< < İdlib’de Silahları Susturmak
 Bu sayfayı yazdır

İdlib’de Silahları Susturmak

Yazan  16 Mayıs 2020

Uluslararası Kriz Grubu (ICG) tarafından hazırlanan, “İdlib’de Silahları Susturmak” başlıklı raporda, Suriye’de muhaliflerin son kalesi olan İdlib’in tamamen Şam yönetimine geçmesini engellemeye yönelik kalıcı bir anlaşmanın parametreleri masaya yatırıldı.

Yayımlanan rapordaki önerilere göre; mevcut ateşkes güçlendirilmeli, Esad yönetimi, Rusya, Türkiye ve bölgedeki radikal dinci grupların da dahil edileceği bir uzlaşı zemini yaratılmalı. Bu adımlar atılmadığı sürece, çatışma ve sınırları aşan bir istikrarsızlık olma ihtimali yüksek.

Uluslararası Kriz Grubu'nun Suriye uzmanı Dareen Khalifa tarafından kaleme alınan raporda, sürdürülebilir bir ateşkes anlaşmasının önemine dikkat çekiliyor, çünkü bölgede bu zamana değin Türkiye ile Rusya arasında birçok kez ateşkes yapıldı, ancak hiçbiri kalıcı olmadı.

ICG, nüfusu yoğun olan İdlib’de koronavirüs salgınının yayılma riskini ve saldırılar bitse de sağlık hizmetlerinin bölgede tamamen durmasını da göz önüne alarak, görece barışçıl bir ortam geliştirilmesi için tüm tarafların bir masa etrafında uzlaşması gerektiğini belirtiyor.

Heyet Tahrir el-Şam’ın durumu

Ancak İdlib’de çözümü engelleyen nedenlerden biri kuşkusuz bölgenin en güçlü askeri grubu olan Heyet Tahrir el-Şam. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), M4 karayolu üzerinde Türk-Rus ortak devriyesini birçok kez engelleyen HTŞ ve ona bağlı grupları bir süredir havadan ve karadan sıkı bir denetim altında tutmaya çalışıyor.

Öte yandan Ankara, güçlü bir silahlı muhalif grup olan HTŞ’yi salt askeri güç ile yok edemeyeceğini, zira grubun yerelde kökleşmiş bağları olduğu görüşünde. Ayrıca, HTŞ’ye yönelik olası bir operasyonun Türkiye sınırına yeni bir sığınmacı akınını doğurabileceğinden endişe ediliyor.

Rapora göre, ateşkes anlaşmaları sürecine HTŞ de dahil edilmeli ve Türkiye, HTŞ’nin sınır ötesi militanlığına mesafe koymaya devam etmesi ve siyasi ve dini açıdan daha çoğulcu ve hoşgörülü olmasına yönelik baskı oluşturmalı.

Ankara’nın HTŞ’ye yönelik bir operasyonunun insani krizi daha da kötüleştireceğini vurgulayan Uluslararası Kriz Grubu, Ankara’nın son üç ayda bölgedeki varlığını askeri olarak güçlendirdiğini, İdlib’deki Türkiye destekli muhalif grupları bir araya getiren Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne verdiği desteği artırdığını belirterek, rejimin İdlib’de ilerlemesini durdurmaya ve yeni bir rejim saldırısının bedelini ağırlaştırmaya hazır olduğunu gösterdiğini savunuyor.

Astana süreci

Uluslararası Kriz Grubu raporunda, 2017 yılından beri devam etmekte olan Astana süreci ise şu şekilde eleştiriliyor:

“2017 yılında İran’ın katılımıyla başlatılan üçlü Astana süreciyle birlikte Rusya ile Türkiye arasında imzalanan bir dizi ateşkes anlaşmasının başarısız olmasının sebeplerinden biri; iki ülkenin, İdlib’in geleceğine dair taban tabana zıt pozisyonlarının bir yansıması olarak, anlaşmalardan doğan taahhütlerini birbirlerinden farklı yorumlamalarıdır. Yapılan en son anlaşma bu farklılıkları gidermeyen sadece askıya alan bir anlaşmaydı: Türkiye, Suriye’nin geleceği ile ilgili kapsamlı siyasi çözüm sağlanana kadar rejimi İdlib’den uzak tutmaya çalışırken, Rusya Şam’daki müttefikinin ülkenin topraklarının tamamını, mümkünse anlaşma yoluyla ancak gerekli görürse güç kullanarak, geri alma hedefini desteklemeye devam ediyor.”

Uluslararası Kriz Grubu’ndan Suriye analisti Dareen Khalifa, HTŞ’nin müzakere süreci yerine ateşkes anlaşmasına dahil edilmesi gerektiğini ve ateşkes kapsamındaki diğer isyancı gruplarla aynı şekilde ele alınması gerektiği görüşünde.

Khalifa konuya ilişkin açıklamasında, “Ateşkes anlaşmalarının doğası gereği isyancı gruplara meşruiyet kazandırmazlar ve onların görüşmelere dahil edilmesini istemezler” ifadelerini kullanıyor.

Khalifa ayrıca,“HTŞ, 2017 yılında El Kaide ile bağlarını kopardı ve o zamandan bu yana kendisini Suriyeli bir 'isyancı grup' olarak tanıtıyor, bazı yabancı savaşçıları ve aşırılık yanlısı kesimleri ise lider kadrosundan ayıkladı, söylemini ılımlı bir çizgiye çekti ve uluslararası toplulukla angajmana girmek istiyor. Ancak, bu zamana değin hiçbir yöneticisi terörist sıfatından ateşkesin tarafı aktör sıfatına evrilmedi” diyor.

HTŞ Sürece Dahil Edilmeli mi?

HTŞ’nin sürece dahil edilmemesi, askeri kapasitesini güçlendirmesine yol açıyor ve bu da karşılığında HTŞ sorununun çözümünde Rus-Türk anlaşmazlığını körüklüyor.

Ancak Khalifa’ya göre, “Eğer bu grup süreç içerisinde sorumluluk sahibi bir aktör muamelesi görecekse ilk başta o şekilde davranması gerek.”

Son olarak, Uluslararası Kriz Grubu’na göre Rusya ve Türkiye arasında HTŞ konusundaki anlaşmazlık giderilmezse bundan sonraki ateşkes anlaşmaları da kısa süreli olabilir.

Euronews tarafından aktarılan bu raporda dikkat çekilmesi gereken en önemli nokta HTŞ’nin gün geçtikçe belirginleşen etkisidir. Özellikle Türk-Rus ortak devriyelerine engel oluşturma çabasında olan ve çok kez sorun yaratan HTŞ’nin yapılacak bir ateşkes anlaşmasına taraf olması bu grubu tam anlamıyla meşrulaştırmak anlamına gelmektedir. Terörist bir grup olarak tanımlanan bu örgütün bir ateşkese dahil edilmesi anlaşmaların doğasına aykırı bir durumdur.

Öte yandan, Suriye’de acil bir çözümün gerekliliği değinilmesi gereken bir diğer önemli nokta. Bu döneme değin yapılan birçok ateşkes anlaşmasının kalıcı olmadığı açıkça görülüyor. Suriye’nin neredeyse bir terör yuvası haline gelmiş olması diğer ülkeler açısından düşünüldüğünde en fazla Türkiye’yi etkiler nitelikte. Uzun kara sınırı, içerisinde bulunan yoğun Suriyeli nüfus Türkiye üzerindeki tehdidin boyutunu artırıyor. Ayrıca, bölgede bulunan Türk kuvvetleri açısından da tehdit oluşturuyor.

Kaynak: Euronews

Kübra Ünlü

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 
Stajer