Avrupa Birliği

Wulff İstifası: Türkiye Almanya İlişkileri Üzerine Notlar

20.02.2012 - Ayça AYANLAR
461 kez okundu.    PDF Şekli  Yazi Yazdir   
Özel krediyi zamanında açıklamadığı için eleştirilen Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un 17 Şubat tarihinde istifasını vermesiyle koalisyon hükümeti ortakları, muhalefetin de desteğini alabilecek bir aday arayışına girmiştir.  

Alman Anayasasına göre, Cumhurbaşkanının istifasından en geç 30 gün sonra yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesi gerektiği için seçimin 18 Mart’ta yapılması bekleniyor. Adaylar arasında öne çıkan isimler; Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı Petra Roth ve Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert'in adaylığı red etmesiyle en güçlü ikinci aday Almanya Protestan Kiliseler Birliği’nin eski başkanı Wolfgang Huber’in ismi konuşulmaktadır. Türkiye, Huber’in seçilmesi taraftarı değil, zira istifa eden Wulf’un aksine Huber, 2009’da yaptığı konuşmalarda Türkiye’nin AB’ye ait olmadığını açıklayarak,[1] “AB sınırsız genişleyemez. Türkiye’ye özel nitelikte komşuluk önerilmeli” diyerek Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmıştır. Huber’e göre Türkiye, AB’nin önemsediği hiçbir kriteri yerine getirememiş ve ülkede yaşayan Hıristiyan azınlıkların durumunu iyileştirememiştir. Huber, Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasını değil, sınırları AB’yi aşan daha büyük bir ortak ekonomik alan, imtiyazlı ortaklık yaratılmasını savunmaktadır. Kimi politikacıların öne sürdüğü imtiyazlık ortaklık, Türkiye açısından teknik olarak imkansız görülmektedir. Zira, en kapsamlı ilişki olarak görülen gümrük birliği müzakereleri sırasında verilen tavizler, taraflar gümrük birliğini tam üyeliğe giden yolda basamak olarak düşündükleri için verilmiştir.

İmtiyazlı ortaklık çerçevesinde gümrük birliği, tarım ürünlerini kapsayacak şekilde genişletildiğini varsayarsak, AB’nin örneğin bitki ve hayvan sağlığı konularında kesin bir şekilde üretim normlarını üreticinin önüne koyması demektir. Normları sağlamanın en kısa yolu üye olmadan AB mevzuatı ile uyum sağlamayı gerektiriyor. İmtiyazlı ortaklıkta ise, Türkiye’nin imtiyazı elde edebilmesi için yüz bin sayfalık AB mevzuatı haricinde tarım mevzuatını da uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Fakat tüm bunları uyguladıktan sonra önemli bir tarım ülkesi olan Türkiye, AB’nin tarım politikalarında hiçbir karar alma hakkı olmayacaktır. Bu Türkiye açısından kabul edilemeyecek bir durumdur. Cumhurbaşkanlığı için en güçlü adaylardan Huber, Türkiye’nin tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklığının gerçekleştirilmesi gerektiğini savunanlardandır. Bu nedenle, Huber’in seçilmesi Türkiye’yi olumsuz yönde etkileyebilir. Fakat, göçü ve göçmenleri destekleyen Wulff, Türkiye’nin AB’ye üye olması gerektiğini, İslam’ın Almanya’nın bir parçası olduğunu her fırsatta dile getiren bir Cumhurbaşkanıydı. Bu nedenle istifaya en çok Almanya’da yaşayan Türkler ve Türk vakıfları üzülmüştür.

 

Almanya’da ilk defa iki yıl içinde üst üste gelen iki Cumhurbaşkanının istifası[2] Merkel’i zor durumda bırakacaktır. Zira Başbakan, euro krizine yoğunlaşması gereken bir dönemde iç politikadaki sorunlarla uğraşmak durumunda kalacaktır. Aynı zamanda, Alman halkına göre, bir politikacıda olması gereken en önemli özellik dürüstlük olduğu için Savcılık Wulff’la ilgili yapılan soruşturmada eski Cumhurbaşkanını suçlu bulursa, Merkel bu güvene layık olmayan birinin arkasında durmakla suçlanabilir.

 

Öte yandan, Wulff istifasının arkasında cevaplanamayan bir yığın soruyu da beraberinde getirmiştir. Örneğin, Alman basınında farklı iki uçta yer alan Bild ve Spiegel’in, ilk defa bu konuda aynı tarafta yer alması manidardır. Merkel’in 2005 yılından bu yana çok sayıda CDU’lu siyasetçiyi devre dışı bırakması ve partiden istifa ettirmesi, kabinesine daha çok kadın bakanlara yer vermesi acaba Wulff istifasında Başbakanın payı var mı sorusunu gündeme getirebilir. Merkel, Wulff’un Euro politikasıyla ilgili görüşlerinden, İslamiyet’e ve göçmenlere kucak açan konuşmalarından son derece rahatsızdı. Merkel bu sefer kendi görüşüne, çizgisine uygun bir cumhurbaşkanı seçerse, zaten olumsuz olan Türkiye, Almanya ve AB ilişkileri olumsuz yönde etkilenecektir. Türkiye’nin Fransa ile mevcut durumuna ek olarak Almanya ile ilişkilerinin de bozulması AB sürecini iyice çıkmaza götürecektir.

 


FaceBook

Twitter
© 2006 - 2012 21. YÜZYIL TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ
Tüm hakları T.C. Yasalarınca saklıdır.
Sitemizde bulunan yazıların sorumlulukları yazarlarına aittir. Kurumumuz tarafından çıkarılan dergi, özel rapor ve kitapların içeriklerinde bulunan yazılarda aynı kapsam dahilinde yazarına aittir.
Bu sayfa en iyi 1024x768 ve üzeri çözünürlükte çalışmaktadır. En iyi görüntüleme için: Internet Explorer 8 Internet Explorer 8 ve üzeri, Firefox Firefox 3.6 ve üzeri, Chrome Chrome 8 tarayıcıları tercih ediniz.
powered by Globalmesaj