Hoşgeldiniz; Bugün 19 Ocak 2017 Perşembe

FİKİR TANKI

Dünyadan Başkanlık Rejimine Geçişle İlgili Bazı ÖrneklerMecliste, başkanlık sistemine geçilmesini amaçlayan anayasa değişikliği ile ilgili görüşmeler sürüyor. Bu görüşmelerde bence üzerinde durulması gereken en önemli sorulardan biri şu olmalı: Dünyada bugün parlamenter sistemle yönetilen demokratik ülkeler arasında, Türkiye’den başka, başkanlık rejimine geçmeye çalışan ülke hangisidir? Bu soruyu BBC Türkçe servisinden Onur Erem ABD’nin Austin Teksas Üniversitesinden Prof. John Gerring’e sormuş. Gerring, gelişmiş, demokratik ülkeler arasında parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçen ülke olmadığını söylüyor. Chicago Üniversitesinden Peter Buisseret ise sadece Sahra Çölünün Güneyindeki bazı Afrika ülkelerinin bu sistem değişikliğini benimsediğini belirtiyor. Ancak bu ülkeler ne geçmişi, ne siyasi ve sosyal yapısı Türkiye’ye benzeyen Zimbabve, Gana ve Malavi. Peki bu ülkelerde sonuç ne olmuş? Zimbabve’yi 1980’de 1987’ye kadar Başbakan olarak yöneten Robert Mugabe o yıl yapılan anayasa değişikliğiyle Başkan olmuş. İngiltere’nin Kent Üniversitesinden Alex Magaisa’ya göre bu değişiklik “Mugabe’nin gücün merkezileştirme arzusundan” kaynaklanmış. Sistem Mugabe’nin diktatörlüğüyle sonuçlanmış. 1957’de kurulan ve parlamenter sistemine yönetilen Gana’da Başbakan Kwame Nkrumah 1960 yılında düzenlenen bir referandumla ülkesini başkanlık rejimine geçirmiş. Orada hedef hızlı kalkınma. Sonuç ne olmuş? 1964 yılında Nkrumah kendisininkinin dışındaki bütün partilerin yasaklanması için referandum yapmış. Halkın %99unun oyuyla bütün muhalefet partileri yasadışı ilan edilmiş. Malavi’de 1964 yılında bağımsızlığını ilan ettikten sonra parlamenter sistemle idare edilmeye başlanmış. Ülke 1966'da başkanlık sistemine geçmiş. Başbakan Hastings Kamuzu Banda başkan olmuş. O dönemin tanıklarından Kachale’ye göre "Malavi başkanlık sistemine geçerek bir diktatörlüğe dönüşmüş. Kachale, başkanlık sisteminde parlamentonun başkanı hiçbir şekilde sorgulayamadığını anlatıyor. Kuşkusuz bu ülkelerden hiç biri Türkiye’yle kıyaslanamaz. Kıyaslanabilir ülkelerden, çağdaş demokrasinin simgelerinden sayılan Fransa’da de Gaulle’ün dayatmasıyla 1958 yılında kabul edilen 5. Cumhuriyet anayasası yarı başkanlık sistemi getirdi. Bu sistem de ülkeyi uzun yıllar huzura ve istikrara kavuşturamadı. 1968 öğrenci olayları ülkeyi yönetilemez hale getirdi. De Gaulle güvenliği sağlamak için General Massu’den destek istedi. O ortamda yapılan seçimlerde partisi başarı kazandı ama kısa bir süre sonra de Gaulle istediği anayasa değişikliklerini yaptıramayınca istifa etmek zorunda kaldı. Peki daha eski geçmişte demokratik ülkelerde halkın oyuna başvurarak otoriter rejim kuranların örnekleri yok mu? Var. Bir örnek gene Fransa’dan: 1792 yılında Cumhuriyet ilan edildi. 1793 ile 1794 yılları arasında terörist faaliyetler zirveye çıktı. 1795 yılında Direktuvar denilen bir yönetim iktidarı ele geçirdi. O da dört yıl iktidarda kalabildi. İç İstikrar bir türlü sağlanamıyordu. Yöneticiler halkın desteğini kaybettikçe hukuktan değil, polis baskısından medet umarak iktidarlarını sürdürmeye çalıştılar. Dikkatleri yurtdışındaki sorunlara çekmeye çalıştılar. Napolyon bu ortamdan yararlanarak 9 Kasım 1799 tarihinde bir darbeyle yönetime el koydu. Yeni rejimin adı konsüllüktü. Napolyon kendini birinci konsül ilan etti. Bu sadece diktatörlüğe giden yolun bir aşamasıydı. Napolyon 1804 yılında kendini imparator ilan ettirdi. Katı ve otoriter bir rejim kurdu. Anayasada buna göre gerekli değişiklik yapıldı. Napolyon’un devlet yönetimiyle ilgili bazı prensipleri şöyleydi: “Bir anayasa kısa ve muğlak olmalıdır. Liderler umut tacirleridir. İnsanlar haklarından çok çıkarları için mücadele ederler. Dört muhalif gazete bin süngüden daha korkutucudur. Tarih, üzerinde görüş birliğine varılan yalanlardan ibarettir. Ben bazen bir tilki bazen bir aslan olurum. Hükümet etmenin sırrı ne zaman tilki ne zaman aslan olacağını bilmektir.” Napolyon bazı zaferlerden ve yenilgilerden sonra Brüksel’in yakınlarındaki Waterloo savaşını kaybetti. Müttefikler Paris’e girip XVIII. Louis’yi tekrar kral tahtına oturttular. Fransa’da “Şubat Devrimi” denilen 1848 Devriminden sonra bir kere daha cumhuriyet rejimi kuruldu. 10 Aralık 1948’de Fransız halkı ilk defa olarak doğrudan doğruya cumhurbaşkanını seçti. Napolyon Bonaparte’ın yeğeni Louis Napolyon oyların % 75’ini alarak 4 yıl için Cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanının yandaş kadrosu cumhuriyet karşıtlarından oluşuyordu, çünkü en başta kendisi cumhuriyet rejimine karşıydı. Cumhuriyetçiler bakanlıklardan, belediyelerden ve ordudan uzaklaştırıldı. Devletin yönetim kadroları cumhuriyet karşıtlarının eline geçti. 4 yıllık görev süresi ona yetmiyordu. Yeniden seçilme hakkında kavuşmak için anayasanın değiştirilmesi gerekiyordu. O da bunun için çalışıyordu. Meclis bütün baskılara rağmen Louis Napolyon’un istediği anayasa değişikliğini kabul etmedi. Louis Napolyon da 2 Aralık 1851 tarihinde bir hükümet darbesi yaparak diktatörlüğünü ilan etti. Fransız halkı düzenlenen bir referandumda bu darbeyi onayladı. Bu ortamda hükümet darbesi sırasında hazırlanan anayasa halkoyuna sunuldu. Sonuç: 7.500.000 kabul, 640.000 ret. Bu anayasayla cumhurbaşkanının 10 yıl için seçilmesi, kanun yapma yetkisinin cumhurbaşkanına verilmesi, bakanların cumhurbaşkanına karşı sorumlu olması kabul ediliyordu. Basına ön sansür uygulanacaktı. Bütün devlet memurları cumhurbaşkanına sadakat yemini edecekti. 1852 yılının Şubat ayında seçimler yapıldı. Muhalefet sadece 8 milletvekili çıkartabildi. Derhal büyük işadamları rejime bağlılıklarını bildirdiler. Cumhurbaşkanı Louis Napolyon bununla da yetinmiyordu. Gözü daha da yüksekteydi. 9 Ekim’de büyük bir nutuk verdi. Özü şuydu: “İmparatorluk barış demektir.” Yani İmparator olmak istiyordu. İstediği oldu. 20 Kasım günü yeni bir halk oylamasına gidildi. 250.000 kişinin hayır oyuna karşılık 7.800.000 kişi evet dedi. Louis Napolyon III. Napolyon adıyla İmparator ilan edildi ve 18 yıl Fransa’yı idare etti. III. Napolyon uzun yıllar çok katı ve otoriter bir yönetim sürdürdü. Muhalefetin güçlenmesini önlemek için basın üzerinde güçlü bir sansür uyguladı. 8 Mayıs 1870’te yeni bir halk oylaması yaptırdı. Fransız halkı 1860 yılından beri yapılan anayasa reformlarının tümünü benimsiyor muydu? Sonuç şöyle oldu: 7.350.000 evet, 1.500.000 hayır, 1.900.000 çekimser. Özetle tarihten bazı örnekler bunlar. (Bu konularda daha ayrıntılı bilgiler Demokrasiden Diktatörlüğe başlıklı kitabımda yer alıyor.) Şimdi anayasa değişikliği için çalışan milletvekillerimizin bu bilgilerden yararlanacaklarını ümit etmek istiyorum. Unutulmasın ki, tarih sadece ders alınmazsa tekerrür eder. Kaynak: Onur Öymen
Bekir Ali YÜKSEL tarafından 01 Ocak 2017 Pazar 19:48'te yazıldı. 2019 defa okundu

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı