< < Amerika Birleşik Devletlerin’de Neler Oluyor? Protesto mu? İsyan mı?
 Bu sayfayı yazdır

Amerika Birleşik Devletlerin’de Neler Oluyor? Protesto mu? İsyan mı?

Yazan  22 Haziran 2020

Amerika Birleşik Devletleri’nde 25 Mayıs tarihinde Siyahi Amerikalı George Floyd’un Beyaz bir Minneapolis polisi tarafından telefon kameraları tarafından kaydedilen öldürülme anı ülke de tam bir infial yarattı.

Yaşanan infialin aniden hızlanmasının tetikleyicisi dizini Floyd’un nefes almasını engelleyecek şekilde tutan polisin ve olay yerindeki diğer üç polisin emniyet teşkilatından atılmaları ancak haklarındahiçbir hukuki işlem başlatılmamasıdır. Olayın görsel olarak yayılması ve polisler hakkında hukuki işlem başlatılmaması gösterilerin hızla ülke çapında yayılmasına sebep olmuştur. Ancak yaşanan protestoların ülke çapına saatler içinde yayılmasının altında yatan bambaşka sebepler bulunmaktadır. Bu çalışma da ABD halkının bir kısmının sokaklarda özellikle polis teşkilatına karşı protestolarda bulunmasının nedenlerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. CNN ve MSNBC’nin başını çektiği liberal medya ve dolayısıyla Demokrat Parti gösterileri ‘protesto’ olarak tanımlarken, FOX ve OAN ve buna bağlı Cumhuriyetçi Partinin önemli bir kısmına göre ise göstericiler ‘isyan’ ya da ‘ayaklanma’ olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada da üzerinde durulacağı üzere esasen ABD hem protesto hem de isyanı yaşamaktadır.

  1. Korkunç üçlü: Irkçılık, Adaletsiz gelir dağılımı ve Kutuplaşma

ABD’nin iç siyasetinde üç büyük sorun bulunmaktadır. Bunlardan birincisi kökeni ülkenin kölelik dönemine dayanan ırkçılık sorunudur. Irkçılık sorunu sadece Beyaz-Siyah ikilemi olarak görülmemelidir. Özellikle küreselleşmenin ve eşitsiz gelir dağılımı nedeniyle ülke de hem ırk hem de sınıf ayrımcılığı bağlamında yeni bir boyutta kriz yaşanmaktadır. Bu krizi pek çok siyaset bilimci Beyazlar ve Beyaz olmayanlar olarak nitelendirmektedir.[1] Bu nedenle Minneapolis olayların başlaması açısından önem taşımaktadır çünkü Minneapolis şehrinin nüfus yapısına bakılacak olursa %63.79’u Beyazlardan, buna karşılık sadece %19.36’sı Siyahlardan oluşmaktadır. Ancak protesto katılımcılarının Minneapolis dahil diğer şehirlerde basına yansıyan görüntülerde beyazlarında azımsanamayacak sayıda olduğu görülmektedir (Bknz Resim 1). Özellikle nefret suçlarındaki 2016 yılından itibaren artış son derece çarpıcı. Donald Jr. Trump’ın ABD başkanı seçilmesinin sadece bir yıl sonra nefret suçlarındaki artış 6121’den 7175’e çıkarak %17’lik artış göstermiştir. FBI’ın Kasım 2019 tarihinde son yayınladığı nefret suçu raporlarına göre çok az bir azalma ile 2018-2019 yılları arasında 7120 nefret suçu işlenmiştir. Bu rakamın 4047’si ırkçılık ve 1419’u din bağlantılı. Din bağlantılı saldırıların en yükseğini 835 saldırı ile anti-semitizm izlerken anti-İslam saldırıları 188 olarak belirtilmiştir.[2]

 

Resim 1: Atlanta CNN Merkez Binasının Kapısının Kırılma Anı

 

Foto Kaynak: Tapp, Tom. 2020. ‘CNN HeadquartersIn Atlanta Breachedby CrowdProtesting George Floyd’s Death’, Yahoo, Mayıs 29. https://www.yahoo.com/entertainment/cnn-headquarters-atlanta-defaced-crowd-004454239.html

 

Adaletsiz gelir dağılımı veya eşitsizlik açısından sorunlara baktığımızda ise Katherine Schaeffer PEW Research’te yayınlanan yazısında 6 temel nokta problemi oldukça çarpıcı bir şekilde özetlemektedir.[3]

  1. Son 50 yıl içerisinde, ABD’nin en yüksek gelirini elde eden %20’sinin ülkenin toplam gelirindeki payı giderek yükseldi. 2018 yılında en yüksek %20 tüm ülkenin %52 gelirine sahip olur hale gelirken, diğer yandan en yüksek %5 gelirine sahip grup da tek başına toplam ülke gelirinin %23’üne hükmeder hale geldi.
  2. G-7 ülkeleri arasında en yüksek gelir eşitsizliği ABD’de bulunmaktadır.
  3. Siyah ve beyazlar arasındaki gelir farkı zaman içerisinde katlandı. 2018 yılı itibariyle beyaz bir ailenin ortalama geliri 84.600 dolara ulaşırken, siyah bir Amerikalı ailenin 51.600 dolarda kaldı (Bknz Resim 2).
  4. Amerikalıların %61’i ülkede çok fazla ekonomik eşitsizlik olduğunu kabul ediyor.
  5. Amerika’nın en zengin ve düşük gelirli aileleri arasındaki refah farkı 1989’dan 2016’ya kadar iki katından fazla arttı.
  6. Orta sınıf geliri toplam gelirin 1970 yılında %62’sini oluştururken 2018 yılında %43’ünü oluşturdu. Diğer yandan yüksek gelir grubun %29’dan %48’ yükselirken, düşük gelir grubu ise %10’dan %9’a düştü. Dolayısıyla orta sınıf Amerika’da azaldı.

Resim 2: Siyah ve Beyazlar arasında gelir farkı 1970-2018

 

  1. COVID-19: Salgının Yönetimi

Kutuplaşma ve gelir dağılımının etkisi, ABD’nin salgının yönetme sonuçlarında da açıkça görülmektedir. Buna bağlı olarak Siyah nüfus, Beyaz nüfusa göre COVID-19 krizinden daha çok etkilenmektedir. CDC’nin (ABD – Hastalıkları Kontrol ve Koruma Merkezleri) yayınladığı rapora göre 580 hasta üzerinde yapılan bir çalışmaya göre çalışmanın yapıldığı toplulukta Siyah nüfus oranının toplam nüfusa oranı %18 olmasına rağmen, Siyah hasta oranı %33’tür.[4] Bu duruma sebep olarak şunlar gösterilmektedir. Öncelikle pek çok ırk ve etnik grubun yaşam şartları virüse daha kolay yakalanmalarına yol açmaktadır. Buna bağlı olarak bu grupların kalabalık yaşam ortamlarının olması, marketlerden ve sağlık merkezlerinden uzaklarda oturmaları, evin içerisinde aile büyüklerinin yaşaması bazı nedenlerdir. Diğer yandan azınlık gruplarının çoğunlukla hizmet sektörü ve tarım sektöründe çalışıyor olması ve çalışmaya ara verecek ekonomik gücünün olmaması da hastalık oranının artmasının sebeplerinden birisidir. Son olarak ise azınlık gruplarının sağlık sigortası maliyetleri nedeniyle sağlık hizmetine erişiminin yetersiz olması önemli bir sebeptir.[5] Örneğin, Wisconsin eyaletinde Siyah nüfusu sadece %6 iken, COVID-19 nedeniyle ölenlerin yarısı Siyahtır. Yine Chicago şehrinin nüfusunun sadece %30’u Siyahlardan oluşurken, COVID-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin %70’ini Siyahlar oluşturmaktadır[6] (Bknz Resim 3). Bazı sağlık uzmanlarına göre Siyahların COVID-19 nedeniyle ölüm oranlarının ve hastalığa yakalanma rakamlarının nüfuslarına oranla yüksek olmasının sebebi ABD’de uygulanan sistematik ırkçılık ve buna bağlı oluşan eşitsizliktir.[7]

 

Resim 3: Eyalet Bazında Siyahların COVID-19’dan Ölüm Oranları

Kaynak: Ollove, Micheal ve Christine Vestal. 2020. ‘COVID-19 is Crushing Black Communities. Some Statesare PayingAttention.’ PEW Trusts. Mayıs 27. https://www.pewtrusts.org/en/research-and-analysis/blogs/stateline/2020/05/27/covid-19-is-crushing-black-communities-some-states-are-paying-attentio

 

  1. Üst üste 3 siyahın öldürülmesi: Olayların Kronolojisi

ABD polisinin azınlık gruplarına sert davranışları bilinmekle birlikte, son olarak 3 Siyah ABD vatandaşının öldürülmesi ve öldürülme anlarının cep telefonu kamerası ile çekilmesi müthiş bir infiale yol açtı. Önce 25 yaşındaki AhmaudArbery’nin 23 Şubat tarihinde yolda koşarken, iki Beyaz Amerikalı tarafından silahla öldürülmesinin görüntüleri şok etkisi yarattı. Görüntülerin 5 Mayıs’ta yayınlanmasının ardından anlaşıldı ki Ahmaud’i öldüren baba-oğul ve görüntüleri kaydeden üçüncü şahıs savcılık tarafından tutuklanmaya gerek görülmediğinden serbestlerdi. Görüntülerin tüm ülke basınına düşmesinin ardından baba ve oğul ancak 7 Mayıs tarihinde tutuklanabildiler. İkinci olay ise 13 Mart tarihinde 26 yaşındaki Breonna Taylor evinde polisler tarafından öldürüldü. Polisler, Taylor’ın evine gece yarısı ‘no-knockwarrant – polisin istediği yere zorla girebilme yetkisi’ ile girmeleri üzerine, Taylor’ın erkek arkadaşı polisleri hırsız zannederek silahına ulaşıp ateş ediyor. Fakat çıkan çatışmada Taylor hayatını kaybediyor. Taylor’ın yaşadığı Kentucky eyaletinde ‘no-knockwarrant’ 11 Haziran tarihinde kaldırıldı. Ancak bu kararın alınmasının sebebi son olarak insanların sokağa dökülmesine sebep olan George Floyd’un Minneapolis kentinde polis tarafından öldürülmesi olmuştur. Floyd’un öldürülmesi ABD’de ‘Black LivesMatter – Siyah Hayatlar Değerlidir’ hareketinin aniden sokağa çıkmasına neden olmuştur (Bknz Resim 4). İlk defa aynı anda ABD’nin pek çok şehrinde sokağa çıkma yasağı uygulanmak zorunda kalmış ve bazı şehirlerde Ulusal Muhafızlar sokaklardaki olaylara müdahale etmişlerdir.

 

Resim 4: ABD’de Gösteri ve Protestoların Yaşandığı Şehirler ile Sokağa Çıkma Yasağının Yaşandığı Şehirler haritası

 

Kaynak: Woodward, Alex. 2020. ‘George Protests Mapped: Three Revealing Maps That Show Dramatic Scale of America’sDemonstrations.’ Independent. 2 Haziran https://www.independent.co.uk/news/world/americas/george-floyd-protests-maps-where-national-guard-curfews-us-a9545601.html

 

  1. Liderlik Sorunu: Trumpvs Biden

Hem COVID-19 krizi, hem de George Floyd protestoları ülke de bir liderlik sorunu olduğunu göstermektedir. Salgın sırasında ülkeyi tek bir bayrak altında toplamayı amaçladığını söyleyen Trump hükümeti, Valilerle ve sağlık uzmanlarıyla yaşadığı polemikler ve görüş ayrılıkları nedeniyle ülkede ki kutuplaşmanın artmasına sebep olmuştur. Örneğin; tüm salgın konusunda çalışan uzmanların ısrarla altını çizmesine rağmen Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Pence, maske takılması konusunda hassasiyet göstermemektedirler. Buna ilave olarak George Floyd protestolarının başlamasının ardından Trump’ın Twitter üzerinden protestoculara karşı aldığı tavır, adeta gösterilerin daha da ateşlenmesine yol açmıştır. Bu nedenle ülke içerisinde hem protesto hem de isyan yaşanan olaylar gözlemlenmiştir. Örneğin; Minneapolis polis merkezlerinden birisi göstericiler tarafından yakılmıştır. Ardından şehre ulusal muhafızların girmesi ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi de göstericileri durdurmamış, sokağa çıkma yasağına pek çok insan uymamıştır.

Trump ve Beyaz Saray protestocuları radikal örgütler olarak tanımlayarak, sert önlemler alınmasını isteyen taleplerde bulunurken, adeta Demokratların muhtemel başkan adayı Biden ve Demokrat Parti’nin önde gidenleri çok da fazla ses çıkartmayarak adeta bir kenara çekilip olayları izlemeye başlamışlardır. Demokrat Parti artık Trump’ı sıklıkla değil, stratejik olarak gerekli gördükleri taktirde eleştirmektedir çünkü Trump’ın kendi kendine zaten en büyük zararı dokunduğunu düşünmektedirler. Dolayısıyla Demokratlara göre, Trump 2020 seçimlerini kaybetmeye mahkumdur, Demokratların sadece yapması gereken ‘nefes alabilen’ bir adayı Kasım seçimlerine kadar ayakta tutmaktır.

Özellikle Trump’ın Washington D.C.’ye askeri birlikleri çağırması, Beyaz Saray önündeki göstericileri orantısız bir şiddetle dağıtma emri vermesi ve ardından da Beyaz Saray’ın karşısındaki St.John kilisesinin önüne gidip İncil’i eliyle kaldırarak poz vermesi liderlik sorununun başka bir boyuta taşınmasına neden olmuştur. Hemen ardından önemli komutanların ırkçılık karşıtı açıklamalar yapmaları, Savunma Bakanı’nın başkentte Ordu mensuplarının görevlendirilmesi taraftarı olmadığını söylemesi ve son olarak da ABD Genel Kurmay Başkanı Milley’nin Trump’labirlikte Kilise önünde aynı karede olduğu için özür dilemesi Ordu ile Beyaz Saray arasında ciddi bir anlaşmazlık olduğunu göstermektedir. Son olarak ise Pentagon’un Konfederal Generallerin adını taşıyan askeri üslerin adının değiştirilmesine açık olduğunu söylemesi ve Trump’ın buna kesinlikle karşı çıktığını açıklaması anlaşmazlığı iyice gözle görülür hale getirmiştir. Anlaşılan odur ki ABD içerisinde pek çok resmi ve özel kurum, sistematik ırkçılığa karşı reform yapmaya hazır. Ancak Trump hükümeti bu reformları uygulama taraftarı olmadığı gibi sistematik bir ırkçılık olduğunu da kabul etmemektedir.

  1. İstihbarat ve Terör örgütlerinin olaylardaki rolü

Bu kadar büyük çaplı bir protesto hareketi içerisine yabancı istihbarat örgütlerinin gerek izleme ve bilgi toplama gerekse olayları çeşitli noktalarda hızlandıran çalışmalar yaptıkları düşünülmektedir. Özellikle Rus medyası ve sosyal medya hesapları sahada gazeteciler bulundurarak olayları çok yakından takip ederek gelişmeleri anlık olarak aktardı. Buna ilave olarak Çin ve İran’ın da sosyal medyadaki sahte hesaplar üzerinden dezenformasyonun yayılmasına katkı sağladığı biliniyor.[8] Minneapolis merkezinin canlı yayında yakılmaya başlaması olayların çok dikkat çekici bir kırılma noktası olmuştur. Olaylar bir taraftan halk hareketi ve protestoları olarak görülürken, diğer taraftan ise ‘Siyahlar ülkeyi yakıyor’ olarak algılanmıştır. Oysa ki kısa süre sonra yangını başlatmak ve polis merkezini yağmalamaktan yakalanan 23 yaşındaki Beyaz Amerikalı Branden Michael Wolfe’un Minneapolis’e çok yakın olan St. Paul şehrinde yaşadığı anlaşılmıştır (Bkz Resim: 5).

Resim 5: Branden Micheal Wolfe’un Tutuklanması