rezervinin değeri 9,5 trilyon Dolar ile 11,9 trilyon Dolar arasındadır. Bu miktara yılda 2.000-3.000 ton altın ilave olmaktadır.Yine Dünya Altın Konseyinin verilerine göre en çok altın rezervi olan 10 ülke ve toplam rezervleri içindeki altın oranları aşağıdaki Tablo 6’da olduğu gibidir.

 

 

Altın

 

Ülke

Rezervi (Ton)

Altın Oranı %

 

 

 

ABD

8.134

76

Almanya

3.367

72

İtalya

2.452

67

Fransa

2.436

61

Rusya

2.219

20

Çin

1.937

3

İsviçre

1.040

6

Japonya

765

3

Hindistan

618

7

Hollanda

613

68

Tablo 6 : Altın Rezervi ve Rezerv Oranı

Kaynak:http://www.usfunds.com/investor-library/frank-talk/top-10-countries-with-largest-gold-reserves/

Tablodan da görüleceği üzere, 2010’dan sonra sahadaki en büyük oyuncular arasında merkez bankalarının ellerinde buludurdukları altın miktarının toplam rezervlerine oranının en düşük olduğu ülke Çin’dir. Son yıllardaki oyun ve kaos senaryolarında  rezerv paranın önemini yitirdiği ve uluslarararası ticarette ödeme aracı olarak altının gündeme alındığı sıklıkla dile getirilmektedir. Bu nedenle kendi paralarını uluslararası ticarette ödeme aracı olarak kullandırabilmek için çabalayan Çin ve Rusya altın rezervlerini artırmak için piyasada sürekli alıcı konumunda bulunmaktadırlar.O halde Çin açısından yatırım alanlarının hızlı bir şekilde risksiz getirilere sahip menkul kıymetlere doğru kaydırılacağını düşünmek yanlış olmaz.

2017 yılı sonu itibarıyla dünyanın en borçlu ülkesi olan ABD’nin toplam borçları ile toplam milli geliri 22 trilyon Dolar’da birbirine eşitlenmiştir. Department of the Treasury/Federal Reserve Board’un 17 Eylül 2019 tarihli raporuna göre, bu borçlardan 6.6 trilyon Dolar’lık kısmı yabancı ülkelerin Amerikan tahvillerine yatırdığı paralardan oluşmaktadır. 22 trilyon Dolar’lık borca yıllık 500 milyar Dolar civarında bir faiz ödendiğini ve Amerikanının borçlarının sürekli olarak artmakta olduğunu da belirtelim. Alacaklıların ilk iki sırasını, elinde tuttuğu tahvil miktarını Temmuz 2018 -Temmuz 2019 arasında  % 9 artırarak 1,131 trilyon Dolar’a çıkaran Japonya ve aynı dönemde % 5 azaltarak 1,110 trilyon Dolara indiren Çin oluşturmaktadır. Diğer yandan elindeki altın rezervi düşük olan ülkelerin önemli bir kesiminin risksiz getiri elde etmek için Amerikan devletine borç vermek zorunda kaldıklarını görüyoruz.

Bölgesel Çevreleme Girişimleri-Trans Pasifik Ortaklığı Anlaşması ve AB-ABD Atlantik Ortaklığı Anlaşması Görüşmeleri

İktisadi Kalkınma Vakfı’nın dünyanın en önemli ticari anlaşması olarak nitelendirdiği ve doğrudan doğruya Çin’in dünya ticaretindeki hızlı genişlemesini önlemeyi amaçlayan Trans Pasifik Ortaklığı Anlaşması 6 yıl süren müzakerelerden sonra toplam 12 ülkenin katılımı ile 5 Ekim 2015 tarihinde Atlanta’da imzalanmıştır. Daha sonra Donald Trump’ın ayrılış kararını açıklaması ile üye sayısı 11’e düşen TPO’ya Avustralya, Kanada, Japonya, Malezya, Meksika, Peru, ABD, Vietnam, Şili, Brunei, Singapur ve Yeni Zelanda taraf olarak imza koymuştu. Anlaşmaya göre amaç; dünya ekonomisinin % 40’ını temsil eden üye ülkeler arasındaki ticari engellerin kaldırılmasının yanında, işgücü piyasası,çevre ve e-ticaret gibi alanlarda ortak kuralların belirlenmesidir. Anlaşmanın sadece bir ticaret anlaşması değil aynı zamanda jeopolitik bir girişim olduğu Başkan Obama’nın anlaşma sonrası yaptığı “Çin gibi ülkelerin küresel ekonominin kurallarını belirlemesine izin vermeyecekleri” yolundaki açıklamadan anlaşılmıştı. Oldukça kapsamlı ve detaylı düzenlenen anlaşmanın metni toplam 650 sayfayı bulmakta ve ABD’ye veri akışından, uluslarası alanda nasıl rekabet edeceklerine kadar pek çok konuda küresel ticaretin düzenlenmesini amaçlamaktadır.Genel Olarak kabuledildiği üzere TPO şu alanları düzenlemektedir:

 

İşçi hakları alanında; çocuk işçiliğinin ve zorunlu çalışmanın yasaklanması, asgari ücret, iş yerinde ayrımcılığın yasaklanması, sendika kurma ve toplu müzakere hakkı, işyerinde güvenlik standartları, işçi haklarının ihlal edilmesi halinde ticari yaptırımlar uygulanması.

Çevre alanında; yasadışı yaban hayat kaçakçılığı ile mücadele, aşırı balık avı ile mücadele, okyanusların korunması, yasadışı kereste ticaretinin önlenmesi, çevre koruma alanındaki kuralların ihlal edilmesi halinde ticari yaptırımlar uygulanması.

Diğer alanlarda;serbest ve açık internetin korunması, tüketicilerin sahtecilikten ve aldatıcı ürünlerden korunması, kapsamlı yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık önlemlerinin uygulanması, küçük işletmeler için ihracat kurallarının basitleştirilmesi.

İKV’nın raporunda (https://www.ikv.org.tr/ikv.asp?id=1043) anlaşma müzakereleri devam ederken Çin bu süreci yakından izleyeceğini ve kendi ticaret anlaşması için girişimler başlatacağını açıklamış olduğu belirtilmektedir. Amerika’nın TPO’nun belli bir aşamaya getirilmesinden sonra 2013’te Doha Zirvesi’nde Trans Antlantik Yatırım ve Ticaret Ortaklığı çalışmalarını başlattığını ancak, Trump’un Başkan seçilmesinden sonra TPO’dan çıkma kararıvermesiyle Trans Atlantik sürecinin de akamete uğradığını belirtelim. Trans Atlantik Anlaşması’nın taraflarının ABD ile AB olacağını dikkate alırsak, her iki anlaşma sonucunda dünya ticaret ve gelir merkezlerinin % 70’den fazlası Amerika’nın denetimine girmiş olacaktı.

Nitekim, gerek Trans Pasifik, gerekse Trans Atlantik Ortaklık Anlaşmaları ile igili yapılan yorumlarda mesela; https://www.stratejikortak.com/2016/06/transatlantik-ticaret-ve-yatirim-ortakligi.html,çok yerinde olarak “Çin ve Rusya gibi ABD tarafından çevreleme politikası ile baskı altına alınan ülkeler ekonomik kayıplara ilaveten politik yalnızlığa da göğüs germek zorunda kalacaklar, çünkü bu anlaşmalarla kurulan ilişkiler üzerinden daha yakın ticari ve siyasi ortaklıklar tesis edilecektir.Her iki adım da ABD’nin dünyaya karşı sergilediği bir gövde gösterisidir. Ekonomi ile politikanın iç içe geçtiği modern devlet sisteminde ABD’nin ekonomik işbirliklerini siyasi ittifaklara dönüştürmesi ve yükselen Çin’i; Japonya, Güney Kore, Tayvan, Filipinler ve Avustralya gibi ülkelerle olan çeşitli güvenlik ve işbirliği anlaşmaları ile kontrol altına alma tasarılarının bir parçası olarak görmek yanlış olmaz” yorumu yapılmaktadır.   

Bir Kuşak Bir Yol Girişimi (Bridge and Road Initiative-BRI)

Çinli yöneticiler, ekonomik nedenlerle sosyal karışıklıklar çıkmasını engellemenin yolunun halk yığınlarına iş olanağı yaratılmasından geçtiğini öğrenmişlerdi. 1949 yılında ilan edilen Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte ülkenin doğusundan batısına doğru geliştirilecek ve ağır sanayiyi önceleyen bir kalkınma programı başlatılmış, ancak  devlet teşebbüsleri eliyle gerçekleştirilen bu sanayi hamlesinin yavaş ilerlemesi ve verimlilik kayıpları karşısında,tarım alanlarından başlayarak özel girişimciliğin önünü açan bir dizi adımların atılmasına izin verilmiştir. Sistemde görülen tıkanmaları doğru teşhis eden Deng Şiao Ping’in 1978’de yaptığı ünlü konuşmasından sonraki 20 yıl içinde üretim, ticaret, taşımacılık ve inşaat faaliyetlerindeki devlet payı % 20’lere kadar geriletilmiştir. Demekki; ülke içindeki asayişi sağlamak ekonomik faaliyetlerden, ekonomik faaliyetlerde devamlılığı sağlamak da dünya pazarları için üretim yapmaktan geçerken, ülkenin ekonomik olarak büyümesini sürdürülebilir kılmak ve doğudan batıya doğru kalkınmayı tamamlamak için de zenginleşme gereklidir.Çin’de devletin tüm faaliyetleri, atılan her adım, geliştirilen her proje asayişi sürdürülebilir olarak devam ettirmeye ve ekonomik kalkınmayı ülkenin her köşesine ulaştırmaya hizmet etmektedir. O halde,en azından başlangıçta, BRI projesinin de bu amaçları gerçekleştirmek için geliştirildiğini ileri sürmemizde bir sakınca yoktur.

BRI’nin, Şi Jinping’in 7 Eylül 2013 tarihinde, Kazakistan Nazarbayev Üniversitesi'nde "İnsan-İnsan Dostluğunu Geliştir ve Daha İyi Bir Gelecek Yarat" başlıklı konuşması ile ilan edildiğine bir itiraz yoktur. Jinping kendisine Nazarbayev Üniversitesi fahri doktora ünvanı da verilen törende yaptığı bu konuşmada,Çin ile Kazakistan arasındaki geleneksel dostluktan bahsedip Çin'in Orta Asya'daki ülkelere yönelik iyi komşuluk ve dostça işbirliği politikalarının kapsamlı bir incelemesini yaptıktan sonra yenilikçi yaklaşımlayeni birİpek Yolu Ekonomik Kuşağı oluşturmayı ve Kazakistan’ın da bu girişime katılmasını talep ederek yol boyunca bölge ülkelerdeki insanlara fayda sağlamak için bir neden yaratmayı önerdi.

Konuşmasında “Çin'in Asya ve Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerinin hızlı bir şekilde gelişmesiyle birlikte 20 yılı aşkın bir süredir, Antik İpek Yolu'nun yeni bir canlılıkla dolu” olduğunu vurgulayarak “Çin’in Orta Asya ülkeleri ile dostane işbirliği ilişkileri geliştirmesinin  dış politika öncelikleri” ve “Karşılıklı güveni sürekli bir şekilde artırmak, ortaklaşa gelişmeyi ve refahı ilerletmek için dostluğu pekiştirmek, işbirliğini güçlendirmek ve bölgede yer alan ülkelerdeki insanların mutluluğu ve iyiliği için çalışmak üzere Orta Asya ülkeleriyle birlikte çalışmayı umuyoruz” dedi.

Jinping,Avrasya ülkeleri arasındaki ekonomik bağları güçlendirmek, karşılıklı işbirliğini derinleştirerek gelişme alanlarını çoğaltmak için işbirliği yöntemlerinin yenilenebileceği ve adım adım ortaklaşa "İpek Yolu Ekonomik Kuşağı"nı birlikte inşa etmeyi önererek bölgesel işbirliği için;siyasal iletişimi güçlendirmek,karayolu bağlantısını geliştirerek Pasifik'ten Baltık Denizi'ne ulaşım kanalını açmak ve giderek Doğu Asya, Batı Asya ve Güney Asya'yı birbirine bağlayan bir ulaşım ağı oluşturmak,finansal serbestliğin sağlanabilmesi ve paranın dolaşım hızının artırlabilmesi içinyerel para birimlerinin bir birleri ile takas edilmesini kolaylaştırmak veinsandan insana ticareti geliştirmekiçin dostluğu teşvik etmek, gerektiğini ifade etti. (Konuşmanın tam metni içinhttps://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/topics_665678/xjpfwzysiesgjtfhshzzfh_665686/t1076334.shtml)

Çin Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde bildirildiğine göre, bu konuşma büyük bir coşku ile alkışlandı ve bu konuşmaya yaptığı konuşmayla karşılık veren Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev projeyi büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını ve Jinping’in açıkladığı ideallerin kendileri tarafından da paylaşıldığını ifade etti. Şi Jinping’in bu konuşmasına göre, Girişimin temel amacı Asya ile Avrupa hattındaki ekonomiler arasında ulaştırma altyapısı, ticaret ve yatırım bağlantısı kurmak olarak görünüyordu.

Bu konuşmadan kısa bir süre sonra, Endonezya’da yaptığı konuşma ile bu kez deniz yollarının bir birlerine bağlanması ile ilgili düşüncelerini açıkladı Jinping. Bu konuşmaya göre BRI,kara ve deniz yollarının birbirine bağlandığı küresel ölçekte ticareti kontrol etmeyi amaçlayan bir proje kapsamında idi. 

Aşağıdaki haritada BRI yoluyla gerçekleştirilmesi planlanan kara ve deniz yolları gösterilmektedir.

Başlangıçta, eski İpek Yolu’nun canlandırılarak Asya ile Arupa’yı birbirine bağlamak amacıyla geliştirildiği ilan edilen proje, yıllar içinde genişleyerek kapsamına yeni toprakları ve yeni kalkınma girişimlerini dahil etti. Çin’li yetkililerin “Yüzyılın Projesi” olarak isimlendirdiği BRI, 69 üye ülkeyi, dünya nüfusunun % 65’ini, dünya GYSYH’nIn % 42’sini, bilinen enerji rezervlerinin % 75’ini, dünya kara yüzölçümünün % 40 kadarını kapsamaktadır. Çin, OBOR sürecinde altyapı yatırımlarını 30-35 yılda tamamlayarak, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100.yılı olan 2049’da, girişime tüm yönleriyle işlerlik kazandırmayı planlamaktadır (Güner, 2018: 112-123). Bu sürede karayolları, demiryolları, limanlar, güç şebekeleri, doğalgaz boru hatları ve altyapı projeleri tamamlanacak, bankacılık işlemleri, ortak mevzuat, güvenllik ve işbirliği anlaşmaları ve politik birliktelikler yoluyla malların paranın ve insanların serbest dolaşımı sağlanmış olacaktr.

Gelecekteki hedeflerinin ne düzeyde gerçekleştirilebileceğini bir kenara koyarsak, bu günkü haliyle iki ayaklı düşünüldüğü görülür:Projenin “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” olarak isimlendirilen ilk kısmında karasal ulaşımla Çin’i Orta Asya üzerinden Orta ve Batı Avrupaya, “21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu” olarak adlandırılan ikinci ayakla da Çin’in güneyinin Akdeniz, Afrika, Güney Doğu Asya’nın demiryolları ile irtibatlandırılarak Orta Asya’ya bağlanması amaçlanmıştır. BRI’nin açıklanmasından sonra katılımcı ülkelerle yapılan ikili ve çok yanlı anlaşmalarla Girişim aktif hale getirilmeye başlanmış, benzer amaçlarla Çin’in daha önceden imzaladığı ikili anlaşmalar, Girişim’in gelişmesinde etkili olmuştur ki, bu kapsamda; ASEAN, ŞİÖ ve BRICS organizasyonları özellikle zikredilmelidir.

İpek Yolu Ekonomik Kuşağında tek bir rota yerine Asya-Avrupa yönünde kara köprülerinden oluşan koridorlarla Kuşağın etki alanının genişletilmesi planlanmaktadır. Buna göre aşağıdaki koridorlar kuşak projesine dahil edilmiştir.

Batı Çin- Batı Rusya Koridoru:

Yeni Avrasya Kara Köprüsü Çin’in batısından, Rusya’nınbatısına uzanır.

Çin-Mogolistan-Rusya Koridoru:

Çin’in kuzeyini Mogolistan üzerinden Rusya’nın doğusunu birleştirir.

Çin-Orta Asya-Batı Asya Koridoru:

Çin’in batısınıorta ve batı Asya üzerindenTürkiye’yi birleştirir.

Çin-Çinhindi Yarımadası Koridoru:

Çin’in güneyini Hindiçin üzerinden Singapur’la birleştirir.

Çin-Pakistan Koridoru:

Çin’in güney batısını Pakistan üzerinden Arap Denizi güzergahına bağlar.

Çin-Bangladei-Hindistan-Myanmar Koridoru:

Çin’in güneyini Bangladeş ve Myanmar üzerinden Hindistan’a bağlar.

Bu koridorlara göre Girişimin coğrafyası aşağıdaki ülkelerden teşekkül etmektedir (Güner, 114).

Doğu Asya: Çin, Moğolistan, Güney Kore Güneydoğu Asya Brunei, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Myanmar, Filipinler, Singapur, Tayland, Doğu Timor, Vietnam Güney Asya Bangladeş, Butan, Hindistan, Maldivler, Nepal, Pakistan, Sri Lanka Orta Asya,

Batı Asya: Afganistan, Ermenistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Gürcistan, İran, Türkiye, Kırgızistan, Tacikistan, Rusya, Ukrayna, Belarus, Litvanya

Orta Doğu ve Afrika:Bahreyn, Mısır, Irak, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Umman, Filistin, Katar, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Güney Afrika, Etiyopya

Orta Avrupa ve Doğu Avrupa: Arnavutluk, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Makedonya, Moldovya, Karadağ, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, 

Güney Batı Pasifik:Yeni Zelanda

Girişim’in güzergâhta yer alan ülkeler için refah, Çin için dışa açılma ve zenginleşme anlamı taşımakta olduğunu bir kenara not edelim. Antik İpek Yolu’nun coğrafi keşiflerle önemini yitirmesi Çin’in içe kapanmasına, iç sorunlarla boğuşmasına ve yoksullaşmasına neden olmuştu(Studwell, 2007: 39-40).Tarihten gelen ciddi bir üretim ve ticaret kültürüne sahip olan Çin, ticaret yollarına her zaman yaşamsal ihtiyaç duyduğundan aradan bin yıl geçse de aynı sorunlara benzer çözümler üretmesi, “Uzak Ülke” Çin’in değişmeyen jeopolitiğinin dayattığı bir zorunluluktur.BRI, doğal olarak, Çin jeopolitiğinin bir parçasıdır (Güner,113).

BRI’nin Faaliyetleri, Projeleri ve Finansal Kurumları

BRI’nin kara açılımın ilk adımlarını oluşturan Çin’in yakın komşuları Orta Asya ülkelerini önceleyerek faaliyetler ve yatırımlar açısından değerlendirirsek aşağıdaki görünüm ortaya çıkmaktadır (Laruelle,2018:9-10). BRI kapsamında bu ülkelerle Çin’in kurduğu ilişkileri, Mali Yardımlar, Borçlar, Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarıve tümünün sonunda da Ticari İlişkiler, olarak 4 bazda ölçümlemek mümkündür.

Çin, 2010-2014 yılları arasında Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’a toplam 11.615,2 milyar Dolar Mali Yardımda bulunmuş, bu yardımların yarısından çoğu aşağıdaki tablo da da görüleceği üzere Kazakistan’a yapılmıştır.

Çinden Alınan Mali Yardımlar (2010-2014)

Ülke

Milyon $

Kazakistan

6.756,2

Özbekistan

1.998,2

Kırgızistan

2.143,6

Tacikistan

717,2

TOPLAM

11.615,2

Tablo 7 :Çin’in Orta Asya’ya Mali Yardımları (Kaynak china.aiddata.org)

Aşağıda, BRI ile ilgili görüş ve değerlendirmeler kısmında sözleşme şartlarına daha ayrıntılı olarak değinilen kredilerle en çoğu Kazakistan’da olmak üzere 4 ülkede 2010-2015 arasında 18 milyar Dolar tutarında proje tamamlanmıştır.Çin’den alınan krediler çeşitli şartları taşımakla birlikte, verilen kredilerin Çin’li şirketlere iş verme ve Çin’den mal ithal edilmesinde kullanılması şartları dikkat çekmektedir.

Çinden Alınan Dış Borçlar (2013-2017)

           

ÜLKE

2013

2014

2015

2016

2017

Kırgızistan Toplam Borç (Mn.$)

3.159

3.437

3.601

3.743

3.985

Çin'den Alınan Borç

758

1,116

1.296

1.483

1.639

Çinden Alınan Borç Oranı  %

24

32

36

40

41

 

 

 

 

 

 

Kazakistan  Toplam Borç (Mn $)

148.753

157.062

153.456

163.758

167.890

Çin'den Alınan Borç

15.840

15.969

13.248

12.589

11.975

Çinden Alınan Borç Oranı  %

11

10

9

8

7

 

 

 

 

 

 

Tacikistan Toplam Borç (Mn. $)

2.189

2.096

2.194

v/y

v/y

Çin'den Alınan Borç

915

915

1.080

v/y

v/y

Çinden Alınan Borç Oranı  %

42

44

49

v/y

v/y

Tablo 8 :Çin’den Alınan Dış Borçlar (Kaynak: İlgili Ülkelerin Maliye Bakanlıklarının Verileri)

 

ÜLKE

2013

2014

2015

2016

2017

Kırgızistan Toplam Borç (Mn.$)

3.159

3.437

3.601

3.743

3.985

Çin'den Alınan Borç

758

1,116

1.296

1.483

1.639

Çinden Alınan Borç Oranı  %

24

32

36

40

41

 

 

 

 

 

 

Kazakistan  Toplam Borç (Mn $)

148.753

157.062

153.456

163.758

167.890

Çin'den Alınan Borç

15.840

15.969

13.248

12.589

11.975

Çinden Alınan Borç Oranı  %

11

10

9

8

7

 

 

 

 

 

 

Tacikistan Toplam Borç (Mn. $)

2.189

2.096

2.194

v/y

v/y

Çin'den Alınan Borç

915

915

1.080

v/y

v/y

Çinden Alınan Borç Oranı  %

42

44

49

v/y

v/y

Brüt Doğrudan Yabancı Sermaye (YS) YatırımlarıHenüz Özbekistan ve Tacikistan’da doğrudan bir yatırımı olmayan Çin’in bölgenin en büyük ekonomisine sahip Kazakistan’da oransal olarak daha az olmakla birlikte Kazakistan ve Kırgızistanda ülkedeki yabancı yarıtırmların önemli bir oranını oluşturan doğrudan yatırımları bulunmaktadır.

ÜLKE (Milyon Dolar)

2011

2012

2013

2014

2015

2017

Kazakistan'a Yapılan  YS Yatırımı

26.467

28.885

24.098

23.726

14.847

21.006

Çin'den Gelen YS

1.693

2.415

2.246

1.861

504

961

Çin Sermayesi'nin Oranı %

6

8

9

8

3

5

             

Kırgızistan'a Yapılan  YS Yatırımı

849,2

590,7

964,5

727,1

1.573,2

814,1

Çin'den Gelen YS

149,6

141,2

468,3

221,6

474,4

301,3

Çin Sermayesi'nin Oranı %

18

24

49

30

30

37

Tablo 9: Çin’in Orta Asya’daki Yatırımları ve Toplam Yabancı Sermaye İçindeki Oranı (Kaynak: Kırgızistan İstatistik Komitesi ve Kazakistan Milli Bankası Verileri)

Çin Orta Asya Ülkeleri Ticari İlişkileri

KIRGIZİSTAN (Milyon Dolar)

2011

2012

2013

2014

2015

2017

Çin'e Yapılan İhracat

42,04

61,37

35,85

32,78

36,16

80,09

Çin'den Yapılan İthalat

923,54

1.214,91

1.452,76

1.200,25

1.049,51

1.468,40

Ticaretin Hacmi

965,58

1.276,28

1.488,61

1.233,61

1.085,66

1.548,49

Ülke Ticaret Hacmindeki Oranı

15

16

17

15

19

28

KAZAKİSTAN (Milyon Dolar)

           

Çin'e Yapılan İhracat

14.777,5

14.227,8

14.373,7

9.799,4

5.480,1

4.228,4

Çin'den Yapılan İthalat

4.928,8

7.444,8

8.364,5

7.357,2

5.087,8

3.668,0

Ticaret Hacmi

19.706,3

21.672,6

22.738,2

17.156,6

10.567,9

7.896,4

Ülke Ticaret Hacmindeki Oranı

20

20

21

17

17

16

TACİKİSTAN (Milyon Dolar)

           

Çin'e Yapılan İhracat

254,6

181,1

85,9

39,0

29,1

44,0

Çin'den Yapılan İthalat

408,0

488,1

607,4

726,5

763,9

841,1

Ticaret Hacmi

662,6

669,2

693,3

765,5

793,0

885,1

Ülke Ticaret Hacmindeki Oranı

15

13

14

15

18

23

ÖZBEKİSTAN (Milyon Dolar)

           

Çin'e Yapılan İhracat

807,3

1.091,8

1.938,1

1.597,9

1.267,1

1.607,1

Çin'den Yapılan İthalat

1.359,2

1.783,3

2.613,4

2.678,2

2.228,8

2.007,5

Ticaret Hacmi

2.166,5

2.875,1

4.551,5

4.276,1

3.495,9

3.614,6

Ülke Ticaret Hacmindeki Oranı

9

12

18

17

15

17

Tablo 10: Çin Orta Asya Ticari İlişkilerinin Hacmi ve Ülke Ticaretindeki Oranı (Kaynak Laruelle,2018:ix)

An itibarıyla dünyanın en büyük üretim ülkesi ve ekonomisi olan Çin, Huawei örneğinde de görüldüğü gibi, şirketlerini küresel pazarlara açmak istemekte ve bu nedenle de bölgesel ulaşım ağlarına ve yeni enerji kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. Kendi ihtiyaçlarını odağa koyarak gelişmekte olan ülkelerin politik yapılarını, yatırım yapmaya uygun olup olmadıklarını ve demokratik seviyelerini dikkate almaksızın özellikle gelişmekte olan ülkelerde; demir ve kara yolları ağları, köprüler, lojistik merkezleri, doğalgaz ve petrol boru hatları, limanlar, havaalanları, enerji santralleri ve dijital bağlantı alanlarında yatırım yapmaktadır. Bu yatırımları koridorlar olarak aşağıda tablo 11’de olduğu gibi listeleyebiliriz.

 

Koridor

Anlaşma

Proje

Mevcut Durum

 

Tarihi

 

 

Çin-Mogolistan-Rusya-

2015

Moskova-Kazan

Yapımına 2018 yılında başlandı, 2 yıl sürmesi Planlanıyor.

Hollanda Ekonomik

 

Hızlı Demiryolu

(770 km)

Koridoru

2014

Rotterdam-Jiangsu

Trans Sibirya demiryolunun modernizasyonu, Mogolistan-Çin

 

 

Hızlı Tren ve Karayolu

güzergahının inşası, toplam 14.000 km olan hat halen Rus ve

 

 

Bağlantıları

Çin'li mühendisler tarafından projelendirilmektedir.

Yeni Avrasya Kara

2014

Yunanistan Pire Limanı

Tamamlandı.

Köprüsü

2014

Macar-Sırp Hızlı Tren.

2019'da tamamlanması planlanıyor (350 km).

Çin-Orta ve Batı Asya

2014

Çin-Tibet Demiryolu

İnşa halinde, 2020'de bitmesi planlanıyor.(1900 km)

Ekonomik Koridoru

2007

Kars-Tiflis-Bakü Tren

2017'de tamamlandı.

 

2008

Orta Asya-Çin Boru Hattı

4 boru hattından 3'ü tamamlandı, 4.'sü inşa halinde 10.000 km

 

2015

Çin-Orta Asya Demiryolu

* Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demiryolu İnşa Halinde

 

 

 

* Çin-Kazakistan Demiryolu 2020 yılında tamamlandı

 

 

Çin-Hindiçin Yarımadası

Çin-Singapur ana hat ve doğu-batı güzergahları olmak üzere üç hat

   

Yüksek Hızlı Tren Hattı

Kamboçya-Singapur-Myanmar-Vietnam-Tayland-Laos olmak üzere

 

2015

 

tüm yarımadayı kapsıyor. Pan Asya olarak adlandırılan demiryolunun

 

 

 

bütünüyle tamamlanması 2030 yılını bulacak. Uzunluk : 5.500 km.

Çin-Hindiçin Yarımadası

 

 

Proje Kapsamında İnşaatın belli kesimlerine 2016 yılında başalandı.

Ekonomik Koridoru

 

 

* Myanmar-Çin Petrol Boru Hattı 770 km uzunluğunda, Myanmar ve Ku-

 

 

Myanmar-Çin Petrol ve

zey Afrika ve Ortadoğu petrollerinin Çin'e nakledilmesinde kullanılıyor.

 

2009

Doğalgaz Boru Hattı

Hat, Malaka Boğazını atlayarak, zaman ve para tasarrufu sağlıyor.

 

 

 

* 2806 km uzunluğundaki Doğalgaz Boru Hattı Myanmar Made adasın-dan Çin’e gaz sağlıyor.

 

 

 

Projeler 2017 yılında tamamlanarak devreye alındı.

 

2017

Jakarta-Bandung Tren Hat 

2019'da başlanması planlandı. Toplam 150 km Demiryolu

 

2015

Gwadar Limanı İnşası

Tamamlandı.

Çin-Pakistan

 

Gwadar-Kaşgar Demiryolu

2017'de inaşaata başlandı, Boru Hatları 2021'de tamamlanacak

Ekonomik Koridoru

2015

Karayolu, Petrol ve Doğal-

Toplam 3.000 km'lik bir hat

 

 

gaz Boru Hatları

 

 

2015

Gawadar Havaalanı

2018'de başlandı, 2021'de tamamlanması planlanıyor.

Bengladeş-Çin-Hindistan-

 

 

 

Myanmar Ekonomik

2014

Singapur-Colombo Modern

Projelerin yapımı devam ediyor. 2020'den itibaren aşama aşama devreye girecek

Koridoru

 

Liman ve Finans Kenti

.

 

 

 

 

Tablo 11: BRI Kapsamında Yapımına Başlanan veya Projelendirilen Yatırımlar (Kaynak: Güner, 115)

BRI Kapsamında gerçekleştirilen altyapı yatırımları alternatifli yollar tercih edilmesi, özellikle Orta Asya ülkelerinin çoğunun gelişmekte olan ülkeler kategorisinde olması nedeniyle önemli altyapı eksikliklerinin bulunması, engebeli ve dağlık coğrafya gibi nedenlerle zaten oldukça yüksek olan maliyetleri sürekli olarak artmaktadır. Bu yatırımların 2010-2020 döneminde 8 trilyon Dolara baliğ olacağı hesap edilmektedir (Yanzhuo, 2016:50-51).

China Daily’nin haberine göre Çin Kalkınma Bankası (http://www.chinadaily.com.cn/business/2017-06/02/content_29589669.htm.)BRI kapsamında yapılacak altyapı projelerinin finansmanında kullanılmak üzere 3 trilyon Dolarlık kaynak ayırmıştır.  Aynı amaçla 100 milyar Dolar sermayeli İpek Yolu Fonu kurulmuş, 100 milyar dolar sermayeli  ve içlerinde Türkiye’nin de olduğu 57 kurucu ile oluşturulan ve üye sayısı 2017 yılında 80’e ulaşan Asya Altyapı Yatırım Bankası- Asia Infrastructure Investment Bank (AIIB) açılmıştır.Bu bankaya üye olan ancak BRI anlaşmalarında yer almayan Avrupa, Afrika ve Güney Amerika’dan 23 ülke dolaylı olarak BRI’ya katkıda bulunmaktadır.BRI projelerinin finansmanında görev yapmak üzere kurulan üçüncü kurum 40 milyar sermayeli Yeni Kalkınma Bankası (NDP)’dır (Güner, 115).

BRI Hakkındaki  Değerlendirmeler

BRI ile ilgili olarak tüm dünyadan konunun uzmanlarından görüş alarak bunu kitaplaştıran George Washington Universitesinin Orta Asya Programı Müdürü Marlene LARUELLE’in editörlüğünü yaptığı çalışmadaki görüşler esas alınmış ancak diğer araştırmacıların görüşlerine de yer verilerek konu hakkında daha geniş açıdan bir görüş sahibi olmaya gayret edilmiştir.Bu noktada, çalışmasına yukarıda kısaca değinilen ve Çin Devletinin ilan edilmemiş görüşlerini dile getiren Sherly Z. Yu’nun bazı değerlendirmelerine daha yakından bakmak konuyu anlamak bakımından önemlidir.

“Gelecek 30 yıl içinde dünya düzeni hakındaki paradigmanın tümüyle dönüştüğüne şahit olacağız. Devlet Başkanı Şi Jinping’e göre “İki Tane Yüzyıllık Plan” olan Kemer ve Yol Girişimi (BRI) 2013’den sonra, tümüyle modernleşmiş olacağı 2050 yılına kadar, Çin’in geçici büyük stratejisine hizmet edecek, gelecek 30 yıl içinde başarı ile icra edilirse, 2050’lerden sonraki nihai hedefi olan yeni dünya düzenini oluşturarak tüm dünyayı yönetme amacını gerçekleştirecektir. Yani, BRI Çin’in büyük stratejisidir, fakat kendi içinde sona erecek bir büyük strateji değil, daha büyük strateji olan Pax Sinica’nın kurulmasına hizmet eden bir ara strateji” (Yu,1).

Yu; bir siyaset felsefecisi olması itibarıyla dünya egemeni olmak için ideolojik temel gerekliliğinin de farkında olarak çalışmasında şöyle diyor.“Tarih göstermektedir ki; küresel hegemon olmayı başarmak için başlıca iki yol vardır.Bunlardan ilki askeri güç ile hegemonun ekonomik gücününün birleşmesi durumudur ki; Pax Romana ve Pax Britannica bunlara örnektir.Diğer yol ise “fikirler”in hegemonun ekonomik gücü ile birleşmesi halidir. Pax Amerikana bunun halen yaşayan en güzel örneğidir. Pax Sinica da ekonomik güç ile fikirlerin birleşimiyle ikinci duruma benzer bir şekilde ortaya çıkacaktır.Askeri yolla dünya düzeni kurmanın,19.yüzyılda İngiltere’nin yapmaya çalıştığı ve sürdürülebilir olmadığı görülen çabalarda olduğu gibi,maliyeti hem çok yüksektir hemde bugünkü silah teknolojisinin eriştiği yok edicilik seviyesinde çok tehlikelidir. “Fikirlerin” gücü hegemon güç olmak için mutlak olarak gereklidir. Çin, bu zamana kadar hegemon güç olmak için bir “fikir” ortaya sürmedi henüz. Ancak hekesin peşine düşeceği fikirler manzumesini BRI ile birlikte oluşturuyor”(Yu,2).

Buradan da anlıyoruz ki; BRI gerçekte kazan-kazan ve paranın, malların ve insanların serbestçe dolaşımı üzerine inşa edilmiş bölgesel bir ekonomik projeler bütünü değil, dünya sistemini, ekonomik, politik, eğitim, kültür gibi alanlarda yeniden düzenlemeye talip olan bütüncül bir projenin tamamlayıcı parçasıdır. Bu bakımdan 1917’de Sosyalizmin Sovyetler Birliği üzerinden tüm dünyaya ideoloji, ekonomik ve politik sistem vaz etmesi gibi aynı iddiada olan Çin odaklı bir ideolojik bütünlüktür.

Nitekim; Pakistan’daki gibi,Laos’daki gibi, Sri Lanka’daki gibi ve Kırgızistan’daki gibi, Çin kaynakları (yardım ve borçlanma) ile inşa edilen bazı alt yapı tesislerine, borçlar ödenemeyince el koymak bir problem teşkil etmemektedir.Hatta ülkelerin aldıkları krediyi geri ödeyemecek durumda olmaları daha bile iyidir.Bunu sürdürülebilir kılan da geçtiğimiz günlerde 70.yılı kutlanan devrimin geçit törenlerinde sergilenen hipersonik füzeler ve muazzam Çin ordusundan başka ne olabilir ki.

James M. DORSEY (S. Rajaratnam School of International Studies, Senior fellow) One Belt, One Road: A Plan For Chinese Dominance And Authoritarianism, adlı makalesinde BRI ile ilgili kanaatlarini şu şekilde açıklamaktadır (https://www.huffpost.com/author/james-m-dorsey-454).

“OBOR Çin’in ülke içindeki ekonomisini büyütmek için birinci derecede önemsediği bir projedir. Bu proje, ülkenin genel stratejisinin ve ekonomik diplomasisinin de bir parçasıdır. Ülke içindeki Sincan gibi az gelişmiş bölgelere komşu ülkelerle ilişki kurmakla bu bölgede de büyük bir ekonomik sıçrama gerçeleşmesini ummaktadır. OBOR’dan beklenen Çin mallarına pazarlar açmak ve yeni pazarlar yaratmaktır.Bu proje mallarını kolayca sevk edebileceği düşük maliyetli alternatif yollar oluşturarak üretim merkezi haline gelme isteğine de hizmet etmektedir.”

Giorgio FIACCONI Jeoploitikuzmanı olan yazar 30 Mayıs 2017 tarihinde Stratfor’da (www.stratfor.com) yazdığı The Old Silk Road and New Chinese, Russian and Indian Alternatives in Geopolitical Games adlı makalesinde Çin ile Rusya arasındaki rekabetten bahsettikten sonra“Çin kesin olarak kendi geliştirdiği OBOR projesi ile ilerlemektedir. Bunun da arkasında geçeceği çeşitli ülkelere fayda sağlamak değil, Çin’de üretilen mallar için büyük bir Pazar olan Batı Avrupa’daki ekonomilere daha hızlı ihracat yapabilme fikri bulunmaktadır. Basit ve anlaşılabilir bir amaç…Bu amaç, aynı zamanda Avrupa Birliğinde üretilen kaliteli ürünlere kolay yollardan ve hızla kavuşmayı bekleyen Çin’li tüketicilerin varlığının farkında olan Avrupa için de geçerlidir” diyor ve görüşlerini aşağıdaki şekilde açıklamaya devam ediyor.

“Çin’de ve diğer pek çok Asya ekonomisinde artan üretimin yerel pazarlarda tüketilememesi ve gelişme trendlerinin devam ettirilmesi için fazladan yapılan üretimlerin ihraç edilmesi zorunluluğu ve sonuçta sadece iki pazarın bu fazlalıkları hem nüfus hem de satın alma gücü olarak emebilecek potansiyele sahip olduğu olgusu ortada durmaktadır. Bu pazarlar Amerika ve Avrupa Birliğidir ve Avrupa kendi maliyetlerini düşürecek ve malların yolda geçireceği süreleri kısaltacak her hangi bir girişime çok sıcak bakmaktadır. Çin’in fakir ve zayıf ülkeleri kendi yörüngesine çekecek hegemonik bir jeopolitik oyun oynadığına ve gerçek niyetinin de bu olduğuna dair şüpheler var. (Oysa projenin kazan-kazan anlayışı üzerine inşa edileceği ilan edilmişti)  Avrupalı milletler karşı ortakları olan Çin tarafından sağlanacak tedarik ve geniş inşai faaliyetlerin kime fayda sağlayacağını sorgulayıp duruyorlar. Şeffaflık ve hattın geçeceği ülkelerle diğer taraflara sağlanacak faydanın açıkça ortaya konulması kamu oyu desteğini kazandırabilir, fakat, teklif edilen altyapının gerçekleştirilmesi bu ülkelerin ihracat imkanlarını da ellerinden alarak sınırlı kalacak iç ekonomileri ile onları başbaşa bırakabilecektir”. 

“Projenin tartışılmayan potansiyeli çok başlarda yeni istihdam imkanları yaratması ve beraberinde altyapı ve üretim imkanları doğurması ile kalkınmayı tahrik edici rol oynaması nedenleriyle yerel ekonomilere olumlu etki edecektir. Proje, yalnızca bu yolla, Çin’in kontrol ve  hakimiyetini sağlayacak bir faaliyet olarak değil, karşılıklı olarak fayda sağlayacak bir proje olarak görülebilir” yorumunu yapıyor.

Marlene LARUELLE (George Washington Universitesinin Orta Asya Programı Müdürü, Washington, DC), BRI’nin, Çin’in sahip olduğu altyapı ve denizcilik kapasitesini kullanarak OrtaAsya üzerinden Avrupa’ya ve dünyanın geri kalanına bağlanma fikrine odaklanan bireysel projelerin toplamından daha fazlası olduğu”nu anlatıp, Proje’nin “Çin’in yükselen ‘barışçı’ve ‘çok yanlı’yumuşak gücünü ifade edenYeni İpek Yolu hakkında manifesto niteliğindekibir üst söylemi olduğunu”dile getirmiştir.

“Çin, BRI sayesinde Orta Asya'daki en büyük yatırımcı olmayı sürdüreceği gibi, Batı Ülkeleri’nin ve Rusyanın teklif edeceğinin çok daha ötesinde olan bu denli yüksek hacimli yatırımları bölgede gerçekleştirebilecek tek ülkedir.Diğer yandan, bu bağlantının başarısının göreceli olduğunu da görmek gerekir; uygulamada projeler en üst gayretle ele alınıp gerçekleştirilmeye çalışılacağı yerde, öncelikle kârlı olup olmadıkları değerlendirilirken taahhüt edilen paranın bir kısmı da yolsuzluk ve idari işlevsizlikten kaybedilmektedir. Buna ek olarak –ki bu konu ciddi önemdedir-projelerin, daha çok yerel iş oluşmasını sağlayacak ve bilgi transferi gerçekleştirecek  yüksek ekonomik etki göstermekte zorluk çektiği görülüyor. Yine de sonuçları ne olursa olsun, Çin’in Orta Asya üzerinde yoğunlaşması Sovyetler sonrası Orta Asya tarihinde ve ekonomik kalkınmasında bir dönüm noktası olarak uzun erimli bir projedir” diyor.

Sarah LAIN (Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü, Londra),“Sürekli tekrarlanan ‘ bağlantı’kelimesiBRI'nin bir kavramı haline dönüştüğü gibi, Çin devlet yönetimi  ekonomik kalkınma üzerinde dururken,ekonomik konuları açıkça güvenlik ve siyasal istikrar konularına da bağlıyor. Fakat, Çin ile bu kadar içli dışlı olmanın riski yok mudur?” “…Projenin, Çin’in önerdiği şekilde başarılı olması için, hem Çin ile daha fazla ticaret yapan ve hem de Çin’den ticaretin çeşitlendirilmesine izin veren ülke içindeki sanayiyi teşvik etmesi gerekmektedir. Çin'e bir pazar ve yabancı yatırımcı olarak aşırı güven duyulması, bazı ülkelerde daha fazla olmakla birlikte,Orta Asya ülkelerininzaten farkında olduğu önemli riskler yaratmaktadır.Bir mal alıcısı olarak Çin'e aşırı bağımlılık, özel bir risktir. Türkmenistan şu anda Çin baskısını hissetmeye başladı bile: 2016 yılında Rusya’nın Türkmenistan'dan yaptığı gaz ithalatını durdurmasından beri, Türkmen gazının tek yabancı ithalatçısı Çin olmuştur…”.

“…Çin'in Sincan Bölgesi Kalkındırma Projesinin (SREB) başarısı, Orta Asya ülkeleri ihracatının rekabetçi olabilmesine daha fazla olumsuz etki bile edebilir.Mesela, Çin’in bu projesi kapsamında Sincan'daki ekonomik gelişmede başarı sağlanırsa, Orta Asya ülkeleri ürünlerini Doğu Çin'e satmak için Sincan’daki ürünlerle rekabet etmek zorunda kalacaktır. Bu tehdit özellikle keskindir, çünkü Sincan; hepsi de Orta Asya ülkeleri için kilit sektörler olan madencilik, enerji, gıda ve tekstil sanayilerinde büyümeye çalışmaktadır”.

Paulo DUARTE (Universidade Autónoma de Lisboa, Lizbon), “Çin'in enerji ve mineral kaynaklarına erişimini güvence altına alma arzusunu BRI ile dile getirmekte ve bölgesel ve küresel alanda nüfuzunu artırarak askeri, politik ve kültürel hedeflere ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu, bütünsel bir menkulleştirmedir, çünkü Çin’deki çeşitli iller (mecazi olarak “bütünün kurucu parçaları”), kendi yollarıyla, daha yüksek bir hedefe ulaşmaya katkıda bulunmaya çağrılmaktadır.Bu yüksek hedef, içeriden başlayan, Çin'in çevresine uzanan ve kademeli olarak dünyanın diğer köşelerine yayılan bir projedir. Doğu-Batı koridorlarının yeniden canlanması, politik, ekonomik, askeri kudret ve yumuşak güç alanlarında birçok hususu harekete geçirmeyi amaçlamaktadır.Avrasya Heartland, izolasyonundan itibaren, küçük küçük etkileriyle Atlantik'ten Amerika'ya uçacak olandan daha fazla insanın demiryolu ile seyahat edeceği bir dünyada Amerika Birleşik Devletleri'nin gelecekteki konumu kuşkusuz sarsılacaktır”.

Hao TIAN (Georgetown Üniversitesi, Washington, DC), “Çin’indış yardım tahsis etme ve Çin’den yardım alma mekanizmalarını incelediğimizde Çin yardımının, alıcı ülkelerdeki özellikle doğal kaynaklara veya sözleşme paketlerine erişim sağlıyorsa, kalkınma kredileri ve yabancı yatırımlar arasında yer aldığını görürüz. Bu nedenle, Çin yardımı, yardım uygulamasının hem içeriği, hem de normları Batı’daki eşdeğerlerinden farklıdır.Çin'in yardımları genellikle; yardım, imtiyazlı krediler, ticaret anlaşmaları ve yatırım anlaşmalarını içeren paketler halinde gelir; bu paketler çoğunlukla Çin’in belirli gereksinimlerinin yerine getirilmesini veya örtülü koşulları içerir. Koşullar ya Çin proje finansmanı gereksinimlerine dahil edilmiştir ya da Çin'in toprak bütünlüğü ve Pekin'in ‘temel çıkarlarını’ düşündüğü diğer alanlar gibi diplomatik ilişkiler için geniş politik ‘alt satırlar’ olarak ifade edilir.Kredi alanlar,Çin Halk Cumhuriyeti’nin tüm Çin’in meşru hükümeti olduğunu ve tek bir Çin politikasını desteklediğini onaylarlar”.

“Orta Asya ile ilgisi yüksek olan bir başka şart türü de şartlı olmayı kabul etmektir.  Bu şart ‘bağlı yardım’ olarak da bilinir ki; bunun anlamı, Çin'den gelen paraların, Çin’li firmaların çıkarlarına bağlı paketler halinde geldiğinikabul etmek anlamına gelir. Altyapı ve teknik yardım projeleri için verilen imtiyazlı krediler kapsamında proje için tedarik edilen malzemelerin, ekipmanların, teknolojilerin ve hizmetlerin yarısından azının Çin'den gelmemesi gerektiğini öngörmektedir. Yumuşak kredi verilmesindeki bir diğer önemli şart, Çin'in devlet bağlantılı işletmelerinin yurtdışında genişlemelerine izin veren, denizaşırı sözleşmeler ve işler kazanan Çinli şirketlerin projelere katılmasının kabul edilmesidir. Pek çok kişi, bu politikanın, Çinli firmaların birçok dış pazarda hâkimiyet kazanmış olan Batılı emsalleriyle rekabet edebilecekleri şekilde tasarlandığına inanıyor.Birleşik Devletlerden bir yetkili ‘bağlı yardım’ kapsamındaki şartlar ve karmaşık sözleşme yapısıyla bir başkasının herhangi bir projede Çinli firmalarla rekabet edebilmesinin nerede ise imkansız olduğunu söylüyor”.

“Orta Asya cumhuriyetlerinin ekonomik zorlukları ve izole coğrafi konumları; onları Çin'in anlaşmaların içine sakladığı şartlara rağmen alışılmadık şekilde alıcı ve savunmasız kılıyor. 2006'da Çin, maden kaynaklarına erişim karşılığında bir demiryolu inşa etmek için Kırgızistan'a 1,2 milyar ABD Doları tutarında tercihli kredi sağlamayı teklif etti”. (Bu kredi ile işlerlik kazandırılan maden faaliyetleri hakkında 2019 yılında bölge insanlarının geniş protestoları ve bu madenin kapatılması talepleri sonunda Maden Eylül 2019’da Kırgızistan Hükümeti tarafından kapatılmıştır) “2009'da da Çin, Afganistan sınırına yakın bir konumda bulunan ve dünyanın en büyük doğal gaz alanlarından biri olan Güney Yolotan'dan gaz istihracı hakkı karşılığında Türkmenistan'a 4 milyar ABD doları sağladı. 30 yıllık bir anlaşmanın parçası olan kredi, Çin'e yılda yaklaşık 40 milyar metreküp gaz sağlıyor”.

Takaaki KOBAYASHI, “Çin yardımı, kazan-kazan ilkesini takip ediyor ve ulusal çıkarlarına katkıda bulunan 'bir şey' karşılığında'veriliyor.Ancak bu 'bir şey' farklı zamanlarda ve farklı ülkelerde farklı anlamlara gelebiliyor.

Safavuddin JABBAROV (Tacik Ulusal Üniversitesi, Duşhanbe )“Diğer durumların yanı sıra, ana para ve faizlerin ödenmesine ilaveten, borçluyu borç veren veya onun temsilcisinin lehine ekonomik veya siyasal taahhütler ve tavizler vermeye zorlayan ‘iki ülke arasında iki yanlı kredi anlaşması hükümleri’ kapsamını kabul beyanında bulunduğu ‘yırtıcı borçlanma’ teriminin hükümleri uygulanır. (bir nevi ülkenin yağmalanmasının baştan kabul edilmesi anlamına gelir)Aynı anlam, diğer durumların ve ‘anapara ve faizlerin geri ödenmesinin yanı sıra, borçluyu zorlayan iki ülke arasındaki ikili kredi anlaşması’ anlamına gelen ‘yırtıcı kredi’terimi için de geçerlidir. Ülke, doğası gereği söz sahibi olan beyanlarda bulunacak ve / veya borç veren ülke veya acentesi / iş şirketi / temsilcisi lehine ekonomik / politik tavizler sunacaktır”.

“Her ne kadar Çin kredisi Orta Asya’daki ekonomik aktiviteyi arttırsa ve ticari büyümeyi kolaylaştırsa da bölge BRI’da inşa edilmiş altyapının sürdürülmesi ve geliştirilmesi için Çin’in yatırımlarına bağımlı olma vebunların devamına bağlı olma riskini de taşıyor. Diğer bir endişe de, kolay ticaret bağlamında, Çinli şirketlerin karşılaştırmalı üstünlüklerinin, yerel şirketlerin rekabet edebilirliğini tahrip edebileceği ve Çin'in Orta Asya'ya yaptığı ihracata daha fazla talep yaratabileceği endişesidir.Sonuçta, şu anki Çin-Orta Asya ilişkisi, Güney cumhuriyetlerin ağırlıklı olarak Sovyetler Birliği'nin daha sanayileşmiş bölgelerine enerji kaynakları ve hammadde temin ettiği Sovyet ekonomik sistemine paraleldir. Bugün Çin, Sovyetler Birliği gibi, öncelikle bölgeden hammadde, enerji ve madencilik kaynakları ithal etmek ve mamullerini Orta Asya'ya ihraç etmekle ilgileniyor. Çin'in borç verme politikası bu nedenle, ‘yırtıcı yardım’tanımına uyuyor”.

Alexander WOLTERS (AGİT Akademisi, Bişkek)“Bazı analistler BRI'nin asıl öngürülerinin  paylaşma ve meşruiyet kazanmak için tarafların üzerinde uzlaşma sağlayabilecekleri bir yol olarak tasarlandığını iddia etmelerine rağmen, başlangıçta belirtilen bu vizyon uygulamada tersine çevrilmiştir.  Çin,başlangıçta umut ettiği gibi tartışmasız ve önüne bir engel çıkmayacak ekonomik ve siyasi hegemonya kurmaya doğru ilerliyor.Tacikistan ve Kırgızistan örnekleri, BRI girişiminin devlet ve toplum tarafından nasıl sunulduğu ve tartışıldığı konusunda farklı örnekler sunuyor. Ayrıca yetkililerin adımlar atma çağrısında bulunmak veya yapılan işi meşrulaştırmak için BRI'yı sunma biçimleri de farklılıklar göstermektedir. Tacikistan’da devlet,topluma, Çin’in yatırımlarına olan bağımlılığı neredeyse memnuniyetle karşılayan bir hikayeyi benimsetiyor. Öte yandan, Kırgızistan'da gayrı resmi pazarlıklar, daha fazla yatırım elde etmek için verimsiz girişimlere yol açarak uzmanların Çin fırsatlarına karşı daha çok işbirliği halinde harekete geçilmesini sağlamaktadır.  Tacikistan, ekonominin tüm alanlarında Çin yatırımlarının ülkeye yoğun bir şekilde aktığını görürken, Çin parasının bütün şehirlerin inşasını finanse etmeye kararlı göründüğü noktaya gelindiğinde, Kırgızistan'ın bağımlılığı daha fazla belirgin ve daha çok tartışmalıdır. İlgili aktörlerin Çin yatırımları hakkındaki tartışmaları, Kırgızistan'ın Avrasya Ekonomik Birliği'ne entegrasyonunu, Çin ile olan ilişkisini ve Çin’in yatırım potansiyelini daha da anlaşılmaz hale getirmektedir”. 

“Sonunda, aktörler ve söylemlerdeki tüm farklılıklar bir yana, Xi Jinping'in One Road One Belt'i duyurmasından bu yana Çin yatırım uygulamalarında bir değişiklik olmamıştır. Çinliler doğrudan devletten devlete temaslar yoluyla kendilerini farklılaştırmaya devam ederek, bu ülkelere yardım yapan diğer ülkelerin hükümetleriyle bu zeminde işbirliği yapmaktan kaçınıyorlar. Bölgede ekonomik kalkınmanın sağlanması için başka herhangi bir fon kaynağı veya yabancı kaynak olmadığı sürece kendi ekonomik genişlemelerinin rahatsız edilmeyeceğinden emin olabilirler.Bu şekli ile de bölgede ekonomik kalkınmanın nasıl olacağı ortaya çıkmaktadır”.

Madina BİZHANOVA (Georgetown Üniversitesi, Washington, DC) ”Kazakistan devleti transit geçişlerden elde edilen gelirlerin artırılmasını beklerken, Çin’in ulaşım altyapısının iyileştirilmesine katkılarını ve Çin’in ulusal ekonomiye olan genel yatırımlara girişini bekliyor, enerji dışı sektörlerigeliştirmek üzere Çin’den alınacak krediler ve yardımlar için açık bir stratejiye de sahip görünmüyor. SREB tarafından geliştirilen yollar boyunca tarımsal ürünleri ihraç etmeye ve Kazakistan'ın büyük şehirlerinin çevresindeki kırsal alanlardaki ulaştırma altyapısına yatırım yapmaya odaklanmak gereklidir.2000'lerin ortasından bu yana, Kazakistan, en temel ürünler olsa bile, tarımsal gıda ürünlerinin mutlak ithalatçısı oldu ve Kazakistan'ın kendi gıda güvenliğini sağlama konusunda giderek daha yetersiz kaldığı endişelerine yol açtı.”

“2016 yılının Mayıs ayında, Kazakistan'ın tarım bakan yardımcısı Gulmira Isayeva, BRI'nın bir parçası olarak 19 tarım projesine Çinli şirketlerin 1,9 milyar ABD doları yatırım yapmasını konuştuklarını belirterek Çinli şirketlerin Kazakistanda toprak mülkiyeti edinemeyeceğinin altını çizdi. Daha yakın bir zaman olan 11 Temmuz 2017'de, Kazakistan ve Çin, Astana'daki Kazak-Çin Tarım Yatırım Forumu'nda toplam 160 milyon ABD Doları tutarında yedi anlaşma imzaladı”.

Marek JOCHEC (Nazarbayev Üniversitesi, Astana) ve Jenny JENİŞKIZI (J-Invest Consulting, Bishkek), Kazakistan ve Kırgızistan'da iki ülkenin genç ve eğitimli seçkinleri arasından 300 örneği ele alarak yaptıkları araştırmayı bir örnek olay olarak değerlendirip bulgularını şu şekilde açıkladılar.

“Bu eğitimli sınıfın Çin dış yatırımları hakkındaki genel görüşü oldukça liberaldir. Neredeyse oybirliğiyle yabancı yatırımın ülkesi için iyi olduğu konusunda hemfikirler (yüzde 96'sı katılıyorum ya da kesinlikle katılıyorum).En çok korkulan olumsuz etki Çinli göçmenlerin akını: Yanıt verenlerin yaklaşık yüzde 80'i bunun bir risk oluşturduğu konusunda hemfikir. Daha sonra kirlilik ve çevresel zarar (yüzde 70), ardından Çin yönetimi uygulamaları (Kazakistan'da yüzde 65 ve Kırgızistan'da yüzde 52) geliyor. Buna karşılık, yanıt verenlerin sadece yüzde 25'i Çin yatırımının Rusya'yı üzeceğini ve sırasıyla yüzde 30-40'ı jeopolitik güç dengesinin bozulacağını düşünüyor. Kazakistanlı’ların yaklaşık yüzde 59'u ve Kırgızistan'dakilerin yüzde 44'ü Çin yatırımının ülkelerinin bağımsızlığı için bir tehdit oluşturduğu konusunda hemfikir; yalnızca yüzde 6'sı Çinli işçilerin ülkelerinde fiziksel olarak bulunmasını uygun buluyor”.

“Kırgızistan, Çin ile yakın işbirliğine daha açık görünüyor. İnsanların yüzde 65 ila yüzde 75'i bir tür gümrük birliğini, malların serbest dolaşımını ve Çin sermayesinin serbest dolaşımını desteklemektedir (Kazakistan'da bu konulardaki destek yüzde 35–50'dir). Kırgızistan'daki katılımcıların yüzde 43'ü insanların serbest dolaşımını desteklerken bu oran Kazakistan'da yüzde 23'tür”.

Kemel TOKTAMUSHEV (Orta Asya Üniversitesi, Bişkek) “İpek Yolu Ekonomik Kemer projesinin Orta Asya'da başarılı bir şekilde uygulanması için rant aranmasının tehditlerini değerlendirmiştir.

“Orta Asya devletlerinin ülkelerindeki yasadışı uygulamalarını açığa çıkarmakla kalmayıp, Çin'in yabancı yatırım tarzlarının genellikle sorumlu kalkınma normlarına uymadığını göstererek, Orta Asya’da hükümetlerin siyasi hesap verebilirliklerini ve ekonomik yönetişim sorunlarını daha da kötüleştirmiştir.Çin imparatorluğu ile Orta Asya'nın göçebe kabileleri arasındaki çatışma dönemi çoktan geride kalmış olmasına rağmen, Orta Asya'da, Çin’e hâlâ güvensizlik ve korku prizmasından bakılmaktadır. Genel olarak yerel kamuoyunda ve politik söylemlerde Pekin’in Orta Asya’da attığı ikili ve çok taraflı adımlar, Çin’in bölgesel ve küresel hegemonya oluşturma konusunda var olan gizli ve emperyalist ajandasına bağlanmaktadır. Sebastian Peyrouse’un belirttiği gibi, Çin’in bölgedeki görünüşü  Çin’i düşman olarak tarif eden Sovyet klişelerinden çok da farklı bir şekle evrilmedi ve bu algı Pekin’in yumuşak genişleme ve medeniyetçi farklılıklar olarak göstermeye devam ettiği adımlarını da aynı klişelerdeki gibi göstermeye devam ediyor”.

“Kazakistan'da2016 Mart’ında ortaya çıkan huzursuzluk, 2050 yılına kadar dünyanın en büyük 30 gelişmiş ekonomisinden biri olmayı hedefleyen bu ülkede bile, yerel halkın büyüyen Sinophobia'sını durdurmak için mücadele edilmesi gerekebileceğini açığa çıkardı. Protestocuların devrimci coşkusunu hafifletmek için, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev ulusal ekonomi ve tarım bakanlarını kovmak, toprak reformu üzerine bir moratoryum ilan etmek ve konuyla ilgili özel bir komite oluşturmak zorunda kaldı.Toprak reformu konusu, doğası gereği siyasal olarak patlayıcı olsa da, daha büyük resmin içinde Çin karşıtı düşüncenin bölgede hala derin bir kökü olduğuna da işaret ediyor”. 

“Buradaki Çin anlaşmaları kaçınılmaz bir şekilde komplo teorilerinin hedefi olmaktadır: bazıları, altyapı projelerinin Çin'in Orta Asya'yı kendisinin hammadde ve doğal kaynaklar tedarik yeri haline getirme hedefini gizlemeye çalıştığını, diğerleri ise Çin'in aşırı çoğalmış nüfusunun yarattığı sorunu çözmek için onları göç ettirmek üzere Orta Asya topraklarını ele geçirmeyi hedeflediğini öne sürüyor. Çin’in Orta Asya devletlerini ele geçirip, onları müşteridevletlere dönüştüreceği korkusu hem toplum tarafından hem de siyasal söylemlerde sıklıkla dile getiriliyor.Araştırılması  gereken bir başka soru ise, Çin'in kendine özgü ve şeffaf olmayan yabancı yatırım biçimlerinin, yerel toplumsal uygulamalarıyla (örneğin, guanxi gibi)  OrtaAsya’nın rüşvete yatkın bölge olmasına doğru evrilecek olmasıdır. Sadece böyle bir iş yapmanın yolu, BRI'nin sonuçlarını ve itibarını tehlikeye düşürmekle kalmaz, aynı zamanda ulusal toplulukları kızdırarak Orta Asya'da hızla büyüyen Sinophobia'yı daha da hızlandırabilir”.

Sabir KURBANOV (ECCCA, Dünya Bankası, Washington DC) “BRI projelerini dikkate almazsak Orta Asya sınırında uygulanan yatırım, geçiş ve ticaret engellerinin, gümrükler ve düzenleyici kurumların dayattığı yatırım, ticaret ve geçiş zorlukları nedeniyle bölgeyi iş yapmak veya ticaret ve yatırım faaliyetlerini arttırmak için hedef gösterilen yerler olarak seçilmediğini biliyoruz.  Bu engellerin kaldırılmaması durumunda, Orta Asya ülkeleri, çok daha büyük yatırımların hedefi olarak değil, BRI’ın yararlarından yalnızca transit ülkeler olarak faydalanacaktır. Hatta çok riskli yatırımları göğüsleyen Çinli yatırımcılar bile Orta Asya'da ticaret ve yatırım yapmayı zor buluyor”.

Bhavna DAVE (Londra Üniversitesi, Londra)“BRI’nin toplumdaki çeşitli paydaşları dahil etmek ve yüksek diplomasiyi güçlendirmek için kamu diplomasisi çoşkusunu teşvik etmiştir. Çin ve Orta Asya devletlerinin liderleri olumlu bir dostluğu yüceltmek, ortak bir gelecek  kurmak, amaç ve önceliklere daha çabuk ulaşmak için el sıkıştılar. Çin, Afrika ve Asya'nın bazı bölgelerinde muazzam altyapı projelerine ve tarıma çok büyük miktarda yatırım yaptıkça, ülkelerini idare edenler Çin'in ekonomik, ticari ve sosyo-kültürel alanlarda artan etkisine karşı yerel direnişe daha duyarlı hale geliyorlar. Çin, bölgede algılanma biçimini değiştirmek için insandan insana temasları vurgulayan ve hüküm süren basmakalıp klişeleri değiştirmek için daha geniş bir toplumsal taban ve taraflarla ilişkiye geçerek, halkla ilişkiler konusunu öne alan ortak bir kamu diplomasisi yolunu tercih etmektedir”.

“Çin siyaset kurumu; Batı'da düzenlenen, hegemonik hale gelen ve dünya ölçeğinde geniş çapta paylaşılan fikirleri değiştirmek için belirli adımlar atarak, ortak hedefleri tarafların yararına olacakve siyasi amaç taşımayan arayışlarla ilgilenen güvenilir bir ekonomik ortak olarak görülmek istiyor. Çin'in yumuşak güç stratejisi, Pekin’in, Batı ve Rusya’ya karşı güvenilir ve pragmatik bir ekonomik alternatif olarak görülmesini teşvik ediyor”.

“İpek Yolu Ekonomik Kuşak stratejisini açıklarken insandan insana temasları vurgulayan Xi, Şangay İşbirliği Örgütüne üye devletlerin üniversitelerde okuyan öğrencilerine 30.000 devlet bursu verileceğini de açıkladı. Ayrıca, bu ülkelerdeki Konfüçyüs Enstitülerinden 10.000 öğretmen ve öğrenciyi çalışma gezileri için Çin'i ziyaret etmeye davet etme planlarından bahsetti. Xi, Nazarbayev Üniversitesi'nden 200 öğretim üyesi ve öğrenciyi, ertesi yıl yaz kamplarına katılabilmeleri için Çin'e davet etti. Ayrıca, belirlenen üniversitelerde Çin Hükümeti Bursları, Çin Hükümeti Özel Burs Programı-Üniversite Yüksek Lisans Programı, Seçkin Uluslararası Öğrenciler Burs Programı, Çin Kültürü Araştırma Bursu Programı ve Çince dil çalışmaları için kısa süreli burslar vardır. Çin’in en iyi 100 üniversitesi arasında yer alan Gansu eyaletindeki Lanzhou Üniversitesinde ve Urumçi’deki Sincan Pedagoji Üniversitesinde ŞİO ülkelerinden gelen dil öğrencileri için Çinçe öğrenim ana merkezleri bulunmaktadır”.

Yelena SADOVSKAYA (Kazakistan ve Orta Asya Uluslararası Göç ve Göç Politikaları Uluslararası Danışmanı, Almatı) ve Leah UTYASHEVA (Berlin Göç Politikası Enstitüsü, Berlin), BRI tarafından teşvik edilen bağları dikkate alarak katılan ülkelerin artan işbirliğinden elde edebilecekleri insan unsuruna ve sosyal faydalarına odaklanıyorlar.Analizleri, 1980'lerin sonunda ve 1990'ların başında İpek Yolu boyunca insandan insana etkileşimlere öncülük eden küçük tüccarlarla başlamaktadır. “Ticaret, Çinli küçük tüccarlar, bireysel girişimciler ve yerel çerçilerin egemen olduğu Çin ve Orta Asya ülkeleri arasındaki en önemli ekonomik etkileşim alanı olmuştur. Uygur tüccarları ve Sincan'dan gelen girişimciler, öncelikle ticaret ve küçük işletme gelişimini teşvik eden kuruluşlar aracılığıyla göçmen kabul alanlarını sağlayan yerel (Kazakistan ve Kırgızistandaki) Uygur topluluklarına dayanıyordu.2000'li yılların başında Çin ile Asya arasındaki ekonomik işbirliğinin artmasıyla birlikte emek ve iş göçü ortaya çıktığı görüldü. Kazakistan, şimdi CEO'lardan ve profesyonellerden vasıflı işçilere ve girişimcilere kadar değişen bir işgücünü çekmekte öncü ve lider olmaya devam ediyor”.

“Eğitim sektöründeki işbirliğinin artmasıyla Çin eğitimi popülerlik kazanmaktadır. Buna burslar, akademik değişimlerin kolaylaştırılması ve yurtdışında Çin dilini ve kültürünü tanıtmak için Konfüçyüs Enstitüleri kurulması da dahildir.2006–2007'de, Kazakistan'da yalnızca 1.200 öğrenci Çin'de okurken, 2014–2015 öğretim döneminekadar bu sayı 11.200 öğrenciye yükselmiştir. 1993-2005 arasında Tacikistan'dan sadece 265 öğrenci Çin üniversitelerinde okumuşken, 2006-2011 yılları arasında bu sayı 3.677 öğrenciye yükselmiştir.Ayrıca, ağırlıklı olarak Rusça ve yerel dilleri çalışmak isteyen insanlardan oluşan Orta Asya üniversitelerine Çinli bir mütevazı öğrenci akışı da vardır.Turizm endüstrisi, insan sermayesinin gelişimi üzerinde tartışılmaz bir etkiye sahiptir. Pek çok Orta Asyalı turist komşu Sincan bölgesine gitmiş,2007'de Kazakistan ve Kırgızistan'dan gelen turistler 70.900 kişi ile bölgeyi ziyaret eden turistlerin yüzde 17'sini oluşturmuştur”.

Vera EXNEROVA (Oryantal Enstitüsü, Çek Bilimler Akademisi, Prag) “Çin Halk Cumhuriyeti, Orta Asya’daki toplumu önemli bir iddia ortaya koyduğu BRIçerçevesinde etkilemeye çalışmaktadır. Bu kapsamda diğer faaliyetlerinin yanı sıra, Orta Asya ülkelerinde var olan Çin Halk Cumhuriyeti algısının iyileştirilmesi, Sinofobya ve Çin yayılmacılığıkorkularının giderilmesi için büyük çaba harcamaktadır. Çin temsilcileri aktif olarak, toplumun farklı kesimlerinden (seçkinler, entelektüeller, kamu kuruluşları, sivil toplum vb.) yerel önderleri bölgedeki ortak geçmişi yeniden yorumlamak ve bölgedeki BRI projesini meşrulaştırmak için dahil etmeye çalışmaktadır”

“Teorik bir bakış açısı üzerinden kendiliğinden bir ulus-devleti odağa alarak hareket etmek yerine ‘ulusötesi toplumsal alanlar’ kavramını kullanmaktadır. Bu kavram milli sınırların ötesindeki ağlara ve organizasyonlarla ve sürdürülebilir bağlara atıflar yapıyor. Girişimini merkezden çevreye doğru tek merkezli bir yaklaşım olarak değerlendiren diğer çalışmaların aksine, Çin'in BRI girişimi ve girişimin sosyal- kültürel yönleriçok merkezli bir çaba olarak incelenmelidir”.

Gaukhar NUSHA (El Farabi Kazak Ulusal Üniversitesi, Almatı)“Çin kültürünün ve Çin eğitim sisteminin dünya çapında gençlerin ilgisini çekmesinin yanı sıra, Çin diplomasının eve döndüklerinde onlara ekonomik bir avantaj sağlayacağını uman Orta Asyalılar için de oldukça çekici olmaktadır. Ancak, Çince’nin etkin ve akıcı bir şekilde kullanılmasındaki  zorluklar, nispeten düşük sayıda iş ve Batı’nın sahip olduğu daha güçlü ve yumuşak bir güç olmaçekiciliği, Çin’in kendisini popüler hale getirme çabalarını boşa çıkarmakta Çin otoritelerinin istediğinden daha az etkili olmaktadır”.

“Bugüne kadar Konfüçyüs Enstitülerinin Çin için olumlu bir imaj oluşturma işine bir takım nedenlerden dolayı yardımcı olduğunu varsayamıyoruz. Konfüçyüs Enstitüleri'nin bölgedeki düşük temsili, mezunlar arasında zayıf iletişim ağı göz önüne alındığında, bu sosyal sermayenin ihmal edildiği ve kullanılamadığı anlamına gelir. Birçok akademik açıklamada Konfüçyüs Enstitüsünün, diğer ülkelerle Çin’in siyasi ve ekonomik ortaklıklarını güçlendirmede önemli bir rol oynadığını belirtilsede, Kazakistan ve Kırgızistan’da son on yılda yapılan eğitim soru işaretleri taşımaya devam ediyor.Çin çekici midir? Evet. Bu çekicilik bir yumuşak güç çekiliği şeklinde midir? Kesinlikle hayır. Birincisi, Konfüçyüs Enstitüleri, hükümet tarafından yaratılmış ve sıkı kontrol altında tutuldukları için aslına uygun yumuşak bir güç aracı değildir. Olumlu bir imaj yaratmak ve yerel karar vericileri yönlendirebilecek etkili araç olmaktan ziyade kamu diplomasisi ve propaganda aracı görevi görmektedirler. İkincisi, yumuşak güç demek görünür olmayan birilerinin  davranışlarını değiştirme yeteneğine sahip olmak demektir. Çin, daha çok finansal desteğinin yarattığı ‘yapışkan bir güce’sahiptir. Orta Asyalılar Çin'e hayran değil; korkuyorlar ve açıkça “sağmal inek” olarak gördükleri hırslı komşularına daha yakın olmak istiyorlar”.

Azad GARIBOV(Hazar Üniversitesi, Bakü) “Çinli göçmen işçiler yerel halk arasında olumsuz algıya sahiptir. BRI'nın duyurulmasından sonra, Orta Asya'daki Çinli göçmen sayısı, Çin yatırımların artması nedeniyle hızla arttı. Bazı ülkelerde Çin'e karşı uyarıcı tutumlarda ve Çinli göçmenlere karşı olaylarda bir artışa tanık olunmuş, örneğin Kırgızistan'da ve bir dereceye kadar da  Tacikistan'da Çin karşıtı duygular protestolara yol açmıştır. Uzun zamandır bölgesel istikrarın temeli olarak kabul edilen Kazakistan'da, ülkenin tarım alanlarının Çin'e kiralanma ihtimali olduğu dedikodusu yayılınca yirmi yıl içinde gerçekleştirilen protesto gösterilerinin en büyüklerinin gerçekleşmesine yol açmıştır. Özbek ve Türkmen makamları Kazakistan’da yapılan gösterilerin kendi ülkelerine sıçramasını önlemek amacıyla göç kontrollerini sıkılaştırarak istihdam edilebilen Çinli işçilerin sayısı konusunda katı sınırlamalar getirmiştir”.

“Çinile sınırı olan, özellikle Orta Asya ve Rusya'nın Uzak Doğusu gibi az nüfuslu bölgelerdeyer alan birçok ülke, büyük bir göçmen Çinli akışına karşı tetikte duruyor. Dünyadaki en büyük göçmen işçi ihracatçısı sınırında sadece 68 milyon nüfuslu bir bölge olan Orta Asya’da medya ve popülist politikalar, Çin'in demografik gücü nedeniyle bu korkuları körüklemektedir. Çin’de 2015 yılında, Kazakistan’ın nüfusuna neredeyse eşit sayıda 16.6 milyon insan doğdu. Yerel bir gazetenin yazdığı gibi, Kırgız halkı “iki ülke ve halkın büyüklüğü arasındaki uçurum, Kırgızların yakında Çin denizine döküleceği” anlamına geldiğinden ciddi şekilde şüpheliydi”.

“Ayrıca, yerel iş piyasasında göçmenlerin rekabeti artırdığına ve Çin yatırımlarının yarattığı istihdam olanaklarından yerel işçilerin mahrum bırakıldığına dair bir inanç var. David Lewis’e göre, Çin’in yatırımları nedeniyle ‘yerel halka her zaman iş alanı açılmıyor ve yerel uzmanlar istihdam edilmiyor.’ Dolayısıyla, Kazakistan ve Kırgızistan’da, Çinli göçmenler rakip olarak görülüyor: çalışkan, girişimci ve kötü koşullarda yaşamaya ve çalışmaya istekli. “Zaten kıt olan işgücü piyasasının bir kısmını alabileceklerinde ve hatta ulusal ekonominin bazı sektörleri üzerinde kontrol sahibi olabileceklerinden” korkuyorlar.Hala daha fazla faktör Kazakistan ve Kırgızistan'daki Çin karşıtı düşünceleri besliyor. Bunlar arasında, politikacıların / elit grupların Çin karşıtı şikâyetlerden faydalanma girişimleri ve ÇinKültürü, dili ve alışkanlıkları hakkında bilgi eksikliği de dahil olmak üzere iç politik dinamikler vardır. Dil ve alışkanlıklar dabölge halkı ile Çinli göçmenler ve işverenler arasında birebir  ilişkilerin ve iletişimin gelişmesini engelliyor. Ek bir faktör de; Çinli firmaların yerel halkın sorunlarını etkin bir şekilde ele almaması ve yerel çalışanlarla sorunlu ilişkileri yönetmek için Kurumsal Sosyal Sorumluluk taktiklerini kullanmamasıdır”.

Aziz BURKHANOV (Singapur Ulusal Üniversitesi, Singapur) BRI girişiminin politik etkilerini ve Çin ve Çin’in çağdaş Kazakistan ve daha geniş Orta Asya medya söylemindeki sosyo-kültürel algı üzerindeki etkisini araştırmış ve tartışmıştır.

“Çoğu Orta Asya ülkesi, özellikle tarihi ve halk arasında sürekli dile getirilen hususlar nedeniyle Çin'e yönelik bazı toplumsal önyargılara sahiptir. 1960'larda ve 1970'lerde Çin-Sovyet sınırları üzerindeki uzlaşmazlık mirası, dengesiz demografik durum ve çağdaş Çin hakkında akademik ve bilimsel uzmanlık eksikliği, Çin hakkındaki endişelere ve kalıplaşmış sözlerin revaç bulmasına katkıda bulundu.Mevcut literatür, Kazakistanlılar da dahil olmak üzere, sıradan Orta Asyalıların, liderleriyle Çin’le ilişkilerin kademeli olarak iyileştirilmesinin ülkenin ulusal çıkarları olduğuna ilişkin değerlendirmelerine katılmadıklarını göstermektedir. Anket analizleri ve uzman gözlemleri, Kazakistan vatandaşlarının Çin ve Çin halkını algılamalarında çeşitli fobilerin ve önyargıya dayalı mitlerin varlığını göstermektedir.  Bu olumsuz algı, kısmen,  Orta Asya'da faaliyet gösteren Çinli şirketler tarafından istihdam edilen, kötü çalışma koşulları yaşayan, düşük ücretler ve tıbbi bakım eksikliği yaşayan yerel işçilere kötü muamele edilmesi de dahil olmak üzere mevcut sorunlardan kaynaklanıyor. Yerel üreticiler, Çin mallarının Kazakistan'a girmesini bir tehdit olarak algılıyor, çünkü Çinli şirketlerle rekabet edemiyorlar”.

“Kazakkamuoyunda Çin'in ülke üzerinde yoğunlaşması hakkında ikili bir algı vardır. Devlet-devlet ilişkisi açısından; Çin ile Orta Asya arasındaki siyasi ve ekonomik işbirliği iyi gelişmekte ve bu gelişmeler yönetici seçkinler tarafından topluma olumlu bir şekilde sunulmaktadır. Bununla birlikte, Çin'in Kazakistan ekonomisi üzerinde bu denli durmasının getireceği herhangi bir genişleme, aynı zamanda itirazları tetiklemekte ve Çin'in yerel halk nezdinde var olan olumsuz algısını arttırmaktadır.Özellikle, Sincan’ın Kazakistan-Çin ilişkilerinde oynayacağı rol hakkında olmak üzere Kazakistan’ın etnik ve kültürel olarak yakınıolan Uygur nüfusunun Kazakistan tarafından destekleneceği mi yoksa Çin’le iyi ilişkiler geliştirmeyi mi tercih edeceğine ilişkin pek çok soru vardır.2008 yılında yayınlanan Kazakistan'ın Yıllık Demografi Raporunda, Kazakistan'ın Uygur nüfusu 241,946 olarak veya ülke nüfusunun yüzde 1,53'ü olarak gösterilmiştir”.

“Çinli yetkililer, Orta Asya ülkeleriyle temaslarını ve para girişlerini artırarak ülkelerinin algılarını iyileştirmeye çalışıyorlar. Çin ile Orta Asya bölgesi arasındaki ekonomik işbirliğini geliştirmeyi, sonucunda güven oluşturmayı ve Kazakistan'ın Çin algısını geliştirmeyi hedefleyen BRI büyük potansiyele sahip olmakla birlikte Orta Asya kimliği üzerindeki konularda etkisinin sınırlı olduğu, hatta bazı kültürel direnişlere yol açtığı görülüyor”.

 Sonuç

Çinli yöneticiler, ekonomik nedenlerle sosyal karışıklıklar çıkmasını engellemenin yolunun halk yığınlarına iş olanağı yaratılmasından geçtiğini öğrenmişlerdi. 1949 yılında ilan edilen Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte ülkenin doğusundan batısına doğru geliştirilecek ve ağır sanayiyi önceleyen bir kalkınma programı başlatılmış, ancak  devlet teşebbüsleri eliyle gerçekleştirilen bu sanayi hamlesinin yavaş ilerlemesi ve verimlilik kayıpları karşısında, tarım alanlarından başlayarak özel girişimciliğin önünü açan bir dizi adımların atılmasına izin verilmiştir.Zaman içinde kamu işletmeciliğinin doğurduğu riski yerinde teşhis edenDevlet Başkanı Deng Şiao Ping’in 1978’de yaptığı ünlü konuşmasıyla ideolojik pragmatizmi benimseyen Çin’de, bu tarihten sonraki 20 yıl içinde üretim, ticaret, taşımacılık ve inşaat faaliyetlerindeki devlet payı % 20’lere kadar geriletilmiştir. Bunun tek partili bir komünist rejimde gerçekleştirilmiş olduğunu göz önünde bulunduralım

İkinci Dünya Savaşından sonraki gelişmelerin öğreticiliğinde, özellikle de Çin’in Dünya Ticaret Örgütüne girmesinden sonra hızla artan dış ticret gelirlerinin, ekonomik krizler, kur savaşları, çevreleme hareketleri gibi girişimlerle azaltılması riski altında kalmasıyla 2013’ten sonra iktisadi kalkınmanın sürdürülebilir olmasını sağlamak ve ülke içinde her bir Çin vatandaşına iş temin etmek için başlangıçta ekonomik gibi görünen ama daha sonra adına “Çin’in Büyük Stratejisi”adı verilen Kuşak ve Yol Projesi geliştirilmiştir.  Bu proje Çinli yöneticilere göre;güzergâhta yer alan ülkeler için refah, Çin için dışa açılma ve zenginleşme anlamı taşımaktadır. Diğer yandan belirtilmelidir ki tarihten gelen ciddi bir üretim ve ticaret kültürüne sahip olan Çin, ticaret yollarına her zaman yaşamsal ihtiyaç duyduğundan aradan bin yıl geçse de, aynı sorunlara benzer çözümler üretmesi, “Uzak Ülke” Çin’in değişmeyen jeopolitiğinin dayattığı bir zorunluluktur.BRI, doğal olarak, Çin jeopolitiğinin hem bir parçası, hem de bir sonucudur.

2013’ten sonraki zaman sürecinde projenin mahiyet değiştirmesinden BRI’nin gerçekte, ilan edilen kazan-kazan ve paranın, malların ve insanların serbestçe dolaşımı üzerine inşa edilmiş bölgesel ekonomik projeler bütünü değil, dünya sistemini ekonomik, politik, eğitim, kültür gibi alanlarda yeniden düzenlemeye talip olan bütüncül projenin tamamlayıcı bir parçasıdır. Bu bakımdan 1917’de Sosyalizmin Sovyetler Birliği üzerinden tüm dünyaya ideoloji ile ekonomik ve politik sistem vaz etmesi gibi aynı iddiada olan Çin odaklı bir ideolojik bütünlüktür.

Nitekim; Pakistan’daki gibi, Laos’daki gibi, Sri Lanka’daki gibi ve Kırgızistan’daki gibi Çin kaynakları (yardım ve borçlanma) ile inşa edilen bazı alt yapı tesislerine, borçlar ödenemeyince el koymak bir problem teşkil etmemektedir.Hatta ülkelerin aldıkları krediyi geri ödeyemeyecek durumda olmaları daha bile iyidir.Bunu sürdürülebilir kılan da, sahip olduğu muazzam parasal rezervlerin yanında geçtiğimiz günlerde 70.yılı kutlanan devrimin geçit törenlerinde sergilenen hipersonik füzeler ve muazzam Çin ordusundan başka ne olabilir ki. BRI hakkında yazılan her makalede makaleyi yazanın hangi ülkeden olduğu önem taşımaksızın bu duruma vurgu yapılmaktadır.

 

 

KAYNAKÇA

 

ORAN Baskın ve OSKAY Ünsal,Hans Morgenthau, Uluslararası Politika (1.Baskı)Ankara, 1970

ERHAN,  ÇağrıOrtaya Çıkışı ve Uygulanışıyla Marshall Planı AUSBF Dergisi Ankara ty, Çevrimiçi: 23.9.2019,https://dergipark.org.tr › download › article-file

De CONDE, AlexanderA History of American Foreign Policy, .New York, Charles Scribner's Sons 1971

Council on Foreign Relations, The United States in World Affairs: 1947-48, New York, Harper and Brothers, 1948

HOGAN, Michael The Marshall Plan: America, Britain and the Reconstruction of Western Europe 1947-1952, New York, Cambridge University Press, 1983

Mc. L, Charles The Marshall Plan: The Launching of Pax Americana, New York Simon and Schuster, 1984

GRAHAM,  Edward M.- WADA, Erika FOREIGN DIRECT INVESTMENT IN CHINA: Effects on Growth and Economic Performance, Oxford University Press, New York,  2001.

ZANG, Xiuping- CORRIE, P. Bruce, Investing in China and Chinese Investment Abroad, Singapore, 2018

BERNANKE, Ben “ Non-Monetery Effect on the Financial Crisis in the Propagation of the Great Depression” American Economic Review, 1983

EĞİLMEZ, Mahfi Kendime Yazılar 27 Ocak 2017, http://www.mahfiegilmez.com/2018/01/kur-savaslar-ticaret-savaslar-ve.html

RICKARDS, James Kur Savaşları: Bir Sonraki Küresel Krizin Oluşumu Çev: Nusret Alhan-Neşenur Domaniç, Scala Yayıncılık İstanbul, 2015

GÜNER, Bülent OBOR GİRİŞİMİNİN COĞRAFYASI, Marmara Coğrafya Dergisi, Ocak 2018, Sayı 37

STUDWELL, JoeÇin Rüyası (Çeviren Zeki SAKİN), Ledo Yayıncılık 1. Baskı İstanbul 2007.

LARUELLE, Marlene (Editör), China’s Belt And Road Initiative and Its Impacts in Central Asia, The George Washington University, Central Asia Program, Washington DC, 2018.

YANZHUO, X. Bir kuşak Bir Yol’da Kazan-Kazan İşbirliği, China Today Türkiye Yıl 2016, sayı 25

YU, Z. Shirley, Belt and Road Initiative: Defining China’s Grand Strategy and the Future World Order basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Harvard Üniversity, Boston 2018

Dr. Aslan Yaman

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya   - 22-10-2021

Suriye İç Savaşı ve Suriye Türkmenleri

Suriye'nin doğusunda ABD himayesindeki "teröristan" devleti kök salmaya başlarken yine ABD ve Fransa'nın desteği ile adalar istikametinden, namluları Türkiye'ye yönelik silah yığınakları hızla yükselmektedir.