Birleşik Arap Emirlikleri Dış Politikasını mı Değiştiriyor?

Yazan  12 Haziran 2021

Yazan: Berkay Acir

İsrail’in yeni dostlarından biri dış politikadaki rolünü değiştiriyor: Bölgeyi şekillendirmeye çalışmaktan, gelişmelere cevap vermeye. BAE'nin bölgesel iddiaları ve agresif dış politikası, daha temkinli ve pragmatik bir yaklaşıma doğru ilerliyor gibi görünüyor ve BAE, çevreyi şekillendirmeye çalışmak yerine şimdi buna yanıt veriyor. Son on yılda Orta Doğu’da aktif olarak yer alan Birleşik Arap Emirlikleri’nin dış politikası evrim geçiriyor ve gitgide değişen koşullara uyum sağlamaya çalışıyor. Peki bunu nasıl ve neden yapıyor?

Ilımlı dış politikadan agresif dış politikaya

Birleşik Arap Emirlikleri, küçük nüfusu (9 milyonluk nüfusunun sadece 1 milyonu vatandaş) ve geniş petrol rezervleriyle (kanıtlanmış petrol miktarı yaklaşık 100 milyar varil) dünyada kişi başına düşen milli gelir oranına göre en zengin ülkelerden birisi. Bu zenginlik, liderlerinin hırslarıyla birleştiğinde, bağımsızlığının 50. yılını kutlayan BAE'nin, Arap dünyasında yenilenebilir enerji,nükleer enerji, savunma sanayii, siber uzay ve uzay gibi birçok alanda liderlik kovalamasına yardımcı oldu. BAE, 2011 yılına kadar ekonomik kalkınma hedeflerine öncelik verdi ve petrol gelirlerini ülkede gelişmiş altyapı kurmaya ve her alanda kalkınmaya ayırmasıyla, yabancı işçilerinin yüksek oranıyla, ünlü gökdelenleriyle ve yatırım yapma imkanlarıyla ön plana çıktı. İzlediği yol 1990 yılında 50 milyar dolar değerindeki ekonomisini 2014’te 400 milyar dolara çıkartmasını sağladı. Birleşik Arap Emirlikleri, bağımsızlığını elde ettiği 1972 yılından 2011’e kadarki bu süreçte dış politikada genellikle tarafsızlığı ve ara buluculuğu tercih etti. 2011’deki Arap Baharıyla birlikte bölgedeki ayaklanmalar ve karışıklıkların ardından, daha önce dış politikasında ölçülü ve kısıtlı davranmış ve başka ülkelerin liderliği yürütmesine izin veren Birleşik Arap Emirlikleri, Ortadoğu’daki pek çok olayda ön safhada yer almaya ve önemli bir aktör olmaya çalıştı. Birleşik Arap Emirliklerin Arap orduları arasında küçük ama iyi eğitimli ve donanımlı olan ordusu, Yemen ve Libya’daki çatışmalara müdahale etti. Abu Dabi'deki hükümetin amacı, askeri üsler ve limanların inşası, mali destek, diplomatik katılım, vekil olarak belirledikleri aktörlere destek ve ittifakların sağlamlaştırılması yoluyla bölgesel düzeni şekillendirmeye çalışmaktı. Kısacası, 2011’e kadar dış politikada kriz alanlarında diyaloğu ve ara buluculuğu benimseyen Birleşik Arap Emirlikleri, bu tarihten sonra oluşan krizlerde taraf olmayı ve hatta bu krizlere direkt müdahale etmeyi seçti ve ılımlı dış politikadan agresif dış politikaya yönelmiş oldu.

Dış politikada değişim sinyalleri

Ancak son zamanlarda BAE'nin bölgesel politikasında açık bir değişiklik görülüyor. Bu değişikliğin en önemli göstergesi, BAE’nin çatışma alanlarına katılımını azaltması. BAE, kara birliklerinin çoğunu 2019'da Yemen'den geri çekti ve 2020'den başlayarak Libya'daki askeri katılımını azalttı ancak bu ülkelerdeki yerli gruplara, daha düşük düzeyde de olsa finansal ve diplomatik olarak desteğini sürdürdü. 2021'in başlarında, BAE Afrika Boynuzu'nda Eritre ve Somaliland'daki askeri varlığını da azalttığı bildirildi. Politikasındaki bir başka olası değişiklik, Hamas'ın kontrolündeki Gazze'deki katılımını ve yatırımlarını arttırma isteğidir. Ayrıca, 2021'in başlarında BAE Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey liderliğinde değişiklikler oldu ve iki yeni devlet bakanı atandı: Suudi Arabistan’da büyükelçilik yapmış olan Shakhbout bin-Nahyan, BAE'nin bölgesel aktivizminin destekçisi Dr. Anwar Gargash'ın yerine Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak atandı. Türkiye ve İran'da Büyükelçilik yapmış olan Khalifa Shaheen Almarar’ın Devlet Bakanı olarak atanması ise BAE’nin bu ülkelere yönelik politikasında değişik yapacağını işaret etti. Bu değişiklikler, BAE'deki iki ana emirlik olan Dubai ve Abu Dabi arasındaki dinamikle de ilgili olabilir.Abu Dabi Veliaht Prensi Mohamed bin Zayed tarafından önerilen bölgesel atılganlığın savunucuları arasında yer almayan ve BAE Başkan Yardımcısı, Başbakan ve Dubai Emiri olan Muhammed bin Raşid el-Maktoum,dış politikadaki etkisini arttırmış olabilir. BAE’nin dış politikasındaki değişim, hem ülkenin müttefiki olan Suudi Arabistan hem de düşmanı olan İran ile olan ilişkilerine de yansıyor.

BAE-Suudi Arabistan İlişkisi

İki Körfez ülkesi istikrarlı kalmaya ve Arap gündemine öncülük etmeye devam ediyor. Ancak Suudi Arabistan ve BAE'nin dış politikaları bazen birbirlerinin çıkarlarıyla çatışıyor. Son on yılda aralarında, Mısır Devlet Başkanı Sisi'nin iktidara gelmesinden Yemen'deki savaşa; Trump yönetimiyle iş birliğinden Katar'a karşı boykota varana kadar bölgesel gelişmeleri ve süreçleri şekillendirdiler. Ayrıca iki ülkenin liderleri Muhammed bin Salman ve Mohamed bin Zayed'in yakın ilişki içinde olduğu ve ortak bir bakış açısı paylaştığı bildiriliyordu.Geçmişte, iki devlet arasındaki gerginlik, petrol ve gaz sahalarının konumu ve Arap dünyasındaki ve Körfez İşbirliği Konseyi'ndeki liderlik nedeniyle su yüzüne çıktı. Ancak kamuoyunda, iki ülke her şeyin yolunda olduğu izlenimini vermeye çalıştı. BAE'nin İran'a yönelik politikası zaten 2019'dauzlaştırıcı bir tutum sergilemeye başladı ve BAE, güçlerinin çoğunu Yemen'den çekerek, Suudi Arabistan'ı Husilere karşı yürüttüğü kampanyada yalnız bıraktı. BAE, Esad rejimiyle ilişkilerini yeniledi ve görünüşe göre Riyad da şimdi aynı şeyi yapmaya hevesli davranıyor. Öteki taraftan, Ocak 2021'de Katar ile imzalanan uzlaşma anlaşması, Katar'ı ve siyasi İslam'ı hala tehdit olarak gören BAE'nin muhalefetine rağmen Suudi politikasında bir değişikliğin sinyalini verdi.

BAE-İran ilişkisi

BAE açısından İran bölgesel istikrara karşı ana tehdit olmasına karşın, BAE önemli ticaret ortaklarından biri olmaya devam eden İran ile uygun ticari ilişkileri sürdürmeye özen gösteriyor. ABD Başkanı Trumpİran ile nükleer anlaşmadan çekilmeden önce, BAE ile İran arasındaki ticaret hacmi 13 milyar doları buldu. 2016 yılında Suudi Arabistan'ın İran'daki diplomatik temsilciliklerine yapılan saldırının ardından birçok Arap ülkesi İran'daki diplomatik temsilciliklerini kapatmış, ancak BAE, İran'daki büyükelçiliğini açık bırakmıştı. BAE, Mayıs 2019'da İran'ın Körfez'deki gemilere yönelik başlayan saldırılarının ardından İran ile diyalog başlattı. BAE, bu adımı bir yandan İran saldırısı endişesi, diğer yandan ABD'nin saldırılara herhangi bir yanıt vermemesinin ardından ABD'nin BAE'nin savunmasına olan bağlılığından şüphe duyması nedeniyle atmıştı.Hemen öncesinde BAE, İran destekli Husi isyancılara karşı olan kara savaşının önemli yükünü üstlenen askeri güçlerini Yemen'den çektiğini duyurmuştu. İran ile uzlaşma eğilimi; nakliyatta koordinasyonun arttırılması için bir mutabakat anlaşmasının imzalanması, İranlı yatırımcıların BAE'deki bankalardaki fonlarının dondurulması işleminin geri alınması, üst düzey BAE yetkililerinin İran'a yaptığı ziyaretler ve pandemi nedeniyle İran'a tıbbi yardım sağlanması da dahil olmak üzere devam etti. İran’ın bölgesel etkisini arttıracağından korktuğundan dolayı ABD ile İran arasında nükleer anlaşmaya dönüş konulu görüşmelerden endişe duysa bile, BAE’nin İran'a yönelik yaptırımların kaldırılmasından kâr etmesi muhtemel; çünkü bu durum iki ülke arasındaki ticaret hacmini artıracak.

Dış politikadaki bu değişiklik neden?

BAE'nin dış politikasını değiştirme ihtiyacı, her şeyden önce ABD'deki yönetimin değişmesinden ve yeni ABD Başkanı Joe Biden'in İran'ın başını çektiği önde gelen konularda benimsediği politikadan kaynaklandı. BAE de benzer şekilde gücünün sınırlarını kabul etti ve bu nedenle, özellikle Yemen'deki müdahalesinden ve Suudi Arabistan ile yakın ilişkilerinden kaynaklanan imajına verilen zararı da içeren kayıplarını dengelemeye çalışacak. BAE yönetiminin, Trump yönetimi altında sahip olduğu hareket özgürlüğünün daraldığını ve kendisini değişen duruma adapte etmesi gerektiğini fark ettiği tahmin ediliyor. Petrol fiyatlarındaki düşüş de dahil olmak üzere COVID-19 pandemisinin ekonomik sonuçları, BAE üzerindeki ekonomik baskıyı artırdı ve BAE'nin içe dönme ve kendisine yeni bir rota çizme ihtiyacına katkıda bulundu.

Bundan sonra ne olabilir?

BAE'nin çeşitli bölgesel olaylardaki askeri varlığının azaltılması, dış politika hedeflerinden tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Bundan sonra farklı yöntemler kullanması gayet mümkün. Örneğin, Yemen'de BAE hala güneydeki ayrılıkçılara bağlı, milisleri kontrol etmeye devam ediyor ve aynı zamanda Arap Yarımadası'nda El Kaide'ye karşı savaşta ABD ile iş birliği yapıyor. Ek olarak, BAE Libya'daki askeri varlığını azaltmış olsa bile, belki de tam olarak bu nedenle, Türkiye’nin bölgesel emellerine karşı Yunanistan ile güvenlik iş birliğini sıkılaştırdı. Bu nedenle, BAE'nin Arap dünyası ve Ortadoğu üzerindeki etkisini çeşitli başka araçlar kullanarak arttırmaya çalışması muhtemeldir. Agresif dış politikanın ve doğrudan müdahaleciliğin kapasitesini aştığını fark eden BAE’nin bundan sonrasında diplomasiyi daha işlevsel hale getirmeye çalışması oldukça olasıdır. Bununla birlikte, BAE'nin son yıllarda dahil olduğu bazı bölgesel "projelerde" Katar'a karşı boykot, Yemen'deki ve Libya'daki savaş olmak üzere çok az başarı elde edildi. Aynı zamanda, Biden yönetimi İran'la diyaloga, özellikle nükleer anlaşmaya dönüşeilgi gösterirken, İran'dan gelen tehditler arttı. Bu nedenlerden ötürü, Biden Beyaz Saray'a girmeden önce bile görülen BAE politikasındaki değişikliklerin, önümüzdeki yıllarda da Biden’ın görev süresi boyunca devam etmesi bekleniyor.

Financial Times: BAE, on yıllık kas gücünden oluşan dış politikasını sıfırlıyor

Son olarak 8 Haziran 2021 tarihinde Financial Times’ta, koronavirüs pandemisi Körfez devletinin ekonomisini vurduktan sonra yetkililer sert müdahaleden geri dönüş yapıyor alt başlıklı bir makale yazıldı.Makalede, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, on yıl boyunca petrolden beslenen zenginliğini ve askeri gücünü müttefiklerini desteklemek ve düşmanları zayıflatmak için kullandığı ve Arap dünyasının en güçlü bölgesel aktörü olduğu yazıldı. Ancak, Körfez ülkesi BAE'nin koronavirüs pandemisinin kötü ekonomik sonuçları ve küresel ticaretteki etkileri sebebiyle, “askeri” müdahaleyi de içeren agresif dış politika yerine "ekonomik" diplomasiye geçeceği belirtildi. Üst düzey bir BAE yetkilisi Financial Times'a verdiği demeçte, "BAE için en iyisinin ne olduğunu düşündük.” ve “Ekonomiye çok daha fazla odaklanılacak.” dedi. Koronavirüs pandemisinin ekonomiyi kötü etkilemesi ve Joe Biden’ın ABD başkanı olarak seçilmesinin birleşmesi sonucu Ortadoğu’daki dinamiklerin değiştiği veTrump başkanlığının çalkantılı yıllarından sonra gerilimi düşürmeye yönelik deneysel bir hareket yaratıldığı yazıldı. Yetkililere göre, yeni direktiflere paralel olarak Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan ve Etiyopya ve hatta Hindistan ve Pakistan arasındaki çatışmalar gibi anlaşmazlıklarda da arabuluculukta daha aktif bir rol arayacak. Yeniden kalibre edilen bu strateji, Abu Dabi'nin veliaht prensi ve BAE'nin fiili lideri Şeyh Muhammed bin Zayed al-Nahyan'ın idaresi altında, 2011 halk ayaklanmasının ardından Arap dünyasının en iddialı gücü olarak ortaya çıkan bir ulus için önemli bir değişime işaret ediyor.

2011 itibariyle isyanların Orta Doğu'da yankılanmasından sonra BAE vizyonunu bölgeye empoze etmeye çalışmıştı ve Şeyh Muhammed devletinin ABD’nin yarattığı boşluğu doldurmada, İslamcı hareketlerin yükselişini önlemede ve İran'ın saldırılarına karşı koymada liderlik etmesi gerektiğine ikna oldu. Agresif politikalarının sonucunda BAE, Suudi Arabistan’ın ana partneri olarak Yemen’deki savaşa binlerce asker gönderdi. Aynı zamanda, Libyalı savaş lordu Hafter’in ana destekçilerinden oldu. 2017'de Katar'ı İslamcıları desteklemek ve İran'a çok yakın olmakla suçladıktan sonra Suudi Arabistan'la birlikte Katar’a karşı bölgesel bir ambargonun ön saflarında yer aldı.Bütün bu müdahaleler, batının önemli bir ortağı olan küçük, petrol zengini bir ulusu ağırlığının üzerine çıkardı ve etkisini artırdı. Ancak bunların hiçbiri büyük bir başarıyla sonuçlanmadı ve hepsi BAE'nin itibarına zarar verdi.

Yemen'de BAE, El Kaide militanlarına karşı yürüttüğü kampanyadan dolayı Washington'un takdirini kazandı. Ancak Suudi liderliğindeki koalisyon, Husileri yerinden etmeyi başaramadı ve BAE, İran ile bölgesel gerilimlerin artması ve insani bir felaketi tetikleyen savaşa yönelik eleştirilerin artması nedeniyle birliklerinin çoğunu 2019'da geri çekti. Libya'da Hafter, geçen yıl BAE'nin ezeli rakibi Türkiye'nin Libya'nın BM destekli hükümetini desteklemek için askeri müdahalede bulunmasından sonra bir dizi yenilgiye uğradı ve Hafter Trablus'a yönelik bir yıldan uzun süredir devam eden saldırısını sona erdirmek zorunda kaldı. Batılı diplomatlar, BAE'nin son aylarda Libya'daki askeri varlıklarını geri çektiğini söylüyor. Ocak ayında BAE, Suudi Arabistan'ın arkasından Katar'a yönelik bölgesel ambargoyu kaldırdı. Ortadoğu uzmanlarına göre BAE, şu anda hiçbir yerde büyük bir zafere sahip olamayacağını anladı. Birleşik Arap Emirliği yönetimi sert askeri müdahalelerin kendisine getirisi olacağını düşündü ancak beklentileri karşılanmayınca politikasında değişikliğe gitme kararı aldı. Dolayısıyla, BAE yönetiminin ekonomik iyileşmeye ve koronavirüs sonrası dünyaya odaklanması mantıklı duruyor. Uzmanlara göre BAE, artık Libya gibi bölgesel çatışmalara açıkça müdahale bulunuyor görünmek istemiyor. Ancak bu durum politikalarını tamamen terk ettikleri anlamına gelmiyor, sadece daha zeki olan diplomasi ve arabuluculuk yolunu seçiyorlar.

Türkiye ile İlişkiler

Financial Times’ın görüştüğü bir diğer yetkili, BAE'nin İran ile arka kapı diplomasisinin yanı sıra son zamanlarda Türkiye ile de gerilimi azaltmak için görüşmeler yaptığını söyledi. BAE'nin geçen yıl İsrail ile ilişkileri normalleştirme kararına atıfta bulunan yetkili, "İsrail'den İran'a herkesle arkadaş olmak istiyoruz" dedi. BAE yetkilisi, Suudi Arabistan'ın Türkiye'yle görüşmeye öncülük söyledi ve “yaklaşımımız orada ne olduğunu görmek” dedi. Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Riyad ile Ankara arasındaki sorunları çözme çabalarının bir parçası olarak geçen ay Suudi Arabistan'ı ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta Türkiye'nin Mısır ve Körfez ülkeleriyle bağlarını güçlendirmek istediğini söyledi. Ancak uzmanlar, bölgedeki gerilim düşürülme çabalarının “oldukça kırılgan” olduğunu söylüyor ve bütün problemlerin hala yerinde durduğunu ve bundan sonrası için diplomasinin yapabileceklerini göreceğimizi söylüyor.

 

 

 

Kaynakça:

https://www.ft.com/content/c9c4bc12-696f-42f0-b0a9-00b2affd666b

https://www.inss.org.il/publication/uae-foreign-policy/

https://www.dailysabah.com/politics/diplomacy/uae-seeks-to-restore-ties-with-turkey-regional-countries-report

https://gulfnews.com/uae/year-of-the-50th/50-years-of-uae-foreign-policy-safety-at-home-security-in-region-1.79434067

https://foreignpolicy.com/2021/06/03/houthis-saudi-arabia-biden-yemen-policy-backward/

https://studies.aljazeera.net/en/reports/2017/06/transformations-uae-foreign-policy-170608095838131.html

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 18-07-2021

85. YILDÖNÜMÜ’NDE MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ VE KANAL İSTANBUL

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, “Türk Boğazları” Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul (Karadeniz) Boğazı olarak kabul etmiş,yalnızca İstanbul Boğazı’ndan geçişleri değil,aynı zamanda deniz trafiğini düzenleyerek Ege Denizi ile Karadeniz arasındaki deniz ulaşımına ilişkin hukuki düzenlemeyi kapsa...