Prof. Dr. Hasan Köni: Asya Pasifik’te güç açısından Amerika, ekonomik açıdan Çin başat durumda olacak

Yazan  09 Mayıs 2020

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası Bölümü Öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. Hasan Köni ile “Koronavirüs Pandemisinin küresel sistem üzerine jeopolitik, jeoekonomik ve jeostratejik etkileri” konusu üzerine merak edilen hususlarda güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Günümüzde milyonlarca insanın hastalanmasına binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan bu virüsün uluslararası sisteme olan etkileri konusunda, Türkiye’de Uluslararası İlişkiler disiplinine yaklaşık 50 yıl emek vermiş bir bilim insanı ile böylesine bir röportaj yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Gündemimizi oluşturan Covid-19 virüsünün nasıl ortaya çıktığından, küresel güç boşluğu alanları ve özellikle Asya Pasifik sahasındaki Çin’e yönelik ABD’nin tavrı ile uluslararası kuruluşların durumuna kadar birçok konuyu, sorularınızın yanıtını 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Mehmet Zeki BODUR ile yapmış olduğu röportajda bulacaksınız.

Sayın hocam öncelikle bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için size Enstitü olarak teşekkür ederiz. Hepimizin de bildiği gibi hem Türkiye hem dünya olarak zor günlerden geçiyoruz. Koronavirüs pandemisiyle mücadele ediyoruz. Hâlihazırda ben bugün itibariyle rakamlara baktım dünya üzerinde 3 milyon 415 bin vaka varken 233 bin ölüm olayı olmuş.

Bugün sizlerle Koronavirüs Pandemisinin küresel sistem üzerine jeopolitik, jeoekonomik ve jeostratejik etkiler hakkında konuşmak istiyorum. Bu konuda müsaadenizle bazı sorularım olacak, cevaplarsanız çok seviniriz.

Hocam ilk sorum virüs anlatıldığı gibi doğal olarak gelişip insanlara geçen bir virüs mü? Yoksa biyolojik harp vasıtası olarak üretilip bilerek ve/veya kazara yayılan bir virüs mü? Bu konudaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? Çünkü bu konu üzerinde çok spekülasyon var. Röportaja bu konudaki değerlendirmenizi alarak başlamak istiyorum.

Şöyle bir durum var, Deniz Harp’te ders anlatırken; Rusya ve diğerlerinin durumlarını inceliyoruz. Oradan Amerika’nın Afrika’ya girdik. Bazı internet araştırmaları, Amerika’nın Batı Afrika’dan başlayarak, Endonezya'ya kadar 26 tane (Pentagon’un) biyolojik araştırma laboratuvarı var. Kendi içindekiler hariç. Bu, biyolojik savaş yasaklanmıştı, bunu insanlığa virüs yayılmasını önlemek için mi yapıyorlar, falan. Birleşmiş Milletler sormuş, “Ne yapıyorsunuz?” diye. Bu laboratuvarlar Pentagon’a bağlı.

Konu orada bitti. Çocuklar da gördüler. Sonradan bu olaylar çıktığında tekrar konunun üzerine gittik. Amerika 2014 yılında, influenza, SARS ve MERS , bunlar hep göğüs hastalıkları virüsleri, koronanın akrabaları, üzerine araştırma yaparken, iki laboratuvarında olay çıktığı için laboratuvarlar kapatılmış ve Obama yönetimi yeni bir sistem kurmuş, influenza hastanelerinin açılmasına karar vermişler, yeni bir rektörlük kurmuş bu tür virüslerin yayılması ve gelişmesini önleme tarzında ve uluslararası alanda da bu tür çabalara girişmişler.

2015 yılında Anthony Fauci, Amerika’daki salgın hastalıkları enstitüsünün başında olan adam, bu tür araştırmalar Amerika’da yasaklandığı için bunu Çin’deki Wuhan enstitüsüne devrettirmiş. Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın açıkladığı gibi 7. 200 milyon dolarlık bir fon ayırmışlar. Halbuki bu tür konular için fon ayrılması federal devlet tarafından yasaklanmış. Ama bu para yine federal devlet tarafından verilmiş. 2015 yılında devredilmiş.

Çalışmanın şöyle bir ismi var “Gain of Function” yani virüs güçlendiği zaman insandan insana geçip geçemeyeceğini araştırma, virüsü güçlendirme. Özellikle yarasalar üzerinde yapılan virütik araştırmalarda bu göğüs hastalıkları virüsü güçlenince insana yayılabilir mi? Nihayet bunun yayılabildiği bulunmuş.

2017'de Amerika'da bu fonlama yasağı kaldırılmış. Tabi Trump gelince bu işleri anlamadığı için silah yapımı ile beraber buna önem vermedi. 2018'de Amerikan Elçiliği Wuhan’dan Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na telgraf çekerek demiş ki “Bizdeki gibi Wuhan'daki enstitüde bir takım sorunlar yaşıyor. 4. derecede güçlü bir enstitü olmasına rağmen sorunlar yaşıyor tedbirler alınması lazım destek istiyorlar” demiş. Olay burada kesiliyor şimdi bu Doğudaki basının verdiği haberlerden çıkarıldı. Açık kaynaklardan.

Ben okuyabildiğim halde bizim basında bunlar yok. Amerika'dan korkuyorlar devamlı korkuyor zaten. Orada da bir takım olaylar oldu, zor durumda olan enstitü falan derken Eylül ayında herhalde bir patlama görünüyor 2019'un ve Çin bunu dışarı haber vermek istemiyor. Dünya Sağlık Örgütü gidip geliyor söylemiyorlar. Sonradan Aralık aylarında falan bu ortaya çıkıyor. Niçin izin vermediler, önlemeye mi çalıştılar önleyemediler mi?

Tabi bir de Çin’in 25 ülke ile uçak bağlantısı var. Söylemediği zaman bu insanlar oralara uçaklarla gittiler o yayılma sırasında. Halbuki bunu ilk fark ettiği zaman söylemesi lazımdı. Şimdi onlar da şöyle diyor: Acaba Amerikalı çalışanlardan olabilir mi? Çünkü askeriye gelip istihbarat burayı tespit ediyor onlardan mı yayıldı diye düşünüyor. İki tarafta pek açık vermiyor ama olay Çin’in üzerine kalmış gibi görünüyor önceden Dünya Sağlık Örgütü'ne haber vermediği için. Asıl olayı bilen Anthony ama o da Trump'ın adamı arkasında duruyor ve ona da bir şey söylenmiyor.

Şimdi bir komplo boyutlarını ortaya koymak istemiyorum ama 2-3 sene sonra asıl boyut ortaya çıkacak. Yani niçin mikropları güçlendirip insanları yayılıp yayınlayacağını inceliyorsunuz? Yayılıyorsa yayılıyor yayılmıyorsa yayılmıyordur. Yani Gain of Function yapımı mikrobu güçlendirerek insandaki etkisini ölçmeye yönelik. Şimdi iki türlü kullanımı var diyorlar hem askeri hem de sivil kullanım. Halbuki bunlar 1975'te yasaklandı bu anlaşmayı 180 ülke imzaladı. İmzalamayan 3-4 tane ülke var Atlas okyanusunda bir de İsrail imzalamadı.

Şimdi Trump döneminde Amerika'daki bu hastaneler pandemic hastaneleri kaldırılmış silah yapımına para aktarılmış. Yanındakiler de söylememişler mi? Şimdi top hem Amerika'nın hem de Çin'in üzerinde. Ama kazara mı yayıldı; yoksa durup dururken hayvanların bulunduğu araziden mi yayıldı orasını meçhul tutuyorlar, ama böyle bir çalışma oldu artık çıkan dökümanlardan belli oluyor buna böyle bir cevap vereceğim.

Teşekkür ederiz hocam değerli bilgileriniz için. Bakalım zaman bize ne gösterecek. Hocam, Koronavirüs Pandemisinin küresel sistem üzerine jeoekonomik, jeopolitik ve jeostratejik etkileri ne olabilir? Bununla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

2-3 değişik konu bir arada geliyor. Bir takım önlemler alınmaya çalışılıyordu. NATO'nun da yeni güvenlik konseptleri var ama mesela önlemler genellikle büyük şehirlerin zelzele, peşinden iklim değişikliği, peşinden büyük şehirlere yapılacak bir saldırı yani elektrik ve su kesilmesi düşünebiliyor musunuz? 10 milyonluk şehirleri NATO ulusal güvenlik sorunu olarak ilan etmiş 2017 yılında. Çünkü bir de bunların beslenmesi falan var. Konular böyle derken zelzele büyükşehirler derken, birdenbire bunun üzerine coronavirüs girdi. Şimdi düşünebiliyor musunuz? İstanbul, New York, Paris, Londra, Madrid buralarda coronavirüs yayılıyor, bir de zelzele olduğunu düşünün. Bu sırada bir siber saldırı ve elektrik su da kesildi ve peşinden de bu şehirlerin beslenmesi ve gıda alması... Çöktünüz.

Şimdi Türkiye'ye bakıyorsunuz, 24 milyonluk bir iyi yetişmiş nüfus kütlesi Marmara Bölgesi ve civarına biraz Çanakkale'de içine alarak yetişmiş bulunuyor. Buraları kestiğiniz zaman Edirne'den boğazlardan bir de arka yoldan Türkiye teslim alınır. İşte Ankara dışında Türkiye'nin arka tarafı ne endüstri ne de yetişmiş insan tarzıyla çok gelişmiş değil. Bu çok tehlikeli bir boyut olarak ortaya çıkıyor. Demek ki büyükşehir yapısı hızla değişecek bundan sonra. Zaten gıda yetersizliği konusunda bir takım sorunlar vardı bu iklim değişikliği nedeniyle o bir yapı değişimine gidecek. Peşinden Batı çöküyor diye zaten 2010’lardan itibaren bir takım yazılar vardı bende 2016'da Batı’nın Çöküşü Kaos diye bir kitapta bahsediyordum. Tabii onlardan gördüm. Şimdi Batı bu durumda silahlanmasına rağmen silah teknolojisinden rağmen bu tür sosyal olaylara hazır değil. Yani askeri ve uluslararası alanlardaki sorunlarda bir hazırlığı vardı fakat kendi kitlesel sorunlarını insan sorununa hazır değilmiş bu ortaya çıktı. Ne Amerika ne İspanya ne İngiltere ne Fransa...

İkinci bir sorun şimdi bu yapıda ekonomi duruyor, ekonomi çöktü için hele gelişmekte olan ülkelerde korkunç bir göç başlayacak. Nereye götürecekler? İyi yaşamı gördükleri yerim zaten bu göç başlamıştı. Ortadoğu'dan Afrika'dan Güneydoğu Asya'dan bu göç başlamıştı. Bu göç daha da artacak.

Hocam biliyorsunuz Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre halen dünya üzerinde hareket eden 272 milyon insan var.

Amerika durdurmaya çalışıyor biliyorsunuz. Şimdi bu göç tehlikesi neden tehlikeli? Çünkü ülkeleri sosyal bütünleşme bu yapısını bozuyor. Aynı kültürden olmayan insanlar geliyor, tüketim boyutları içerisine giriyorlar, sosyal bütünlüğü bozuyorlar ve büyükşehirlerin çevresinde yerleşiyorlar. Şimdi bizde kayıtlar en çok  nerede olabilir?  En çok şehirlerin çevresine yerleşmiş, İstanbul'un gecekondu bölgelerinde. Orada göçmenler iç gökten gelenler iç içe yaşıyorlar. Buradaki sokağa çıkmayın lafını kimler dinliyor? Gelişmiş semtlerdeki insanlar dinliyor bir tek biz dinliyoruz. Onlar sokağa çıkmadan yaşayamazlar. Bu yüzden de bu tür olayları durdurmak mümkün değil.

Global olarak bakarsak, bu olay kimin üzerine kalırsa ki Çin’deki rakamlar bu olayı önledik diyorlar bilmem ne diyorlar... Pek de haber alınamıyor. İstihbarat servisleri herhalde yavaş yavaş çıkaracaklar orayı.

Çin bir yükselme gösteriyordu, ikinci yükselmeyi de Hindistan'ın yapacağını hesaplamıştık. Japonya'yı da eklerseniz, Güneydoğu Asya, Rusya'ya da katalım atmayalım derseniz de Asya yükseliyor. Avrupa dayanışma içine giremedi. Eğer tek tek kalırlarsa ve Avrupa Birliği biterse 4 milyarlık-5 milyarlık Asya karşısında 80 milyonluk Almanya, 70 milyonluk İspanya 90 milyonluk Fransa bunlar yetersiz kalacak. Yani bütün bozukluğa rağmen Avrupa bütünlüğünü korumak zorunda hem pazar olarak hem de karşı bir denge olarak.

Amerika'ya gelince kendisinin altında bir Latin Amerika var, üst tarafta Kanada var, Meksika var koca iki tane kıta. Bir de Anglosaksonları koyalım yani karada Yeni Zelanda, Avustralya, İngiltere böylece ikili bir yapı hem Anglosakson birliği hem de bütün bir yapı Amerikalılar içinde. Böylece çoklu bir bölgesel yapılanmalar ortaya çıkacak. Bu bölgede Çin, Avrasya bölgesinde Rusya Almanya'nın başlat olduğu bir sistem ortaya çıkar. Silah sistemlerine bakarsanız 01 microgramlık bir virüs atom bombasından daha etkili hepimizi içeri soktu.

Birdenbire Amerika'nın çökeceğini de zannetmiyorum. Batılılar I Dünya Savaşı'nda 21 milyon II Dünya savaşında da 70 milyon kişi kaybettiler ama teknoloji ve bilgiye sahip oldukları için tekrar ayağa kalkabilirler kalktılar. Yani geçmiş milyon virüslü ölür mü bilmiyorum ama 70-71 milyonla tekrar canlandılar ayağa kalkabilirler ve bu türlü bilime teknolojiye önem vermeyen tek ülkeler -Yani akşama kadar dini konulara önem veren ülkeler- kalkınamayacak, toplayacaklar.

Biyolojik savunma sistemleri, hijyen, sanitasyon, yeni teknolojileri kullanma;  bunların hiçbiri yok. Dışarıya teknoloji olarak bağımlı ülkeler zaten ekonomik açıdan da zor duruma düşecekleri için karmakarışık bir sistem gelecek diye düşünüyorum.

Teşekkür ederiz hocam. Salgın, salgın sonrası uygulanan karantinalar, yasaklar, kurallar ve halkın bu süreci atlatmak için geliştirdiği çok farklı sosyalleşme yöntemleri beraberinde yeni bir yaşam modeli, yeni bir siyasi yönetim arayışı, yeni bir ekonomi modeli kısaca yeni bir dünya düzeni talebini de birlikte getirebilir mi?

Normal olarak getirmesi lazım. Çünkü daha evvel yapılan bazı araştırmalar var. Onları dışarıya söylemiyorduk. Şimdi Roma Kulübü, zenginlerin kulübü, Harvard’a birtakım araştırmalar yaptırmış. İlk araştırma 1972'de veriler Rusya ve Brezilya'da yayınlanmış. 5 tane değişken almışlar; gıda, nüfus artışı, kirlenme, madenlerin kullanımı falan. Bir computer dünya analizi yapmışlar. 3D programı diyorlar World 3D diyorlar. Internete girerseniz bunun analizleri ortaya çıkıyor kitap olarak yayınlamışlar.

Sonra 1992'de bir daha yapmışlar, 2012'de bir kez daha yapmışlar. Bu kez Avrupa üniversiteleri de girmiş araştırmaya. Çünkü şöyle bir şey düşünüyorlar; Dünya nüfusu ve dünyanın sınırlı olan kaynakları gittikçe daha fazla kullanılıyor. Bu, ne kadar dayanabilir araştırmanın temeli bu. Buradaki verilerde, -tabi eleştiriler de var bazı değişkenler açısından- 2020'de dünya üretimi tepe noktaya kadar çıkıyor, hatta 2030’lara kadar. 2030'larda yavaş yavaş bu kaynaklarda bir tükenme gözüküyor, iklim değişikliğinin de buna koyun ve nüfuslarda bir durgunluk ve her 10 senede bir yarım milyar azalma; ölümlerde geriye doğru artış. Bu 2035’e rastlıyor ama durgunluğun 2020'de çıkacağını söylüyorlar. Yapılan araştırmanın ilk bulgusu 1972'de; 2012'de aynısını buluyorlar, 2050'ye doğru projeksiyon yorumlar yapıyorlar diğer boyutları içinde salgını hesaplamışlar ama kirlilikten bahsediyorlar, denizin havanın suyun kirliliği, yetersiz sular gibi. Onun için de mikrobik boyut olabilir diye düşünüyorum. Yani kirlilik mikrobu da doğuruyor. Yarasalar gibi. Böyle bir analiz büyük devletlerin elinde var. Bizde Osmanlı'nın ne yaptığı konusunda analizler yapıyoruz. Böyle konuları pek giremediğimiz için.

Avrupa Yeşil Anlaşması da o zaman bununla bağlantılı olacak, 2030 kriterleri, 2050 kriterleri gibi.

Çok doğru bir yerden bağladınız. Şimdi o dediğiniz konuda bu araştırmanın sonucu Birleşmiş Milletler'in Sürekli Kalkınma Projesini ortaya çıkarıyor 2030'da. İşte yeni gıda üretimi, suların temizliği, sanitasyon gibi 18 paragraflık; şunları şunları yaparsak şöyle olur gibi. Hatta petrolün, gazın, benzinin, kömürün kullanılması da bitirilmesi gerekiyor. Biz oradan bir tehdit bekliyorduk kirlenme açısından. Artı büyük devletlerin mikroskobik çalışma merakı bunun üzerine bindi. Bunu hesaplamışlar ya da hesapladılar biz bilmiyoruz. Böylece 2020 zaten ana nokta idi üstüne oturması tesadüf olabilir. Öbür türlü komplo kurmuş oluyoruz. Ama 2030 da itibaren böyle bir boyuta erişilmesi isteniyordu. Birleşmiş Milletler'in sizin söylediğiniz belirttiğiniz gibi çabası bu yöndeydi. Demek ki bu 72'de yapılan tekrarlanan araştırmadan haberleri var ama bizim haberimiz yok başka araştırmalar yapıyoruz, Sultan Abdülhamit döneminde neler olduğunu araştırınız durum maalesef bu.

Bu bağlamda küresel yönetim sistemleri otokratikleşmeye mi, yoksa daha özgürlükçü bir yapıya mı veya ikisi arasında daha orta bir sisteme mi evrilecektir? Yine devlet aygıtının totaliter eğilimi bağlamında Çin’i Liberal Sosyalist bir çizgide nasıl okumalıyız?

Şöyle düşünüyorum, tabii spekülatif bazı yöneticilerimize vahiy geliyor ama bize gelmiyor biliyorsunuz bilimsel araştırma gerekiyor. Şimdi yeni alanlara alışamayan, adapte olamayan, üretim yapamayan, ekonomilere düzenli olmayan ülkelerde otoriter rejimler teknolojide kullanarak artacak gibi gözüküyor. Çünkü besleyemediğiniz zaman biliyorsunuz tabanın anladığı şey yeme içme. Yani onlar otoriter rejim, demokrasi falan onları anlamıyorlar, aç kaldıkları zaman sokağa çıkıyorlar. Bizdeki gibi kitlelerin anlayış kapasitesi o. Şimdi bu ekonomik olarak zor durumda olan ülkelere halledemeyeceği ülkelerde denetim artacak ve demokrasi gelişmesi mümkün değil. Zaten bizde de asla toplumu geniş bir refah seviyesini ulaştıramadığımız için askeri darbelerin olması o. Aç kalınca ayaklanıyor birbiriyle yemeğe başlıyor. Bir hakem vardı o zamanlar duruyordu. Yine aç kalınca yine birbirlerine giriyorlardı. Yani bütün Ortadoğu Asya Afrika'da bu böyle.

Çin’e gelince bir buçuk milyar insanın bizim orta yaşam şans seviyesine ermesi mümkün değil. Oradaki rejim otoriter kalmak zorunda. Düşünebiliyor musunuz? Demokrasi oldu, demokrasi olunca insanların taleplerinin yerine getirmeniz lazım. Bir buçuk milyar insanın talebini nasıl yerine getireceksiniz hepsi bizim gibi yaşamak isteyecek olmadığı için bastıracaksınız. Türkiye'de de böyle. Bastıracaksınız Amerika bunu serbest yapabilir. Daha çok üretim, teknoloji sahibi iyi üniversiteler de var hatalarını gördüler. Zaten ölenlerde tahmin ediyorum zenciler ve İspanikler, alt gruplar gidiyor. Onlar için de pek sorun olmayabilir. Zaten savaşta da 1-2 milyon kişi kaybetmiş.

Avrupa tekrar toplayabilir, Rusya kafasını biraz daha değiştirirse eğer silah rekabete olmazsa o da toplayabilir diyorum ama Afrika'da mümkün değil Afrika'da ne teknoloji var ne gelişme var ne ulus var. Kabilelerden oluşuyor. Biliyorsunuz biz de milliyetçileri, genel bir şeye ümmet boyutuna dönüyorduk. Bu ulus yapısında olmayan insanların belli bir yöne doğru yönelerek, birlikte kalkınma hamlesi ne girmeyi ruhu olmaz. Bu yüzden etnik yapının belli bir boyutta olması, dışarıdan çok geç olmaması önemli. Bu homojenliği bozan boyutlar. Bu yüzden bu ülkelerde otoriter rejimler olacak diye düşünüyorum ve göçler devam edecek.

Avrupalılar şimdiye kadar insancıl gözüküyorlardı ama bu yokluk içerisinde gelen göçmenlere saldırabilirler zaten yavaş yavaş başlıyorlar. Almanya'daki Türklere saldırıyorlar zaten orada Alman gibi yaşıyorlar, yani tutup da sokağın ortasında kurban kesmezler. Galiba buraya gelmek zorunda kalacaklar.

Yani demokrasilerle otoriter rejimler fakat kapitalist olarak devam edecek. sosyalizm çok önemli, toplumcu bir yapı içerisinde ama görünen o ki bütün topluluklara yetecek kadar üretmek mümkün değil. Hem gıda açısından hem de teknolojik yeni ürünler açısından boyutlar olabilir. Savaşlar çıkabilir. Bunun üzerine zaten savaşan ülkelere bakıyorsunuz; gelişmiş ülkelerin ürettikleri silahlarla savaşıyorlar. Onlardan silah gelmezse boyun eğecekler.

Ümit ederim bir uluslararası ortak yapı kurulabilir ama hep umut edildi şimdi şehirler arası insanlar bunu yapabilir mi yapamaz mı bilemiyorum.

Hocam, Kojin Karatani “Dünya Tarihinin Yapısı” adlı kitabında “Dördüncü bir büyük değişimin, bir dünya cumhuriyetine geçişin peşine düşebiliriz diyor” bu doğrultuda Dünya Cumhuriyeti Tartışmalarını ne kadar gerçekçi buluyorsunuz?

Bundan sonra kendisinin o zamana kadar halkı savaşa girmemiş yanıp yıkılmamış Amerika var. Yeni bir dünya düzeni çok merkezi bir yapılanmaya gidilebilir. Tabi Yeni teknolojiler inovasyon lazım. Yapılan buluşların bizi nereye götüreceğini bilemiyorum. Ona göre yeniden bir yapılanma tarzına gidilebilir, uzay çalışmaları artırılabilir. Ama bu dünyanın bir bütün olduğu bu tür saldırgan tutumlardan da vazgeçmek lazım. Yani 100 milyon Amerikalı beyazın iyi yaşam, yeni sistemlerin ortaya çıkartıldığı Ortadoğu içinde İsrail, hırslı Amerikan zenginlerinin bu yapılanmasıyla bütün dünya birbirine girdi. Belki akılları başlarına gelir diye ümit ediyorum. Ondan sonra bir dördüncü boyut yeni bir yapılanma tarzı ortaya çıkar.

Bu virüs krizi gösterdi ki, ulusüstü organizasyonlar gibi DSÖ/WHO’da amaçlandığı gibi bu gibi küresel salgında etkili olamadı. Veya hataları oldu. Bu zafiyetin ortadan kaldırılması ve bazı bilim insanlarının dediği gibi bu gibi salgınlar bundan sonra görülecektir öngörüsüyle, bu organizasyon nasıl daha etkin, küresel olarak daha aktif ve yerel otoritelerle daha sık işbirliği içine alınabilir?

Biz bu Dünya Sağlık Örgütü’nün inceledik. Dünya Sağlık Örgütü’nün laboratuvar araştırmalarına karışma hakkı yok. Gidip de laboratuvarlara; “Siz ne yapıyorsunuz?” diyemiyor. Bu çok ilginç bir durum. Halbuki hastalık çıktığı zaman hastalığı haber verebiliyor. Bir de tabii bu tür uluslararası örgütler devletlerin verdiği parayla yaşıyorlar. Yani kendilerinin bir gelir kazanma alanları olması lazım yani devletlerden bağımsız. Mesela Dünya Sağlık Örgütü Çin’e “Araştırmak için geleyim mi?” diyor “Hayır gelmeyin” deyip 3 ay bekletiyorlar. şimdi bu yapı geçerli değil. Devletlerin kendi korumacılığı varken bu yapı çok yürümüyor. Devletlerin korumacılığın üzerinde bir yapı oluşturulması lazım akılları başlarına gelip. Hala Çin kendisini iyi göstermeye çalışıyor, işte yardım etmeye çalışıyor, kendi kültürünü göstermeye çalışıyor fakat şimdi bundan sonra bazı zor durumlara da düşecek.

Sağlık Örgütü kendi araştırma gücüne sahip ve devletlere müdahale ettiği zaman bu müdahaleyi sağlayacak bir de ulaştırılmış olması lazım. yani “Hayır” dendiği zaman o devlete karşı müdahale edilmesi lazım ama nasıl içine müdahale edeceksiniz. Savaş çıkar.

Devletler Avrupa Birliği'nde olduğu gibi egemenliklerini bir kısmını bu tür örgütlere devretmeleri lazım gerçek açıdan. Bir de Trump gibi bir adam var biliyorsunuz. Uluslararası hukuka uymuyor. Dünya Ticaret Örgütüne ambargo uyguluyor. Şimdi de diyor ki “Dünya Sağlık Örgütüne parasını vermeyeceğim” doğru düzgün haber vermediği için. UNESCO’ya parayı kestiği zaman duruyor, Çin biraz para vermeye çalışıyor. Bu yapının devletleri kontrol etmesi ve yürütülmesi mümkün değil. Hatta biliyorsunuz Birleşmiş Milletler'in asker kullanma hakkı var saldırgan ülkeye karşı. Öyle bir asker toplayamıyor o yüzden görevi NATO'ya veriyor NATO gidiyor. NATO’nun görevi Avrupa'da. NATO'nun görevi Afganistan'da Afrika'da bilmem nerede değil ki Bu kez de NATO dünya bekçisi oluyor tabii Amerika. Bu olmadı olamıyor. O yüzden nasıl bir gelecek olacağını bilemiyorum.

Hocam şunu gösteriyor demek ki Birleşmiş Milletler gibi kurumların bir yapılanma sorunu var Hem maddi açıdan yapılan adı hem de yaptırım gücü olarak yapılanmasında bir sorun var bu ortaya çıkıyor aslında.

Evet, ayrı bir güç oluşturabilmesi, kaynak bulabilmesi gerek. Mesela size bir bilgi veriyorsa o bilginin parasını ödemesi lazım. Vermezse zor duruma düşmemesi lazım ve bir türlü mümkün değil hele Trump gibi adamlar önce Amerika, geri kalan ne olursa olsun diyor. Şimdi bir savaş çıksa Amerika Bize korumaya gelecek miydi zannediyor musunuz geleceğini? Hayır jeopolitik açıdan lazımsak devam ediyor.

Zaten Türkiye'nin son dönemdeki hamlelerinin yapılabilmesinin nedeni Rusya ile Amerika'nın bu önemli ve politik bölgede birbirlerine çekememeleri. Eğer Türkiye Japonya'nın bulunduğu yerde olsaydı arka tarafımız okyanus olsaydı, şimdiye kadar bizi 4'e bölmüşlerdi diye düşünüyorum. Sırf jeopolitik açıdan, yoksa yaptığımız savaşlar konvansiyonel savaşlar değil ki. Karşıda uçak yok roket yok bilmem ne sistemleri yok... Kendi yetiştirdiği teröristlerle zaman zaman çok savaşıyor karşı çıkıyor bilmem ne yapıyor. Libya'dakilerde Hafter gibi gruplarla uğraşıyor.

O yüzden gerçek boyutları geldiğimizde çok değişik boyutlar olabilir. Bir de Türkiye'nin stratejisi açısından bakarsanız ekonomi bittiğinde askeri güçte biter diye düşünüyorum. Bir yere kadar bir yandan kroma içeride yatırım yapacak bir yandan Amerika Trump'ın ambargosu ile şeye uğradık. Rusya ile bir ara kapıştık orada bir ambargo daha yedik. Yollara para ödüyoruz peşinden savaşa para ödüyoruz. Ondan sonra bir de büyük devlet boyutunda halkı besleyeceğiz bu durgunluk içinde belki vahiy yoluyla bazı şeyler geliyordur bilmiyorum.

Milli güç unsurlarındaki eksiklikler ortaya çıkıyor.

Yani onlar hesaplanmıyor, analizler kısa dönem yapılıyor orta ve uzun dönem analizler olması lazım. Şimdi bu human faktörünü söylediğim zaman daha bizim ordu NATO’nun kabul ettiği bu human faktörünü derslere sokamamıştı. En gelişmiş kurum olan hızlı hareket etmesi gerekiyordu ama onu da sakinleştiriciler. Dedim “human faktörü var, böyle böyle şeyler geliyor bir şeyler ulusal güvenlik unsuru olarak içerisinde ele alınıyor”. Ben söylesem “Hocam bu sizin analiziniz mi? derler. NATO ele almış yazmış göndermiş. “NATO’daki arkadaşlar size neyi bildiriyor?” dedim hava durumu bu bildiriyor nedir öyle kaldı NATO bu kanunları almış.

B.M nezdinde veya başka küresel bir kurum eliyle. Dünya da biyolojik harp imkan ve kabiliyetleri ile vasıtaları üzerinde kontrol edilebilir bir rejim kurulabilir mi? Yani bu ortaya çıktı belli ki.

Kurulabilir tabii bundan ders aldılar yalnız Trump gibi bir adamın gitmesi lazım oradaki  100 milyon beyaz işçi çalışıyor. Bu tür insanlar tehlikenin başka bir boyutu. NATO’da kurulabilir bu tür araştırma boyutları içerisinde çünkü bu yeni bir tehdit unsuru zaten girmiş işte iklim değişikliği, doğal felaketler aşırı şehirleşme,  toplumun homojen yapısının bozulması falan gibi konulara girmiş NATO bu NATO’da da kurulabilir bunun bir üst kademesi olan BM’de de kurulabilir. Bundan ders aldılar yeter ki orman kibarı yöneticiler sistemden çekilsin.  Kurulabilir doğru diyor yani.

Çin’in küresel güç boşluğu alanları ve özellikle Avrupa Ekonomik Sahasındaki tavrı nasıl şekillenir?

Şimdi Avrupa tabi karşı bir reaksiyon gösterecek fakat Avrupa’nın parası yok. yani şeyi kaybettiler sömürgeleri kaybettiler. Yeni ticaret alanları. Amerika’yla da yapamıyorlar. Onun da istediği biliyorsunuz gayrisafi milli hasıla %2  savunmaya hakimdi Amerikan satın alır. “Bizde yapmayacağız” dediler. Şimdi eğer  Çin buraya bir yatırım, ortak üretim, pazar imkanı sağlıyor ki Çin’in 1 buçuk milyarlık işte Hindistan'ın 1.300 milyonluk Rusya'nın pazarlarına Avrupa’nın ihtiyacı var o yüzden Çin’e karşı çok sert konuşmalar yok.

Bir ara Avusturalya, Yeni Zelanda Çin’i itham etmeye başladı. Oradaki basını şöyle bir inceledik. İnternetten okuyorum yazılarını. 245 milyar dolarlık Çin’e mal satıyorlarmış. Çin demiş ki “Avustralya’ya bunu durdururum beni bu şekilde itham etmekten vazgeçin.” Böylece birden bire Avustralya Yeni Zelanda Çin’i itham etmekten vazgeçtiler.

Amerika bir takım davalar açabilir. Der ki “Bu bir saldırıdır, önceden haber vermedi bize” Uluslararası ceza Mahkemesi’nde veyahut Uluslararası Adalet Divan’ında bir dava açabilir. Sonuçta bir karar çıkabilir ve Çin de “Borç ödemiyorum” diyebilir. Ama mecburen bu büyük kitlelere mal satmaya ihtiyaçları var. Marshall Planı’na bakın. Marshall Planı Avrupa’yı kalkındırıyor. Niye? Amerika’nın ürettiği malları ve o malın kültür olarak değerlerini anlayacak bir alan lazım: o da Avrupa. Önce Avrupa’yı kaldırıyor diyor ki “Sana verdiğim bu parayla benim mallarımı alacaksın.” Onun mallarını aldığı için Amerika içindeki hem mal üretimi hem de gıda üretimi artıyor böylece yukarı doğru çıkıyorlar. Şimdi tekrar bu tür alanları yani tüketicilerin olması gerekiyor.  O yüzden böyle bir yatırım parası hala varsa Çin’de böyle milyonlarca insan ölmemişse, normal ekonomik ilişkilerini sürdürmek zorunda kalacaklarını düşünüyorum.

Zaten Bir Kuşak Bir Yol’un son noktası da aynı İpek Yolu gibi  en son Avrupa’ya kadar uzuyor yani sonuçta.

Yani mecbur alacaklar. Çünkü aslında Çin’in pazarına ihtiyaçları var Çin’in de bazı malları bu alana satma ihtiyacı var. Bu yüzden bir takım kınamalarla kendisi fedakarlık ederek destek vermeye devam edecek. Amerika zaten geriliyordu bölgesel güç olarak kalabilir, daha yeni teknolojiler ortaya çıkabilir. Çökemez. Niye çökemez? Çünkü teknoloji yaratma kabiliyeti var. Bakın Almanya’ya iki defa yere yapıştırdılar yine ortaya çıktı. Niye? Çünkü o bilim kafası ve bilgiler duruyor kendilerinde. Orada öyle değil Almanya’yı bırakın size üç gün sonra nükleer silah üretsin dört gün sonra uzay çalışmalarına girsin. O tür kafaları var.

Mesela Amerika’nın bir şeyi daha var. Başka şeyleri zevk aletlerine önemi verdiği için işte televizyonlar bilmem neler silahlar... %90 ilaç imalatı Çin’den geliyor ucuz olduğu için, %90 şimdi kendileri üretecekler. Bizde de biliyorsunuz oba filan üretmeye başladılar. İlaç üretmekten vazgeçtiler pahalı olduğu için. Halbuki bunlar lazım şimdi lazım olduğu anlaşılıyor. O yüzden bu ticaret alanı devam etmeye ihtiyacı var. Burası da Asya maalesef. Asya nüfusuyla o yüzden yumuşak davranacaklar bütün kinlerine rağmen.

Bu bağlamda ABD’nin küresel güç boşluğu alanları ve özellikle Asya Pasifik sahasındaki Çin’e yönelik tavrı nasıl şekillenir? Yani orada da bir küresel güç boşluğu oluşmaya başladı.

Şimdi Asya Pasifik’te Amerika başat durumda. Ekonomik açıdan Çin başat durumda, Amerika’nın denetiminde bir ekonomik yayılma olabilir ekonomik olarak mal ve hizmetlerin bitmesi gibi. Ama güç açısından Asya Pasifik’te Amerika ile başa çıkamaz.

2050’de yeni gemiler yapılacak, yeni sistemler yapacak, yeni füze yapıları ortaya çıkacak. Ama Çin şunu biliyor ki; bir büyük savaş ekonomiyi bitiren bir boyut. İşte Avrupa’nın çöküşü bu büyük savaşlarla çöktüler. Amerika’da 2008 yılında Orta Doğu‘da Asya’da yaptığı savaşlara yaptığı harcamalarla çöktü. İflas etti biliyorsunuz 2008 yılında Amerika. Yeni teknolojilerle yeniden toparlanmaya çalıştılar falan filan Obama’yı seçtiler obama geldi bu savaşlardan çıkacağız dedi. Aslında Trump’ı bıraksalar orada Orta Doğu‘dan çıkacak ama yeniden seçilmek için Musevi lobisine ihtiyacı var. O yüzden saçma sapan Ortadoğu politikaları izliyorlar. Yani bir daha seçilmek için Musevilere yağ çekecek adam. Ama Pasifik Amerika'nındır, ekonomik açıdan yayılmasına izin verebilir fakat Tayvan’ı ele alması Pasifik'teki diğer adalara yayılması bunun güç açısından izin vermez diye düşünüyorum.

NATO Pandemi krizini yönetme konusunda başarılı olabilmiş midir? Bu kapsamda yeniden yapılanmasına ihtiyaç var mıdır? Bu bağlamda savunma Sanayisi başta olmak üzere Türkiye ile teknoloji transferi ve NATO ilişkileri nasıl şekillenecek?

NATO nedense tabii Amerika olduğu için bu laboratuarlar konusunda bilgisi vardır diye tahmin ediyorum. 26 laboratuvar var. Mesela 10 tane Afrika'da var iki tanesini bulunduğu yerde Ebola virüsü çıkmış. Bundan NATO'nun haberi yok. Vardır da Amerika ve İngiltere'nin; bizim haberimiz yok. Tabii yabancı gözlere hariç diye bizim okumadığımız bir sürü evraklar geçiyor NATO’da.

Bu pandemi konusunda bazı ülkelere bilgi vermiş ama bu kadar ölü var şu kadar sayı var falan filan. Böyle bir modele hazır değil. Yani asla bir biyolojik savaş yahut bio-savunma tarzı düşünülmemiş. Öyle çalışmalar olmasına rağmen. Çünkü Çin’e veriyor Çin’dekini kontrol ediyor. Böyle bir şey olacağını hiç akıllarına gelmemiş. Ama bu yayılma bir yerden patlayarak yayılma; gösterdi ki bu tür savunma sistemini alışık değil. Şimdi ileri doğru tahminlerde bu yıllardan sonra NATO bu tür uygulamaya gidecek. Öbür türlü zaten hiçbir işe yaramaz.

Avrupa çöktü ellerinde silahlar sağa sola Amerika'nın yerleştirdiği nükleer füzeler, yok kısa yakın metrajlı füzeler, Polonya yerleştirdikleri... Bir tek şey söylenebilir burada: Elinde kaldı yazık çiçeklerimle mendil. Adam 10 gramlık mikroplu hepsini duman etti. I Dünya Savaşı'nda vermedikleri ölüyü Avrupa şu anda veriyor. Demek ki başka bir tehdit boyutu var. 1972'de Dünya 3D anlaşması World 3D anlaşması demek ki doğruymuş. Üniversitelerde konferanslar falan...  Askeri kesim yahut Amerika'nın silah üretici kesmi, ki aynı zamanda Amerika'nın da petrol üreticisi onlar, bunu dikkate almamışlar. Şimdi dikkate almak zorundalar. Düşünebiliyor musunuz? Önde askerler duruyor ellerini süper silahlar, nano teknoloji ile geliştirilmiş yapılar, yapay zekalı silahlar, arkada halk yok. Ee ne olacak? Halk olmadıktan sonra 10 bin kişi elinde silahla kapının önünde bekliyor. O yüzden yeniden bir güvenlik sistematiğinin güvenlik eğitiminin ve güvenlik yapılanmasının oluşturulması gerekiyor diye düşünüyorum.

Bu aslında şunu gösteriyor; BM, NATO ve AB kendine virüs sonrası yeni bir sistem üzerinde çekidüzen vermeye ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

Evet efendim. Böyle olmazsa olmaz. Zaten iklim değişikliğinin nedeniyle gıda da yetiştiremiyorsunuz. Gıda gelişimleri de yeterli değil. Ürün yeterli olmayabilir. Madenler bitecek bir yerden sonra. Temiz enerjiye geçmek zorundasınız. Gittikçe kirleniyor.

Bakın ilk defa İstanbul'da uzaktaki tepeler dağlar gözükmeye başladı. 17 20 milyon kişi her gün sokaklarda aşağı git yukarı gel, köprüden geçenler... Bu tür boyutlarda şehir yapıları da değişecek sosyal yapılarla birlikte. Bu yüzden yeni teknolojiler yeni yapılanmalar hızla gelmesi lazım. Öbür türlü zaten iklim değişikliği yüzünden tepe aşağı gidiyorduk. Bu da artı olarak ortaya çıktı ve ümit ediyorum inşallah World 3D araştırmasındaki 2050’den sonra yarım milyar yarım milyar dünya nüfusu azalacaktır boyutundaki bulgular doğru olmaz. Tabii bu benim için geçerli değil o zamana kadar çoktan başka tarafta oluruz ama gelecek nesillere düşünüyorum. Türkiye'yi düşünüyorum bir hata veya yeni buluşlarla bana değiştirilebilmesi olabileceğini umut ediyorum.

Küresel İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi var malumunuz. Onunda İngiltere’de yapılacak toplantısı iptal olmak durumunda kalacak galiba.

Onu Trump iptal etti. 175 ülke imzaladı. Ama diğer herkes çalışıyor bizi de anlaşmaların hepsini imzalamış Türkiye. İşte belediyeler mümkün olduğu kadar çalışıyor. Birbirimize düşman olmasak daha da iyi çalışacaklar. Çünkü bu sistemlerde devletin bütün sistemleri muhtarlardan başlayarak belediyelere; belediyelerden valiliklere; valiliklerden hükümete kadar ortak çaba gösterilmesi gerekiyor. Şu anda o parti bu parti sisteme hiç geçerli değil. Ancak bu sayede çok iyi bir boyutu ulaşılabilir, mikrop önlenebilir, ekonomik yapı ortak boyut içerisinde düzelebilir. Seçimi kim kazanırsa kazansın Türkiye içinde yaşanmıyor mu? Ama aynı kafada değilsek “failed” dedikleri başarısız ülkeler safında yer alırız diye düşünüyorum.

Belki bu pandemi krizi dediklerinin bir sonucu da, Küresel İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden ne kadar önemli olduğunu, küresel iklim değişikliğinin tüm insanların hayatına etki edeceğinden dolayı yapılması gerektiği konusunda da etki yaratabilir diye düşünüyorum.

Tabii çok doğru. Bu iklim değişikliği ile bazı nebat türleri de ortadan kayboluyor. Isınma ile işte kutuplar eriyor yeni gelişim yolları açıldı kutuplarda. Hatta şöyle konuşuyoruz sular yükselecek Pasifik'teki Atlantis da ki bazı adalar kaybolacak.

Hep bir örneği veriyorum arada doktorları ziyaret ediyorum doktor bana reçete yazarken dedim ki “boğazda sular 3 metre falan yükselir. Boğazdaki yalıların durumu tehlikeye düşer. O zaman ucuzlar bende bir yalı alabilirim.” Doktor başına kaldırdı “Hocam bu ne zaman olacak? 2045 lerde falan olur. Biz ikimiz bunu dert etmeyelim.” Dedim ki “Anlıyorum.” O yüzden dert etmiyorum bu değişikliği. Ama gelecek nesillerin ciddi şekilde dert etmeleri lazım. Öbür türlü minareden şey okuyarak bu işi düzeltmek pek mümkün görünmüyor.

Konvansiyonel ve nükleer silahlar haricinde bu tür virüsler savunma sanayisini ne şekilde etkileyecektir. Yeni organizasyonlara anlaşmalara ihtiyaç duyulacak mıdır?

Mutlaka yeni anlaşmalara gidilmesi gerekiyor yeni anlaşmalara. Zaten 1925'te yapılan Bakteriyolojik ve Kimyasal Silahların Üretilmesi Saklanması Varsa Bunların Yok Edilmesi Anlaşması var. 1975 yılında bir daha tekrarladılar. Bunu Amerika'da imzalanmış. Biz bunu savaş hukukunda anlatıyoruz yani insancıl hukukta. Ama buna rağmen Pentagon 26 alanda Wuhan dahil birtakım araştırmalar yapıyor. Federal devlet 2014 yasaklıyor, federal fonlarla bu sefer Wuhan'daki destekleniyor. Şimdi soruyorlar “Wuhan’da fonlarla desteklenmesi ne demek? Madem yasaklandı neden destekliyorsunuz” Federal olarak da yasak getirilmişti. Tabii bu adam gelince değiştirdi. Şimdi yeni bir takım anlaşmalarla bunun tam olarak yasaklanması lazım.

Bakın gaz kullanılmasını durdururlar. gaz tankları vardı, fena halde cezalandırıldılar. Orada maske falan takarsınız. Burada gizlice yapılan bir operasyonu düşünün. Bir ülkenin içme suyuna veya havasına... Cebinde bir şeyle geliyor bir adam etrafa dağıtıyor. Bunun istihbaratı falan da yok. Bunu kimden öğreneceksin nasıl öğreneceksiniz? Tabii kendileri de bunun aşısını önceden yapmış olmaları lazım. Ama bunu da yapmadılar. Maalesef biz de Beyaz Adam sayılıyoruz. Beyaz Adam tehlikeli bir şey. Kızılderililer söylüyordu da inanmıyorduk. Ben Beyaz Adamların tehlikeli olduğuna inanıyorum artık. Yani ekonomik yapı için herkesi öldürebilir. Kızılderililere de kızamıklı battaniye veriyorlarmış üzerlerine sürüp. Neden? Oradaki arazileri satın almak için.

Bu duygulardan vazgeçmelerini ümit ediyorum öbür türlü çok tehlikeli. Bu mikrobik savaş biyogüvenlik sistematiği konusunda çok sıkı yeni anlaşmalar yapılması lazım diye düşünüyorum.

Hocam biraz da bölgesel konulardan konuşalım müsadenizle.  Pandemi salgını Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini etkiler mi? Doğu Akdeniz’de kim etkin güç olacak? Yeni birliktelikler ortaya çıkabilir mi?

Efendim şimdi Türkiye’nin birtakım sınırlarını aşan hamleler yapabilmesi -işte Libya falan- Batı’nın zayıflaması sonucu ortaya çıktı. Hem jeopolitik yapısı, Rusya ileri doğru geliyor, hem de Batı zayıfladı. Amerika kendi kalkınması ile meşgul; Doğu Akdeniz'de pek ne oluyor ne olmuyor meşgul olmak istemiyor. Bir tek İsrail yüzünden o yüzden Türkiye bu durumda kendi isteklerini aşırıya kaçmamak kaydıyla yerine getirebilir.

Bir kere şu önemli üç tarafı denizlerle çevrili ülkede, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türkiye'nin yanında kalmasının ve bu yapının böyle kalması gerekiyor. Öbür türlü büyük bir deniz alanı kaybediyoruz. Yunanistan tekrar aklını başına alarak belli bir Ege'de sınırlar getirmesi gerekiyor. Daha Türkiye ile ortak çalışmalara girmesi gerekiyor. Peşinden Türkiye'nin bir takim hissi politikalardan vazgeçmesi gerekiyor. Yani İdlib'deki aşırı güçleri belli bir yere getirmek, onları korumak. Kuzey Suriye'deki durumu anlıyorum. Oradaki yapı bir tehdit oluşturuyor ama İdlib’teki konu bizimle ilgili değil ki. O dönemde geçti. Yani böyle bir yapı kurulamaz artık. Böyle bir Sunni  imparatorluk falan kurulması mümkün değil. Zaten karşı karşıya gelindi. Mısır'la Suriye Arabistan ile karşı karşıya gelindi ama Türkiye ekonomik deniz alanını -ki balıkçılık çok önemlidir dünyada 3 milyar kişi balıkçılıktan besleniyor Türkiye bunun farkında değil. Üç milyar kişi Birleşmiş Milletler'in Deniz hukukunun dörtte biri bu balıkçılık üzerine derste okutuyoruz ama İlahiyat Fakültesi’nde okutulmuyor tabi. Bunu biz derste okutuyoruz- Bu yüzden Libya'daki hareketimiz haklıdır. Fakat çok fazla ileri geçmemek lazım anlaşmayı kabul ederlerse bu deniz alanında bu da doğrudur. Kıbrıs yanımıza tutulmalıdır. İleride de Suriye konusu bir an evvel çözüme gidilmelidir. Çünkü bu ekonomik gelen yapılarda bu tür masrafları karşılaşacak boyutumuz olabildiğini zannetmiyorum. İnşallah vardır.

Biliyorsunuz bir top atışı 50.000 lira oradaki askerler yiyor içiyor, sonra sordum yan yana savaşıyorlar herhalde askerler arasında savaşırken birer buçuk metre mi ? Arkadaşlar birer buçuk metre durun diyorsunuz. Koskoca alay birer buçuk metre ara ile pozisyona mı giriyor? Burada koronavirüs yok mu? dedim. Bu işin bir sürü boyutları var.

Ama şu andaki hamlelerimiz yerindedir. Hatta Kıbrıs Türkiye'nin bir koruma altında ülkesidir. Böyle bir hukuki yapıda var. Buna Avrupa'nın çok ses çıkarabileceğini düşünmüyorum şu an. En fazla Türkiye'den mal almayız derler. Türkiye Çin’e Rusya'ya Asya’ya doğru yaslanmaya başlar. Öbür türlü deniz alanlarımızı ve Kıbrıs’ı kaybetmek mümkün değil.

Öbür sorunda da Amerika’nın ne yapacağını beklemek gerekiyor. PKK konusunda. Bunlar ne istiyorlar hala o istekleri geçerli kalacak mı onu bilemiyoruz. Bir tek çözüm var İran diyecek ki “Ben İsrail'in orada varlığına karışmıyorum, ben kendi işimi yapmaya çalışacağım kendi ülkemi geliştireceğim. Biraz Şiilik yapıyorum.” Ertesi gün Ortadoğu'daki sorunların yarısı biter Kürt devletine de gerek kalmaz. Ama onlar direndiği için bu iş bitmiyor ve de birtakım Hamas’ı destekleyerek de bu iş çözebileceğimizi zannetmiyorum.

Ambargo altında Koronavirüs salgınıyla mücadele etmek zorunda kalan İran başta olmak üzere, Irak’taki iç dengelerin bozulması, Beşar Esad yönetimindeki Suriye ve Rusya ile petrol üretimi konusunda geri adım atmayan bir Suudi Arabistan’a bakıldığında Ortadoğu’daki gerginlik Türkiye’ye nasıl yansıyacak?

Efendim yansıyor arkadaşların yazılarında okuyorum. Şimdi PKK’dan vazgeçebilirler, Türkiye'ye çok rahatsız ediyor diye zaten Türkiye'yi rahatsız ediyor diye. Ama 2 tane otonom bölge kurdular, bir tanesi de İran'da kurulursa -ki İran ne kadar devam edecek- Türkiye dışında bir yapı oluşmuş olur. Bu Yapı Arapların 100 sene oyalar, İsrail'e de 100 yıl rahat ettirir. Ama temel çözüm maalesef burada İsrail'in varlığını kabul edeceksiniz, ondan sonra çevredeki barış ve sakinlik yavaş yavaş üretime dönüşecek. Yani Avrupa ülkeleri bu ekonomik boyutları yaşarken; gıda açısından dışarıya bağlı ülkeler işte Suriye Irak.. -Türkiye de yavaş yavaş gıdada dışarıya bağlılığa doğru gidiyor Ata doğumları bir kenara bırakıp mata tohumları ile bir şeyler yapmaya çalışıyoruz- Bu savaş devam ederse bu krizlerle birlikte nasıl devam edecek? Kuzey Afrika'nın hepsi ana kuraklık sistemi içinde bu 2-3 yıl içinde daha da kurak hale gelecek. Yani makro çizgiler hiç düşünülmüyor. O andaki savaş boyutlarına kısa dönemli savaş boyutlarına önem veriliyor. “Şu cephede şu uçak geçti öbürü de onun yanından geçti buradan 3 kişi bir tarafa doğru saldırıyor. 3 kişi amuda kalktı” haberleri okuyorum. Bunlar mikro haberler bizim istihbarat buysa Çok tuhaf bir durumdayız demektir

Siz de görüyorsunuz tabi. Nedenini bulmaya çalışmak çok daha doğrusu. Bunun altında ne var? Bu soruyu her zaman sormak lazım. Niye yaptı? Ne için yaptı? Dibe doğru gitmek lazım diye düşünüyorum ben de.

Tabi öbür türlü kısa dönemli bir günlük 2 dönümlük o istihbaratçı bu bilmem ne... Bunlar çok kısa dönemli palyatif unsurlar. Orta dönem, uzun dönem Ortadoğu 100 Yıl savaşlarını yapacak bir güçte midir? Bu ne kadar devam edecek? Bu nasıl kalkındıracak? Bunun Türkiye'nin sosyal yapısına yansıması nasıl olacak? Bu tür şeyleri yapınca dünya teknolojik açıdan başka bir yöne giderken; açılan okullarla bu tür bir yapıya yetişebilir miyiz?

Yani yeni baştan olayı düşünmek lazım, ciddi düşünmek lazım, teknolojik üretimlere girişmek lazım, teknik okulların sayısını artırmak lazım. İnşallah aklımız başımıza gelir diye düşünüyorum.

Bildiğiniz üzere Rusya Federasyonu Ukrayna’daki iç karışıklıktan faydalanarak Kırım’ı işgal ederek topraklarına kattı. Sizce Rusya Federasyonu yayılmacı politikasını bu pandemi salgını sonrasında da kullanmayı düşünür mü?

Rusya için Ukrayna, Beyaz Rusya koruma kordonudur. Nasıl siz Latin Amerika'ya Honduras Nikaragua’ya sosyalizm geldiğinde Amerika coşuyor. Yahu sanane! Küba Honduras veya Latin Amerika sosyalist ülke olsun. Sosyalist toplumcu demek. “Hayır. Orası benim güvenlik alanım orada sosyalizm olmaz” diyor. Şimdi Rusya için de Ortodoks Hristiyan ve Slav alanı Rusya'nın kendisini koruma alanı bu iki alanı verdi mi Almanya'dan Urallar’a kadar tank dümdüz gidiyor hiçbir şey yok zaten Stalin’in savunması Urallar’ın arkasındaydı. Şimdi burada katiyen taviz veremez. koronavirüs olsun olmasın.

Kırım bölgesini de 1954 yılında Kruşçev “Ukrayna zaten bizden ayrılamaz yarı nüfusu Rusya yarı nüfusu Ukrayna'da” diye hibe etmiş. Ukrayna haritası öyle değil 1954 öncesinde bakın. Ondan sonra lap diye oraya el koydu. Çünkü 1956 Kırım Savaşı'ndan beri Rusya'nın yumuşak karnı Karadeniz. Karadeniz'den yukarı çıktığınız zaman Moskova Saint Petersburg ve diğer alanları ana üretim ve Rus nüfusunun yüzde sekseni yaşadığı alanı işgal ediyorsunuz Rusya teslim alıyorsunuz buraların arkasındaki alan buzul yüzde yirmi nüfus. Çoğunda da bizim Türkler yarışıyor O yüzden burada Rusya'nın taviz vermesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.

Son günlerde BM'ye ve Uluslararası Adalet Divanına gitmek de dahil olmak üzere bir dizi muhtemel yollardan Çin'e yönelik tazminat davaları gündemde. Açılacak davaların hepsinde de Çin Komünist Partisinin en kötü haberleri dış dünyadan gizlemeye çalıştığı ve hastalığın yayılmasına sebep olduğu yönünde. Eğer Çin Covid-19'dan sorumlu tutulursa ülkeler, Pekin'den kanuni olarak trilyonlarca dolar talep edebilir mi? Bu yapılırsa Çin’in geleceğe yönelik durumunu nasıl etkiler? Bu salgın olayı “bir kuşak bir yol projesinin” engellenmesine yönelik olarak kullanılabilir mi?

Efendim edebilirler yani  Uluslararası Ceza Mahkemesini veya Uluslararası Adalet Divanına çıkarlar veyahut Amerika’da bazı eyaletlerin yaptığı gibi -ki cumhuriyetçi parti bunu destekliyor- kendi ülkelerinde bir dava açabilirler. Bir tazminat davası hani Ermenilerin bize açtığı gibi. Şimdi uluslararası mahkemelerde bu söyledigim iki mahkemede açılan davada karar çıktı. Çin dese ki “Ben bunların yetkisini tanımıyorum” yahut “Ödemiyorum” dese ne olacak?

Şimdi şöyle bir örnek vereyim: Ceza Mahkemesi Urfa’daki bilmem ne aşireti 5000 silahlı gücü var bizim yanımızda elektrik borcu var diyor ki  “ 5 milyar TL elektrik borcunu öde diyor yoksa hapis cezası.” Adam da diyor ki  “gelin alın.” Şimdi en aşağı 100-200 polis şehit olması lazım. Birbirine girecek. Almıyorsunuz alamıyorsunuz değil mi? Onların elektrik paralarını biz ödüyoruz. Kaçak elektrik paralarını biz ödüyoruz. Alamıyor devlet. Burada İstanbul’da yakalar da gitsin Urfa’da yakalasın bakalım. Bu durumda böyle davayı açarsınız onu uygulayacak güç lazım. İşte polis o zaman mahkeme kararı uygulama gücü  olmadan edebiyattır.

O yüzden dava açılır mı davaya ne olur falan... Biz bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını dinlemiyoruz. Peşinden de Avrupa’ya yardım gönderiyoruz. Bu yüzden bu Uluslararası hukuk biraz komedidir. Güç olacak. NATO’nun gücü var, Birleşmiş Milletler’in yok.

Türkiye’nin stratejik güvenlik mimarisi bu süreçte nasıl şekillenir? Türkiye’nin yeni dünya düzenine hazır mı, Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor?

Türkiye’nin şimdilik yaptığı son dönemlerde Deniz Kuvvetlerinin dediklerini dinliyorlar. Ama sistemin güçlendirilmesi lazım ne gibi? Mesela: PKK ile mücadele doğrudur. Ama İdlip‘teki mücadele bir takım hissi duygular üzerinden gidilmemesi lazım diye düşünüyorum. Peşinden içerdeki yapının güçlendirilmesi ayrı bir konu. Yani ekonomisiydi tıbbi yapıydı teknoloji üretimi idi… Askeri okullar açılacak bir; ikincisi Askeri hastaneler açılacak, çünkü askerin yaralanmasıyla eline çivi batıp bir yaralanma arasında büyük fark var kurşun giriyor omuzun  öbür tarafından çıkıyor. Onu bu sağlıktaki doktorlar ameliyat etmesini bilmiyor. Mayında ayağı parçalanıyor eskiden toplu alıyorlar da kimlikleri bitiştiriyolardı sakat makat fakat adamın ayağı duruyordu; şimdi çoğunun  ayağı kesik. O yüzden bunlar olacak ki asker arkasında vatan için savaşırken öldüğünde ailesinin sağlam yaşayacağına inanacak ki gerçek bir savaşa girsin. Öbür türlü hiçbir şey sağlama alınmadan gerçek bir askeri güç ulusal boyutta sağlanamaz. Öbür türlü ekonomide teknolojik gelişmeler de yeniden yapılanma sistemleri şehirleşme de değişmeler bunlar ayrı konu ama askeriye bu durumda böyle antreman gibi Osmanlı tarihi dersleri ile devam edemez diye düşünüyorum.

Doğrudur. Benim babamda kaptandı. Büyük gemi kaptanıydı. Bana yelkenli kullanmayı öğretirdi ama kabiliyetsizdim ben. Yani Kalamış’ta bir kaç defa batırdım ortalama yaparken; burundan dönüyordum fener burnunda dediki sen dedi adam olamayacaksın denizci olamayacaksın. Ama yetişme tarzını biliyorum. Bu verdiğim derslerden biliyorum. En parlak öğrencilerimi denizciydi. Şart tabi eğitim-öğretim kalitesi de şart kimler eğitmen olarak geliyor? şimdi olumlu bir eğitim grubu var ama yeni gelenler için bilemiyorum vallahi.

Hocam son bir sorum olacak, ulusal güvenlik kavramında tahmin edilen ve daha çok önem kazanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önem kazanan gelişmeler şunlar: Bir kere ekonomik boyut olmadan askeri boyutunda sağlamlaşması mümkün değil. Yani çaba harcama gerektiriyor. Habire yeni teknolojiler. Şimdi televizyonda bir takım konuşmalar oluyordu, derste dediler ki “hocam bu arkadaşlarınıza söyler misiniz? Beş senede bir bizim kullandığımız askeri teknolojileri değişiyor 15 sene evvelki komutanımız çıkıp bir şeyler anlatıyor. Bu anlattığı gibi değil söyler misiniz?” dediler.

Dedim söylerim. Habertürk’e dedim ki “bu teknik konuları çok eskiden emekli olmuş subayların sormayın. Güncel siyasi konuları sorun. Diyorlar ki bunlar yeni teknolojileri bilmiyorlar.” Değişiyor hızla. Bizim bilim dallarında da öyle doğrudur. Bu teknoloji eksikliğimizi ve dışarı bağımlılığımızı mümkün olduğu kadar azaltmamız gerekiyor.

Ekonomi çok önemli. Yol yapmanın sırf bilmem ne üzerinden, inşaat yapmanın veya inşaatlerın biraz durgun olması durdurulması lazım. Yeni ekonomik alanların bulunması lazım. Eğitimin varlığı geliştirlmesi lazım, ulusal güvenlik açısından bu teknolojiler. Göçün durdurulup göçmenlerin geri gönderilmesi lazım.Arap ulusları ile değil, Türk soylu devletler yoğun ilişkiler içinde olmamız lazım. Onlar Türk olduklarını biliyorlar. Ama Araplar ne olduklarını bilmiyorlar. Onlar hala aşiret kabile dönemindeler. Herhangi bir sadakat olmaz. Ondan 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı yapan komutanların bilgi ve tecrübeleri var biliyorlar onlar. Onun için Araplara yüz vermemişler.

Bunun yanında bir ortak bütün olarak yönetmek lazım. Yani toplumun kutuplaştırılmaması, hem basında hem yaşamda ayrıştırılmaması lazım. Böyle bir yaşam için de Türkiye hızla bu yaşlanan Avrupa’yı geçebilir. Avrupa ile gelişen Asya arasında çok büyük bir köprü oluşturabilir. Asya’nın yarısında Türk var. O Sibirya’nın üst tarafına açılan yollarda da Türkler var, Sibirya’nın ortasında da Türkler var. Rusya’nın altında da içinde de Kazakistan’da Türkler var. Avrupa’da da Türkler var. Bu yüzden en büyük köprü en gelişmiş ülke aklı başında yöneticilerle Türkerdir diye düşünüyorum.

Araplara merak salmış insanlar var. Onlardan vazgeçmek lazım bir tek petrolleri vardı. Onun da kullanımı bitiyor.  Bittikten sonra ne yapacaklar? Çöl kumlarıyla plajlara kum taşırlar. Başka yapacakları bir şey yok diye düşünüyorum.

Hocam, değerli katkılarınız, görüşleriniz için çok teşekkür ederiz. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Gözde Kılıç Yaşın   - 03-12-2020

Kıbrıs Meselesinde Kritik Dönem

Kıbrıs meselesi önemli bir dönüm noktasında; adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm üretilebilir.