ABD’NİN KORONA SALGININA KARŞI MÜCADELESİ VE YAKLAŞAN BAŞKANLIK SEÇİMLERİ


ABD’NİN KORONA SALGININA KARŞI MÜCADELESİ VE YAKLAŞAN BAŞKANLIK SEÇİMLERİ

Yazan  20 Nisan 2020

Koronavirüs, tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de böylesi büyük bir krizi yönetmek konusunda devletin gücünü ve otoritesini hem uygulama teknikleriyle hem de sınırlarıyla tartışmaya açtı. Virüs, ABD’nin New York eyaletini çok sert bir şekilde vururken, beklenmedik şekilde 2020 Başkanlık seçimleri için New York Valisi Andrew Cuomo’nun adı geçmeye başladı.

Trump, Federal Hükümeti temsil ederken, Cuomo’da eyaletleri temsil eder hale geldi. Korona salgını kriz yönetimi ABD içerisinde değil milli birliği sağlamak, siyasal bir sorun haline gelmeye başladı. Bu yazıda ABD’de yaşanan Korona salgınının ekonomik ve sosyal tahribatının yanı sıra yarattığı siyasal rekabet ve olası 2020 Başkanlık seçimlerine etkisi tartışılmaktadır.

Salgının Tahribatı ve Kamuoyu Algısı

Öncelikle insan kaybını matematiksel bir dille anlatmak istemediğimden tahribat kelimesini seçtiğimi belirtmek isterim. Koronavirüs nedeniyle aşağıdaki verilen rakamlar bir matematik değeri değil, ABD içerisindeki yasın rakamıdır. Aynı durum her ülke için geçerlidir. Krizin yönetimini ve ilerleyişini karşılaştırmak açısından New York ve California eyaletleri seçilmiştir. New York eyaletinde 15 Nisan itibariyle hasta sayısı 213.779 ve toplam insan kaybı sayısı 11.586 olarak verilmiştir. Tek başına New York şehri ise aynı tarihte 118.302 hasta sayısı ve 10.899 insan kaybı ile ABD’nin en çok etkilendiği şehridir. Ülke genelinde ise vefat edenlerin sayısı 33 bini geçmiş durumdadır. Tüm New York eyaletinin nüfusu 20 milyon kadarken California ise 40 milyon nüfusu ile Korona salgının zirve yapacağı 26 Nisan tarihine hazırlanmaktadır. California’da ise eğri aşağıdan götürülerek kayıp sayısı yeni 1000 rakamına ulaşmıştır.

Krizin başından itibaren üç kurum kamuoyu algısı oluşturmak açısından büyük rol oynamaktadır: Beyaz Saray, eyalet valileri ve medya. Trump, salgının vahametini kabul ettikten sonra bu durumu ‘Savaş’ olarak nitelendirdi ve tüm Amerikalıları tek bir bayrak altında bu savaşla mücadele için birleştirmeyi amaçladı.[1] En son 11 Eylül 2001 tarihinde ABD böylesi bir tek bayrak altında birleşme ruhunu yakalamaya çalışmıştı. Ancak Trump’ın arzu ettiği gibi Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin arasındaki keskinleşen kutuplaşmanın da neticesiyle Amerikalılar kendilerini bir düşmana karşı bir bayrak altında birleşmiş hissetmiyor. Dahası bunu savaş olarak da algılamıyor. ABD halkının COVID-19’un daha ne kadar tehlikeli bir hastalık olduğu konusunda ortak bir algısı olmadığı gibi Trump’ın Koronavirüs ya da COVID -19 terimi yerine ‘Çin virüsü’ ya da ‘Çinli Virüs’ tanımlaması da bu duruma yardımcı olmamaktadır. Dolayısıyla henüz virüsün adı konusunda dahi iki partinin tarafları hem fikir değildir.

ABD, Korona salgınına tarihinin en büyük siyasi kutuplaşması ve adaletsiz sosyo-ekonomik dağılımının olduğu bir sırada yakalandı. Dolayısıyla krizin yönetilme süreci partizanlık siyasetinin bir kenara bırakılıp ‘ben’ yerine ‘biz’ denildiği şekilde yürütülemiyor. En azından olması gerektiği gibi yürütülemiyor. Adeta taraflar çok yönlü bir savaş veriyor. Beyaz Saray, Eyalet Valileri ve tıbbi malzeme üretici firmalar arası ABD liberal ekonomisinin getirdiği gereksiz bir rekabet piyasası savaşı veriliyor. Bu kavganın içerisine bir de yine kutuplaşmış ABD ana akım medyası da dahil olarak taraflar arasındaki boşluğu daha da derinleştiriyor. New York Valisi Cuomo’nun başını çektiği bir grup vali, Başkanın savaş gibi aciliyet arz eden durumlarda kullanma yetkisi olan ‘Defense Act’i uygulayarak şirketlerden Federal Hükümetin sağlık malzemelerini alıp ihtiyacı olan eyaletlere dağıtılmasını istiyor. Ancak ne test, ne yoğun bakım ünitesi hastasının ihtiyacı olan tıbbi malzemeler, ne de sağlık personelinin güvenliği için gerekli olan malzemeler konusunda serbest piyasa ekonomisinden çok da fazla geri adım atılmadı. Aynı anda pek çok eyalet valisi kendini telefonda maske için pazarlık ederken buldu. Hatta Cuomo’ya göre zaman zaman adeta açık arttırmaya dönen bu hayati mesele de eyaletler kendini Federal kurumlarla karşı karşıya buldu. Her gün gerçekleşen Cuomo’nun sabah, Trump’ın akşam basın toplantıları savaşları neticesinde ABD kamuoyu Korona salgını ile yönetim konusunda ideolojik meselelerden sıyrılamayarak tek bayrak altında birleşme kavramından giderek uzaklaştı.

ABD Başkanı Trump’ın kamuoyunda onaylanma oranı Kasım 2019’da azledilme dönemindeki rakam olan %43’e düştü. Gallup’un verdiği bilgilere göre 1-16 Nisan tarihleri arasında Trump’ın kabul oranı %6 oranında düşerek bir rekor kırdı. Daha önce bu kadar kısa süre içerisinde böylesi bir düşüş yaşamamıştır.[2] 

 

 

Trump’ın onay oranı neden düşmektedir? Öncelikle her gün gerçekleşen uzun basın toplantıları ve basın toplantısı sırasında üstlendiği rol eleştirilmektedir. Uzun toplantılar sırasında basın mensuplarının zaman zaman azarlanması veya ikili sürtüşme gibi gözüken basın toplantısının soru-cevap kısmı Trump’a zarar vermektedir. Diğer yandan daha Korona salgınına karşı savaşın ilan edildiği ilk günden itibaren açıklanan vaatlerin gerçekleşmemiş olması da bu duruma etki etmektedir. Son olarak sağlık alanında yaşanan krize, bir de ekonomik sıkıntı eklenince Trump’ın seçim yılı olan 2020’de büyük problem yaşadığı ortadadır.

 

İki Parti Arasındaki Kutuplaşma ve Korona Salgını

Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasındaki sosyal, ekonomik ve siyasi kutuplaşma tarihinin en yüksek seviyesindedir. PEW araştırma kurumunun yayınladığı rakamlara göre siyasal değerler ve siyasal öncelikler açısından Demokrat ve Cumhuriyetçi parti birbirinden en uzak ve uzlaşmaz olduğu bir dönemi yaşıyor.[3] Örneğin; 2019 yılında Demokratlar ve Demokratik eğilimleri olanların 2/3’ü küresel iklim değişikliğini en öncelikli konu olarak belirtirken, Cumhuriyetçi ve Cumhuriyetçi eğilimleri olanları sadece %21’i aynı fikri savunuyordu. Buna ilave olarak Demokratların sadece %31’i Ordu’nun güçlendirilmesi gerektiğini düşünürken, Cumhuriyetçilerin ise %65’i Ordu’nun en önemli konu olduğunu savunuyordu. Sırasıyla Cumhuriyetçiler için en önemli konular: Terörizm, eğitim, sosyal güvenlik, göç, asker. Demokratlar için ise önemli konular: Sağlık hizmetleri, eğitim, çevre, sağlık sigortası, fakirler ve ihtiyaç sahipleri.

 

Demokrat Parti’nin başkanlık seçiminden Joe Biden’a destek vererek çekilen Bernie Sanders’ın ısrarla dile getirdiği ‘Herkes için Sağlık Sigortası’ kapsamında her bir Amerikalı bireyin yılda 200 doları geçmemek kaydıyla sigortalanması gerektiği fikri tartışıla dururken, bir anda ABD’yi Korona salgınının vurması gözleri sağlık sektörüne ve sağlık sigortalarına çevirdi. Hatırlatmak gerekirse, Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın sağlık sigortasındaki görüşü ise kısaca sağlık sigortası bir ‘ayrıcalıktır, hak değil.’[4] Her ne kadar Demokrat Parti’nin tamamı Berni Sanders çizgisinde olmasa da bir şekilde sağlık sigortasının her bireyi kapsaması konusunda hem fikirler. Sağlık sigortası konusundaki bu uçurumu aklımızda tutacak olursak Başkan Trump, COVID-19 ile ilgili ilk basın toplantısını 27 Şubat’ta gerçekleştirdi. Basın toplantısı sırasında krizi virüsle yapılacak olan bir ‘savaş’ olarak nitelendirdi ve tüm halkı birlik olmaya çağırdı. Basın toplantısından kısa bir süre sonra ülke çapında Korona testinin bedava yapılacağı duyuruldu. Kısaca Çin’de Korona salgınının duyulmasından 2 aydan fazla bir zaman sonra ve ABD’deki ilk vakadan haftalar sonra test ücretsiz hale geldi. O süre zarfında testin ücretinin 3000 bin doların üzerinde olması ve sigorta şirketlerinin test masrafını karşılamaması da salgının ABD’de hız kazanmasına sebep oldu. Üstelik halen daha tedavinin ücretsiz mi yoksa bir kısmının mı ücretsiz olacağı konusunda kesin alınmış bir karar yok.

Kongre’den geçen stimulus paketi neticesinde ABD’deki yasal her bir vergi mükellefine nakit yardım kararı alındı. Sanıldığının aksine sadece ABD vatandaşları değil, göçmen vizeleri ile ABD’de yaşayan; ama başka ülke vatandaşlıkları olan önemli bir sayıda vergi mükellefi de bu nakit yardımdan yararlandı. Paketin geçmesi için ABD Kongre’sinde hem Temsilciler Meclisi, hem de Senato’nun onayı gerekmekteydi. Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu Demokratlar oluşturduğundan taraflar arasında kısa bir süre pazarlıklar gerçekleşti. Tüm bunlara ilave olarak Temsilciler Meclisi sözcüsü Demokrat Nancy Pelosi ile ABD Başkanı’nın aralarının açık olmasından dolayı 5 aydan beri görüşmediklerini de ekleyelim. Şimdi kendini Cumhuriyetçi partinin oy vereni veya sempatizanı olarak tanımlayan kitlenin kendine sorduğu bir soru var: Eğer Korona salgınına hem Temsilciler Meclisi, hem Senato, hem de Beyaz Saray’ın Cumhuriyetçi Parti’de olduğu bir anda yakalansalardı, bu miktarda bir yardım alabilirler miydi?

 

Korona Salgını ve ABD’nin 2020 Seçimleri

 

Tam da Demokratların aday yarışı sırasında ortaya çıkan Korona salgını, yerel düzeyde ön seçimleri yapılamaz hale getirdi. Delege sayısında geride kalan Bernie Sanders, halkın sağlığını da daha fazla tehlikeye atmamak adına yarıştan çekilerek Joe Biden’ı desteklediğini açıkladı. Ancak henüz Joe Biden resmi olarak Demokratların başkan adayı ilan edilmiş değil. Ağustos ayına ertelenen Demokrat Parti ulusal kongresinde delegelerin yapacağı son bir oylama ile Demokrat Parti Başkan adayı belirlenecek. New York Valisi Andrew Cuomo’nın adı hızla gerçekleştirdiği basın toplantıları ve New York eyaletindeki krizi yönetmesi nedeniyle bir anda Demokratların başkanlık için adayları arasında adı geçmeye başlandı. Ülke içindeki endişeler sıradan siyasal endişelerin çok ötesinde, Demokrat Parti adeta ya Joe Biden hastalanırsa, Ağustos’a kadar çok zaman var diyerek gizliden bir B planı içerisinde gözüküyor. Teknik olarak Demokrat Partinin ‘beklenmeyen olay’ şartı kullanarak Cuomo’yu ya da başka birini Ağustos’ta aday gösterme ihtimali bulunuyor. Cuomo, kesin bir dille Başkanlık için aday olmayacağını söylese de Trump dahil pek çok siyasi çevre Cuomo’yu ciddi bir rakip olarak görüyor.

Seçimlerde ilgili adaylardan öte en önemli mesele seçimlerin nasıl yapılacağı. Beyaz Saray Korona salgını ekibi uzmanlarından Faucci hemen hemen her gün Amerikan halkına salgının önümüzdeki kış ülkeyi tekrar vurabileceğini söylüyor. ABD seçimleri ise Kasım ayında gerçekleşiyor. Seçim sürecinin nasıl gerçekleştirileceği konusunda henüz kesin bir karar yok çünkü henüz Amerika bir hafta sonrasını göremiyor. Ancak, her durumda Trump’ın işi çok zor görülüyor. Korona salgını ile mücadeleyi iyi yönetememiş ve ekonomik zorluklara çare bulamamış bir Başkan olarak seçimlere girmek istemiyor. Bu nedenle de ABD ekonomisin bir an evvel açılmasını istiyor. Hatırlatmak gerekir ki, Trump, bir önceki seçim döneminde hiçbir siyasal geçmişi olmadan seçimlere girmişti. Oysa ki bu sefer uzun bir dört yılın hesabını vererek seçimlere girmek zorunda.

 

Sonuç

 

ABD, resmi olarak 27 Şubat tarihinden beri Korona salgınına karşı bir savaş veriyor. Ancak bu krizin bir ‘savaş’ olduğu konusunda herkes aynı fikirde değil. Öncelikle ülke içerisinde Federal Devletin başı Başkan Trump ile Demokrat Valiler arasında yetki tartışması yaşanıyor. Trump’ın geçtiğimiz günlerde bir basın toplantısı sırasında Başkanlık yetkilerini ‘ultimate authority – nihai otorite’ olarak tanımlaması çok büyük tartışmalara yol açtı. Trump’a anayasa ve James Madison’ın 232 yıl önce yazdığı ‘nihai otorite’ asla bir kişide (kral gibi) bulunmamalıdır, sadece halkta bulunmalıdır sözleri hatırlatıldı. Zaten Trump da bir gün sonra geri adım atmak zorunda kaldı. Ülke, gerek sağlık gerek ekonomik yönden zor bir dönem atlatıyor ve bir sınav veriyor. Sınavın nasıl geçtiğinin yanıtını ise Kasım 2020’de öğreneceğiz.

 

[1] Brian Bennet ve Tessa Berenson. 2020. ‘Our Big War: As CoronoVirus Spreads, Trump Refashions Himself as a Wartime President.’ Mart 16. https://time.com/5806657/donald-trump-coronavirus-war-china/

[2] Justin Mccarth. 2020. ‘Trump’s Job Rating Slides; US Satisfaction Tumbles.’ GALLUP. 16 Nisan. https://news.gallup.com/poll/308675/trump-job-rating-slides-satisfaction-tumbles.aspx

[3] Bradley Jones. 2019. ‘Republicans and Democrats Have Grown Further Apart on What The Nation’s Top Prorities Should Be.’ Pew Research. 5 Şubat. https://www.pewresearch.org/fact-tank/2019/02/05/republicans-and-democrats-have-grown-further-apart-on-what-the-nations-top-priorities-should-be/

[4] R. Hobbus. 2016. ‘Donald Trump: Healthcare is a Privilege: Not a Right.’ Real News Right Now. 14 Ocak. http://realnewsrightnow.com/2016/01/donald-trump-healthcare-is-a-privilege-not-a-right/

Dr. Tuğçe Varol

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Aziz Ergen   - 11-07-2020

Avrupa Birliği Ortaklık mı, Tehdit mi ?

Mustafa Kemal Atatürk, özdeğerlerden ödün vermeden kalkınıp güçlenmek ve ileri bir uygarlık düzeyine ulaşmak ile “ Avrupa’yı taklit etmek “ , “Avrupalılaşmak “ ya da “ Avrupalı olmak “ gibi teslimiyetçi davranışlar arasına, net ve ayırıcı bir çizgi çizmiştir. ...